C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÇĐÇEKLER - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:14899/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Aralık 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (14899/03) bavuru no’lu davanın nedeni, bu  
ülke vatandaı Ergül Çiçekler’in (bavuran) 24 Mart 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM)  
yapmıolduğu bavurudur.  
Avukat yardımından faydalanan bavuran AĐHM önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1976 doğumlu olan bavuran Türk vatandaıdır. Halen Kocaeli F tipi Cezaevinde  
tutukludur.  
A. Bavurunun yapılmasına neden olan olaylar  
Bavuran 3 Mayıs 1996 tarihinde yasadıı silahlı TKEP-L örgütüne yönelik sürdürülen  
operasyon sırasında yakalanmıtır.  
14 Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimi  
bavuranın tutuklu yargılanmasına karar vermitir. Bavuran Eskiehir Cezaevine  
konulmutur.  
12 Ağustos 1996 tarihli iddianameyle DGM Cumhuriyet Basavcısı bavuranla  
birlikte suçlanan diğer on sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 146§1 maddesi uyarınca mahkum  
edilmelerini talep etmitir.  
8 Nisan 1999 tarihinde olayları tekrar gözden geçiren Cumhuriyet Basavcısı  
bavuranın TCK’nın 169. maddesi uyarınca mahkum edilmesini, tutuklu kaldığı süre göz  
önüne alınarak salıverilmesini talep etmitir. DGM Cumhuriyet Basavcısının bu talebini  
reddetmitir.  
12 Kasım 1999 DGM bavuran üzerine atılı fiillerden suçlu bularak TCK’nın 146§1  
maddesi uyarınca ömür boyu hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermitir.  
22 Aralık 2000 tarihinde bavuran Kocaeli F tipi Cezaevi’ne nakledilmitir. 2001 ile  
2002 yılları arasında bavuran açlık grevi yapmıtır.  
Bu süre zarfında birkaç kez Kocaeli Devlet Hastanesi ve Bakırköy Ruh ve Sinir  
Hastalıkları Hastanesi’ne kaldırılmıtır.  
26 Mart 2001 tarihli bir kararla Yargıtay usul hatası nedeniyle 12 Kasım 1999 tarihli  
kararı bozmuve ilk derece mahkemesine tekrar göndermitir.  
20 Kasım 2001 tarihinde bavuranın avukatı sağlık durumu nedeniyle bavuranın  
serbest bırakılmasını talep etmitir. DGM bu talebi reddetmitir.  
Sağlık durumu kötüleen bavuran Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmitir.  
2
23 Ocak 2002 tarihli raporuyla 3. Đhtisas Kurulu bavuranda Wernicke-Korsakoff  
sendromu tehis etmive altı ay serbest bırakılmasını salık vermitir.  
7 Mayıs 2002 tarihinde, bavuranın avukatı tekrar müvekkilinin serbest bırakılmasını  
talep etmitir. Bavuranın açlık grevini bıraktığını fakat cezaevinde hiçbir tedavi görmediğini  
belirtmitir.  
DGM, CMUK’un 399. maddesinin tutukluların değil hükümlülerin durumunu  
düzenlediği gerekçesiyle bavuranın serbest bırakılması talebini reddetmitir.  
4 Haziran ile 17 Aralık 2002 tarihleri arasında DGM dört duruma düzenlemive  
kanıt unsurları dikkate alınarak bavuranın tutuklu yargılanmasını emretmitir. Bu süre  
zarfından üç kere yapılan salıverilme talebini reddetmitir.  
6 Mayıs 2003 tarihinde, Yargıtay kararına uyarak bavuranı yeniden müebbet hapis  
cezasına mahkum etmitir.  
21 Mayıs 2003 tarihli bir raporla Đhtisas Kurulu WK-S tehisini teyit etmive  
bavuranın cezasının altı ay süreyle ertelenmesini salik vermitir. Bavuranın sağlık  
durumunun hayati tehlike oluturmağını fakat organik akıl hastalığı nedeniyle cezasının  
ertelenmesi gerektiğini belirtmitir.  
