C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DAĞDELEN VE DĐĞERLERĐ- TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no: 1767/03, 14246/04 ve 16584/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
25 Kasım 2008  
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşları Önder Dağdelen, Sami Özbil, Ergül Çiçekler ve Murat Telli  
(başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 15 Kasım 2002 tarihinde,  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme ’ni n ( Avr upa  
Đnsan Hakları Sözleşm e s i - A ĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 1767/03, 14246/04  
ve 16584/04 numaralı üç başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu  
avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar Önder Dağdelen, Sami Özbil, Ergül Çiçekler ve Murat Telli sırasıyla  
1978, 1977, 1976 et 1978 doğumludur.  
29 Nisan 1996 tarihinde, iki kişi bir bombalı saldırı teşebbüsü esnasında  
tutuklanştır. Aynı gün polis, sanığın başvuranlardan Önder Dağdelen ve Sami  
Özbil ile birlikte kullandığı dairede arama yapmıştır. Bu arama esnasında silahlar,  
cephaneler, kullanıma hazır bombalar, patlayıcı malzemeler ve yasa dışı TKEP-L1  
örgütüne dair belgeler bulunmuş ve başvuranların ikisi de tutuklanmıştır.  
Polis bu operasyon bünyesinde toplam on beş kişiyi tutuklamıştır. Tutuklananlar  
arasında bulunan başvuranlardan Ergül Çiçekler 3 Mayıs 1996 tarihinde ve yine  
başvuranlardan Murat Telli 4 Mayıs 1996 tarihinde tutuklanmışlardır.  
Gözaltında oldukları sürede, ifade vermeyi reddeden başvuran Sami Özbil  
haricindeki tüm başvuranlar itiraflarda bulunmuşlardır. Kendileri örgüt  
bünyesindeki faaliyetlerini ve yürüttükleri silahlı eylemleri detaylı olarak  
anlatşlardır.  
Polis, bu dönemde, birçok silah, cephane, patlayıcı, sahte kimlik belgeleri, resmi  
mühürler ve örgüte dair belgeler ele geçirdiği aramalar gerçekleştirmiştir. Polis  
ayrıca, fotoğraflardan kimlik belirleme, olayları canlandırma ve tanık teşhis  
seansları düzenlemiştir.  
Böylece, polis, 7 Mayıs 1996 tarihinde, bir tanığın başvuranlar arasından Sami  
Özbil ve Önder Dağdelen’i silahlı soygunu gerçekleştirenler olarak tanıdığı bir  
teşhis seansı gerçekleştirmiştir. Teşhis tutanağında başvuranların gözaltında  
oldukları sürede ilgili yerde silahlı soygunu gerçekleştirdiklerini kabul ettikleri  
belirtilmiştir.  
Polis, 11 Mayıs 1996 tarihinde, başvuranlardan Ergül Çiçekler’in katılımıyla  
fotoğraftan tanıma seansı düzenlemiştir. Teşhis tutanağına göre, başvuran polis  
tarafından yapılan sorgulamada örgüt adına yürütülen eylemlere katıldığını kabul  
etmiştir.  
1 Türkiye komünist işçi partisi /Leninist, yasadışı silahlı örgüt.  
2
Polis, 12 Mayıs 1996 tarihinde, başvuranlar Önder Dağdelen ve Sami Özbil’i  
diğer bir şüpheli ile yüzleştirmiştir. Bu yüzleştirme sonucunda düzenlenen tutanağa  
göre, başvuranlardan Önder Dağdelen, diğer iki şüpheli ile birçok silahlı eyleme  
katıldığını kabul etmiştir.  
4 Mayıs 1996 tarihinde, başvuranların tıbbı muayenesi saat 20.00 ile 21.30  
arasında, Bezmiâlem Valide Sultan Vakıf Gureba hastanesinin acil bölümünde  
gerçekleşmi ştir. Düzenlenen tıbbi raporlarda aşağıdaki hususlar yer almıştır:  
– Önder Dağdelen: Hiçbir yara ve darbe izi yoktur, kolları hareket ettirirken hafif  
hassasiyet bulunmaktadır.  
– Sami Özbil: Sol gözde morluk, testisler ve bel seviyesinde hassasiyet (raporun  
diğer kısımları okunaksız) bulunmaktadır. Doktor, nöroşirurji, üroloji ve göz  
doktorumda muayene edilmesini talep etmiştir. (raporun diğer kısımları  
okunaksızdır).  
– Ergül Çiçekler: Epigastrik bölgede ve vücudun bir kısmında (okunaksız)  
hassasiyet ve sol kol ve önkol seviyesinde hassasiyet bulunmaktadır.  
– Murat Telli: Sol burun deliğinde pıhtılaşş kan tespit edilmiştir. Doktor kbb  
muayenesi talep etmiştir.  
Başvuran, Sami Özbil aynı gün nöroşirurji bölümünde muayene edilmiş acil  
nöroşirurjik müdahale edilmesini gerektiren bir patoloji tespit edilmemiştir.  
Başvuranlardan Murat Telli ise kulak-burun-boğaz muayenesi olmuştur. Raporda  
burunun ve kulağın dış kısımlarında hiçbir yara ve darbe bulunmadığı ve sol burun  
deliğinde [okunaksız] olduğu belirtilmiştir. Raporun kalan kısmı okunaksızdır.  
Başvuranlar, 10 Mayıs 1996 tarihinde, aynı hastanede yeniden muayene  
edilmişlerdir. Aralarında başvuranların da yer aldığı, gözaltındaki on beş kişi için bir  
sayfalık kısa bir rapor düzenlenmiş ve ilgililerin muayenesi sonucunda hiçbir yara  
ve darbe izine rastlanmadığı belirtilmiştir.  
Başvuranlar, 13 Mayıs 1996 tarihinde, saat 16.20’ye doğru, Đstanbul Adli Tıp  
Kurumu’nda muayene edilmişlerdir. Bu muayenenin sonucunda düzenlenen raporda  
aşağıdaki hususlara yer verilmiştir:  
– Önder Dağdelen: Vücut üzerinde hiçbir yara ve darbe izine rastlanmamıştır.  
Başvuran kollarından asıldığı ve sol omzunda ağrılar olduğu şikâyetini dile  
getirmiştir. Doktor sol boyun seviyesinde tutulma ve hafif bir hassasiyet, omuzlarda,  
dirseklerde ve bileklerde eklemsel işlevlerin normal olduğunu tespit etmiştir. Bir  
günlük iş görmezlik raporu düzenlemiştir.  
– Sami Özbil: Vücut üzerinde hiçbir yara ve darbe izi yoktur. Başvuran, bel  
bölgesinde ağrılarının olmasından ve idrarının kırmızı renginden şikâyetçi olmuştur.  
Doktor; elle muayene esnasında belinin iki tarafında hafif bir hassasiyet tespit  
etmiştir. Đlgilinin, gerekli şekilde donatılmış olan bir hastanenin üroloji bölümünde  
muayene edilmesi gerektiğini ve kesin raporun ancak bu tür bir muayenenin  
sonunda düzenlenebileceğini belirtmiştir.  
– Ergül Çiçekler: Ağız mukozasında mikrop kapmış hafif yaralar, sol kolun dış  
kısmında 5cm’ye 10 cm genişliğinde lezyon ve kafatasının sol üst kısmında 1 cm’ye  
2 cm genişliğinde şiş tespit edilmiştir. Başvuran sol kolunda hassasiyet ve güç kaybı  
ile uyuşukluktan, ayrıca sol bilekte hassasiyet kaybından şikâyetçi olmuştur. Doktor  
kolu germe zorlukları, kolun alt kısmını aşağı yukarı hareket ettirme ve sol elini açıp  
3
kapamada sıkıntılar olduğunu tespit etmiştir. Đlgilinin, muayene olmak üzere  
nöroloji birimine nakil edilmesi gerektiğini ve kesin raporun ancak bu nörolojik  
muayenelerin ardından düzenlenebileceğini belirtmiştir.  
– Murat Telli: Hiçbir yara ve darbe izi yoktur. Başvuran kollarından asıldığından  
ve de omuzları ve kolları seviyesinde ağrıları olduğundan şikâyetçi olmuştur.  
Doktor elle yapılan muayene sonucunda, omuzlar ve kollar seviyesinde hafif bir  
hassasiyet tespit etmiştir. Đlgilinin kollarını, dirseklerini ve bileklerini hareket  
ettirebildiğini tespit etmiş ve bir günlük iş görmezlik raporu düzenlemiştir.  
Gözaltına alınan diğer on şüphelinin de tıbbı muayeneleri, başvuranlarınki ile  
aynı anda geçerleştirilmiştir. Raporda bu kişilerden bazılarında da başvuranlarınkine  
benzer darbe ve yara izleri ile patolojilerin varlığından ve benzer şikayetlerin  
me vc ud i ye t i n d e n b a hs ed il mi ştir.  
Başvuranlar aynı gün, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı tarafından  
dinlenmiştir (« Başsavcı »). Ba şvuranlar başsavcı huzurunda aleyhlerine bildirilen  
suçlamaları reddetmiş ve işkenceye tabi tutuldukları gerekçesi ile polise verdikleri  
ifadelere ve de gözaltında tutuldukları sürede düzenlenen tutanaklara itiraz  
etmişlerdir.  
