COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
DEMİREL VE ATEŞ (NO. 3) – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 11976/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
9 Aralık 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 11976/03 no’lu davanın nedeni, T.C.  
vatandaşları Hünkar Demirel ile Hıdır Ateş’in (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne, 4 Mart 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına  
alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur.  
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu  
avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 1979 ve 1951 doğumlu olup Hünkar Demirel Neu Isenburg’ta,  
Hıdır Ateş ise Berlin’de ikamet etmektedir.  
İkinci başvuran Hıdır Ateş, haftalık Yedinci Gündem gazetesinin sahibi, birinci  
başvuran Hünkar Demirel ise genel yayın yönetmenidir.  
Yedinci Gündem, Ocak 2002’de çıkan 31. sayısında “Öcalan1’dan Akçam2’a Yanıt”  
başlıklı bir makale yayımlamıştır. Bu makale, Taner Akçam’ın bir başka gazetede yayımlanan  
ve PKK’nın kurulmasıyla gelişmesini konu alan suçlamalarına Abdullah Öcalan’ın verdiği  
yanıtla ilgilidir. Makalede ayrıca Öcalan’ın Kürtçe eğitim ve kültürel etkinlikler gibi çeşitli  
konularla ilgili düşünceleri de yer almaktadır.  
28 Ocak 2002’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
başvuranları yasadışı bir örgütün açıklamalarını yayımlamak yoluyla 3713 sayılı Terörle  
Mücadele Kanunu’nun 6/2 maddesine muhalefetle itham ederek dava açmıştır. İstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, 5680 sayılı Basın Kanunu’nun ek 2.  
maddesi ile Ceza Kanunu’nun 36. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.  
4 Şubat 2002’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başvuranlar aleyhinde  
cezai kovuşturma başlamıştır.  
Başvuranlar, mahkemeye verdikleri yazılı savunmada, bahsi geçen makalenin  
yayımlanmasının ilgili mevzuata aykırı olduğunu inkar etmişlerdir. Başvuranlar, diğer  
hususlar meyanında, bu yazıyı yayımlayarak işlerini yaptıklarını ve halkı bilgilendirdiklerini  
ileri sürmüşlerdir. Yazıda diğer bireyleri küçük düşürmeye yönelik veya suça teşvik olarak  
yorumlanabilecek hiçbir şey yoktur ve bilgi verme özgürlüğünün kısıtlanması için herhangi  
bir haklı sebep bulunmamaktadır.  
3 Haziran 2002’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranları suçlu  
bulmuştur. Mahkeme, sözkonusu makalede, PKK’nın kurulmasının, gelişiminin ve  
eylemlerinin anlatıldığını ve Öcalan’ın Kürtçe eğitim kampanyasıyla ilgili ifadelerine atıfta  
bulunulduğunu tespit etmiştir. Yazının tamamı Öcalan adına yapılan bir açıklamayı içermekte  
1 Abdullah Öcalan, yasadışı silahlı bir örgüt olan PKK’nın eski lideri.  
2 Taner Akçam sosyolog, tarihçi ve yazardır.  
2
   
olup başvuranlar gazetelerinde bu açıklamayı yayımlayarak suç işlemişlerdir. İkinci  
başvuranın 4,000,500,000 Türk Lirası (yaklaşık 3,000 Euro), birinci başvuranın ise  
2,000,250,000 Türk Lirası (yaklaşık 1,500 Euro) tutarında “ağır para cezası” ödemesine  
hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesi, ayrıca, 5680 sayılı kanunun ek 2/1 maddesi uyarınca,  
gazetenin yedi gün süreyle geçici olarak kapatılmasına hükmetmiştir.  
Başvuranlar temyize gitmiştir. Belirsiz bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı,  
başvuranların temyizinin esasına ilişkin yazılı mütalaa sunmuştur. Bu yazılı mütalaa,  
başvuranlara tebliğ edilmemiştir.  
19 Aralık 2002’de, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
20 Ocak 2003’te, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başkanı, nihai kararı İstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiş ve gazetenin kapatılmasına  
yönelik kararın uygulanmasını talep etmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, mahkumiyetlerinin ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu  
konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHS’nin 10. maddesine dayandırmışlardır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların ifadeleri  
Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin 10. maddenin  
ikinci paragrafında belirtilen hükümler çerçevesinde yerinde olduğunu belirtmiştir. Hükümet,  
makalenin içeriğinin Türk toplumundaki çeşitli grupları şiddet ve düşmanlığa sevk ettiği,  
böylelikle insan haklarını ve demokrasiyi tehlikeye düşürdüğü görüşündedir. Dolayısıyla,  
başvuranların hakkına yapılan müdahale izlenen meşru amaçlarla orantılı olup makamlar  
tarafından sunulan gerekçeler yerinde ve yeterlidir.  