1 Aralık 2003 tarihinde Yargıtay 6 Mayıs 2003 tarihli kararı onamıtır.  
30 Ocak 2004 tarihinde, bavuranın cezasının ertelenmesi talebi CMUK’un 399.  
maddesinin tutukluların değil hükümlülerin durumunu öngördüğü gerekçesiyle Kocaeli  
Cumhuriyet Basavcısı tarafından reddedilmitir. Bavuranın mahkumiyeti Yargıtay  
tarafından henüz onaylanmamıolduğundan bavuran hükümlü durumda değildi. Bu tarihte  
Kocaeli Cumhuriyet Basavcısına henüz Yargıtay’ın kararı bildirilmemitir.  
Bavuran sağlık durumu nedeniyle Cumhurbakanı affından faydalanma talebinde  
bulunmutur. 15 Mart 2004 tarihinde Cumhuriyet Basavcısı yeniden muayene edilmesi  
amacıyla bavuranın Kocaeli Devlet Hastanesi’ne sevk edilmesini istemitir. Hazırlanan  
sağlık raporunda bavuranın Cumhurbakanı affından faydalanmasını gerektirecek hiçbir  
rahatsızğının bulunmadığı belirtilmitir. Bununla birlikte doktorlar yine de altı ay içerisinde  
yeniden muayene edilmesini istemilerdir.  
Hükümet tarafından verilen bilgilere göre, 19 Ocak 2005 tarihinde, Adli Tıp Kurumu  
bavuranın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde gözetimde tutulmasını salık  
vermitir. Cezaevi doktoru tarafından hazırlanan 27 Haziran 2005 tarihli raporda bavuranın  
genel sağlık durumunun “iyi” olduğu belirtilmitir.  
Bavuranın avukatı müvekkilinin belli bir süre sözkonusu Hastanede yattığını  
doğrulamıtır.  
B. AĐHM’nin Soruturma Heyeti  
1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler  
3
AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarında hüküm  
süren fiziksel koullar hakkında fikir edinmek maksadı ile bavuranların avukatlarının ve  
Hükümet temsilcilerinin eliğinde, iki F tipi cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli) iki H tipi  
cezaevini (Tekirdağ ve Đstanbul) ve bir H Tipi tutukevini (Bayrampaa-Đstanbul) ziyaret  
etmitir. Bu ziyaretler sırasında heyet ayrıca, cezaevi personeli ile savcı ve doktorlarla  
görütür.  
Heyetin Bayrampaa Cezaevi ve bu cezaevinin sağlık birimini ziyareti sırasında  
kendisine bilirkii kurulu da elik etmitir.  
AĐHM heyeti bavuranla 7 Eylül 2004 tarihinde görütür.  
2. Bilirkii kurulu tarafından yürütülen sağlık muayeneleri  
AĐHM, bavuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, ayet  
bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaamına uyum sağlayabileceğini belirlemekle  
bilirkii kurulunu görevlendirmitir. Sözkonusu kurul ayrıca, gerektiğinde, Türk adli tıp  
makamları tarafından oluturulduğu haliyle bavuranın sağlık dosyasını incelemekle  
görevlendirilmitir.  
Bu bağlamda bilirkii kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin  
nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Enstitüsü’nün  
tanısına uygun olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu’nda görülenlerle aynı  
olduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.  
Buradan hareketle bilirkii kurulu, mahkumlarda olası aırı yükleme öğelerini ve  
Wernicke Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart  
sağlık muayenelerine bavurmaya karar vermitir.  
Muayeneler Hükümet tarafından belirlenen Đstanbul Çapa Üniversite Hastanesi’nde 8  
ve 11 Eylül 2004 tarihlerinde tıp alanındaki gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıtır.  
