DEMİRBAŞ VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE KARARI
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Sorumlu devletin AİHS’nin 3. maddesinin esasa ilişkin kısmı ışığında sorumluluğu
Hükümet Haydar Ceylan’ın kötü muamele iddialarının asılsız olduğunu savunmuştur.
Başvuranın kaçma girişiminde bulunması nedeniyle polis memurlarının kendisini zaptetmek
için güç kullanmak zorunda kaldığı sırada yaralandığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca
başvuranın ulusal mahkemeler ve AİHM önünde olaylara ilişkin ifadesinin tutarlılık
taşımadığını savunmuştur. Sonuç olarak, başvuranın kötü muamele iddialarının makul
şüphenin ötesinde kanıtlanamayacağını ifade etmişlerdir.
Haydar Ceylan, ulusal yetkililere uğradığı kötü muamelenin ayrıntılı tarifini ilettiğini
belirtmiştir. Yumruklanmış, tekmelenmiş, yere yatırılmış ve dövülmüş, falakaya yatırılmış,
üzerine su sıkılmış ve uzun süre ayakta durmaya zorlanmıştır. Gaziosmanpaşa Emniyet
Müdürlüğü’ndeki gözaltı sırasında kaçma girişiminde bulunduğunu belirten ve kendi imzasını
taşımayan tarihsiz polis raporunda yer alan iddiaları reddetmiş ve raporun sahte olduğunu
ifade etmiştir.
AİHM AİHS’nin 3. maddesinin, istisnalara yer ve AİHS’nin 15/2 maddesine göre
ihlaline izin verilmeyen, demokratik bir toplumun en temel değerlerini muhafaza ettiğini
hatırlatır (bkz. Selmouni – Fransa [BD], no. 25803/94). AİHM, bir kişinin sağlıklı olarak
gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmış olduğu görüldüğünde sözkonusu
yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir açıklama getirmenin ve başvuranın
iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla desteklenmişse, şüphe getirecek deliller ortaya
koymanın, devletin görevi olduğunu yineler. Aksi halde AİHS’nin 3. maddesine dayalı açık
bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. diğer birçok kararın yanısıra Selmouni, yukarıda anılan ve
Çelik ve İmret – Türkiye, no. 44093/98). AİHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla ‘her
türlü makul şüpheden uzak’ delil ölçütüne başvurmaktadır. Bununla birlikte, böyle bir delil,
yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen
karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz. Hacı Özen – Türkiye, no. 46286/99).
Eğer sözkonusu olaylar, şahsın gözaltında kendi kontrolleri altında olduğu durumdaki
gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi dahilinde gerçekleşmişse tutukluluk
sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Aslında
tatminkar ve ikna edici bir açıklama getirme yükümlülüğünün yetkililere ait olduğu
söylenebilir (bkz. Hacı Özen, yukarıda anılan).
Somut dava koşullarına dönülecek olursa, AİHM öncelikle başvuranın gözaltına
alınmadan önce muayene edilmediğini ve gözaltı sırasında hakkında düzenlenmiş üç doktor
raporu bulunduğunu gözlemler. 19 Nisan 1999 tarihli rapor başvuranın sırtı, sol gözkapağı ve
sol omzundan yaralandığını belirtmiştir. 22 Nisan 1999 tarihli ikinci rapor başvuranın sağ
kaşı, burnunun sol tarafı ve sol omzunda yaralar bulunduğunu belirtmiştir. 25 Nisan 1999
tarihli üçüncü ve son rapor ise başvuranın sağ kaşı, burnunun sol tarafı ve sol omzunda yara
izleri bulunduğunu belirtmiştir.
AİHM, tarafların sözkonusu raporların bulgularına itiraz etmediklerini kaydeder. Ancak
başvuranın nasıl yaralandığı konusunda farklı nedenler öne sürmektedirler. Haydar Ceylan
6