Başvuranlar, iddialarını sürdürmüş ve AİHM’den, içtihadı doğrultusunda, ihlalin  
tespitini talep etmişlerdir.  
2. AİHM’nin değerlendirmesi  
AİHM, başvuranların mahkumiyetinin AİHS’nin 10/1 maddesi tarafından güvence  
altına alınan ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu hususunda taraflar arasında  
anlaşmazlık bulunmadığını kaydeder. Ayrıca, bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü,  
AİHS’nin 10/2 maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda toprak bütünlüğü ve kamu  
düzeninin korunması gibi meşru bir amaç ya da amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir.  
3
AİHM buna katılmaktadır. Dolayısıyla, AİHM, yapacağı incelemeyi müdahalenin  
“demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuyla sınırlayacaktır.  
AİHM, 10. madde ile ilgili kararlarında belirttiği temel ilkeleri hatırlatır (bkz, Şener /  
Türkiye, no. 26680/95; Frezzos ve Roire / Fransa, no. 29183/95; Lingens / Avusturya, A  
Serisi no. 103 ve Erdoğdu / Türkiye, no. 25723/94). AİHM, sözkonusu davayı bu ilkeler  
ışığında inceleyecektir.  
AİHM, itirazda bulunulan müdahaleyi, makalenin içeriği ve yayımlandığı bağlam  
dahil olmak üzere davanın tamamını dikkate alarak incelemelidir. AİHM, özellikle,  
sözkonusu müdahalenin “izlenen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve yerel  
makamlarca müdahaleyi haklı göstermek için sunulan gerekçelerin “yerinde ve yeterli” olup  
olmadığını belirlemelidir. Öte yandan, verilen cezaların niteliği ve ağırlığı da müdahalenin  
orantılılığını değerlendirirken dikkate alınması gereken faktörlerdir (Skałka / Polonya, no.  
43425/98). AİHM, ayrıca, sözkonusu davanın arka planını da –özellikle terörizmin  
önlenmesiyle ilintili sorunları- dikkate almalıdır.  
AİHM, basının demokratik bir toplumda oynadığı rolü birçok kez vurgulamıştır.  
AİHM, diğer hususlar meyanında, basının milli güvenlik veya toprak bütünlüğü gibi devletin  
çıkarlarının korunmasını sağlamak için belirlenen bazı sınırları aşmamasının gerekli olmasına  
rağmen, sorumluluk ve yükümlülükleri dahilinde, bölücü olanlar da dahil olmak üzere kamu  
çıkarını ilgilendiren bütün konular üzerine bilgi verme ve görüş bildirme görevi olduğunu  
belirtmektedir (Şener / Türkiye, yukarıda kaydedilen ve Sürek / Türkiye (no. 1), no.  
26682/95). Basının bu tür bilgi ve fikirleri bildirme sorumluluğu olduğu gibi, halkın da bu  
bilgileri alma hakkı vardır (Bladet Tromsø ve Stensaas / Norveç, no. 21980/93).  
AİHM, ayrıca, başkalarıyla yapılan röportajlara veya bu kişilerce yapılan açıklamalara  
olduğu gibi veya düzeltilerek yer veren haberlerin, , basının “halkın gözcüsü” görevini yerine  
getirebilmesi için gerekli olan en önemli araçlardan birini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Bir  
gazetecinin, bir başka kişinin ifadelerinin yayılmasına yardım ettiği gerekçesiyle  
cezalandırılması, basının kamu yararına olan konuların tartışılmasına katkıda bulunmasını  
engelleyecektir; bu nedenle, çok güçlü sebepler olmadıkça böyle bir yola başvurulmamalıdır  
(Kulis / Polonya, no. 15601/02). AİHM, basınla ilgili davalarda, ulusal takdir marjının  
demokratik bir toplumda basın özgürlüğünün sağlanması ve korunması gereği ile  
sınırlanacağını hatırlatmaktadır (Dąbrowski / Polonya, no. 18235/02).  
