COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
CHARAHILI – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 46605/07)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Nisan 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 46605/07 no’lu davanın nedeni, Tunus vatandaı  
Malek Charahili’nin (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 25 Ekim 2007  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu  
avukatlarından A. Yılmaz tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1986 doğumludur ve halen Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma  
Merkezi’nde tutulmaktadır.  
A. Bavuranın Türkiye’ye gelii ve bavuran aleyhindeki cezai yargılama  
Bavuran, 2003 yılında ülkesini terk ederek Libya yoluyla Suriye’ye ulave orada  
din eğitimi almıtır. Bavuran, Suriye’ye geldikten altı ay sonra, Suriye Hükümeti’nin Kuzey  
Afrika ülkelerine mensup vatandaları gözaltına alma ve sınırdıı etme politikası uyarınca iki  
ay süre ile gözaltında tutulmutur. Bavuran, serbest bırakıldıktan sonra 2005 yılının Mart  
ayında Suriye’den ayrılmıve Đstanbul’a gelmitir. Daha sonra Hatay’a giderek çalımaya  
balamıtır. Bavuran, kimlik belgelerinin çalınması sebebiyle sahte pasaport edinmitir.  
Bavuran, 15 Ağustos 2006 tarihinde, El Kaide terör örgütü üyesi olduğu üphesiyle  
Hatay Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri tarafından yakalanmıtır.  
Bavuranın bir baka kiiyle paylağı evinde yapılan arama sonucunda bomba yapımında  
kullanılan maddeler bulunmutur. Bavuran, polise verdiği ifadede El Kaide üyesi olmadığını  
ancak ülkesinde yasa dıı örgüt kabul edilen Ennahda üyesi olduğunu belirtmitir.  
Bavuran, 17 Ağustos 2006 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı önünde ifade vermiꢀ  
ve daha sonra Adana Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmıtır.  
Bavuran, 18 Ağustos 2006 tarihinde, tutuklama kararına itiraz etmi, ancak itirazı  
aynı gün reddedilmitir.  
14 Eylül 2006 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 314.  
maddesi ile 3713 no’lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca, bavuranın El Kaide terör örgütü üyesi  
olmak suçundan cezalandırılması istemiyle Adana Ağır Ceza Mahkemesi'nde kamu davası  
açmıtır. Cumhuriyet Savcısı, iddianamesinde, diğer hususlar meyanında, Ennahda üyesi  
olması nedeniyle Tunus’ta bavuran hakkında yakalama emri çıkarıldığını ve bavuranın bu  
gerekçeyle 2003 yılında ülkesini terk ettiğini kaydetmitir.  
Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Eylül 2006 tarihinde, bavuran aleyhinde hazırlanan  
iddianameyi kabul etmive davanın esasına ilikin ilk durumanın 9 Kasım 2006 tarihinde  
yapılmasına karar vermitir.  
1
Bavuran, 9 Kasım 2006 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi önünde ifade  
vermitir. Bavuran, diğer hususlar meyanında, El Kaide ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve  
evinde bulunan maddelerin kendisine değil ev arkadaına ait olduğunu belirtmitir.  
25 Ocak 2007 tarihinde, bavuranın temsilcisi, ilk derece mahkemesinden bavuranın  
tutukluluğunun devam etmesini talep etmitir. Bavuranın temsilcisi, bu bağlamda,  
bavuranın Türk yetkililer ve BMMYK nezdinde kendisine mülteci statüsü tanınması  
talebinde bulunduğunu ve serbest bırakılırsa Tunus'a sınır dıı edilebileceğini belirtmitir.  
Bavuranın kendisi de bavurusu sonuçlanıncaya dek tutukluğunun devam etmesini talep  
etmitir. Aynı gün, ağır ceza mahkemesi, suçun niteliği ile bavuranın talebini göz önünde  
bulundurarak, bavuranın tutukluluğunun devamına karar vermitir.  
Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Nisan 2007 tarihinde bavuranın tutuksuz  
yargılanmasına karar vermitir.  
19 ubat 2008 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın beraatına karar  
vermitir.  
Temyiz davası halen Yargıtay önünde derdesttir.  
