CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
ÇIRAKLAR-TÜRKİYE'YE KARŞI DAVASI  
(70/1997/854/1061)  
Strazburg  
28 Ekim 1998  
USULİ İŞLEMLER  
1. Bu dava Sözleşme'nin 32-1 ve 47. maddeleriyle belirlenen üç aylık  
süre içinde 10 Temmuz 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu  
(Komisyon) tarafından Divana havale edilmiştir. Dava 28 Kasım 1991 tarihinde  
Cengiz Çıraklar adlı bir Türk vatandaşı tarafından Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı 25.  
maddeye göre Komisyon'a yapılan bir başvurudan (no.19601/92) kaynaklanmıştır.  
Komisyon'un talebi, Türkiye'nin, Divanın zorunlu yargılama yetkisini  
tanıdığı (Madde 46) Deklarasyonun 44. ve 48. maddeleriyle ilgilidir. Bu talebin  
amacı, davanın gerçeklerinin davalı devletin Sözleşme'nin 6-1 maddesinde belirtilen  
yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği konusunda bir karara varmaktı.  
2. Mahkeme A Tüzüğünün 33-3 (d) maddesine göre yapılan soruşturma  
neticesinde başvuru sahibinin davada bizzat bulunmak istediğini ve kendisini temsil  
için İzmir Barosundan Bayan S.Bilge Uslu'yu görevlendirdiğini belirttiği  
anlaşılmıştır (Tüzük 30).  
3. Oluşturulacak jüride, seçilmiş ex officio Türk yargıç F.Gölcüklü  
(Sözleşme'nin 43. Maddesi) ve Divan Başkanı R. Ryssdal yeralmışlardır (Tüzük 21-  
4 (b)). Raportörün de hazır bulunduğu 27 Ağustos 1997 tarihinde, Başkanın kura ile  
tesbit ettiği diğer yedi üyenin isimleri Thor Vilhjalmsson, B. Walsh, C. Russo, N.  
Valticos, J. Makarczyk, V. Butkevych ve V. Toumanov'dur (Sözleşme'nin 43. maddesi  
ve Tüzük 21-5). 18 Şubat 1998 tarihinde ölen Ryssdal'ın yerine Jüri Başkanı olarak  
Mahkeme Başkan Yardımcısı R. Bernhardt (Tüzük 21-6, ikinci alt paragrafı); ve 9  
Mart 1998 tarihinde ölen Walsh'in yerine yedek yargıç Pantiru getirilmiştir (Tüzük  
22-1). Daha sonra, davanın ilerki safhalarına katılamamış olan Bernhardt'ın yerine  
Jüri Başkanı olarak Thor Vilhjalmsson (Tüzük 21-6, ikinci alt paragraf) ve Jüri üyesi  
olarak da yedek yargıç M.A. Lopes Rocha (Tüzük 21-1) getirilmişlerdir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1998. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler  
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı  
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
4. Jüri Başkanı olarak raportöre vekalet eden Ryssdal, muamelelerin  
düzenlenmesi konusunda T.C. Hükümetinin (Hükümet) Ajanı, başvuranın avukatı  
ve Komisyon Delegesi M. Hion ile görüşştür (Tüzük 37-1 ve 38). Daha sonra  
Raportör sırasıyla, 30 Nisan ve 1 Mayıs 1998 tarihlerinde başvuranın ve Hükümetin  
görüşünü almıştır. Komisyon Delegesi 19 Haziran 1998 tarihinde Raportörü görüşü  
bulunmadığı konusunda bilgilendirmiştir.  
5. Hükümetin, Komisyon Delegesinin ve başvuranın dile getirdiği  
görüşleri de göz önünde tutarak ve mutat prosedüründen ayrılan koşullarla  
karşılaşıldığına kanaat getirerek (Tüzük 26 ve 38), Jüri bir dava duruşması  
yapılmasına karar vermiş ve Bernhardt, başvurana ve Hükümete birbirlerinin Divan  
görüşleri üzerinde değerlendirme yapmalarına izin vermiştir.  
1. Davaya 70/1997/854/1061 numarası verilmiştir. İlk numara  
Mahkemeye ilgili yılda (ikinci numara) havale edilen davalar listesindeki yeridir.  
Son iki numara Mahkemeye kuruluşundan bu yana havale edilen davaların  
listesindeki yerini ve Komisyon'a yapılan başvurulara karşılık gelen listedeki yerini  
belirtir.  
6. Hükümetin ve başvuranın ek görüşleri raportörlük tarafından sırasıyla  
22 Mayıs ve 2 Haziran 1998 tarihlerinde alınmıştır.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN DURUMU:  
A. Davanın zemini  
7. Başvuran, 1966 doğumlu, İzmir'de (Türkiye) yaşayan bir Türk  
vatandaşıdır. Olay sırasında Ege Üniversitesinde öğrencidir.  
