ilgilinin başvurularında belirttiği olaylara dayanarak AİHM, AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal
edilip edilmediğini tespit etmek zorundadır (Bkz, 28 Ekim 1998 tarihli Assenov ve diğerleri-
Bulgaristan kararı, §154).
Buna karşın, mevcut dosyanın unsurlarına göre Mahkeme, Başvuranın tutukluk halinin
devamına karar verirken çoğu kez aynı gerekçeleri (“kanıtların durumu ve isnad edilen suçun
niteliği göz önüne alındığında...”) kullanmış ve her zaman aynı gerekçeyi belirtmemek için
bazen de gerekçe göstermemiştir. Yakalanan kişinin suç işlediğinden şüphelenilmesine yol
açacak nedenlerden söz etmek, tutukluk kurallarının olmazsa olmaz koşuludur. Ayrıca, söz
konusu koşul da bir müddet sonra geçerliliğini de yitirmektedir. Bu durumda, AİHM’nin, adli
makamlar tarafından gösterilen diğer gerekçelerin, özgürlüğün sınırlanmasını meşru kılıp
kılmadığını tespit etmesi gerekmektedir. Eğer bu gerekçeler “yeterli” ve “etkili” ise o zaman
AİHM, yetkili makamların yargılama sırasında “özel bir titizlik” gösterip göstermediğini
araştırmak zorundadır (Bkz, 26 Temmuz 2001 tarihli Ilıjkov-Bulgaristan kararı, § 77 ve
yukarıda anılan Labita kararı, §§ 152 ve 153).
AİHM, firar etme olasılığına, ikametgahın olmayışına, kanıtların yok edilmesine, Başvuranın
da katıldığı gibi terörist faaliyetlere ve yakalanan kişi sayısına ilişkin Hükümet tarafından ileri
sürülen iddialara katılmamaktadır. Ayrıca, buna benzer iddialar cezanın ağırlığı gerekçe
gösterilerek açıklanamaz. Başka bir deyişle, bu iddiaların mevcudiyetini teyit eden veya kaçma
ihtimalinin yargılanmak üzere tutuklu tutulmayı haklı çıkarmayacak derecede düşük olduğunu
ortaya koyan başka ilgili etkenlere göre değerlendirilmelidir. AİHM, Hükümet’in ileri sürmüş
olduğu benzeri sakıncaların adli makamlar tarafından değerlendirmeye alınmadığını
belirtmektedir (Bkz, 26 Haziran 1991 tarihli Letellier-Fransa kararı, § 43, 27 Ağustos 1992
tarihli Tomasi-Fransa kararı, § 98, 8 Haziran 1995 tarihli Yağcı ve Sargin-Türkiye kararı, §
52 ve 8 Haziran 1995 tarihli Mansur-Türkiye kararı, § 55).
Bu bağlamda AİHM, tutukluluk gerekçelerine dayanarak yetkili makamların 7 yıl süren bir
tutukluluktan sonra hangi risklerle karşı karşıya kalındığını açıklamak zorunda olduğunu
vurgulamaktadır (Bkz, 31 Temmuz 2001 tarihli Zannouti-Fransa kararı, § 44 ve 45 ve
yukarıda zikredilen W-İsviçre kararı, § 33).
AİHM, ön soruşturmanın 6 Ekim 1991 tarihinde sona erdiğini, 10 Ocak 1992 tarihinden 1
Şubat 1995 tarihinde kadar -özellikle uzun bir süre- Mahkeme’nin Başvuranın kimliğini tespit
etmek amacıyla nüfus cüzdan örneğini istediğini ve Başvuranın dava dosyasını diğer
sanıklarınkinden ayırdığını belirtmektedir.
Sonuçta AİHM, söz konusu zaman diliminde Başvuranın tutuklu kalmasının AİHS’nin 5§3
maddesinin ihlaline neden olduğunu belirtmektedir.
Buna istinaden, mezkur madde ihlal edilmiştir.
II.
AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. Mahkeme’nin bağımsız ve tarafsızlığına ilişkin
AİHS’nın 6§1 maddesine atıfta bulunan Başvuran, Mahkeme’nin (Diyarbakır 1 No’lu Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin) bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia etmiştir.
6