Başvuranlar 14 Mayıs 1996 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi  
hakiminin karşısına çıkmışlar ve hakim tutuklanmalarına karar vermiştir.  
Başvuranlar hakime verdikleri ifadede başsavcıya söylediklerini tekrarlamışlardır.  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesinde başvuranlara karşı yürütülen ceza  
davası  
Başsavcı, 12 Ağustos 1996 tarihinde, aralarında başvuranların da bulunduğu on  
dört kişi aleyhinde, silahlı eylemler gerçekleştirerek Anayasal düzeni bozma  
teşebbüsünden ve yasadışı örgüt üyesi olmak, bu örgüte yardım ve yataklık etmek  
ve de patlayıcılar üretmek ve kullanmak suçlarından dava açmıştır. Sanıkların 37  
eyleme karıştıklarından şüphelenilmekteydi.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Ekim ve 22 Kasım 1996 tarihlerinde düzenlenen  
ilk iki duruşma e s n a s ın da , a r a lar ı nd a ba şvuranların da bulunduğu 13 sanığın  
ifadesini almıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranlar arasından Önder  
Dağdelen’in dinleneceği duruşma ya g e ç me d e n ö n ce , a vu kat ı müv e k ki l i n in  
gözaltında tutulduğu sürede işkenceye tabi tutulduğunu beyan etmiş ve yasadışı  
kanıtlar olmalarından dolayı, hâkimlerden polis tarafından alınan ifadeleri  
okutmamalarını ve dava çerçevesinde bu ifadeleri değerlendirmeye almamalarını  
talep etmiştir. Mahkeme, baskı altında alınan ifadelere dayanılarak hüküm  
verilemeyeceğine dair mutlak yasağa rağme n, do s ya d a b ul u na n d iğer kanıt  
unsurlarından dolayı bu ifadelerin değerlendirilmesinin yasal bir zorunluluk  
olduğunu belirterek talebi reddetmiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesinde başvuranlardan Önder Dağdelen ve Ergül  
Çiçekler üzerlerine atılı eylemlere katıldıklarını reddetmişlerdir. Başvuranlardan  
Önder Dağdelen sadece yasadışı örgüte üye olduğunu kabul etmiştir. Başvuranlar bu  
unsurların işkence altında elde edilmesi nedeni ile polis huzurunda verdikleri  
ifadelere ve de gözaltında kaldıkları sürede yapılan soruşturmalara itiraz etmişlerdir.  
4
Devlet Güvenlik Mahkemesi 22 Kasım 1996 tarihinde gerçekleşen duruşma nı n  
sonunda, beş tanığın ve başvuranların gözaltında tutuldukları sürede, tutanakları  
imzalayan polis memurlarının duruşma ya ç a ğrılmasına karar vermiştir. Ayrıca  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, dosyanın tamamlanması için birçok usuli işlemin  
gerçekleşme s i ni e mr e t mi ş, A.A. olarak adlandırılan kişi aleyhine yürütülen davayı  
önündeki dava ile birleştirmiş ve aralarında başvu r a n M u r a t T el li ’ n i n d e b u l u nd u ğu  
üç sanığın tahliyesine karar vermiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 Şubat 1997 ve 8 Temmuz 1997 tarihleri arasında,  
üç tanığı ve ilgililerin gözaltında oldukları sürede soruşturmaların tutanaklarını  
imzalamış olan altı memuru dinlediği dört duruşm a d ü z e n l e m i ştir. Polislerden  
dördüne karşı başvuranlara kötü muamele uygulamaktan dolayı, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Polis memurları kötü muamele iddialarını  
reddetmiş ve tutanakların içeriğini teyit etmişlerdir. Duruşma da ha z ır b ul un an  
sanıklar, polis memurlarını kendilerine işke n ce ya p a n l ar o l a r a k t e şhis etmişlerdir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu duruşm a l a r b o y u n c a , d o s y a y ı t a m a m l a m a k ü z e r e  
başka usuli işlemler gerçekleştirmiş, firarda olan bir sanık ile ilgili davayı ayırmış ve  
üç sanığın tahliyesine karar vermiştir. Başsavcı 8 Temmuz 1997 tarihinde  
gerçekleşen duruşma e s n a s ı nda , d a va nı n e s a s ı h a kk ı nd a ki id d ia l ar ı n ı s unmu ştur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Eylül 1997 tarihinde, savunmanın avukatlarının  
iki tanığın dinlenmesi hakkındaki talebini kabul etmiştir. Đlgili tanıklar 23 Ekim  
1997 tarihli duruşma da d i nl e nmi ştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi 9 Aralık 1997  
tarihli duruşm a d a , s a v u n m a n ı n b a z ı b e l g e l e r i s u n m a t a l e b i n i k a b u l e t m i ş ve tanınan  
süreleri yenilemiştir. 12 Şubat 1998 tarihinde grafolojik bir ekspertizle fotoğraf  
ekspertizini ve davaya ilişkin diğer işlemleri dosyaya koymuş ve bir sanığın  
savunmasını dinlemiştir. Bu duruşma l a r ı n s o nunda , s a vun ma l a rı nı h az ı r lama l a r ı i ç in  
başvuranlara ve avukatlarına süreler tanınmıştır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 28 Nisan 1998 tarihli duruşma d a , ara l ar ı nda  
başvuranlardan Önder Dağdelen’in, Sami Özgül’ün ve Ergül Çiçekler’in de yer  
aldığı altı sanığın savunmalarını ve avukatların müdafaalarını dinlemiştir. Bu  
duruşma n ı n s o nunda s eki z da v ac ı n ı n di nle n me s i ne ve i t ha mna me d e ye r a l a n,  
başvuranların gerçekleştirmek ile suçlandığı eylemlere dair birçok evrakın  
sunulmasını talep edilmesine karar vermiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 30 Haziran 1998 ve 28 Ocak 1999 tarihleri arasında  
düzenlenen dört duruşma d a d a va cı l a r ı d i nle mi ş, talep edilen belgeleri teslim almış,  
başka belgeler talep etmiş ve polis memurlarına karşı açılan davanın safahatı  
hakkında bilgi almıştır. Mahkeme, 28 Ocak 1999 tarihinde yapılan duruşma da bir  
davacıyı dinlemiştir. Başsavcı iddialarını 8 Nisan 1999 tarihli duruşma d a sun mu ştur.  
10 Haziran 1999 ve 12 Kasım 1999 tarihleri arasında düzenlenen beş duruşm a  
sanıkların savunmalarını sunmalarına vakfedilmiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde görülen dava boyunca başvuranlardan  
Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler beş duruşma ya v e d i ğer başvuranlar iki  
duruşma ya ka t ı l ma yı r ed de t mi ştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 12 Kasım 1999 tarihinde, başvuranlardan Önder  
Dağdelen’i, Sami Özbil’i ve Ergül Çiçekler’i, Ceza Kanununun 146/1 maddesi  
5
uyarınca Anayasal düzeni bozma teşebbüsünden dolayı, ölüm cezasına çarptırmış,  
ceza ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir. Başvu r a nl a r d a n M ur a t T e l l i , e s k i C e za  
Kanunu’nun 169. maddesinin uygulanması ile yasadışı örgüte yardım ve yataklık  
etmekten iki sene altı ay hapis cezasına mahkum edilmiştir.  
DGM kararını verirken, diğerleri arasında, başvuranların polise verdikleri ve  
kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul ve birbirlerine karşı tanıklık ettikleri  
ifadelerini de dikkate almıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi Ağır Ceza  
Mahkemesinde polis memurlarına karşı açılan kamu davası hakkında bilgi  
edindikten sonra, zorla alındığı iddia edilen ifadelerin başka ma d d i k a n ı t l ar l a  
desteklendiğini ve soruşturmalara katılan polis memurlarının DGM’de ifade  
verdiklerini ve kötü muamele iddialarını reddettiklerini tespit etmiştir. Bunlara,  
ma ğdurların uyuşan tanıklıkları ve başvuranları suçlayan yüzleştirmeler eklenmiştir.  
Başvuranlar 15 Kasım 1999 tarihinde temyize gitmiştir. Başvuranlar  
ma hk û mi ye t l e r i ni n i şke n c e a l t ı nd a a l ı na n i f a d e l er e ve so r u şturmalara dayandığını  
belirtmişler ve kararın Ağır Ceza Mahkemesi bünyesinde yürütülen ceza davasının  
sonuçlanmasından önce verilmesinden dolayı usulsüz olduğunu ileri sürmüşlerdir.  
Başsavcı da a ynı nedenlerle temyiz e gitmi ştir.  
Yargıtay 26 Mart 2001 tarihinde, gerekçelerin yetersiz oluşu ve sanıklardan  
birine pişma nl ı k ya s a s ı nı n uygu l a na b il i r l i ğinin incelenmemiş olması nedenleriyle  
kararı bozmuştur.  