8. 16 Mart 1990 tarihinde bir grup öğrenci, İstanbul Üniversitesinden  
1978 yılında ölen yedi öğrenciyi ve 1988'de Kuzey Irak'ta ölen Kürt'leri anmak için  
Üniversite binasının önünde izinsiz gösteri düzenlemişlerdir. Polis müdahale etmek  
suretiyle, kalabalığı dağıtıp, başvuranı diğer göstericilerle birlikte gözaltına almıştır.  
B. Başvurana yapılan muameleler  
1. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde  
9. Yakalanan kişiler polis tarafından sorgulandıktan sonra 19 Mart 1990  
tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı önüne çıkarılmışlardır.  
10. Çıraklar ve diğer sanıklar 20 Mart 1990 tarihinde İzmir Devlet  
Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmışlardır. Bunlar, izinsiz gösteride yeralmak,  
polise karşı şiddet kullanarak direnmek ve bölücü propaganda yaymakla  
suçlanmışlardır.  
11. İzmir Emniyet Müdürü başvuranın babasına gönderdiği 13 Nisan  
1990 tarihli mektupta, oğlunun Ege Üniversitesindeki olayları takiben gözaltına  
alındığını, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne çıkarıldığını ve duruşma için Buca  
Cezaevinde tutulduğunu bildirmiştir.  
12. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde savcılık makamının ileri  
sürdüğü olayların doğruluğunu tartışmıştır. Başvuran aynı zamanda mahkemenin  
oluşumu hakkında önyargılı olduğunu iddia ederek, tutuklanmasının düşünce, ifade  
ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.  
13. Başvuranı tutuklayan polislerin verdiği delillere, günlük bir gazetede  
yayınlanan fotoğraflara ve bir video kaydına dayanarak, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, başvuranın söz konusu gösteride yeraldığını, polise karşı koyduğunu ve  
taş attığını doğrulamıştır. Aynı zamanda, polisin müdahalesinden ve  
tutuklamasından önce göstericileri uyardığı ve dağılmalarını söylediğinin de video  
kaydında bulunduğu not edilmiştir.  
Çıraklar'ın arkadaşlarının onun sadece seyirci olduğunu belirten  
ifadelerinin, saat 12.15'te başladığı anlaşılan bir gösteride saat 11.30 ile 12.00  
arasında polisin başvuranı ve kız arkadaşı S.D.yi tutukladığını gören şahitlerin  
ifadeleri nedeniyle gerçeği yansıtmadığına inanılmıştır. Mahkeme aynı zamanda  
S.D.yi, savunmanın bir tanığı olarak dinlemeyi, kendisinin de davanın bir sanığı  
olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.  
14. İki sivil ve rütbesi albay olan bir askeri hakimden oluşan Devlet  
Güvenlik Mahkemesi'nin 28 Aralık 1990 tarihli kararıyla, Çıraklar 2911 sayılı  
yasaya karşı gelmekten, kamuya ait karayolunda izinsiz gösteriye katılmaktan ve  
polise karşı şiddet kullanmaktan iki yıl altı ay hapse mahkum edilmiştir. Kendisiyle  
beraber yargılanan otuz sanık da aynı sebeplerden mahkum olmuşlardır.  
2. Yargıtay’da  
15. Başvuran, 15 Şubat 1991 tarihinde 28 Aralık 1990 tarihli kararı  
temyiz etmiştir. Başvuran savunmasında gerçeklerin Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından yorumlanmasına, delillerin değerlendirmesine ve Mahkemenin suçları  
sınıflandırmasına karşı çıkmıştır. Başvuran aynı zamanda mahkumiyetinin  
Sözleşme'nin 9, 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.  
16. Yargıtay 28 Mayıs 1991 tarihindeki kararında birinci derece  
mahkemesinin kararını onamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK:  
17. Devlet Güvenlik Mahkemeleri 1961 Anayasasının 136. maddesine  
uygun olarak 11 Temmuz 1973 tarihinde 1773 sayılı kanunla oluşturulmuştur. Bu  
kanun 15 Haziran 1976 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından yürürlükten  
kaldırılmıştır. Sözkonusu Mahkemeler 1982 Anayasasıyla Türk adalet sistemine  
tekrar dahil edilmiştir. Gerekçenin ilgili kısımları aşağıdaki paragrafı içermektedir:  
"Ortaya konulduğunda Devletin varlığını ve sağlamlığını etkileyebilecek  
ve hakkında uygun hüküm verilebilmesi için özel yargılama gerektiren fiiller  
bulunabilir. Bu gibi durumlarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulması gereklidir.  
Anayasamızda bulunan bir maddeye göre suç işlendikten sonra özel bir fiil için özel  
mahkeme oluşturulması (hakkında hüküm vermek üzere) yasaktır. Bu nedenle  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri yukarıda söz konusu fiillerin yargılanabilmesi için  
Anayasamızda yer almıştır. Bu açıdan bakılırsa bu özel hükümler önceden  
yasalaştırılmış ve mahkemeler suç işlenmeden önce kurulmuştur. Bunlar, suçun  
ortaya çıkmasından sonra kurulmuş mahkemeler olarak tarif edilemezler."  
18. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşumu ve işleyişi aşağıdaki  
ilkelere bağlıdır.  
A. Anayasa  
19. Adli teşkilatı yöneten Anayasal hükümler aşağıdaki şekildedir:  
Madde 138, Para. 1 ve 2  
"Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka  
uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.  
"Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında  
mahkemeler ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve  
telkinde bulunulamaz.  
Madde 139 para. 1  
"Hakimler .... azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen  
yaştan önce emekliye ayrılamaz..."  
Madde 143  
"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik  
düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan  
doğruya Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet  
Güvenlik Mahkemeleri kurulur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir Başkan, iki asıl ve iki yedek üye ile  
bir savcı ve yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur.  
Başkan bir asıl ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmış hakim  
ve Cumhuriyet savcıları arasından; bir asıl ve bir yedek üye, birinci sınıf askeri  
hakimler arasından; savcı yardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askeri hakimler  
arasından özel kanunlarında gösterilen usule göre atanır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve  
savcı yardımcıları dört yıl için atanırlar, süresi bitenler yeniden atanabilirler.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır.  
...”  
Madde 145 para. 4  
"Askeri hakimlerin ... özlük işleri ve yükümlülükleri mahkemelerin  
bağımsızlık ilkesine uygun olarak askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla  
düzenlenir. Kanun ayrıca askeri hakimlerin yargı hizmeti dışındaki askeri hizmetler  
yönünden askeri hizmetlerin gereklerine göre teşkilatında görevli bulundukları  
komutanlık ile olan ilişkilerini de gösterir."  
B. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluş ve yargılama usulleri  
hakkındaki 2845 sayılı kanun  
20. Anayasanın 143. maddesine dayanan Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
ile ilgili 2845 sayılı kanunun ilgili hükümleri aşağıdadır:  
Madde 1  
"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik  
düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan  
doğruya Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara ilişkin davalara bakmak  
üzere ... il merkezlerinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmuştur."  
Madde 3  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, bir Başkan ile iki üyeden oluşur. Her  
Devlet Güvenlik Mahkemesinde ayrıca iki yedek üye bulunur.  
Madde 5  
"Devlet Güvenlik Mahkemesinin başkanı ve bir asıl bir yedek üyesi sivil  
..... hakim, diğer bir asıl ve bir yedek üyesi birinci sınıfa ayrılmış askeri hakim ...  
olacaktır."  
Madde 6 para. 2, 3 ve 6  
"Askeri hakimler arasından üye, yedek üye ve Cumhuriyet savcı  
yardımcılarının atanmaları, özel kanunlarında gösterilen usule göre yapılır.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri ...  
muvafakatları alınmadıkça dört yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamazlar  
...  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görevli başkan, üye ve yedek üyeleri  
hakkında kendi kanunlarına göre yapılacak soruşturma sonunda görev yerlerinin  
değiştirilmesine dair yetkili kurul veya mercilerce karar verildiği takdirde, ilgili  
hakimin görev yeri veya görevi, özel kanunlarda gösterilen usule göre  
değiştirilebilir.  
Madde 27 para. 1  
"Devlet Güvenlik Mahkemesi kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır."  
Madde 34 para. 1 ve 2  
"Devlet Güvenlik mahkemelerinde göreve atanan ... askeri hakimlerle  
amirlerinin haklarında disiplin soruşturması ılması ve disiplin cezası verilmesinde,  
görevle ilgili suçlarının soruşturma ve kovuşturulmasında kendi mesleklerine ait  
kanunun ilgili hükümleri uygulanır..."  
Askeri yargıya mensup hakimler hakkında verilecek Yargıtay notları ve  
adalet müfettişlerince düzenlenecek görüş raporları ile bunlar hakkında yapılacak  
soruşturmalara ilişkin evrak Adalet Bakanlığına gönderilir."  
Madde 38  
"Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı çevresinin tamamını veya bir  
kısmını kapsayacak şekilde sıkıyönetim ilan edilmesi halinde o yargı çevresinde  
birden fazla Devlet Güvenlik Mahkemesi olmak kaydıyla, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi aşağıdaki esaslara göre sıkıyönetim askeri mahkemesine  
dönüştürülebilir..."  
C. 357 sayılı Askeri Hakimler Kanunu  
21. Askeri Hakimler Kanununun ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:  
Ek Madde 7  
"Devlet Güvenlik Mahkemesi üyeliği veya yedek üyeliğine atanan ...  
askeri hakimlerin rütbe terfii, rütbe kıdemliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını  
sağlayacak yeterlilikleri bu kanunun ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun  
(926) hükümleri saklı kalmak şartı ile aşağıda belirtilen şekilde düzenlenecek  
sicillerle saptanır."  
a) Birinci sınıfa ayrılmış üye ve yedek üye askeri hakimlere subay sicil  
belgesi düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili birinci sicil amiri Milli Savunma  
Bakanıdır.  
...”  