Bavuran 10 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmitir. Kurul, bavuranın görümünün  
normal olduğunu, nörolojik ve nöropsikolojik muayenesinde herhangi bir anormal bulguya  
rastlanmadığını, psikopatolojik bir sorunu bulunmadığını, verilen cezanın infazını  
engelleyecek bir bulguya rastlanmadığını tespit etmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yakalandığını iddia ettiği WK-S sebebiyle sağlık durumunun tutukluluk  
artlarıyla bağdamadığını iddia etmektedir. Bir sağlık kuruluunda tedavi görmesi gerektiğini  
ve Cezaevi’nde tutulmasın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca kötü muamele tekil edeceğini ileri  
sürmektedir.  
A. Tarafların argümanları  
1. Hükümet  
4
Hükümet ceza infaz kurumlarındaki koulların uygun olduğunu belirterek, tutuklu ve  
hükümlülerin öncelikle sözkonusu infaz kurumunda, yoksa bir hastanede tıbbi bakımdan  
yararlandıklarını belirtmektedir. Bavuran bundan faydalanmıtır, birkaç kez Devlet  
Hastanelerinde tedavi görmütür.  
Hükümet bavuranın özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekebileceğini belirten  
AĐHM heyetinin raporuna dikkati çekmekte ve bavuranın mağdur sıfatı bulunmadığından  
AĐHM’yi bavuruyu kabuledilemez ilan etmeye davet etmitir.  
2. Bavuran  
Bavuran iddialarını tekrarlamaktadır. WK-S’nin iyilemez bir hastalık olduğunu, 23  
Ocak 2002 tarihinde Adli Tıp Kurumu’nun hastalığı tehis ettiğinde serbest bırakılması  
gerektiğini ve bu nedenle tutuklu bulunmasının AĐHS’nin 3. maddesini ihlal ettiğini ileri  
sürmektedir.  
Bavuran aynı zamanda muayenesinin gerektiği gibi yapılmadığını belirterek AĐHM  
heyetini de eletirmektedir.  
B. AĐHM’nin takdiri  
Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı, AĐHM bavuranın mağdur sıfatı ile ilgili  
olarak sunduğu argümanı üzerinde durmayacaktır ( Bkz. Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996,  
Derleme Karar ve Hükümler 1996 III, s. 846, § 36, Dalban-Romanya [GC], no: 28114/95, §  
44, CEDH 1999-VI, ve, mutatis mutandis, S.T.-Türkiye (karar), no: 32431/96, 6 Mayıs 2003).  
1. Genel ilkeler  
AĐHS’de ne özgürlüğünden yoksun bırakılmıne de hasta kiilerin durumuna ilikin  
özel bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması  
yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düen  
yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir  
hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koulları  
nedeniyle daha da iddetlenir veya iddetlenme riski taırsa, tek baına AĐHS’nin 3. maddesi  
kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve  
Pretty-Birleik Krallık, no: 2346/02, §52, CEDH 2002-III).  
Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,  
tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aacak iddette bir sıkıntı veya  
zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ekilde, insan onuruyla bağdaır tutukluluk  
koullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilikin  
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağğının yanı sıra esenliği de  
yeterli bir ekilde sağlanmalıdır (Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).  
AĐHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına ilikin herhangi bir  
“genel yükümlülük” belirtilmemise de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne  
Üye Devletler nezdinde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elverililik  
sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini tekil etmektedir (bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-  
Birleik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII).  
5
Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaamına uygun olmayan ya da  
hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutuklu  
bulundurulması, AĐHS’nin 3. maddesi açısından sorunlara neden olabilir.  
2. Özel bağlam  
AĐHM, davayı incelemeye balamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin  
cezalarının infazı konusunda Türkiye’de yürürlükte olan yasaları incelemitir. AĐHM, Türk  
yasalarının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale  
etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın  
ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirlerin  
yanısıra, sağlık gerekçesiyle Cumhurbakanı’ndan af talebinde bulunma yolu da mevcuttur.  
AĐHM bu ilemlerin, ilk bakıta, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin  
korunması için Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meru gereklilikleriyle  
bağdatırmaları gereken uygun güvenceler oluturduğuna kanaat getirmektedir.  
Mevcut dava bağlamında, geçmite Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında koğuyerine  
bir ila üç kiilik yaam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek  
amacıyla balatılan açlık grevleri karısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel  
rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düünülen kiilerin tutuklu  
bulundurulmaları sorunuyla karı karıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç kukusuz  
yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından haklı gösterilemeyeceğine  
kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak  
serbest bırakılmıtır.  