B. Đdari kovuturma  
Bavuran, 19 Ocak 2007 tarihinde Đçileri Bakanlığı'na bavurarak sığınma talebinde  
bulunmutur.  
16 Nisan 2007 tarihinde, Đçileri Bakanlığı sığınma talebini reddetmitir. 24 Nisan  
2007 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından Adana Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilen  
belgeye göre, geçici sığınma talebi, bavuranın Türkiye’de bulunmasının kamu düzenini ve  
asayii tehdit ettiği hususu ve isnat edilen suçlar göz önünde bulundurularak reddedilmitir.  
Bavuranın talebinde samimi olmadığı ve Tunus’a sınır dıı edilmemek için geçici sığınma  
sisteminden faydalanmak istediği değerlendirmesi yapılmıtır.  
25 Nisan 2007 tarihinde, Bakanlığın kararı bavurana tebliğ edilmitir. Gönderilen  
yazıda, bavuranın iki gün içerisinde söz konusu karara karı Bakanlığa itirazda  
bulunabileceği belirtilmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, bavuran, 16 Nisan 2007 tarihli karara itiraz etmitir. 18  
Mayıs 2007 tarihinde, itirazının Bakanlık tarafından reddedildiği bavurana tebliğ edilmitir.  
25 Nisan ve 17 Mayıs tarihli kararlar, Arapça bilen bir polis memuru tarafından tebliğ  
edilmitir.  
3 Mayıs 2007 tarihinde, BMMYK tarafından bavurana mülteci statüsü tanınmıtır.  
16 Ekim 2007 tarihinde, aleyhinde sınır dıı kararı alındığı bavurana tebliğ edilmitir.  
17 Ekim 2007 tarihinde, bavuran, Adana Emniyet Müdürlüğü’ne dilekçe yazmıtır.  
Bavuran, geçici sığınma talebinin 18 Mayıs 2007 tarihinde reddedildiğini ve kısa bir süre  
içerisinde Tunus’a sınırdıı edileceğini öğrendiğini ileri sürmütür. Bavuran, avukatının idare  
mahkemeleri nezdinde sınırdıı kararına itiraz edeceği gerekçesiyle, söz konusu kararın  
yürütmesinin durdurulmasını talep etmitir.  
2
Aynı gün, bavuranın avukatı Danıtay’da dava açmıtır. Bavuranın avukatı, sığınma  
talebinin reddine hükmeden karar ile sınırdıı kararının iptalini talep etmitir.  
Bavuranın temsilcisi, 26 Ekim 2007 tarihinde, Adana Emniyet Müdürlüğü'ne bir  
dilekçe yazarak, Danıtay'da açtığı davayı bildirmive bavuranın sınır dıı edilmemesini  
talep etmitir.  
Danıtay, 26 Ekim 2007 tarihinde, yetkisizlik kararı vererek dilekçeyi Ankara Đdare  
Mahkemesi’ne göndermitir.  
14 ubat 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, Đçileri Bakanlığı’ndan bavuranın  
davasına ilikin bütün belgelerin birer kopyasını talep etmitir.  
20 Mart 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, bavuranla ilgili belgeleri  
edindikten sonra, bavuranın 2577 No.lu Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nda öngörülen altı  
günlük süre artına uymadığını ileri sürerek bavuruyu reddetmitir. Đlk derece mahkemesi,  
Bakanğın geçici sığınma talebinin reddedilmesi ve bavuranın sınır dıı edilmesi yönündeki  
kararının 18 Mayıs 2007 tarihinde bavurana tebliğ edildiğini ve bavuranın en geç 17  
Temmuz 2007 tarihi itibariyle sözkonusu karara itiraz etmesi gerektiğini kaydetmitir.  
Mahkeme, bavuranın Adana Emniyet Müdürlüğü’ne yazdığı 17 Ekim 2007 tarihli dilekçe ve  
AĐHM’ye yaptığı bavurunun altı günlük sürenin ilemesine engel tekil etmediğini  
kaydetmitir.  