Davayı yeniden gören Devlet Güvenlik Mahkemesi, 24 Temmuz 2001’deki ilk  
duruşma s ı nd a ve 13 E yl ül 200 1 ’de d üz e nl e ne n b i r so nra ki d ur u şma d a ar al ar ında  
başvuranların da bulunduğu sekiz sanığın ifadesini almıştır. 20 Kasım 2001 tarihli  
duruşma d a sa nı kl ard a n i ki s i ni n Y a r gı ta y’ ı n k a rar ı i le i l gi l i b e ya nl ar ı nı n ha le n  
alınamadığı tespit edilmiş ve davaları ayrılmıştır. Bu duruşma nı n s o nu nda ,  
sanıklardan birisi için, Yargıtay’ın kararına uygun olarak, pişma n l ı k ya s a s ı nı n  
uygulanabilirliği konusunda Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görüşünün alınmasına  
karar verilmiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 19 Şub a t 2 0 0 2 t a r i h i n d e , b a şvuranların gözaltından  
sorumlu olan polis memurlarına karşı açılan ceza davasının sonucu hakkında bilgi  
edinme kararı almıştır. Atılı suçlara ilişkin belgelerin sunulmasını talep etmiş,  
savunma avukatının iki davanın birleştirilmesi talebini reddetmiş ve sanıklardan  
ikisinin tahliyesine karar vermiştir.  
DGM 7 Mayıs 2002 tarihli duruşm a d a A ğır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın  
halen derdest olduğunu tespit etmiştir. Savunma avukatlarından bir tanesinin bu  
davanın diğer iki dava ile birleştirilmesi talebinin ardından, bu davalara dair  
dosyaların kendisine sunulmasını talep etmiştir. Atılı suçlara ilişkin belgelerle ilgili  
talebini yinelemiştir. Son olarak Yargıtay kararı ile ilgili olarak, sanıklardan ikisinin  
ifadesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı olarak tek hakim tarafından  
alındığını tespit etmiş ve Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nden sanıkların ifadelerini  
almasını istemiştir.  
16 Temmuz 2002 tarihinde, iki davanın dosyalarını teslim almıştır. Bu  
dosyaların incelenmesinin ardından, davayla ilgili belgelerin bir suretini dosyaya  
6
eklemiş ve bu iki davanın önündeki davayla birleştirilmesine gerek olmadığına karar  
vermiştir.  
26 Eylül 2002 tarihinde, sanıkların bulunamamasından dolayı, istinabenin icra  
edilemediğini tespit etmiştir. Öte yandan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün pişma n l ı k  
ya s a s ı n ı n i l g i l i s a nı ğa uygulanamayacağını belirten görüşünü de teslim almıştır.  
Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi’nde polis memurları aleyhinde görülmekte olan ceza  
davasının zamanaşımından dolayı sona erdiğini not etmiştir.  
17 Aralık 2002 tarihinde, talep etmiş olduğu belgeler mahkemeye ulaşştır.  
Başsavcı b u duruşm a d a i d d i a n a m e s i n i s u n m u ştur. Savunmanın avukatlarından biri,  
4.ve 5. Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görülmekte olan iki davanın  
birleştirilmesine yönelik talebini yinelemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, iki  
davanın olayları arasındaki bağlantıyı tespit ettikten sonra bu davaların  
birleştirilmesine gerek olmadığı kararını almıştır. Bu çerçevede, AĐHM’nin içtihatı  
doğrultusunda, hukuka saygının bir davanın makul bir sürede görülmesini  
gerektirdiğini belirtmiştir.  
13 Mart 2003 tarihinde gerçekleşen duruşma da s a nı k la rı n sa v unma l a rı n ı ve  
avukatların müdafaalarını dinlemiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 6 Mayıs 2003 tarihinde, Murat Telli haricinde  
başvuranları başta mahkûm ettiği cezalara çarptırmıştır. 4616 no’lu Yasa gereğince,  
Murat Telli hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Ayrıca,  
davanın diğer iki sanığıyla ilgili bölümünün bu ikisinin hala aranıyor olması  
nedeniyle ayırmıştır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, duruşm a l a r b o y u n c a b a şvuranlar tarafından öne  
sürülen savunma araçlarını özetledikten sonra, başvuranlardan Ergül Çiçekler’in ve  
Önder Dağdelen’in emniyet müdürlüğünün bürolarında gerçekleşen soruşturmaları  
esnasında suçlarını itiraf ettiklerini, ancak başsavcı ve yed ek ha kim huzurunda  
sözlerini geri aldıklarını tespit etmiştir.  
A r d ı n d a n d o s y a d a k i k a n ı t l a r a a t ı f t a b u l u n m u ş, ayrıca yasadışı örgüte ilişkin  
evrakı, sanıkları üzerinde ve gösterdikleri yerlerde bulunan silah ve diğer eşy a y ı ,  
bilirkişi raporlarını başka davalar çerçevesinde yargılanan kişilerin ifadelerini  
dikkate almıştır. Ayrıca, gözaltı süresince yapılan soruşturmaları, fotoğraflı kimlik  
teşhis tutanaklarını, olayları canlandırma tutanaklarını, kimlik belirleme işlemlerinin  
tutanaklarını ve de yüzleştirme tutanağını da belirtmiştir. Başvuranların gözaltında  
alınan ifadeleri bu dosyada yer almamıştır.  
Yargıtay 1 Aralık 2003 tarihinde, ikinci kararı onamıştır.  
B. Polis memurları aleyhine açılan ceza ve disiplin davaları  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı 12 Ağustos 1996 tarihinde,  
başvuranların kötü muamele iddialarını Đstanbul Başsa vcısına aktarmı ş, ilgililerin  
ifadelerini ve dava gereği alınan tıbbi raporları iletmiştir.  
Đstanbul Başsavcısı 28 Ağustos 1996 tarihinde Fatih Savcılığı lehine görevsizlik  
kararı vermiştir.  
7
Fatih savcısı suçlanan dört polis memurunun ifadesini almış, polisler aleyhlerine  
dile getirilen suçlamaları reddetmiştir.  
Fatih Savcısı, 6 Mart 1997 tarihinde dava konusu dosyayı, adli soruşturma  
sonuçları ile birlikte Đstanbul Savcısına iletmiştir.  
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 20 Mart 1997 tarihinde, devlet görevlilerinin işkence  
ile itiraf elde etmelerini yasaklayan Ceza Kanunu’nun 243. maddesine dayanarak  
başvuranların sorgusuna katılan dört polis memuru hakkında, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde (“Ağır Ceza Mahkemesi”) dava açmıştır. Başvuranlar davaya  
müdahil olmuştur.  
A ğır Ceza Mahkemesi 29 Nisan 1997 tarihinde yapılan birinci duruşma da  
başvuranlardan Önder Dağdelen’i, Sami Özbil’i ve Murat Telli’yi ve davacı olan  
diğer kişiyi polis memurlarının yokluğunda dinlemiştir.  
Başvuranlardan Sami Özbil falakaya yatırıldığını, Filistin askısına asıldığını,  
soğuk suya batırıldığını ve testislerine vurulduğun u s ö yl e mi ştir. Onatlı gün süren  
gözaltı süresince, iki kez hastaneye götürüldüğünü, polis memurların hastanede  
gerçekleştirilen muayenelerin ve radyografilerin sonuçlarına el koyduklarını  
söylemiş ve halen kendisine yöneltilen kötü muamelelerden dolayı sağ ayağını ve  
kolunu hareket ettirmekte zorlandığını eklemiştir.  
Başvuranlardan Önder Dağdelen fiziki ve psikolojik işkenceye tabi tutulduğunu  
ve özellikle silahla tehdit edildiğini beyan etmiştir. Dayak yediğini, Filistin askısına  
asıldığını ve falakaya yatırıldığını belirtmiştir.  
Başvuranlardan Murat Telli dayak yediğini, Filistin askısına asıldığını ve suya  
batırıldığını beyan etmiştir. Polis memurlarının ameliyat olduğu yere vurduklarını  
eklemiştir.  
Başvuranlar kötü muamelelerden sorumlu olan polis memurlarını teşhis  
ettiklerini beyan etmişlerdir. Ayrıca, adli tıpta gerçekleşen muayeneleri esnasında,  
suçlanan polis memurlarından ikisinin, vücutta tespit edilen izleri rapora  
ya n s ı t ma ma s ı n ı d o k to r d an t a lep e t t i k l e r i n i s ö yl e mi ştir.  
A ğır Ceza Mahkemesi, 3 Haziran1997 tarihinde, dört polis memurunun  
savunmasını dinlemiştir. Polis memurları kendilerine yöneltilen suçlamaları  
reddetmişlerdir.  
Aynı duruşma d a ma hk e me ye i f a d e ve r e n ba şvuran Ergül Çiçekler yakalandığında  
ve polis karakoluna götüren polis aracında kendisine hakaret edildiğini ve dayak  
ye d i ğini beyan etmiştir. Polis karakolunda kendisine hakaret edildiğini, tehdit  
edildiğini, dayak yediğini, tahtadan cetvel ile kollarından asıldığını ve üzerine su  
sıkıldığını beyan etmiştir. Polis memurları, asılı olduğu sürede kaslarını ezmiş,  
neredeyse bayıltmışlardır. Ayrıca, Gureba hastanesinde yapılan tıbbi muayenenin  
güvenirliliğine de itiraz etmiştir. Duruşma d a h az ı r b ul una n d ö rt po l is me mur un u b u  
kötü muameleleri yapan şahıslar olarak tespit etmiştir.  
8
4 Temmuz 1997 ile 29 Mayıs 1998 tarihleri arasında Ağır Ceza Mahkemesi,  
halen dinlenmemiş olan iki davacıyı dinlemek üzere, birçok usuli işlemi  
gerçekleştirdiği altı duruşma d ü ze nl e mi ştir. Bu kişilerin bir tanesini 14 Nisan 1998  
tarihindeki duruşma d a d in l e nmi ştir. Belirtilen adreste bulunamayan diğer davacının  
ifadesini almaktan vazgeçmiştir.  