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren ve ikisi aynı başvuranlar  
tarafından açılan birçok davayı incelediğini ve bu davalarda AİHS’nin 10. maddesinin ihlalini  
saptadığını gözlemlemektedir (Sürek ve Özdemir / Türkiye, no. 23927/94; Özgür Gündem /  
Türkiye, no. 23144/93; Korkmaz / Türkiye (no. 1), no. 40987/98; Korkmaz / Türkiye (no. 3),  
no. 42590/98; Halis Doğan / Türkiye (no. 2), no. 71984/01; Karakoyun ve Turan / Türkiye,  
no. 18482/03; Demirel ve Ateş / Türkiye, no. 10037/03 ve Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2),  
yukarıda kaydedilen). Sözkonusu davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümet’in bu  
davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı  
kanaatindedir.  
Bu davada, AİHM, sözkonusu makalenin, Öcalan’ın kısmen Akçam’ın bir başka  
gazetede yayımlanan açıklamalarına cevaben yaptığı ıklamalarla ilgili olduğunu ve  
PKK’nın kurulmasını ve gelişimini ele aldığını kaydeder. Yazıda, ayrıca, Öcalan’ın eğitimde  
ve kültürel etkinliklerde Kürtçenin kullanımına ilişkin görüşlerini ve 2002 yılıyla ilgili verdiği  
4
genel mesaj yer almaktadır. AİHM, yerel mahkemelerin, sözkonusu makalenin yasadışı bir  
örgüt adına yapılan bir açıklamayı içerdiği ve bu yazıyı gazetelerinde yayımlayarak  
başvuranların suç işlediği yönünde bir değerlendirme yaptıklarını gözlemlemektedir.  
Başvuranlar, ağır para cezasına çarptırılmış olup gazete yedi gün süreyle kapatılmıştır.  
AİHM, sözkonusu makaleyi incelemiştir. AİHM, bu makalenin, 1985’ten beri devlete  
karşı silahlı direnişte bulunan yasadışı bir örgüt, bu örgütün arka planı ve solcu hareketlerdeki  
yeri ile ilgili tarihi bilgi verdiği ve bu örgütün ardındaki itici güç olan kişinin psikolojisine  
ışık tuttuğu için, taraflı da olsa, haber değerinde olduğu kanaatindedir. Yazıda Akçam  
aleyhinde ciddi iddialar bulunsa da, AİHM, sözkonusu yargılamada başvuranların iftira ile  
değil Terörle Mücadele Kanunu kapsamında itham edildiği gerekçesiyle bu hususun göz  
önünde bulundurulmayacağını kaydetmektedir. AİHM, ayrıca, hakaret içeren bölümlere  
rağmen, yazının tamamının şiddet, silahlı direniş veya ayaklanmaya teşvik ettiğinin  
söylenemeyeceği kanaatindedir (Gerger / Türkiye, no. 24919/94, a contrario, Halis Doğan /  
Türkiye, no. 75946/01 ve Gülcan Kaya / Türkiye, no. 6250/02) . Bu davada, sözkonusu yazı,  
belirli kişilere karşı derin ve nedensiz bir nefret uyandırarak şiddete sevk edebilecek nitelikte  
değildir (a contrario, Sürek / Türkiye (no. 1), no. 26682/95).  
AİHM’ye göre, yerel mahkemeler, yukarıda değinilen hususların hiçbirini gözönünde  
bulundurmamış, bunun yerine makalenin Abdullah Öcalan’ın PKK ile ilgili olarak yaptığı  
ıklamaları içerdiği hususuna değinmişlerdir. 3713 sayılı Kanun’un 6/2 maddesi ile bu  
maddenin sözkonusu davaya uygulanması, AİHS hükümlerinin yerine getirilebilmesi için  
yeterli değildir; çünkü yasaklı bir örgüt üyesi tarafından verilen röportajlar ve yapılan  
ıklamalar, ifade özgürlüğünün uygulanmasına getirilen yasağı haklı çıkaramaz. Metinde  
kullanılan sözcükler ve kullanıldıkları bağlam yerine ihtilaf konusu metnin bir bütün olarak  
ele alındığında şiddete teşvik edip etmediğine dikkat etmek gerekir (Özgür Gündem, yukarıda  
kaydedilen). Bir yayın bu şekilde nitelendirilmiyorsa, Sözleşmeye Taraf Devletler, milli  
güvenlik veya toprak bütünlüğünü nedeniyle medya üzerine ceza kanunun ağırlığını koyarak  
halkın bilgi edinme hakkını kısıtlayamazlar.  
AİHM, ayrıca, başvuranlara verilen para cezalarından ayrı olarak, ilk derece  
mahkemesinin gazetenin yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiğini; bunun da  
başvuranların ve diğerlerinin ileride benzer makaleler yayımlamasını engellemek ve mesleki  
faaliyetlerini aksatmak için üstü kapalı bir sansür anlamına geldiğini kaydeder.  