Bavuranın temsilcisi, 20 Haziran 2008 tarihinde, 20 Mart 2008 tarihli kararı temyiz  
etmitir. Bavuranın temsilcisi, dilekçesinde, bavuranın itirazını reddeden Bakanlık kararının  
kendisine tebliğ edilmediğini ve 25 Nisan 2007 tarihli belgeyi ceza davası dosyasından  
tesadüfen bulduğunu kaydetmitir.  
3 Temmuz 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi Bakanı, bavuranın temsilcisine  
mahkeme ücretinin ödenmediğini ve on begün içerisinde posta yoluyla 161.80 YTL ödemesi  
gerektiğini bildirmitir. Bavuranın temsilcisi, söz konusu miktarın ödenmemesi halinde  
bavuranın temyiz hakkından feragat etmisayılacağı konusunda uyarılmıtır.  
11 Ağustos 2008 tarihinde, bavuranın temsilcisi, posta havalesi yoluyla 162 YTL’lik  
miktarı ödemitir.  
24 Ekim 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, bavuranın temsilcisinin yapılan  
uyarıya rağmen mahkeme ücretini ödemediği gerekçesiyle bavuranın temyiz hakkından  
feragat ettiğine karar vermitir.  
12 Ocak 2009 tarihinde, bavuranın temsilcisi, mahkeme ücretini ödediğini iddia  
ederek 24 Ekim 2008 tarihli karara itiraz etmive dilekçesini desteklemek üzere posta  
havalesinin bir kopyasını ibraz etmitir.  
2 ubat 2009 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, 12 ubat 2009 tarihinde açtığı  
temyiz davasıyla ilgili olarak, bavurana, temsilcisinin mahkeme ücretini ödemediğini  
bildirmitir.  
3
4 Mart 2009 tarihinde, bavuranın avukatı, 175 YTL tutarındaki mahkeme ücretini  
posta havalesi yoluyla ödemitir.  
C. Bavuranın Fatih Polis Karakolu’nda tutulması  
Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavuranın tutuksuz yargılanmasına ilikin 12 Nisan  
2007 tarihli kararının ardından, bavuran serbest bırakılmamıve Adana Emniyet Müdürlüğü  
Yabancılar ubesi’ne götürülmütür.  
12 Nisan 2007 tarihinde, bavuran, Adana’da bulunan Fatih Polis Karakolu’na  
gönderilmitir.  
12 Aralık 2007 tarihinde, bavuranın temsilcisi, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden  
bavuranın serbest bırakılmasını talep etmitir. Bavuranın temsilcisi, bavuranın küçük bir  
hücrede tutulduğunu ve AĐHM’nin, 26 Ekim 2007 tarihinde, yeni bir talimat verilinceye  
kadar bavuranın Tunus’a sınır dıı edilmemesi gerektiğini Türk Hükümeti’ne bildirdiğini  
kaydetmitir.  
Bavuranın temsilcisi, talebine herhangi bir karılık alamamıtır.  
12 Mart 2008 tarihinde, bavuranın temsilcisi, Đçileri Bakanı, Adana Valisi, Adana  
Emniyet Müdürü ve Adana Emniyet Müdürlüğü Yabancılar ubesi Müdürü hakkında Adana  
Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmutur. Bavuranın temsilcisi, söz konusu  
ahısların kanuna aykırı bir ekilde bavuranı özgürlüğünden mahrum bıraktıklarını ve  
bavuranın on aylık süre boyunca küçük bir hücrede alıkonmasının kötü muamele  
oluturduğunu iddia ederek ilgili kiiler hakkında soruturma balatılmasını talep etmitir.  
Bavuranın temsilcisi, normal artlarda Türkiye’deki sığınmacılara geçici ikamet izni  
verilmesi nedeniyle bavuranın alıkonması için herhangi bir yasal dayanağın bulunmadığını  
kaydetmitir. Bavuranın temsilcisi, ayrıca, hücredeki havalandırmanın yetersiz olduğunu ileri  
sürmütür. Bavuran dıarıdan tamamen soyutlanmıve bavuranın açık hava egzersizi  
yapmasına izin verilmemitir. Ayrıca, bavuran doktora eriim hakkından da mahrum  
bırakıltır. Bavuranın dii ağrıdığında dihekimi tarafından muayenesine izin verilmemiꢀ  
ve bavuran polis memurlarının kendisine verdiği ilacı kullanmak zorunda kalmıtır.  