29 Mayıs 1998 tarihindeki duruşma d a ,  
savunmanın üç tanığını dinlemiş ve başvuranların avukatı tarafından yapılan,  
sanıkların ve davacıların yüzleştirilmesine yönelik ek soruşturma talebini kabul  
etmiştir. Bu doğrultuda tüm davacıların adreslerinin bulunmasını emretmiştir.  
A ğır Ceza Mahkemesi 10 Temmuz 1998 tarihinde, duruşma ya ka t ı l ma ve  
yüzleşm e l e r i ç i n m a h k e m e e m i r l e r i ç ı k a r m ı ştır.  
20 Ekim 1997 tarihli duruşm a d a , p o l i s m e m u r l a r ı n ı n i k i s i n i n b a şka şehirlere  
atandığını ve üçüncüsünün askerde olduğunu tespit edilmiştir. Mahkeme, bu  
durumun yüzleştirmeyi imkânsız kıldığını gözlemlemiş ve Đstanbul Emniyet  
Müdürlüğü’nden suçlanan polis memurlarının fotoğraflarını göndermesini istemiştir.  
22 Aralık 1998 tarihli duruşma d a , a ra l a rı nd a Ö nd er D a ğdelen’in ve Ergül  
Çiçekler’in de bulunduğu dört davacı, fotoğraftan kimlik teşhisi yapmışlar ve 3 polis  
me mur un u t e şhis etmişlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi, fotoğrafların eskiliği  
konusunda davacılar tarafından dile getirilen itirazların ardından, Emniyet  
Müdürlüğüne fotoğrafların ne kadar eski olduğunu sorma ve en fazla iki senelik  
fotoğrafların sunulmasını isteme kararı almıştır.  
26 Şub a t 1 9 9 8 ve 1 1 Ha z ir a n 1 9 9 9 t ar i h le r i a r as ı n d a , d o s ya d a k a yd a d e ğer bir  
ilerleme olmaksızın, üç duruşma g e rç e kle ştirilmiştir.  
24 Eylül 1999 tarihli duruşm a d a , b a şvuranlardan Murat Telli, polis memurlarının  
bir tanesini fotoğraflardan teşhi s et mi ştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Gebze Ceza  
Mahkemesi’nden, Gebze şehrinde tutuklu olan, başvuranlardan Sami Özbil’in  
kimlik teşhisi duruşma s ı d ü ze nl e me s i n i i s t e mi ş, sözkonusu duruşma 22 E ki m 1 999  
tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bu duruşma e s na s ınd a , i l gi l i ki şi suçlanan iki polis  
me mur un u t e şhis etmiş ve doğrudan yüzleşme yapılmasını ve bu doğrultuda  
duruşma ya ç a ğrılmasını talep etmiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 23 Kasım 1999 tarihinde, dosyada yer alan tıbbi  
raporların, görüş bildirilmesi için adli tıpa yollanmasına karar vermiştir. Bir sonraki  
duruşma b u gö r ü ş gelmediği için ertelenmiştir.  
26 Ocak 2000 tarihinde, adli tıp Ağır Ceza Mahkemesi’nden, başvuranlardan  
Sami Özbil’in üroloji muayenesine ve başvuranlardan Ergül Çiçekler’in nörolojik  
muayenesine dair belgelerin sunulmasını talep etmiştir. Başvuranlardan Önder  
Dağdelen ile ilgili olarak, adli tıbbın nöroloji dalında uzman olan birimin görüşünün  
alınmasını gerekli görmüştür. Başvuranlardan Murat Telli konusunda ise, 4 Mayıs  
1996 tarihinde yapılan muayene sonucunda tespit edilen pıhtılaşş kanın  
me nşeinin tıbben tespit edilmesinin mümkün olmadığını ve ilgilinin omuzlarındaki  
ve kollarındaki ağrılar konusunda nöroloji dalında uzman birimin görüşünün  
alınması gerektiğini belirtmiştir.  
9
A d l i t ı p , 1 M a r t 2 0 0 0 t a r i h i n d e a y r ı c a , e l e k t r o n ö r o m i o g r a f i n i n ( « E M G » )  
gerçekleştirilmesinin ardından, başvuranlardan Önder Dağdelen’in ve Murat  
Telli’nin adli tıbba gelmesini talep etmiştir.  
13 Nisan 2000 tarihli duruşma d a Ağır Ceza Mahkemesi adli tıp tarafından iletilen  
ya z ı l a r ı a l mı ş ve savcılıktan gereğinin yapılmasını istemiştir.  
Mahkeme 29 Haziran 2000 ve 18 Ocak 2001 tarihleri arasında, başvuranlardan  
Önder Dağdelen ve Murat Telli ile ilgili cevabın Savcılıktan gelmesini beklerken,  
dört duruşm a y ı e r t e l e m i ştir. Başvuranlardan Ergül Çiçekler ve Sami Özbil ile ilgili  
cevabı teslim almıştır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 29 Haziran 2001 tarihinde, başvuranlardan Murat  
Telli’nin 27 Şubat 2001 tarihinde Kartal ve Haydarpaşa hastanelerine götürüldüğünü  
ve donanım eksikliğinden dolayı EMG’in yapılamadığını tespit etmiş, başvuranın  
diğer bir hastaneye götürülmesini emretmiş ve duruşm a y ı e r t e l e m i ştir. Diğer iki  
duruşma d a a ynı n e d e nden d o la yı e r t e le nmi ştir.  
17 Ekim 2001 tarihinde, başvuranlardan Murat Telli yeniden Kartal hastanesine  
götürülmüştür. EMG yine donanım eksikliğinden dolayı gerçekleştirilememiştir.  
A ğır Ceza Mahkemesi 8 Şub a t 2 0 0 2 t a r i hl i d u r u şm a d a , b a şvuranlardan Murat  
Telli’nin EMG’sinin donatım eksikliğinden yapılamadığını tespit etmiş ve  
Savcılıktan ilgiliyi donanımla bir başka hastaneye götürülmesini istemiştir. 10  
Mayıs 2002 tarihli duruşma , EM G ’ ni n ya p ıl ma s ı nı b e kle me k i ç i n er te l e mi ştir.  
Đlgilinin EMG’si 3 Haziran 2002 tarihinde gerçekleştirilmiştir.  
A ğır Ceza Mahkemesi 9 Temmuz 2002 tarihindeki duruşma da , b a şvuranlardan  
Murat Telli’nin beyanlarını dinlemiştir. Đlgili yetkililerin davranışlarının davanın  
süresinin uzamasına katkıda bulunduğunu söylemiş ve AĐHS’nin hükümlerine aykırı  
olarak işke n ce yl e e t k i li mü c a d e l e ya p ı l ma d ı ğını ileri sürmüştür. Ağır Ceza  
Mahkemesi bu duruşma nı n so n und a , za ma n a şımından dolayı cezai işlemin ortadan  
kalkmasını emretmiştir. Bu durumu altta belirtildiği şekilde ifade etmiştir:  
« ( . . . ) M a h k e m e d a v a s ü r e s i n c e , d u r u şmaları makul aralıklar ile gerçekleştirdi ve bu  
şekilde, gerekli olan tüm özeni gösterdi ve gerçeği bulmak için gerekli olan gayretleri  
sarf etti. Buna rağmen, yargıla ma yetkisinin dışında kalan nedenlerden dolayı, (...)  
zamanaşımı süresi [be ş yıl] aşıldı (...) Bundan dolayı, iş bu kamu davasının sona  
erdiğini ilan etmekte yiz (... ) »  
Yargıtay 21 Ekim 2004 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını  
onamıştır.  
Bu arada, 15 Mayıs 1997 tarihinde polis bölge disiplin kurulu, suçlanan polis  
me mur l a r ı na d i s ip l i n c ez a s ı ve r il me s i ne ge r e k o l ma d ı ğı kararını almıştır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Başvuranlar gözaltında tabi oldukları işkencelerden şikâyetçi olmuştur. Ayrıca,  
cezai zamanaşımından yararlanan işkencecileri hakkındaki ceza davasının  
10  
sonuçlarından duydukları memnuniyetsizliği belirtmişler, AĐHS’nin 3.maddesinin  
ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet, başvuranların tazminat almak için idari ve hukuk davaları  
açmamalarından dolayı iç hukuk yollarını tüketmediklerini belirtmektedir. Hükümet  
ayrıca, başvuranların iç hukukta polisler hakkında yürütülen ceza davası  
sonuçlanmadan önce AĐHM’ne başvurduklarına işaret etmiştir.  
A ĐHM, başvuranların cumhuriyet savcısına gözaltında gördükleri kötü  
muameleden şikayetçi olduklarını, Đsta nbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen  
davaya müdahil olduklarını ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı temyiz  
başvurusunda bulunduklarını gözlemlemiştir. AĐHM’ye göre Türk ceza yargılama  
sisteminin kendilerine tanıdığı olanakları tüketmeye çalışan başvuranların, tazminat  
davası açarak veya idare mahkemelerinde tam yargı davası açarak bir kez daha  
ihlalin telafisi için uğraşm a l a r ı n a g e r e k b u l u n m a m a k t a y d ı . ( D i ğerleri arasından,  
Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri Türkiye, no 19028/02, § 75, 24 Temmuz 2007  
Bakınız).  
