Başvuranlar, ayrıca, Savcılık tarafından başlatılan cezai soruşturmanın ve
devamında davanın etkili olmadığını iddia etmişlerdir. Bu konuda, savcılığın detaylı
tıbbi muayenelerin yapılmasını emretmediğini ve polis memurlarının aleyhine açılan
ceza davasının zamanaşımından dolayı sona erdiğini belirtmektedirler.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Hükümete göre, başvuranların iddiaları
13 Mayıs 1996 tarihli tıbbi rapor başvuranların iddia ettikleri kötü muamelelere tabi
tutulduklarını makul şüphenin ötesinde ortaya koyamadığı cihetle, başvuranların
iddialarını teyit eder nitelikte değildir. Ayrıca, yetkililerin, başvuranların cumhuriyet
savcısı tarafından dinlenmeleri esnasında dile getirdikleri ihbarlara anında tepki
gösterdiklerini eklemiştir. Bir soruşturma ve ceza davası açılmış ve başvuranların
iddialarına ışık tutma olasılığı olan kanıt unsurları toplanmıştır. Hükümete göre
ye t k i l i l e r , s o r u şturmanın yürütülmesinde ve polis memurları aleyhindeki ceza davası
sürecinde atalet içinde olmakla suçlanamazlar.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
A ĐHM öncelikle, kötü muamele iddialarının, uygun kanıt unsurları ile
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmıştır (mutatis mutandis, Klas Almanya, 22 Ekim
1993 tarihli karar, seri A no 269, s. 17, § 30 Bakınız). Olayların tespitinde, makul
şüphenin ötesinde kanıt ölçütünü kullanmaktadır. Böyle bir delil, yeterli derecede
kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler
demetinden de doğabilmektedir (Đrlanda Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A
no 25, s. 65, § 161).
Ayrıca şahsın, gözaltında tamamen yetkililerin kontrolü altındayken yaralanması
halinde, meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler ortaya
çıkacaktır. (Salman Türkiye [GC], no 21986/93,
§
100, CEDH 2000-VII).
Dolayısıyla, yaralanmaların kaynağına ilişkin tatminkâr ve ikna edici bir açıklama
getirme ve bunu delillerle destekleyerek, başvuranın iddiaları hakkında, hele ki
bunlar tıbbi raporlarla destekleniyorsa, tereddüt yaratmak yükümlülüğünün
ye t k i l i l e r e a it o ld u ğu söylenebilir (Diğerleri arasında, Selmouni Fransa [GC],
no 25803/94, § 87, CEDH 1999-V, Berktay Türkiye, no 22493/93, § 167, 1 Mart
2001 ve Altay Türkiye, no 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001 Bakınız).
A ĐHM, bu başvuruda, öncelikle başvu ran lar d an Ö n d e r Da ğdelen’in, Sami Özbil’in
ve Ergül Çiçekler’in, özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları sürenin başlangıcında
tıbbı muayeneden geçmediklerini ve hatta gözaltı boyunca avukat yardımından ve
kendi seçtikleri bir doktora muayene olma hakkından yararlanamadıklarını tespit
etmiştir. Tıbbı muayeneleri 4 Mayıs 1996 akşamı gerçekleşmi ştir ve bu muayene
sonucunda, başvuranlardan Önder Dağdelen’in kollarında hareket hassasiyeti,
başvuranlardan Sami Özbil’in sol gözünde morluk, testislerde ve bel bölgesinde
hassasiyet ve başvuranlardan Ergül Çiçekler’de epigastrik bölgede, kollarda ve sol
kolun alt kısmında hassasiyet tespit edilmiştir.
Başvuranlardan Murat Telli ise, tutuklandığı gün tıbbı muayeneden geçirilmiştir.
Kendisi ile ilgili düzenlenen tıbbı raporda, sol burun deliğinde pıhtılaşmı ş kan
olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte yakalandığı saatin bilinmemesinden dolayı,
dosyada yer alan unsurlardan yakalanması ile muayene edilmesi arasında ne kadar
süre geçtiğini belirlemek mümkün olmamıştır.
Başvuranlar 10 Mayıs 1996 tarihinde yeni bir muayeneden geçmişler, hiçbir yara
ve darbe izi tespit edilmemiştir. AĐHM, sözkonusu raporun 15 kişi hakkındaki gayet
12