Ek Madde 8  
"Devlet Güvenlik Mahkemelerinin askeri yargıya mensup mahkeme  
üyeleri ... Genelkurmay Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup  
olduğu Kuvvet Komutanlığının personel başkanı ile adli şaviri ile Milli Savunma  
Bakanlığı Askeri Adalet İşleri Başkanlığından oluşan kurul tarafından seçilir ve  
usulüne uygun olarak atanır."  
Madde 16 para. 1 ve 3  
"Askeri hakimler ... Silahlı Kuvvetler mensuplarının nakil ve tayinleri  
hakkındaki hükümler esas alınarak Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın müşterek  
hazırladıkları ve Cumhurbaşkanına sunulan bir kararname ile atanırlar.  
Askeri hakim olarak atanma işleminde Yargıtay’ın, Adalet Bakanlığı  
müfettişlerinin raporları ile amirlerinin sicil raporları göz önünde tutulur..."  
Madde 18 para. 1  
"Askeri hakimlerin ... maaş dereceleri, maaş yükselmeleri ve diğer özlük  
hakları subaylar hakkındaki kanun hükümlerine tabidir."  
Madde 29  
"Askeri hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından,  
savunmaları aldırılarak, aşağıdaki disiplin cezaları verilebilir.  
A. Görevde daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesini  
içeren bir uyarı.  
...  
B. Belirli bir eylem veya davranışın kusurlu sayıldığının yazı ile  
bildirilmesi olan kınama.  
...  
Bu cezalar kesin olup, ilgilinin şahsi dosyasına konur, siciline işlenir.  
Madde 38  
Askeri hakimler ... mahkemede sivil meslektaşlarının giydiği özel  
kıyafeti giyerler."  
C. Askeri Ceza Kanunu'nun 112. Maddesi  
22. 22 Mayıs 1930 tarihli Askeri Ceza Kanunu'nun 112. maddesi  
aşağıdaki gibidir:  
"Askeri Mahkemelerin etki altında bırakılması amacıyla resmi bir  
görevlinin yetkisini  
kötüye kullanması beş yıl hapis cezası gerektiren bir suç  
teşkil eder."  
D. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakkındaki 4 Temmuz 1972 tarihli  
23. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesinin, 4 Temmuz 1972  
kanun  
tarih ve 1602 sayılı kanunun 22. maddesi altında subayların mesleki durumları ve  
özellikle terfi ve mesleki ilerlemelerle ilgili uyuşmazlıklar hakkındaki talep ve  
tazminatların hukuki yönden incelenmesi için yapılan başvuruları dinleme yetkisi  
vardır.  
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER  
24. Çıraklar Komisyona 28 Kasım 1991 tarihinde başvurmuştur.  
Başvuran bir suç işlediği şüphesi bulunmadığı halde tutuklanmasının Sözleşmenin  
5/1 (c) maddesine uygun olmadığı için karşı çıkmış ve gözaltında bulunduğu sürede  
Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak muamele gördüğünü ifade etmiştir.  
Başvuran aynı zamanda, 5. maddenin 3. paragrafına dayanarak "kısa sürede" hakim  
önüne çıkarılmadığından ve 5. maddenin 4. paragrafına dayanarak yasalara uygun  
olmayan gözaltına karşı çıkabilmek için işlem yapamadığından şikayet etmiştir.  
Daha sonra İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumundan dolayı 6. maddenin  
1. paragrafında belirtildiği şekilde bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  
yargılanmadığını iddia etmiştir. İzmir Emniyet Müdürlüğünün, tutuklanması ve  
sebepleri hakkında babasını haberdar etmesinin 6. maddenin 2. paragrafına ve 8.  
maddeye aykırı olduğunu belirtmiştir. Gözaltında bulunduğu sürede avukatının  
olmamasının 6. maddenin 3(c) ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin bazı tanıkları  
dinlemeyi reddetmesinin de 6. maddenin 3(d) paragrafına aykırı olduğunu ileri  
sürmüştür. Son olarak, amacı Irak'ın Kürt toplumunun baskı altında tutulmasını  
protesto etmek olan bir gösteride yer almasından dolayı mahkum oluşunun, 9. 10. ve  
11. maddelerine ihlal oluşturduğunu belirtmiştir.  
25. Komisyon İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve  
tarafsızlığına ve bu mahkemeden önceki muamelelerin eşitliğini göz önünde tutarak  
19 Ocak 1995 tarihinde başvuruyu (no.19601/92) kabul edilebilir bulmuştur. 20  
Mayıs 1997 tarihli raporunda (madde 31), bu şikayetleri müşterek olarak 6.  
maddenin 1. paragrafı altında incelemiş ve 1'e karşı 30 oyla bu hükmün ihlal edildiği  
görüşünü açıklamıştır. Raporda yer alan Komisyon görüşü ve karşı görüşün tam  
metinleri bu karara ek olarak yeniden yayınlanmıştır.  