3. Đlkelerin mevcut davaya uygulanması  
AĐHM bavuranın, kendisine yapılan tıbbı bakımın yetersizliğinden ya da eklinden  
ikayet etmediğini, fakat iyileemez bir hastalığa yakalandığından dolayı serbest bırakılması  
ve özel bir bakım yapılması gerektiğini argümanlarını desteklemeden iddia ettiğini  
gözlemlemektedir.  
Sağlık nedeniyle serbest bırakılma talebinin 30 Ocak 2004 tarihinde reddedilme  
gerekçesi biçimi itibariyle eletirilebilirse de, bir kimsenin tutuklu yargılanmak üzere  
tutulmasının yerinde olup olmadığı konusunda (Sakkopoulıos-Yunanistan, no: 61828/00, 15  
Ocak 2004, § 44, ve Reggiani Martinelli-Đtalya (karar), no: 22682/02) ve mevcut davada da  
olduğu gibi, ulusal makamlar bavuranın fiziksel bütünlüğünün korunması zorunluluğunu  
gerekli tedavileri sağlayarak yerine getirdiklerinde, AĐHM’nin kendi bakıaçısını yerel  
mahkemelerin bakıaçısının yerine koyamayacağını hatırlatmak gerekmektedir. AĐHM  
bavuranın 2001 yılından beri faydalandığı tıbbı bakımın ekli ve seviyesini tartıma konusu  
yapacak bir neden görmemektedir.  
Bavuranın mevcut sağlık durumu ile ilgili olarak, AĐHM hemen delilerin toplanması  
hususunda, ne AĐHS’nin ne de yerel mahkemelere uygulanabilir genel ilkelerin kendisine  
kesin kurallar sunduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bir kanıya varmak için, doğru  
olduğuna karar verdiği her türlü veriye dayanabilir. Ayrıca, özgür iradesiyle, dosyada yer alan  
her unsurun kabuledilebilirliğini, uygunluğunu ve aynı zamanda ispat gücünü de  
değerlendirmektedir ( Irlanda-Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no: 25, ss.  
79, 80, §§ 209 ve 210).  
6
Savunmacı Devletin, AĐHS’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğinin  
ünülmesini gerektirecek ciddi ve kesin gerekçelerin bulunup bulunmadığını belirlemek  
için, AĐHM’nin tarafların kendisine sunduğu ve gerektiğinde res’en elde ettiği unsurlar  
ıığında ortaya çıkan soruları incelemesi gerekmektedir (Yaa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli  
karar, Derleme Kararlar ve Hükümler1998-VI,s. 2437, § 94).  
AĐHM tarafından yapılan ve yukarıda belirtilen soruturma görevi, incelemesini  
yapabilmek için gerekli olan unsurların re’sen elde edilmesi ihtiyacından baka bir amaç  
taımamaktaydı. Aslında, aralarında bavuranın da bulunduğu sözkonusu elli üç davada,  
bavuranlar Đstanbul Tabip Odası tarafından verilen ve dava konusu raporların bilimsel  
inandırıcılığını ciddi ekilde tartıma konusu yapan görüleri sunmulardı (Bkz. örneğin,  
Balyemez-Türkiye (bavuru no: 32495/03, 1 Nisan 2004 tarihli kabuledilebilirlik kararı ve  
Eren-Türkiye (bavuru no: 8062/04, 2 Eylül 2004 tarihli kabuledilebilirlik kararı).  
Ne bavuranlarla yapılan yazımalar ne de Hükümet görüü ile giderilebilen  
unsurlarının azlığı karısında, AĐHM davaların esasına ilikin görübildirmeden önce gerçek  
koulları ortaya koymak amacıyla 7 Temmuz 2003 tarihinde Đçtüzüğüne dahil edilen ve  
görevler kapsamında bir soruturma yürütme ve değerlendirme unsurlarını re’sen temin etme  
kararı almıtır.  
