AİHM, buna benzer sorunları gündeme getiren davaları daha evvel de incelemiş ve bu
davalarda AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuştu (bkz., bilhassa, Çetin
ve diğerleri, adıgeçen, Güneri ve diğerleri – Türkiye, no: 42853/98, 43609/98 ve 44291/98, 12
Temmuz 2005, ve Yeşilgöz – Türkiye, no: 45454/99, 20 Eylül 2005).
AİHM, 2935 sayılı OHAL Kanununun 11. maddesinin e) bendinin valiye, bölge halkının
kafasını karıştırarak kamu düzeninin ciddi biçimde bozulmasına aracılık eden ya da bölgede
etkinlik gösteren güvenlik güçlerinin faaliyetlerini yanlış yansıtan yorumlara yer veren her
türlü yazılı metnin bölgeye sokulmasını ve dağıtılmasını yasaklama yetkisi tanıdığını
kaydetmiştir. Son derece genel ifadelerle kaleme alınmış olan bu kanun hükümleri, yayınların
dağıtımı ve bölgeye sokulmasının idari olarak yasaklanması konusunda OHAL Valisi’ne
geniş takdir yetkisi tanımaktadır.
Bu tür ön kısıtlamalar a priori AİHS’ye aykırı değildir. Ancak, yasaklamanın sınırlarının
çizilmesi ve muhtemel istismarlara karşı adli kontrolün etkin şekilde yerine getirilmesi için
katı bir yasal çerçevesi bulunmalıdır. (Çetin ve diğerleri, adıgeçen, prg. 61 ve 66).
Ancak AİHM, gerek bu kanunun uygulanmasının gerek OHAL Valisi’ni yetkilendiren
maddelerinin her türlü yargısal denetimin dışında kaldığını gözlemlemektedir. Yayınların
idare tarafından yasaklanması konusunda yargı denetiminin olmaması, başvuranları, olası
suiistimallere karşı korunmaları bakımından gerekli güvencelerden yoksun bırakmaktadır.
AİHM, incelemesine sunulan vakanın meydana geldiği koşulları ve bilhassa da terörle
mücadeleye bağlı zorlukları dikkate almaktadır. AİHM’ye göre olayların meydana geldiği
dönemde terör eylemleri nedeniyle sözkonusu bölgede hakim olan siyasi gerilimin ciddi bir
etkisi vardır. Bununla birlikte yasaklama kararının gerekçeden yoksun olduğunu tespit etmek
gerekir (Çetin ve diğerleri, adıgeçen, prg. 63). Üstelik Hükümet, sözkonusu gazetenin şiddete
teşvik eden ve demokrasiyi reddeder nitelikte olduğunu ya da yasaklanmasını haklı kılacak
olumsuz bir etki yapma potansiyelinin olduğunu gösteren herhangi bir kanıt sunmamaktadır
(bkz, mutatis mutandis, Güneri ve diğerleri, prg. 79).
Yukarıda yapılan değerlendirmelerin ışığında AİHM, ihtilaflı yasaklama kararının
‘demokratik bir toplumda gerekli’ olarak mütalaa edilemeyeceği sonucuna varmıştır.
Bu itibarla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
13. madde, AİHS’de yer alan hak ve özgürlüklerden iç hukukta da faydalanmaya imkan
tanıyan bir başvuru yolunun bulunmasını teminat altına alır.
Bu hüküm, netice olarak, iç hukukta, AİHS’ye dayanan ‘savunulabilir bir şikayetin’
muhtevasını incelemeye imkan tanıyan bir başvuru yolunun bulunmasını ve gerektiğinde
uygun bir telafi sunulmasını gerekli kılar (bkz., diğerleri arasında, Kudla – Polonya, no:
30210/96, prg. 157).
13. maddeden kaynaklanan yükümlülüğün kapsamı şikayetin niteliğine bağlı olarak
değişkenlik gösterir. Ancak 13. maddede öngörülen başvuru hem hukuken hem uygulamada
‘etkili’ olmalıdır (bkz., sözgelimi, İlhan – Türkiye, no: 22277/93, prg. 97).