DİVANA SUNULAN SON GÖRÜŞLER  
26. Başvuran, görüşünde davanın görüldüğü İzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin oluşumu ile ilgili olarak "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme"  
olmadığının ve sonuç olarak Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal  
edildiğinin ve kız arkadaşının savunma tanığı olarak dinlenmesini reddederek 6.  
maddenin 3(d) paragrafının ihlal edildiğinin dikkate almasını Divandan talep  
etmiştir. Başvuran aynı zamanda, Sözleşmenin 3. ve 5. maddelerinin de ihlal  
edildiğini ileri sürmüştür.  
27. Hükümet Divana Sözleşmenin ihlal edilmediğini ve iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini iletmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. DAVANIN KONUSU  
28. Çıraklar, Divanı, davayı Sözleşmenin 3. 5. ve 6. maddeleri altında  
incelemeye davet etmiştir. Komisyon, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
bağımsızlığı ve tarafsızlığı, bu mahkemeden önceki muamelelerin eşitliliği (bkz.  
yukarıdaki paragraf 25), ve davanın Komisyon'un kabul edilebilirlik kararından  
önceki konusu ile ilgili olarak sadece 6. maddeye dayanan şikayetleri kabul  
edilebilir bulmuştur (bkz. 25 Haziran 1997 tarihli Van Orshoven Belçika'ya karşı  
hükmü, Hüküm ve Karar Raporları 1997-III, sayfa 1049, para. 33). Davanın amacı  
sadece yukarıda sözü geçen iki şikayetle sınırlıdır.  
II. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZI  
29. Komisyon önünde olduğu gibi Hükümet, Çırakların, Ceza  
Kanununun 322. maddesinde belirtildiği şekilde 28 Mayıs 1991 tarihli kararın  
düzeltilmesi için hakkı olduğu halde Yargıtay'a başvurmadığı gerekçesiyle iç hukuk  
yollarını tüketmiş sayılamayacağı görüşünü sürdürmüştür.  
30. Başvuran, Komisyon önünde o prosedürün etkisizliğine güvenmiştir.  
31. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik kararında söz konusu  
çözümün "başvuru sahibinin doğrudan ulaşabileceği bir çözüm olmadığı  
gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.  
32. Divan aynı sonuca varmıştır. Taraflar kendileri böyle bir başvuruyu  
Yargıtay'a götüremezler; bu amaçla, mahkemeye başvurup vurmama konusunda  
onun yerine karar verecek olan Yargıtay Genel Kuruluna başvurması gerekir. İtiraz  
bu nedenle reddedilmiştir.  
III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNE İHLAL İDDİALARI  
33. Başvuran, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin "bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme" olmadığı ve yanlış olarak kız arkadaşını savunma tanığı  
olarak dinlemeyi reddettiği görüşünü sürdürmüştür. Başvuran Sözleşmenin 6.  
maddesinin 1. ve 3(d) paragrafına dayanmıştır. Bu madde:  
"1. Herkes kendisine karşı yöneltilen suçlamalar konusunda tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkına sahiptir.  
...  
3. Ceza gerektiren bir suçla suçlanan herkes aşağıdaki asgari  
haklara sahiptir:  
...  
(d) ... aleyhindeki tanıklarla eşit şartlarda kendi lehine  
tanıkların da katılımı ve sorgulanması;  
...”  
A. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığı  
1. Tarafların görüşleri  
34. Başvurana göre, üç üyesi arasında bir askeri yargıcın bulunması  
nedeniyle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi 6. maddenin 1. paragrafında  
belirtildiği şekilde bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak görülemez.  
35. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin üyesi olarak görev  
yapan askeri yargıçların atanma işlemlerinin ve görevleri sırasında yararlandıkları  
imtiyazların bu konuda Divanın belirlediği kriterlere uygun olduğu görüşünü  
sürdürmüştür.  
Bu yargıçların amirlerine karşı sorumlulukları ve mesleki sicilleri hiçbir  
şekilde bağımsızlıklarını etkilememiştir. Subay olarak sorumlulukları disiplin  
kurallarına uymak ve askeri kurallara saygı göstermekle sınırlıdır. Üstlerinden  
gelebilecek baskılara karşı güvenliktedirler. Böyle bir baskıya teşebbüs etmek de  
Askeri Ceza Kanunu altında cezaya tabidir. Teftiş sistemi sadece askeri hakimlerin  
yargı dışı görevleri için geçerlidir. Buna ek olarak yargıçlar, teftiş raporları hakkında  
görüş bildirebilirler ve hatta Yüksek Askeri İdare Mahkemesinde bunların içeriğine  
itiraz edebilirler.  
Ne söz konusu askeri yargıcın disiplin amirlerinin veya  
meslektaşlarının, ne de onu atayan yetkili kamu makamlarının davadaki taraflarla  
hiçbir ilişkisi yoktur.  
36. Komisyon, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşumu ve işleyişini  
düzenleyen yasa ile belirlenen kurallar, bunların bağımsızlığı, özellikle görevli  
hakimlerin teftiş ve atanmaları konusunda ortaya bazı sorular çıktığı görüşündedir.  
