tamamında aynı ifadeye yer vermiꢀtir. Bir defasında verilebilecek cezayı ve iki defa da
baꢀvuranın firar etme riskini ileri sürmüꢀtür.
AĐHM ulusal mahkemelerin baꢀvuranın adaletten kaçma riski bulunduğunu düꢀünmüꢀ
olabileceklerini anlamaktadır. Bununla birlikte, firar etme riskinin kaçınılmaz olarak zamanla
azalması (Bkz. Neumeister-Avusturya, 27 Haziran 1968, A serisi no: 8, s. 39, §10) ve bu
riskin yalnızca kiꢀinin giyebileceği hükmün ağırlığıyla izah edilemeyeceğinin açık olmasına
rağmen, DGM’nin bu riski baꢀvuranın özel durumu bakımından neye dayandırdığını
kararlarında açıklamamıꢀ olmasını üzücü bulmaktadır. Böylelikle tutukluluğun devam
ettirilmesine iliꢀkin kararlardan, ulusal yargının yedi yıl boyunca bu riskin neden sürdüğünü
gerekçelendirmeyi ihmal ettiği görülmektedir. (Bkz., diğerleri arasında, Letellier-Fransa, 26
Haziran 1991, A serisi no: 207, s. 319, § 43, ve Zannouti-Fransa, no: 42211/98, § 45, 31
Temmuz 2001).
Kanıtların suçluluğa iliꢀkin ciddi belirtilerin var olduğunun ve sürdüğünün göstergesi
olarak değerlendirilse ve genel olarak bu koꢀullar anlamlı etken oluꢀtursa da, tutukluluğun bu
denli uzun bir süre devam etmesini baꢀlı baꢀına doğrulamak için yeterli değildir (Mansur, §
56).
AĐHM davada sanıkların sayısının çokluğunun davayı karmaꢀık hale getirdiğini kabul
etmektedir. Bununla birlikte, davanın seyrindeki hiçbir gecikmenin baꢀvurana
bağlanamayacağı düꢀünülmektedir.
Kiꢀinin mahkum edilebileceği ya da halihazır davada olduğu gibi mahkum edildiği
cezaya gelince, mahkeme, tutukluluğun sürdürülmesinin, kiꢀinin alacağı cezanın öngörülmesi
olarak kabul edilemeyeceğini hatırlatır. (Bkz., özellikle, Letellier, adıgeçen, s. 21, § 51, ve
I.A-Fransa, 23 Eylül 1998, Derleme 1998-VII, § 104). Tutuklu yargılanmanın daha sonraki
bir cezaya sayılması 5. maddenin 3. paragrafının ihlal edilmesini ortadan kaldıramamaktadır.
Yalnızca 41. madde kapsamında tazmininin aza indirgenmesi yönünde etkisi olacaktır (Engel
ve diğerleri-Hollanda, 8 Haziran 1976, A serisi no: 22, § 69, ve Kimran-Türkiye, no:
61440/00, § 41, 5 Nisan 2005).
Sonuç olarak, genel bir değerlendirme gerektiren baꢀvuranın tutukluluk süresi makul
süreyi aꢀmıꢀtır.
O halde AĐHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 5 § 5 maddesine iliꢀkin ꢀikayet
Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 5 § 5 maddesine aykırı davranıldığını iddia etmektedir:
Türk Hukuku’nun, uzatılmıꢀ bir tutuklu yargılanma süresinin tazmini için ulusal mahkemelere
baꢀvurulmasına imkan vermeyeceğini ileri sürmektedir.
AĐHM bu davada, baꢀvuranın, iç hukuka uygun olarak fakat AĐHS’nin 5. maddesinin
3. paragrafına aykırı olarak tutuklu yargılandığını gözlemlemektedir.
466 sayılı Kanun’nun 1. maddesi ile ilgili olarak, AĐHM mevcut davada sözkonusu
olmayan, muhakemenin men-i kararının, beraat kararının ya da bir cezadan muaf tutan bir
kararın dıꢀında, bu madde tarafından öngörülen tazmin varsayımlarının tamamının,
özgürlükten mahrum bırakılmanın kanunları ihlal etmesini öngördüğünü ortaya koymaktadır.
9