Sonuç olarak bavuranların hepsi 8 Eylül ile 13 Eylül 2004 tarihleri arasında AĐHM  
heyeti tarafından muayene edilmitir.  
10 Eylül 2004 tarihinde muayene edilen Çiçekler ile ilgili olarak AĐHM heyeti  
oybirliğiyle, Ergül Çiçekler’de cezaevi ortamında yaamasını engelleyecek nörolojik ya da  
nöropsikolojik bir belirti bulunmadığına karar vermitir.  
Sonuç olarak, dosyada mevcut olan unsurların genel bir değerlendirmesini yaptıktan  
ve uzmanlarının görülerini aldıktan sonra AĐHM bavuranın tekrar hapsedilmesi halinde,  
tutukluluk koullarının balı baına AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca aağılayıcı ve insanlık dıı  
muamele tekil edeceğinin ortaya konulmadığını düünmektedir ( Sakkopoulos-Yunanistan,  
no: 61828/00, § 45, 15 Ocak 2004, Kulda, § 99 ve Reggiani Martinelli).  
Son olarak bu ikayet AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun  
olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran tutuklu yargılanma süresinden ikayetçi olmaktadır ve bunun AĐHS’nin 5 §  
3 maddesinden belirtilen makul süre kavramını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Aynı zamanda  
AĐHS’nin 5 § 5 maddesi uyarınca tazminat isteme hakkının bulunmadığını belirtmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik üzerine  
AĐHM ikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını gözlemlemektedir. AĐHM baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulmadığından  
ikayetleri kabuledilebilir bulmutur.  
B. Esas hakkında  
7
1. AĐHS’nin 5 § 3 maddesine ilikin ikayet  
10 Haziran 2004 tarihli kısmı kabuledilebilirlik kararı ile, AĐHM AĐHS’nin 5 § 3  
maddesine ilikin ikayeti üç aama bakımından incelemitir. AĐHM ilk iki aamaya ilikin  
ikayeti kabuledilemez ilan etmive Yargıtay’ın 12 Kasım 1999 tarihli kararı onadığı tarih  
olan, 26 Mart 2001 tarihinde balayan üçüncü aama hakkındaki incelemesini ertelemitir.  
AĐHM bu aamanın 6 Mayıs 2003 tarihinde bavuranın mahkum edilmesi ile son  
bulduğunu gözlemlemektedir (Bkz., diğerleri arasında, Labita-Đtalya [GC], no: 26772/95, §  
147, CEDH 2000-IV). Bu unsur kabuledilebilirlik kararının alındığı tarihte mevcut değildir,  
AĐHM dava konusu dönemin yaklaık iki yıl bir ay gibi bir süreyi kapsadığını tespit  
etmektedir. Sözkonusu sürenin makul olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla AĐHM, 26  
Mart 2001 tarihinde bavuranın yaklaık beyıldan beri tutuklu bulunduğunu dikkate  
alacaktır.  
Hükümet sanıkların çokluğu ve davanın karmaıklığı dikkat alındığında tutuklu  
yargılanma süresinin makul olduğunu belirtmektedir.  
Bavuran 26 Mart 2001 tarihinden itibaren DGM’nin kendisiyle ilgili hiçbir hukuki  
ilem yapmadığını ileri sürmektedir. Bu nedenle tutuklu bulundurulmasını haklı kılacak bir  
neden olmadığını iddia etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadında da değimez olduğu gibi, tutuklu yargılanma süresinin makul  
olup olmadığı konusu her davada davanın koullarına göre değerlendirilmelidir.  
Belirtilen bir durumda, bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi  
amamasına dikkat etmek görevi ulusal mercilere dümektedir. Bu amaçla kii hürriyetine  
saygı ilkesinin ayrık tutulmasını doğrulayacak gerçek bir kamu yararının varlığını ortaya  
koyabilecek türden olan davanın tüm koullarını incelemeleri ve serbest bırakılma taleplerini  
reddederken kararlarında bunları belirtmeleri gerekmektedir. AĐHM sözkonusu kararlarda yer  
alan gerekçelerden ve bavurularında bavuran tarafından belirtilen ve tartıma götürmeyen  
olaylardan yola çıkarak, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar  
vermelidir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-  
VIII, § 154).  