Bir sivile karşı başlatılan cezai işlemlerde askeri bir yargıcın yer alması, bu  
işlemlerin istisnai doğasını gösterir ve sivil yargıya silahlı kuvvetlerin bir  
müdahalesi olarak algılanabilir. Başvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
tarafsızlıktan yoksun oluşu hakkındaki endişeleri bu yüzden tarafsız olarak haklı  
görülmüş ve 6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiştir.  
2. Divanın görüşü  
37. Divanın görevi, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin üç üyesinden  
birinin askeri hakim olması nedeniyle bağımsızlık ve tarafsızlığının sorgulanıp  
sorgulanamayacağına karar vermektir.  
38. Divan, bir mahkemenin 6. maddenin 1. paragrafına göre "bağımsız"  
olup olmadığına karar verilebilmesi için üyelerinin atanma tarzına, bunların görev  
sürelerine, dış baskılara karşı korunmalarına ve bağımsızlık görünümü sergileyip  
sergilemediklerine olan itibarlarının dikkate alınması gerektiği görüşünü  
tekrarlamıştır (bkz.diğer birçok makamlar arasında, 25 Şubat 1997 tarihli Findlay  
İngiltere'ye karşı hükmü, Raporlar 1997-I, sayfa 281, para.73).  
Bu hükmün altındaki anlamıyla "tarafsızlık" şartı konusunda  
uygulanacak iki test vardır: Birincisi belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel  
kanaati konusundaki kararı içerir. İkincisi ise hakimin yasal yöndeki şüpheleri uzak  
tutmak konusunda yeterli garantiyi verip vermediğinin araştırılmasıdır. Söz konusu  
davanın sadece ikinci testle alakalı olduğu konusunun Divan önünde doğruluğu  
tartışılmamıştır. Bu, heyet olan bir makama uygulandığında heyet üyelerinin kişisel  
davranışlarından uzak olarak tarafsızlığına şüphe getirebilecek araştırılabilir  
gerçeklerin olup olmadığına karar vermek anlamına gelir. Bağımsızlık konusunda  
ise görünümün önemi olabilir. Bir makamın bağımsızlıktan yoksun oluşundan  
endişe duymak için yasal bir sebebin varolup olmadığına karar verilirken, tarafsız  
olmadığını savunanların dayandığı nokta önemlidir. Buna rağmen bu kesin değildir.  
Kesin olan endişenin tarafsız olarak doğruluğunun kanıtlanmasıdır (bkz. örneğin, 20  
Mayıs 1998 tarihli Gautrin ve diğerleri Fransa'ya karşı kararı, Raporlar 1998-III,  
sayfa ...., para 58).  
Söz konusu davada tarafsızlığı bağımsızlıktan ayrı tutmak zordur ve  
bundan dolayı Divan bunların ikisini beraber ele alacaktır (bkz. 9 Haziran 1998  
tarihli Incal Türkiye'ye karşı kararı, Raporlar 1998-..., sayfa ...., para 65).  
39. Bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde, Türkiye'nin bölünmez ve milli  
bütünlüğüne, demokratik düzen ve ulusal güvenliğine karşı olması nedeniyle suç  
teşkil eden fiillerle (Anayasanın 143. maddesi ve 2845 sayılı kanunun 1. maddesi)  
aleyhinde dava açılan Çıraklar gibi bir sivilin, aralarında Silahlı Kuvvetlere mensup  
bir subayın da bulunduğu üç kişilik bir yargıç kurulu karşısında endişe duyması  
anlaşılabilir (bkz. yukarıda söz konusu Incal kararı, sayfa ..., para. 72). Böyle bir  
güvensizlik bile 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edildiğini söylemek için yeterli  
değildir. İtibarın Devlet Güvenlik Mahkemelerindeki askeri hakimlerin statüleri ile  
başvurana sağlanan koruma arasında bağlantı olmalıdır.  
Statünün bazı bağımsızlık ve tarafsızlık garantisi sağladığı doğrudur.  
Örneğin, askeri hakimler bunlara Askeri hukukun mensuplarına tanıdığı statüyü  
sağlayan sivil meslektaşlarıyla aynı mesleki eğitime tabi tutulurlar. Askeri hakimler,  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin üyesi olarak görev yaparlarken, tıpkı sivil  
hakimlerde olduğu gibi anayasal korumalardan yararlanırlar. Buna ek olarak, bunlar  
bazı istisnalar dışında görevden alınamaz veya rızaları olmadan erken emekli  
edilemezler (bkz. yukarıdaki paragraflar 19 ve 20). Bir Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin asil üyeleri olarak bireysel görev alırlar. Bunlar Anayasaya göre  
bağımsız olmalıdırlar ve hiçbir kamu makamı bunlara hukuki görevleriyle ilgili  
olarak talimat veremez veya görevleriyle ilgili baskı yapamaz (bkz. yukarıdaki  
paragraflar 19 ve 22).  