Ulusal makamların takdir marjı ile birlikte dava koşullarının tamamını dikkate alan  
AİHM, başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda  
gerekli” olduğunu gösteren gerekçelere dayanmadığı ve ceza kanunu uyarınca başvuranların  
mahkumiyetinin izlenen amaçla orantılı olmadığı sonucuna varmıştır.  
Buna göre, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı mütalaasının kendilerine tebliğ  
edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin yerine getirilmediğini, bunun sonucunda da  
adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar bu şikayetlerini  
AİHS’nin 6/3 (b) maddesine dayandırmışlardır.  
5
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 6/1 maddesine göre incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AİHM, geçmişte aynı şikayeti incelediğini ve AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna vardığını kaydeder (Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2), yukarıda kaydedilen;  
Abdullah Aydın / Türkiye (no. 2), no. 63739/00).  
AİHM, sözkonusu davayı incelemiş ve yukarıda bahsedilen davalarda vermiş olduğu  
karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı sonucuna varmıştır.  
Buna göre, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 1 NO.LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI  
Başvuranlar, gazetelerinin geçici bir süreyle kapatılmasının mal ve mülk  
dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiği konusunda şikayetçi olmuş ve bu  
şikayetlerini 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayandırmışlardır.  
AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu, bu nedenle aynı  
şekilde kabuledilebilir nitelikte olduğunu kaydeder. AİHM, ayrıca, gazetenin geçici bir  
süreyle kapatılmasının başvuranların mahkumiyetinin bir sonucu olduğunu gözlemlemektedir.  
Başvuranların mahkumiyetinin AİHS’nin 10. maddesini ihlal ettiği sonucuna varan AİHM, bu  
şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
IV. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ  
Başvuranlar, ayrıca AİHS’nin 1., 6/1 (İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili olarak), 7., 13., 14., 17. ve 18. maddeleri uyarınca  
şikayette bulunmuştur.  
AİHM, başvuranların benzer şikayetlerini daha önce inceleyip reddettiğini kaydeder  
(Demirel ve Ateş / Türkiye, no.10037/03). AİHM, sözkonusu davada, önceki saptamalarından  
ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı görüşündedir. Sonuç olarak,  
başvurunun bu kısmı AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olup AİHS’nin  
35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.  
V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
6
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuranlar, maddi tazminat olarak sırasıyla 5,000 Euro ve 3,000 Euro, manevi  
tazminat olarak kişi başı 3,000 Euro talep etmiştir. Başvuranlar, Terörle Mücadele Kanunu  
uyarınca mahkum edilmeleri sonucu hapse girmemek için Türkiye’den kaçmaları nedeniyle  
mesleki ve özel yaşamlarının olumsuz yönde etkilendiğini ileri sürmüşlerdir.  
Hükümet bu miktarlara itiraz etmiştir.  
AİHM, destekleyici herhangi bir belge sunulmamış olması nedeniyle, başvuranların  
maddi tazminat taleplerinin dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir (Demirel ve Ateş /  
Türkiye (no. 2), yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AİHM, maddi tazminat taleplerini  
reddeder.  
Öte yandan, AİHM, başvuranların tespit edilen ihlalin tek başına yeterli tatmin  
oluşturamayacağı şekilde sıkıntı çekmiş olabileceğini kabul etmektedir. AİHM, davanın özel  
koşulları ile tespit edilen ihlallerin türünü dikkate alarak ve içtihadına dayanarak,  
başvuranlara ortaklaşa 4,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar, yerel mahkemeler ile AİHM önünde yapmış oldukları yargılama masraf  
ve giderleri için 3,250 Euro talep etmişlerdir. Başvuranlar, bu talebi desteklemek üzere,  
avukatlarının davayla ilgili olarak 25 saatlik çalıştıklarını gösteren bir iş cetveli sunmuşlardır.  
Hükümet bu miktara itiraz etmiştir.  
AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önünde yapılan yargılama masraf ve  
giderlerine ilişkin talebi reddeder ve AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 1,000  
Euro ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvuranların ifade özgürlüğü hakkına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından  
hazırlanan yazılı mütalaanın tebliğ edilmemesine ve mal ve mülk dokunulmazlığına  
saygı gösterilmesi hakkına yapılan müdahaleye ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir,  
başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
7
3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Başvuranların 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca yapmış oldukları şikayetin  
ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
5. (a)AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından başvuranlara, ortaklaşa, manevi tazminat olarak 4,000 Euro (dört bin Euro),  
yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
8