Bu itibarla suç ilediği için yakalanan kiinin suçlandığı makul sebeplerin devamı,  
tutukluluğun olmazsa olmaz kouludur, fakat belli bir süre sonra bu da yeterli olmamaktadır;  
ite o zaman AĐHM adli makamlar tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten  
yoksun bırakılmasını haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu  
gerekçeler “anlamlı” ve “doğru” olarak ortaya çıktıklarında, AĐHM ayrıca ulusal makamların  
soruturmanın yürütülmesinde özel bir dikkat gösterip göstermediklerini aratırmaktadır  
(Bkz., diğerleri arasında, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A serisi no: 319-B, §  
52). Soruturmanın karmaıklığı ve özelliği bu anlamda dikkate alınacak unsurlardır (Van der  
Tang-Đspanya, 13 Temmuz 1995 tarihli karar, A serisi no: 321, § 55).  
Esasında, dosyada yer alan unsurlardan DGM’nin düzenli bir ekilde, her durumanın  
sonunda bavuranın tutuklu bulundurulmasını belirttiği anlaılmaktadır. Gerekçe olarak da,  
üzerine atılı fiile, dosyada yer alan delillere ve tutukluluk süresine dayanarak neredeyse  
8
tamamında aynı ifadeye yer vermitir. Bir defasında verilebilecek cezayı ve iki defa da  
bavuranın firar etme riskini ileri sürmütür.  
AĐHM ulusal mahkemelerin bavuranın adaletten kaçma riski bulunduğunu düünmüꢀ  
olabileceklerini anlamaktadır. Bununla birlikte, firar etme riskinin kaçınılmaz olarak zamanla  
azalması (Bkz. Neumeister-Avusturya, 27 Haziran 1968, A serisi no: 8, s. 39, §10) ve bu  
riskin yalnızca kiinin giyebileceği hükmün ağırlığıyla izah edilemeyeceğinin açık olmasına  
rağmen, DGM’nin bu riski bavuranın özel durumu bakımından neye dayandırdığını  
kararlarında açıklamamıolmasını üzücü bulmaktadır. Böylelikle tutukluluğun devam  
ettirilmesine ilikin kararlardan, ulusal yargının yedi yıl boyunca bu riskin neden sürdüğünü  
gerekçelendirmeyi ihmal ettiği görülmektedir. (Bkz., diğerleri arasında, Letellier-Fransa, 26  
Haziran 1991, A serisi no: 207, s. 319, § 43, ve Zannouti-Fransa, no: 42211/98, § 45, 31  
Temmuz 2001).  
Kanıtların suçluluğa ilikin ciddi belirtilerin var olduğunun ve sürdüğünün göstergesi  
olarak değerlendirilse ve genel olarak bu koullar anlamlı etken olutursa da, tutukluluğun bu  
denli uzun bir süre devam etmesini balı baına doğrulamak için yeterli değildir (Mansur, §  
56).  
AĐHM davada sanıkların sayısının çokluğunun davayı karmaık hale getirdiğini kabul  
etmektedir. Bununla birlikte, davanın seyrindeki hiçbir gecikmenin bavurana  
bağlanamayacağı düünülmektedir.  
Kiinin mahkum edilebileceği ya da halihazır davada olduğu gibi mahkum edildiği  
cezaya gelince, mahkeme, tutukluluğun sürdürülmesinin, kiinin alacağı cezanın öngörülmesi  
olarak kabul edilemeyeceğini hatırlatır. (Bkz., özellikle, Letellier, adıgeçen, s. 21, § 51, ve  
I.A-Fransa, 23 Eylül 1998, Derleme 1998-VII, § 104). Tutuklu yargılanmanın daha sonraki  
bir cezaya sayılması 5. maddenin 3. paragrafının ihlal edilmesini ortadan kaldıramamaktadır.  
