AİHM buna katılmaktadır. Dolayısıyla, AİHM, yapacağı incelemeyi müdahalenin
“demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuyla sınırlayacaktır.
AİHM, 10. madde ile ilgili kararlarında belirttiği temel ilkeleri hatırlatır (bkz, Şener /
Türkiye, no. 26680/95; Frezzos ve Roire / Fransa, no. 29183/95; Lingens / Avusturya, A
Serisi no. 103 ve Erdoğdu / Türkiye, no. 25723/94). AİHM, sözkonusu davayı bu ilkeler
ışığında inceleyecektir.
AİHM, itirazda bulunulan müdahaleyi, makalenin içeriği ve yayımlandığı bağlam
dahil olmak üzere davanın tamamını dikkate alarak incelemelidir. AİHM, özellikle,
sözkonusu müdahalenin “izlenen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve yerel
makamlarca müdahaleyi haklı göstermek için sunulan gerekçelerin “yerinde ve yeterli” olup
olmadığını belirlemelidir. Öte yandan, verilen cezaların niteliği ve ağırlığı da müdahalenin
orantılılığını değerlendirirken dikkate alınması gereken faktörlerdir (Skałka / Polonya, no.
43425/98). AİHM, ayrıca, sözkonusu davanın arka planını da –özellikle terörizmin
önlenmesiyle ilintili sorunları- dikkate almalıdır.
AİHM, basının demokratik bir toplumda oynadığı rolü birçok kez vurgulamıştır.
AİHM, diğer hususlar meyanında, basının milli güvenlik veya toprak bütünlüğü gibi devletin
çıkarlarının korunmasını sağlamak için belirlenen bazı sınırları aşmamasının gerekli olmasına
rağmen, sorumluluk ve yükümlülükleri dahilinde, bölücü olanlar da dahil olmak üzere kamu
çıkarını ilgilendiren bütün konular üzerine bilgi verme ve görüş bildirme görevi olduğunu
belirtmektedir (Şener / Türkiye, yukarıda kaydedilen ve Sürek / Türkiye (no. 1), no.
26682/95). Basının bu tür bilgi ve fikirleri bildirme sorumluluğu olduğu gibi, halkın da bu
bilgileri alma hakkı vardır (Bladet Tromsø ve Stensaas / Norveç, no. 21980/93).
AİHM, ayrıca, başkalarıyla yapılan röportajlara veya bu kişilerce yapılan açıklamalara
olduğu gibi veya düzeltilerek yer veren haberlerin, , basının “halkın gözcüsü” görevini yerine
getirebilmesi için gerekli olan en önemli araçlardan birini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Bir
gazetecinin, bir başka kişinin ifadelerinin yayılmasına yardım ettiği gerekçesiyle
cezalandırılması, basının kamu yararına olan konuların tartışılmasına katkıda bulunmasını
engelleyecektir; bu nedenle, çok güçlü sebepler olmadıkça böyle bir yola başvurulmamalıdır
(Kulis / Polonya, no. 15601/02). AİHM, basınla ilgili davalarda, ulusal takdir marjının
demokratik bir toplumda basın özgürlüğünün sağlanması ve korunması gereği ile
sınırlanacağını hatırlatmaktadır (Dąbrowski / Polonya, no. 18235/02).
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren ve ikisi aynı başvuranlar
tarafından açılan birçok davayı incelediğini ve bu davalarda AİHS’nin 10. maddesinin ihlalini
saptadığını gözlemlemektedir (Sürek ve Özdemir / Türkiye, no. 23927/94; Özgür Gündem /
Türkiye, no. 23144/93; Korkmaz / Türkiye (no. 1), no. 40987/98; Korkmaz / Türkiye (no. 3),
no. 42590/98; Halis Doğan / Türkiye (no. 2), no. 71984/01; Karakoyun ve Turan / Türkiye,
no. 18482/03; Demirel ve Ateş / Türkiye, no. 10037/03 ve Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2),
yukarıda kaydedilen). Sözkonusu davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümet’in bu
davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı
kanaatindedir.
Bu davada, AİHM, sözkonusu makalenin, Öcalan’ın kısmen Akçam’ın bir başka
gazetede yayımlanan açıklamalarına cevaben yaptığı açıklamalarla ilgili olduğunu ve
PKK’nın kurulmasını ve gelişimini ele aldığını kaydeder. Yazıda, ayrıca, Öcalan’ın eğitimde
ve kültürel etkinliklerde Kürtçenin kullanımına ilişkin görüşlerini ve 2002 yılıyla ilgili verdiği
4