A ĐHM, itirazın ikinci kısmı ile ilgili olarak, bir başvuranın prensipte, AĐHM’ye  
başvurmadan önce, iç hukukta başvurabileceği yollara başvurmayı deneme  
yükümlüğü olduğunu ve AĐHM’nin, başvurunun yapılmasından az bir süre sonra,  
ancak kabuledilirlik konusunda karar vermesinden önce, bu yolların son kademesine  
ulaşılmasına müsamaha edebileceğini hatırlatmıştır (Ringeisen Avusturya, 16  
Temmuz 1971 tarihli karar, seri A no 13, s. 38, § 91).  
Bu bakımdan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 9 Temmuz 2002’de davayı ortadan  
kaldırdığını ve başvuranların başvurularını 15 Kasım 2002 tarihinde, yani  
Yargıtay’ın bu kararı onayan 21 Ekim 2004 tarihli nihai kararından önce yaptıklarını  
dikkate almıştır. Dolayısıyla, halihazırda ceza davası sona ermiş olduğu cihetle,  
Hükümetin ön itirazı reddedilmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas hakkında  
1. Tarafların iddiaları  
Başvuranlar, gözaltında kendilerinden itiraflar elde etmek isteyen polis  
me mur l a r ı t ara fı nd a n kö tü mua me l e l ere t a bi t ut uld u kla r ı nı id d ia e t mi ştir. Özellikle  
kendilerine soğuk su sıkıldığını veya suya batırıldıklarını, falakaya yatırıldıklarını ve  
asıldıklarını söylemişlerdir. Başvuranlara göre, üst organlarda gözlemlenen hasarlar,  
asılmalarından kaynaklanmıştır. Bu bakımdan, gözaltında oldukları sürede ve  
gözaltının sonunda düzenlenmiş olan tıbbi raporlara atıfta bulunmaktadırlar. Ayrıca,  
ileri sürdükleri kötü muameleleri teyit ettiğini belirttikleri Avrupa Đşkence’nin  
Önlenmesi Komitesi’nin 6 Aralık 1996 tarihli raporuna da atıfta bulunmuşlardır.  
11  
Başvuranlar, ayrıca, Savcılık tarafından başlatılan cezai soruşturmanın ve  
devamında davanın etkili olmadığını iddia etmişlerdir. Bu konuda, savcılığın detaylı  
tıbbi muayenelerin yapılmasını emretmediğini ve polis memurlarının aleyhine açılan  
ceza davasının zamanaşımından dolayı sona erdiğini belirtmektedirler.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Hükümete göre, başvuranların iddiaları  
13 Mayıs 1996 tarihli tıbbi rapor başvuranların iddia ettikleri kötü muamelelere tabi  
tutulduklarını makul şüphenin ötesinde ortaya koyamadığı cihetle, başvuranların  
iddialarını teyit eder nitelikte değildir. Ayrıca, yetkililerin, başvuranların cumhuriyet  
savcısı tarafından dinlenmeleri esnasında dile getirdikleri ihbarlara anında tepki  
gösterdiklerini eklemiştir. Bir soruşturma ve ceza davası açılmış ve başvuranların  
iddialarına ışık tutma olasılığı olan kanıt unsurları toplanmıştır. Hükümete göre  
ye t k i l i l e r , s o r u şturmanın yürütülmesinde ve polis memurları aleyhindeki ceza davası  
sürecinde atalet içinde olmakla suçlanamazlar.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
A ĐHM öncelikle, kötü muamele iddialarının, uygun kanıt unsurları ile  
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmıştır (mutatis mutandis, Klas Almanya, 22 Ekim  
1993 tarihli karar, seri A no 269, s. 17, § 30 Bakınız). Olayların tespitinde, makul  
şüphenin ötesinde kanıt ölçütünü kullanmaktadır. Böyle bir delil, yeterli derecede  
kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler  
demetinden de doğabilmektedir (Đrlanda Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A  
no 25, s. 65, § 161).  
Ayrıca şahsın, gözaltında tamamen yetkililerin kontrolü altındayken yaralanması  
halinde, meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler ortaya  
çıkacaktır. (Salman Türkiye [GC], no 21986/93,  
§
100, CEDH 2000-VII).  
Dolayısıyla, yaralanmaların kaynağına ilişkin tatminkâr ve ikna edici bir açıklama  
getirme ve bunu delillerle destekleyerek, başvuranın iddiaları hakkında, hele ki  
bunlar tıbbi raporlarla destekleniyorsa, tereddüt yaratmak yükümlülüğünün  
ye t k i l i l e r e a it o ld u ğu söylenebilir (Diğerleri arasında, Selmouni Fransa [GC],  
no 25803/94, § 87, CEDH 1999-V, Berktay Türkiye, no 22493/93, § 167, 1 Mart  
2001 ve Altay Türkiye, no 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001 Bakınız).  
A ĐHM, bu başvuruda, öncelikle başvu ran lar d an Ö n d e r Da ğdelen’in, Sami Özbil’in  
ve Ergül Çiçekler’in, özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları sürenin başlangıcında  
tıbbı muayeneden geçmediklerini ve hatta gözaltı boyunca avukat yardımından ve  
kendi seçtikleri bir doktora muayene olma hakkından yararlanamadıklarını tespit  
etmiştir. Tıbbı muayeneleri 4 Mayıs 1996 akşamı gerçekleşmi ştir ve bu muayene  
sonucunda, başvuranlardan Önder Dağdelen’in kollarında hareket hassasiyeti,  
başvuranlardan Sami Özbil’in sol gözünde morluk, testislerde ve bel bölgesinde  
hassasiyet ve başvuranlardan Ergül Çiçekler’de epigastrik bölgede, kollarda ve sol  
kolun alt kısmında hassasiyet tespit edilmiştir.  
Başvuranlardan Murat Telli ise, tutuklandığı gün tıbbı muayeneden geçirilmiştir.  
Kendisi ile ilgili düzenlenen tıbbı raporda, sol burun deliğinde pıhtılaşş kan  
olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte yakalandığı saatin bilinmemesinden dolayı,  
dosyada yer alan unsurlardan yakalanması ile muayene edilmesi arasında ne kadar  
süre geçtiğini belirlemek mümkün olmamıştır.  
Başvuranlar 10 Mayıs 1996 tarihinde yeni bir muayeneden geçmişler, hiçbir yara  
ve darbe izi tespit edilmemiştir. AĐHM, sözkonusu raporun 15 kişi hakkındaki gayet  
12  
kısa bir rapor olduğunu ve muayene edilen kişilerle ilgili hiçbir özel bilginin yer  
almadığını not etmektedir.  
Başvuranlar, 13 Mayıs 1996 tarihinde, gözaltı süresinin sonunda, adli tıp  
tarafından muayene edilmiştir. Adli tabip başvuranlardan Ergül Çiçekler’in  
vücudunda yaralar ve tüm başvuranların vücudunda hasarlar tespit etmiştir. Adli  
tabip, başvuranlardan Önder Dağdelen ve Murat Telli için bir günlük iş görmezlik  
raporu düzenlemiş ve diğer başvuranlar için ek tıbbı muayeneler istemiştir. Kesin  
raporun ancak bu muayenelerin yapılmasının ardından düzenlenebileceğini  
belirtmiştir. Dosyanın içeriğinden, bu muayenelerin yapılıp yapılmadığı  
anlaşılmaştır.  
Ayrıca, dosyada yer alan unsurların hiçbirinin, tıbbi muayeneler sırasında  
başvuranlar üzerinde tespit edilen yaraların ve darp izlerinin yakalama sırasında  
me yd a na ge l d i ğini veya daha önceden üçüncü şahıslar tarafından yapılan  
eylemlerden kaynaklandığını göstermediğini tespit etmiştir. Ayrıca, Hükümetin  
sözkonusu yaraların yakalamadan önceki döneme ait olduğu yönünde bir iddiası da  
bulunmamaktadır.  
A ĐHM, benzer durumlarla daha önce de karşılaşğını ve kollarından asılan bir  
kişinin maruz kaldığı kötü muamele ile vücudun üst kısmında tespit edilebilen  
semptomlar arasındaki ilişkiyi bildiğini ifade etmektedir. Bu semptomlar hassasiyet  
azalmasından, karıncalanmaya, ağrılara ve kol pleksuslerinin lezyonlarına kadar  
gidebilmektedir (Örneğin;, Hassan Kılıç Türkiye, no 35044/97, § 38, 28 Haziran  
2005, Türkmen Türkiye, no 43124/98, § 48, 19 Aralık 2006, ve Aksoy Türkiye, 18  
Aralık 1996 tarihli karar, Kararların ve yargıların derlemesi 1996-VI, s. 2278, § 60  
Bakınız).  
A ĐHM’ye göre başvuranların gözaltı süresinin sonunda düzenlenen raporun, bu  
konuda kesin bir tespit oluşturmamakla birlikte, başvuranların kollarından asıldıkları  
iddialarını teyit eder bir niteliktedir. Nitekim, bazı başvuranların vücudunda tespit  
edilen hasarlar (hassasiyet kaybı ve vücudun üst bölümü ve boyun bölgesinde  
ağrılar) ilgililer tarafından tanımlanan kötü muameleler nedeniyle meydana  
gelebilecek hasarlarla uyuşma kt ad ır .  