Bununla beraber, bunların statülerinin diğer yönleri tartışılabilir. İlk  
olarak, söz konusu hakimler üstlerinden emir alan ordu mensuplarıdır. İkincisi,  
bunlar askeri disipline ve bu amaçla haklarında derlenen sicil raporlarına tabidirler  
(bkz. yukarıdaki paragraflar 19 ve 20). Atanmaları ile ilgili kararların birçoğu idari  
makamlar ve ordu tarafından alınır (bkz. yukarıdaki paragraf 21). Son olarak, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi hakimi olarak görev süreleri sadece 4 yıl olup yenilenebilir.  
40. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargıçlarından birinin askeri  
yargıç olması nedeniyle davayla ilgisi bulunmayan hususların gereğinden fazla  
etkisi altında kalabileceğinden dolayı başvuran yasal olarak endişe duyabilir. Başka  
bir deyişle, mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksunluğu nedeniyle  
Çıraklar'ın endişesi tarafsız olarak haklı görülebilir. Yargıtay’daki muameleler  
bunları giderememiştir (bkz. yukarıdaki Incal kararı, sayfa ..., para. 72).  
41. Kısacası, 6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiştir.  
B. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bir savunma tanığını dinlemeyi  
reddetmesi  
42. Başvuranın görüşünde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
başvuranın kız arkadaşını aynı davada sanık olduğu gerekçesiyle savunma tanığı  
olarak dinlemeyi reddetmesi 6. maddenin 3 (d) paragrafına ihlal oluşturur.  
43. Hükümet görüş bildirmemiştir.  
44. Komisyon, "bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksunluğu kanıtlanmış bir  
mahkemenin hiçbir şart altında davasını gördüğü kişilere adil bir yargılamayı garanti  
edemeyeceği" görüşündedir.  
45. Bu bulgular göz önünde tutulduğunda Çıraklar'ın bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkı çiğnenmiştir. Divan bu şikayeti  
araştırmaya gerek görmemiştir.  
IV. SÖZLEŞMENİN 50. MADDESİNE BAŞVURU:  
46. Sözleşmenin 50. maddesi aşağıdaki gibidir:  
"Mahkeme, bir Yüksek Sözleşen Tarafın yargı mercileri veya herhangi  
başka bir resmi merci tarafından verilmiş olan bir kararın veya alınmış olan bir  
tedbirin bu Sözleşmeden doğan yükümlülüklere tamamen veya kısmen aykırı  
düşğü hükmüne varırsa ve eğer ilgili tarafın iç hukuku bu karar veya tedbirin  
sonuçlarını ancak kısmen gidermeye elverişli ise, Mahkeme kararında gerektiği  
takdirde zarar gören tarafa hakkaniyete uygun bir tatmin şekline hükmolunur."  
47. Başvuran 262.000 Fransız Frangı (FRF) maddi ve 500.000 Fransız  
Frangı (FRF) manevi tazminat talep etmiştir.  
48. Hükümet Divanı bu talebi reddetmeye davet etmiştir.  
49. Divan Çıraklar'ın şikayette bulunduğu maddi talebin türünü açıkça  
belirtmediği gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Manevi talep konusunda ise 6.  
maddenin ihlal edildiğinin tespitinin yeterli tazmini sağladığı görüşündedir.  
BU SEBEPLERDEN DOLAYI DİVAN  
1. Hükümetin ön itirazını oybirliğiyle reddeder.  
2. İkiye karşı yedi oyla, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
bağımsızlık ve tarafsızlığıyla ilgili olarak Sözleşmenin 6. maddesinin 1.  
paragrafının ihlal edildiği görüşündedir.  
3. Sözleşmenin 6. maddesinin 3(d) paragrafına dayanan şikayeti  
incelemeyi oybirliğiyle gereksiz bulmuştur.  
4. Bu kararın kendisinin, istenilen manevi tazminat için hakkaniyete  
uygun bir tatmin oluşturduğu görüşündedir;  
5. Başvuranın diğer taleplerini oybirliğiyle reddetmiştir.  
İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanıp 28 Ekim 1998 tarihinde  
Strazburg'da İnsan Hakları Binasında yapılan bir genel oturumda dağıtılmıştır.  
İmza: THOR VILHJALMSSON  
Başkan  
İmza: Herbert PETZOLD  
Raportör  
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KARŞI GÖRÜŞÜ  
Başvuranı yargılayan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir askeri  
hakimin bulunması sebebiyle "bağımsız ve tarafsız" bir mahkeme olmadığı şikayeti  
ile 6. maddenin ihlal edildiği kararına karşı oy kullandım.  
Gerekçelerim.  
Türkiye'deki güvenlik durumu ve silahlı kuvvetlerin terörizme karşı  
mücadeleye katılımı göz önüne alındığında, Türk makamları Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri olarak bilinen "özel" mahkemeler kurulmasını gerekli görmüşlerdir.  
Bu tür "uzmanlaşmış" mahkemeler bütün ülkelerde bulunmaktadır. Örneğin ticari ve  
sanayi mahkemeleri gibi.  