Yalnızca 41. madde kapsamında tazmininin aza indirgenmesi yönünde etkisi olacaktır (Engel  
ve diğerleri-Hollanda, 8 Haziran 1976, A serisi no: 22, § 69, ve Kimran-Türkiye, no:  
61440/00, § 41, 5 Nisan 2005).  
Sonuç olarak, genel bir değerlendirme gerektiren bavuranın tutukluluk süresi makul  
süreyi atır.  
O halde AĐHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmitir.  
2. AĐHS’nin 5 § 5 maddesine ilikin ikayet  
Bavuran ayrıca AĐHS’nin 5 § 5 maddesine aykırı davranıldığını iddia etmektedir:  
Türk Hukuku’nun, uzatılmıbir tutuklu yargılanma süresinin tazmini için ulusal mahkemelere  
bavurulmasına imkan vermeyeceğini ileri sürmektedir.  
AĐHM bu davada, bavuranın, iç hukuka uygun olarak fakat AĐHS’nin 5. maddesinin  
3. paragrafına aykırı olarak tutuklu yargılandığını gözlemlemektedir.  
466 sayılı Kanun’nun 1. maddesi ile ilgili olarak, AĐHM mevcut davada sözkonusu  
olmayan, muhakemenin men-i kararının, beraat kararının ya da bir cezadan muaf tutan bir  
kararın dıında, bu madde tarafından öngörülen tazmin varsayımlarının tamamının,  
özgürlükten mahrum bırakılmanın kanunları ihlal etmesini öngördüğünü ortaya koymaktadır.  
9
O halde, tespit edilen ihlal, mevcut kararının kabulünden sonra bile ulusal mahkemeler  
önünde hiçbir tazmin talebinde bulunulmasına olanak sağlamamaktadır (Bkz. Sakık ve  
diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VII,§ 60).  
Son olarak, AĐHS’nin 5 § 5 maddesi ile güvence altına alınan haktan etkili bir ekilde  
yaralanılması yeterli ölçüde sağlanmatır ( Bkz., mutatis mutandis, Ciulla-Đtalya, 22 ubat  
1989, A serisi no: 148, s. 18, § 44).  
Sonuç olarak AĐHS’nin 5 § 5 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maddi zarar için herhangi bir tazminat talep etmemekte, buna karılık maruz  
kaldığı manevi zarar için 30.000 Euro (otuz bin) talep etmektedir.  
Hükümet fahitutarda ve dayanaktan yoksun olduğunu düündüğü bu tutarın  
reddedilmesini talep etmektedir.  
AĐHM, yaklaık iki yıl bir ay süren tutukluluk süresi için AĐHS’nin 5§§3 ve 5.  
maddelerinin ihlal edildiği tespiti ıığında hakkaniyete uygun olarak bavurana 2.000 Euro  
(iki bin) ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran çeviri, faks ve yazıma masrafları için 570 Yeni Türk Lirası (YTL) talep  
etmektedir. Avukatlık masrafları için 14.560 YTL talep etmektedir.  
Hükümet kanıtlayıcı belge olmadan bu talebin reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.  
AĐHM’nin bu konudaki içtihadına göre, bavuran ancak yaptığı masraf ve  
harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduğunda  
sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir (Bkz., diğerleri arasında, Nikolova-  
Bulgaristan [GC], no: 31195/96, §79, CEDH 1999-II). Ayrıca mahkeme masrafları ancak  
tespit edilen ihlale ilikin oldukları müddetçe karılanabilir (Beyeler-Đtalya (adil tazmin)  
[GC], no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).  
Bu durumda AĐHM, elindeki unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne  
alarak, Avrupa Konseyinden alınan 715 Euro tutarındaki meblağnın bu anlamda yeterli  
olduğu kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. AĐHS’nin 3. maddesine ilikin ikayetin kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
10  
3. AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 5§5 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana, manevi tazminat olarak 2.000 Euro ödenmesine ve bu miktarın her türlü  
vergiden muaf tutulmasına  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Oybirliğiyle, adil tazminata ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. fıkralarına uygun olarak 22 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
11