A ĐHM, ayrıca başvuranların gözaltı sürelerinin sonundan itibaren, kendilerine  
ya p ı l a n mu a me l e d e n şikayetçi olduklarını tespit etmiştir. Başvuranlar şikayetlerini  
ilk olarak 13 Mayıs 1996 tarihindeki tıbbı muayenede ve ardından cumhuriyet  
savcısı ve nöbetçi hakim karşısında dile getirmişlerdir. Polis memurları aleyhine  
açılş olan dava esnasında ve kendilerinin aleyhine açılmış olan kamu davası  
sırasında gördükleri kötü muamelelerden şikâyetçi olmuştur. Başvuranların  
beyanları, böylece zaman içinde süreklilik ve tutarlılık göstermektedir  
A ĐHM, Hükümetin, yedi ile on dört gün asında gözaltında tutulan ve avukat ile  
görüşme i mk â nı n d a n ma hr um b ı ra k ı la n ba şvuranlarda tespit edilen yaraların ve  
hasarların nedeni konusunda hiçbir açıklamada bulunmadığını gözlemlemiştir. Bu  
çerçevede, ne savcılık tarafından açılan ceza soruşturması sırasında ne de Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde görülen ceza davasında başvuranların vücudunda tespit edilen  
ya r a l a r ı n v e ha sa r l ar ı n k a yn a ğına ilişkin kabul edilebilir açıklamalar getirilmiştir.  
Polis memurları aleyhine açılmış olan ceza davası, esas hakkında hiçbir karara  
varmaksızın, zamanaşımından dolayı sona ermiştir.  
13  
A ĐHM, devletin tutulu olan tüm kimselerden sorumlu olduğunun, çünkü bu  
kişilerin polis memurları karşısında zayıf bir konumda olduklarının ve devletin  
onları koruma yükümlülüğü bulunduğunun altını bir kere daha çizer. Özgürlükten  
ma hr u m b ı ra kma n ı n b a şladığı andan itibaren, kişinin yetkili makamların seçtiğinin  
şında kendi seçtiği bir doktor tarafından muayene edilme ve avukatla ve aile  
üyelerinden biriyle görüşme g i b i , ad a l et i n hı z l ı müda ha le s i i l e i yi c e s a ğlamlaştırılan  
temel güvencelerin katı bir şekilde uygulanması tutulu kişilere, özellikle de itiraf  
etmelerini sağlamak için yapılan kötü muamelelerin etkili bir şekilde tespit  
edilmesini ve önlenmesini sağlayacaktır.  
A ĐHM değerlendirmesine sunulan tüm unsurlara göre ve Hükümet tarafından  
ya p ı l mı ş ikna edici bir açıklamanın yokluğunda, 4 ve 13 Mayıs 1996 tarihli tıbbi  
raporlarda tanımlanan yaraların ve hasarların, iş bu davada, Hükümetin  
sorumluluğunu taşıdığı muamelelerden kaynaklandığı sonucunu çıkarmıştır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3.maddesi esastan ihlal edilmiştir.  
3. Yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğu iddiası  
A ĐHM, öncelikle bir kişinin 3. maddeye aykırı olarak güvenlik güçleri tarafından  
ciddi bir kötü muameleye tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı  
durumlarda, etkili bir resmi soruşturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır  
(Assenov ve diğerleri Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VIII,  
§ 102). Soruşturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte  
olmalıdır. Aksi durumda, temel önemine rağm e n , i şkence ve insanlık dışı ve onur  
kırıcı muamele ve cezaya ilişkin genel kanuni yasak, uygulamada etkisiz olur ve  
bazı durumlarda Devlet görevlilerinin fiili masuniyet yoluyla kontrolü altındaki  
kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olurdu (Caloc Fransa, no 33951/96,  
§ 89, CEDH 2000-IX, ve Batı ve diğerleri Türkiye, nos 33097/96 ve 57834/00,  
§ 134, CEDH 2004-IV (Suretler).  
Bu davada başvuranların Cumhuriyet savcısına suç duyurusunda  
bulunmalarından sonra resen soruşturma başlatılştır. Ardından, Đstanbul Ağır  
Ceza Mahkemesi’nde dört polis memuru aleyhine ceza davası açılmış ve dava  
zamanaşımından dolayı sona ermiştir.  
A ĐHM savcının başvuranların iddialarını ciddiye aldığını not etmektedir. Hemen  
harekete geçmiş ve soruşturmayı başlatmıştır. Bununla birlikte, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde gerçekleşen dava bir bütün olarak uzun sürmüştür.  
Nitekim, dosyanın çeşitli savcılıklar arasında gidip gelmesi nedeniyle polis  
me mur l a r ı ha kkı nda k i d ava o l a yl a rda n a şağı yukarı bir yıl sonra açılmıştır. Ayrıca,  
ağır ceza mahkemesindeki dava, esas hakkında bir karara varılmaksızın, beş yıldan  
fazla sürmüştür. Duruşmalar 29 Nisan 1997 tarihinde başlamış ve 9 Temmuz 2002  
tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin zamanaşımından dolayı caza  
davasının sona erdirmesi ile sona ermiştir. Ağır ceza mahkemesi, davanın beş yıl  
sürmesine rağme n do s ya yı t a ma ml a ya ma mı ştır. 23 Kasım 1999 tarihli duruşma d a ,  
adli tabipliğin görüşünü sorma kararını almasına rağme n , b u i şlem ceza davasını  
sona erdirdiği tarihte halen gerçekleşme mi şti. Bu konuda örneğin, başvuranlardan  
Murat Telli’nin EMG’sinin yapılması için iki buçuk yıla yakın zamanın gerekli  
olmuş olduğunu dikkate almak gerekir.  
14  
A ĐHM’ye göre ulusal mahkemenin kötü muamele ile suçlanan devlet  
görevlilerinin zamanaşımından yararlanamamaları için hızlı bir şekilde  
ya r g ı l a n ma s ı n a g er e ke n ö z e n i gö s te r me mi ş olması müessiftir (Üstte belirtilmiş olan  
Batı ve diğerleri, § 146, ve daha yakın zamanda, Mustafa Karabulut Türkiye, no  
40803/02, § 33, 20 Kasım 2007). Ağır ceza mahkemesindeki davanın işleyişindeki  
kaydadeğer gecikmeyi dikkate alan AĐHM, Türk makamların makul ivedilik ve  
ye t e r l i ö z e n le ha r e k e t e t me d i k l e r i n e , b u n u n so n uc u nd a d a şiddet eylemlerinin  
sorumlusu olduğu iddia edilen kişilerin neredeyse mutlak bir dokunulmazlıktan  
ya r a r l a nd ı k l a r ı na , b u n u n d a iç h u k u k t a c e za i yo l l ar a b a şvurmayı etkisiz kıldığına  
itibar etmektedir.  
Bundan dolayı, AĐHS’nin 3.maddesi usulden ihlal edilmiştir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Başvuranlar AĐHS’nin 6/1 maddesini ileri sürerek, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’ndeki ceza davasının uzunluğundan ve gördükleri kötü muameleleri dile  
getirebilecekleri etkili bir iç hukuk yolu bulunmamasından şikayetçi olmuşlardır.  
Başvuranlar kamu davasının ancak olaylardan birkaç ay sonra açıldığını ve davanın  
beş yılda fazla sürdüğünü belirtmişlerdir. Onlara göre yetkililerin ve hâkimlerin  
tutumu nedeniyle dava zamanaşımına uğramış ve maruz kaldıkları muamelenin  
telafi edilmesi imkanı ortadan kalkmıştır  
A ĐHM bu şikayetlerin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı ve dolayısıyla  
kabul edilebilir olduğunu tespit etmektedir.  
Öte yandan AĐHM, 3. maddenin usulü açıda ihlalini tespit ettiği cihetle, bu  
hükmün ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı  
kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN 6/1, 2 VE 3 c) MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Başvuranlardan Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler, avukata erişim imkanlarının  
olmadığı gözaltı sırasında işke n c e a l t ı n d a e l d e e d i le n it i r a f la r ı n c e z a m a h k e me s i  
tarafından dikkate alınması nedeniyle adil yargılanmadıklarını iddia etmişlerdir.  
Ayrıca, davanın diğer sanıklarının, aynı yöntemlerle elde edilen ifadelerine  
dayanılarak mahkum edilmelerine de itiraz etmişlerdir. Ulusal mahkemelerin yasal  
olmayan yollardan elde edilen delillere itibar etmek suretiyle masumiyet karinesine  
aykırı davrandıklarını ileri sürmektedirler. Son olarak davanın makul bir sürede  
görülmemiş olduğundan şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar, Sözleşme n i n 6 .  
ma d d e s i ni n 1 . , 2 . ve 3 c) ma d d el e r i ni i l e r i s ür mü şlerdir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 2. ve 3. paragraflarının getirdiği  
yükümlülüklerin 1. paragraf ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının özel  
unsurlarına ilişkin olması muvacehesinde bu şikayetleri 1. ve 3c) paragraflarının  
birbiriyle bağlantısı çerçevesinde değerlendirecektir. (Diğerleri arasından, Van  
Mechelen ve diğerleri Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar, Derleme 1997-III,  
s. 711, § 49 Bakınız).  