İkincisi bu mahkemeler iki sivil hakim ve hukuk eğitimi görmüş  
profesyonel askeri bir hakimden oluştuğundan dolayı Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
askeri mahkeme değil, açıkçası, kararları sivil Yargıtay tarafından bozulabilen sivil  
mahkemelerdir.  
Divan, birçok kez üyeleri arasında "uzmanların" bulunduğu bir özel  
mahkemenin 6. maddenin 1. paragrafındaki anlamıyla "mahkeme" olarak tanımıştır.  
Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerin iç hukukunda profesyonel hakimlerin yanında,  
uzmanlık bilgisine ihtiyaç duyulan ve hatta mahkeme üyelerinin bağımsızlık ve  
tarafsızlıkları konusundaki garantiyi sağlayabilmesi için bazı davalarda gerekli olan  
uzmanların yer aldığı birçok örnek bulunmaktadır (bkz. Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi: Le Compte, Van Leuven ve De Meyere Belçikaya karşı, 23 Haziran  
1981, seri A no.43; Ettl ve Diğerleri Avusturya'ya karşı, 23 Nisan 1987, seri A  
no.117; ve Barfod Danimarka'ya karşı, 22 Şubat 1989 seri A no.149, para.18).  
Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi askeri hakimle ilgili olan karar  
(paragraf 39) yararlandığı anayasal dayanakları tarif etmesine rağmen statüsünün  
bazı niteliklerinin sorgulanabilir olduğunu belirtir. Askeri yargıcın askeri disipline  
maruz kalması ve bu amaçla haklarında sicil raporları düzenlenmesi, atanma ve  
Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi olarak dört yıllık görev süresi ile ilgili olarak,  
idari makamlar ve ordu tarafından karar verilmesi nedeniyle mahkemenin vardığı  
sonuçtan tatmin olmadım.  
Bu bağlamda, sivil yargıçların haklarında sicil raporları  
düzenlenmesinin, disiplin kurallarına tabi olduklarının, idarenin bunların atanmaları  
konusunda karar verdiğinin ve hatta mahkemenin üç yıllık görev süresini bile yeterli  
gördüğünün mümkün olduğunu vurgulamak isterim. Devlet Güvenlik Mahkemesine  
askeri yargıç olarak atanmanın bir lütuf olmadığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesi  
yargıçları olarak görevleri sona erdiğinde söz konusu yargıçların meslek hayatları  
boyunca yargıç olarak kaldıklarını da eklemek isterim. Mahkeme birçok kez ne bir  
hakimin görev süresi ne de disiplin kurallarının varlığının bir mahkemenin  
bağımsızlık ve tarafsızlığını bozmadığına inanmıştır (bkz. Campbell ve Fell  
İngiltere'ye karşı, 28 Haziran 1984, seri A no.80 para.80; Engel ve Diğerleri  
Hollanda'ya karşı, 8 Haziran 1976, seri A no.22, para.30).  
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu üyesi Mr. Alkema'nın da karşı  
görüşünde belirttiği gibi mahkeme üyelerinden birinin taraflarla ilişki içinde olduğu  
durumlarda o mahkemenin tarafsızlığından ciddi olarak endişe duyulmalıdır.  
Hakikaten bu davada ne söz konusu askeri hakim ne de meslektaşları ve  
amirleri ile onu atayan kamu makamlarının davadaki taraflarla hiçbir ilgisi  
bulunmamaktadır. Divanın bunu kabul etmesi gerekir (bkz. paragraf 35). Bundan  
başka, başvuran ordu tarafından değil, polis tarafından tutuklanmış ve mahkeme  
önüne de normal yasal muamelelerle çıkarılmıştır.  
Mahkemenin oluşumundan dolayı, başvuranın "dış görünüşe" dayanarak  
söz konusu mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığından endişe duyduğu konusunda  
ise, askeri hakimlerin yararlandığı anayasal korumalar açısından endişe bulunmadığı  
ve tarafsız olarak sayılamayacağı görüşündeyim.  
Karma mahkemeler ilkesinin kınanmasının aksini iddia etmek.  
Çoğunluğun yaptığı gibi "İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
yargıçlarından birinin askeri yargıç olması nedeniyle davayla ilgisi bulunmayan  
hususların gereğinden fazla etkisi altında kalabileceğinden dolayı başvuran yasal  
olarak endişe duyabilir" (paragraf 40) cümlesinin hiçbir dayanağı yoktur. Divan  
hangi hak ve gerçeğe dayanarak askeri bir hakimin (sivil yargı hakimi olmayan)  
diğer iki hakimi uygun olmayan bir karar vermeye teşvik edebileceğini ifade  
edebilir? Ben bunu askeri ve sivil hakimleri lekelemeye yönelik bir davranış olduğu  
kanısındayım.  
YARGIÇ LOPEZ ROCHA'NIN KARŞI GÖRÜŞÜ  
Ben birkaç meslektaşımla beraber hazırladığım Incal Türkiye'ye karşı  
davasındaki (9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Kararların Raporları 1998-...)  
karşı görüşümde belirttiğim sebeplerden dolayı başvuranın bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucu lehinde oy  
kullandım.