15  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
1. Davanın süresi  
Hükümet öncelikle davanın karmaşıklığına ve başvuranlara atılı suçların  
niteliğine dikkat çekmiştir. Hükümet başvuranların birçok duruşma ya ka t ı l ma yı  
reddederek davanın uzamasına önemli ölçüde neden olduklarını, davanın  
uzamasında ulusal makamlara yüklenebilecek bir sorumluluk bulunmadığını  
belirtmiştir. Son olarak, davanın iki aşamalı yargıda dört kez görüldüğünü  
belirtmiştir. Davanın koşulları göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM içtihadına  
göre dava süresinin gereğinden uzun olduğunun söylenemeyeceğini bildirmiştir.  
Başvuranlar Hükümetin tespitlerine itiraz etmiştir.  
A ĐHM öncelikle, bu davada değerlendirmeye alınması gereken dönemin  
başvuranların tutuklandıkları 29 Nisan 1996 ve 3 Mayıs 1996 tarihlerinde  
başladığını ve Yargıtay tarafından 1 Aralık 2003 alınan karar ile sona erdiğini tespit  
etmiştir. Dolayısıyla, iki aşamalı yargıda toplam yedi yıl ve yedi ay sürmüştür.  
A ĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları  
ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve  
sözkonusu anlaşma z l ı kt a b a şvuran için neyin tehlikede olduğu gibi ölçütler dikkate  
alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Diğerleri arasından, Pélissier ve  
Sassi Frandsa [GC], no 25444/94, § 67, CEDH 1999-II Bakınız). Bununla birlikte,  
sadece devletin sorumlu olduğu atalet dönemleri «makul süre»’nin aşıldığının  
belirlenmesinde dikkate alınır (Papachelas Yunanistan, 25 Mart 1999 tarihli karar,  
[GC], no 31423/96, § 40, CEDH 1999-II).  
A ĐHM bu durumda, ihtilaf konusu davanın 14 kişinin taraf olduğu çok karmaşık  
bir yapısı bulunduğunu ve başvuranlar aleyhine birçok suç isnadı bulunduğunu  
dikkate almıştır. Başvuranlar otuzu aşkın eyleme katıltmak ile suçlanmıştır. Bu  
koşullar ve suçların niteliği, sanıkların her biri aleyhine olan her bir itham için,  
olayların canlandırılması, kanıtların toplanması ve belirlenmesi için uzun bir çalışm a  
gerektirmiştir.  
A d l i m a k a m l a r ı n t u t u m u n a g e l i n c e , A ĐHM, kendilerine hiçbir önemli gecikmenin  
atfedilemeyeceğini değerlendirmektedir. Dava boyunca gerekli özeni göstermişler  
ve davranışları adaletin düzgün tecellisine uygun olmuştur. AĐHM başvu r a n l ar ı n ,  
tutuklanmalarından sonra dört ay geçmeden 12 Ağustos 1996 tarihinde davalarının  
görülmeye başladığını, gözlemlemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi davayı ilk  
olarak, ithamnamenin sunulmasından üç yıl ve üç ay sonra karara bağlamıştır.  
Düzenli aralıklarla duruşma l a r g erç e kle ştirmiş, sanıkları, tanıkları ve davacıları  
dinlemiş ve birçok usuli işlem gerçekleştirmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi  
davayı ikinci kez gördüğünde, aşağı yukarı iki yıl ve bir ay içerisinde karara  
bağlamıştır. Bu sırada, bazılarınınki istinabe ile olmak üzere, sanıkların ifadelerini  
derlemiş ve savunmanın yinelediği birleştirme talepleri konusunda karar vermesi  
gerekmiştir. Başvuranların davasının makul bir sürede görülmesi için, birleştirme  
talebini reddetmiş ve davanın, bulunamayan iki sanık ile ilgili olan kısmını  
ayırştır.  
Yargıtay’a gelince ilk seferde temyizi bir yıl ve on üç gün içerisinde, ikinci  
seferde ise altı ay ve yirmi dokuz günde karara bağlamıştır.  
16  
A ĐHM, yukarıda belirtilenleri göz önünde bulundurarak, bu davanın koşullarında,  
davanın süresinin, Sözleşm e n i n 6 / 1 m a d d e s i n d e ö n g ö r ü l e n « m a k u l s ü r e »  
gerekliliğini yerine getirdiği kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHM başvurunun bu  
kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4.  
paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.  
2. Adil yargılanma  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde adil yargılanmaya ilişkin  
şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan  
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle  
başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas hakkında  
Başvuranlar anılan dönemde DGM’lerin görev alanına giren suçlara ilişkin özel  
hükümler nedeniyle günlerce karakolda in communicado tutulduklarından ve avukat  
ya r d ı mı n d a n ya r a r l a n ama d ı k l ar ı n d a n şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar Devlet  
Güvenlik Mahkemesi tarafından değerlendirmeye alınan soruşturma unsurlarının  
gözaltında oldukları sürede gerçekleştiğini söylemişlerdir. Başvuranlar bunların zor  
kullanılarak elde edilmesi nedeniyle Başsavcı, nöbetçi hakim ve Devle t Güvenlik  
Mahkemesi huzurunda itiraz ettiklerini açıklamıştır. Hâkimlerin, sadece soruşturma  
işlemlerini gerçekleştirmiş ve tutanakları düzenlemiş olan polis memurlarının  
ifadelerini kaale almış ve bunları büyük ölçüde aleyhlerine delil olarak kabul etmiş  
oldukları için yanlış davrandıklarını düşünmektedirler. Başvuranlar göre tutanakları  
imzalamış olan, üstelik de işkencecileri olan polislerin tutanaklardaki hususları teyit  
etmeleri tek başına aleyhlerine delil oluşturmaz.  
Başvuranlar ayrıca, polise yaptıkları itirafların ve sanıkların birbirlerini suçlayıcı  
beyanlarının, Devlet Güvenlik Mahkemesinin nihai kararının gerekçesini  
oluşturduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre, gözaltında alınan ifadelerin kararda  
belirtilmiş olan kanıtlar listesinde yer almaması, bu bakımdan belirleyici bir unsur  
oluşturmamaktadır.  
Başvuranlar son olarak ulusal yargı makamlarının yasal olmayan yollardan elde  
edilen delillerin kullanılmasını yasaklayan ceza usul kanunu hükümlerine aykırı  
davranmakla suçlamaktadır.  
Hükümet bu tezlere karşı gelmiştir. Đlk olarak başvuranların ifadelerinin zorla  
alındığı iddialarının dayanaksız olduğunu savunmuştur. Ulusal yargı makamları,  
kararlarını verirken sadece başvuranların ifadelerine değil, olay canlandırma  
tutanakları, yüzleştirme tutanakları ve diğer sanıkların ifadeleri gibi dosyadaki diğer  
delil unsurlarını değerlendirmiştir. Böylece ifadeleri maddi delillerle teyit edilmiştir  
A ĐHM, delillerin değerlendirilmesinin esasen iç hukuk tarafından düzenlendiğini  
ve bu çerçevede derlenen delillerin ilke olarak ulusal mahkemeler tarafından  
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. AĐHM’nin AĐHS bağlamında üstlendiği  
sorumluluk, delil unsurlarının değerlendirme yöntemi de dahil olmak üzere davanın  
bir bütün olarak hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğini tespit etmektir.  
(Diğerleri arasından Edwards Đngiltere, 16 Aralık 1992 tarihli karar, seri A no 247-  
B, ss. 34-35, § 34 Bakınız). Ayrıca, AĐHS’nin 6.maddesinde açıkça belirtilmemiş  
17  
olmakla birlikte susma hakkı ve onun bir değişkeni olan kendi suçlamasına katkıda  
bulunmama hakkı, bu madde ile güvence altına alınmış olan ve uluslararası normlar  
tarafından da kabul edilen adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biridir.  
Sanığı, yetkililerin aşırı baskısından koruyan bu bağışıklıklar adli hataların  
ya p ı l ma s ı n d a n ka ç ı n ma k v e 6 . ma d d e n i n a ma c ı n ı ye r i n e ge t ir me k i ç i n v a r d ı r lar .  
(John Murray Đngiltere, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Derleme 1996-I, § 45, ve Funke  
Fransa, 25 Şub a t 1 9 9 3 tar i h l i ka r ar , se r i A n o 256-A, § 44).  
Aynı şekilde, kendi suçlamasına katkıda bulunmama hakkı, bir ceza davasında  
iddia makamının başvuranın hilafına zorla veya baskıyla elde edilen kanıt  
unsurlarını kullanmadan iddialarını ileri sürmesini gerektirmektedir (Shannon  
Đngiltere, no 6563/03, § 32, 4 Ekim 2005).  
A ĐHM başvuranlardan Önder Dağdelen’in ve Ergül Çiçekler’in on ile on dört gün  
arasında sürmüş olan gözaltı sürelerinde sorgulandıklarını tespit etmiştir. Bu dönem  
süresince avukat yardımından yararlanamayan ilgililer kendi kendilerini suçlayan  
ifadelerde bulunmuşlar ve birçok soruşturma işlemine katılmışlardır.  
A ĐHM polise verilen ifadelerin, Devlet Güvenlik Mahkemesinin ilk kararının  
gerekçesinde, diğer kanıt unsurlarıyla birlikte dikkate alındığını gözlemlemiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Yargıtay’ın vermiş olduğu kararın ardından, davayı  
ikinci kez görmüştür. Davanın ikinci kez görülmesi sırasında ifadelerin kabul  
edilirliği konusu tarşılmaştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların gözaltı  
süresinde yaptıkları itirafları açıkça davanın dışında tutmuştur, ancak, başvuranların  
suçluluğuna karar verirken gözaltında alınan bu ifadelerin etkili olup olmadığı  
hususunda bir belirsizlik bulunmaktadır. Bununla birlikte AĐHM bu konu üzerinde  
durmayı gerekli görmemektedir.  
A ĐHM, başvuranların gözaltı süresince yapılan soruşturma işlemlerinin Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin kararının gerekçelerinde kanıt unsurları olarak  
kullanılğını tespit etmiştir. Oysa ki soruşturma işlemlerine ilişkin tutanaklarda  
alenen gözaltında alınan ifadelere atıfta bulunulmuştur. Nitekim, başvuranların  
itirafta bulundukları ve gözaltında verdikleri ifadelerde kendilerine atılı suçları  
kabul ettikleri belirtilmiştir.  
A ĐHM, başvuranların gözaltı koşullarının AĐHS’nin 3. maddesini ihlal ettiği  
sonucuna varmış olduğun u h a t ı r la t ır ( ü s t te ye r a l a n 9 1 . p ar a g r a f ) . A ĐHM’nin Jalloh  
Almanya ([GC], no 54810/00, § 104, 11 Temmuz 2006) kararında belirttiği gibi  
« S ö z le şm e n i n 3 . m a d d e s i n i n h i l a f ı n a e l d e e d i l e n k a n ı t u n s u r l a r ı n ı n c e z a d a v a s ı  
çerçevesinde kullanılması, davanın hakkaniyeti konusunda ciddi tereddütler  
ya r a t ma k t ad ı r ». B u çe r çev ed e , T ür k me v z u at ı n ı n s o r g u la ma l a r sı r a s ı n d a e ld e ed i le n ,  
ancak bilahare hakim karşısında itiraz edilen itiraflara, savunma tarafının imkanları  
açısından belirleyici bir sonuç tanımadığını belirtmek gerekmektedir. (Üstte  
belirtilmiş olan Hulki Güneş, § 91). Ceza hukukundaki kanıtların kabul edilirliği  
sorununu in abstracto incelemenin kendisine düşme me s i ne r a ğme n, AĐHM, Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin bu davada, davanın esasına geçmeden önce bu konuda bir  
karara varmamasını üzüntüyle karşılamaktadır. Bu bakımdan, esas hâkimlerinin  
gözaltı süresince gerçekleşen soruşturma işlemlerinin tutanaklarını imzalamış olan  
polis memurlarını dinlemekle yetindiklerini gözlemlemiştir. Bu noktada polis  
me mur l a r ı nda n d örd ü ha kkı nd a b a şvuranlara kötü muamele uygulamaktan dolayı  
Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış olduğunu not etmektedir.  
18  
Dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın esasını incelemeden önce,  
kanıt araçlarının kabul edilebilirliği konusunda gerektiği şekilde karara varmadığı  
görülştür. Bu tür bir ön inceleme, ulusal yargı makamlarının, suçlayıcı kanıtların  
elde edilmesi için yasadışı yöntemlerin kullanılmasına karşı yaptırım  
uygulamalarına imkan tanıyabilirdi. (Söylemez Türkiye, no 46661/99, § 123, 21  
Ekim 2006). AĐHM, bu bakımdan başvuranların tüm dava süresince gözaltı  
sürelerinde yapılan soruşturma işlemlerine itiraz etmeye çalıştıklarını ve sonuç  
alamadıklarını tespit etmiştir (üstte yer alan 20.paragraf; mutatis mutandis, Örs ve  
diğerleri Türkiye, no 46213/99, § 59, 20 Haziran 2006 ve Göçmen Türkiye, no  
72000/01, § 73, 17 Ekim 2006 Bakınız).  
A ĐHM ayrıca başvuranların mahkûmiyetinin belirleyici şekilde ilgili soruşturma  
işlemlerine dayandırılıp dayandırılmadığını araştırmaya gerek olmadığını  
şünmektedir.. Ceza mahkemeleri tarafından yapılan dava koşul l ar ı te s p i t i n i n b ir  
kısmının kötü muameleye başvurarak ve avukat yokluğunda elde edilen belgelere  
dayandığını tespit etmek yeterli olacaktır (mutatis mutandis, üstte belirtilmiş olan  
Örs ve diğerleri, § 60, ve Göçmen Türkiye, no 72000/01, § 74, 17 Ekim 2006  
Bakınız).  
A ĐHM, bu davada sunulan usuli teminatlarının, zorlayıcı şekilde ve avukatın  
yo k l u ğunda ve kendi kendini suçlamama hakkını göz ardı ederek elde edilen  
itirafların kullanılmasını engellememiş olduğunu kanaatine varmıştır. AĐHM,  
Yargıtay’ın bu eksikleri düzeltmemiş olmasından dolayı, 6. madde tarafından  
istenilen sonucun anlaşma z l ı k ko n us u d a va da e ld e ed i l me d i ği kanısına varmıştır.  
Bundan dolayı; başvuranlardan Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler ile ilgili  
olarak, Sözleşm e n i n 6 . m a d d e s i n i n 1 . v e 3 . p a r a g r a f l a r ı i h l a l e d i l m i ştir.  
A ĐHM, AĐHS’nin 6.maddesi çerçevesinde davanın hakkaniyetine ilişkin dile  
getirilen diğer şikayetler konusunda başvuranlar aleyhinde iç hukukta görülen  
davaya ilişkin başlıca şikâyetleri cevaplandırdığı kanaatindedir. Dolayısıyla,  
davanın hakkaniyetine dair 6. madde çerçevesinde yapılan diğer şikâyetlerin  
incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Manevi tazminat  
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muameleler görmeleri nedeniyle başvuranların her  
biri 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir (başvuru no: 1767/03).  
Ceza yargılamasının uzunluğu ve hakkaniyete uygun gerçekleşme me s i ne de ni yl e  
ma ne vi z a ra ra u ğradıklarını öne süren başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül  
Çiçekler’in her biri 10.000 Euro ek tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.  
A ĐHM hakkaniyete uygun olarak başvuranlar Sami Özbil ve Murat Telli’nin her  
birine 8.000 Euro ve başvuranlar önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler’in her birine  
11.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.  
19  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar 1767/03 numaralı başvuru için iç hukukta ve AĐHM önünde yapmış  
oldukları yargılama giderleri için 9.280 YTL talep etmektedir. Bu meblağın dağılımı  
şu şekildedir: 9.000 YTL avukatlık ücreti, 150 YTL tercüme gideri, 50 YTL kağıt ve  
fotokopi gideri, 80 YTL ise posta masrafı. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde  
başvuranlar Ergül Çiçekler ve Murat Telli ile imzalanan avukatlık ücretini belirten  
sözleşm e y e i l i şkin dekontu sunmuşlardır.  
Başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler 14246/04 ve 16584/04 numaralı  
başvurular için iç hukukta ve AĐHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri  
için ayrıca 17.280 YTL talep etmektedir. Bu miktarın dağılımı şu şekildedir: 17.000  
YTL avukatlık ücreti, 150 YTL tercüme masrafı, 50 YTL kağıt ve fotokopi gideri ve  
80 YTL posta masrafı. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde başvuran Ergül  
Çiçekler ile imzalanan avukatlık ücretini belirten sözleşme ye i l i şkin dekontu  
sunmaktadır.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
A ĐHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvu r a n g er ç e k l i ğini, gerekliğini  
kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan  
belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında yargılama masraf ve giderleri için  
başvuranlar Sami Özbil ve Murat Telli’ye ortaklaşa 2.000 Euro ve başvuranlar önder  
Dağdelen ve Ergül Çiçekler’e 3.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
A ĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvuruların birleştirilmesine;  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamanın uzunluğu hakkındaki  
şikayetin kabuledilemez, bunun dışında kalanların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Ağır ceza mahkemesi önündeki yargılamanın uzunluğuna ve kötü muamelelere  
karşı etkili başvuru yolu bulunmadığına ilişkin AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddeleri  
hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
5. Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde hakkaniyete uygun bir yargılamanın  
gerçekleşme me s i ned e ni yl e AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarının  
başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler bakımından ihlal edildiğine;  
6. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme  
20  
tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından:  
i.  
ma ne vi t a z mi na t o l a r a k ba şvuranlar Sami Özbil ve Murat Telli’nin her  
birine 8.000 (sekiz bin) Euro ve başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül  
Çiçekler’in her birine 11.000 (on bir bin) Euro ödenmesine;  
ii.  
ya r g ı l a ma ma s r a f v e g id e r l er i o l a r a k b a şvuranlar Sami Özbil ve Murat  
Telli’ye ortaklaşa 2.000 (iki bin) Euro ve başvuranlar Önder Dağdelen ve  
Ergül Çiçekler’e ortaklaşa 3.000 (üç bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz  
oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin  
2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 25 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak  
bildirilmiştir.  
21