16 Nisan 2008 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı, bavuranın sınır dıı amacıyla  
polis tarafından alıkonmasında Đçileri Bakanı’nın herhangi bir suçu olmadığını belirterek  
Đçileri Bakanı aleyhinde ceza kovuturması yapılmamasına hükmetmitir.  
23 Eylül 2008 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, bavuranın avukatının Adana  
Valisi aleyhinde kovuturma balatılması yönündeki talebinin uygulanmamasına  
hükmetmitir.  
Aynı gün, bavuranın temsilcisi, müvekkilinin Fatih Polis Karakolu’ndan serbest  
bırakılması talebiyle Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Yabancılar, Hudutlar ve Đltica  
Dairesi’ne, Adana Emniyet Müdürlüğü’ne ve TBMM Đnsan Hakları Komisyonu’na dilekçe  
yazmıtır.  
Bu arada, bavuran, 1 Ekim 2007 ile 3 Kasım 2008 tarihleri arasında, Adana Devlet  
Hastanesi’nde yedi kez muayene olmuve tedavi görmütür. Bavuran, göz doktoru, diꢀ  
4
hekimi ve solunum sorunlarıyla ilgili olarak bir pratisyen hekim tarafından muayene  
edilmitir.  
Bavuran, 7 Kasım 2008 tarihinde, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma  
Merkezi’ne gönderilmitir.  
12 Ocak 2009 tarihinde, TBMM Đnsan Hakları Komisyonu Bakanı, bavuranın  
temsilcisine, bavuranın sınır dıı süreci tamamlanıncaya kadar alıkonacağını ve Kırklareli  
Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ne gönderildiğini bildirmitir.  
D. Tunus’ta bavuran hakkında açılan ceza davası  
Belirtilmeyen bir tarihte, Tunus’ta, yasadıı bir örgüte üye olmak, örgüte yardım ve  
yataklık etmek ve mali destek sağlamak suçlarından bavuran ve diğer on iki kii hakkında  
ceza davası açılmıtır. Bavuran tarafından Arapçadan Türkçeye çevrilen bir belgeye göre, 12  
Ocak 2008 tarihinde, Tunus’ta bulunan bir ceza mahkemesi, bavuranı yasadıı bir örgüte üye  
olmak suçundan mahkum etmive beyıl hapis cezasına çarptırmıtır.  
HUKUK  
I.  
SINIR DII ĐꢁLEMLERĐYLE ĐLGĐLĐ OLARAK AĐHS’NĐN 2. VE 3.  
MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Tunus’a iade edilmesi halinde ölüm veya kötü muamele görme tehlikesiyle  
karı karıya kalacağı iddiasıyla AĐHS’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlal edildiği konusunda  
ikayetçi olmutur.  
AĐHM, bavuranın ikayetinin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında  
incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Abdolkhani ve Karimnia, no. 30471/08; N.A./  
Đngiltere, no. 25904/07; Said / Hollanda, 2345/02).  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın geçici sığınma talebinin yetkili makamlar tarafından incelenerek  
reddedildiğini ifade etmitir. Hükümet, bu bağlamda, bavuranın yasadıı yollardan  
Türkiye’ye giriyaptığını ve birkaç yıl boyunca sığınma talebinde bulunmadığını  
kaydetmitir. Hükümet, ayrıca, bavuranın Ennahda ve El Kaide terör örgütlerine üye olmakla  
suçlanğını belirtmitir. Hükümet, Đçileri Bakanğı’nın, AĐHS’nin 3. maddesinde öngörülen  
artları, Mültecilerin Hukuki Statüsüne Đlikin 1951 Sözlemesi hükümlerini ve BMMYK’nin  
bavurana mülteci statüsünün tanınması yönündeki kararını göz önünde bulundurarak  
bavuranın talebini değerlendirdiğini ileri sürmütür. Hükümet, bavuranın Tunus’a iadesinin  
herhangi bir tehlike yaratmayacağı sonucuna varmıtır.  
5
Bavuran, Tunus’ta, silahlı bir örgüt olmayan Ennahda’ya üye olmak suçundan  
gıyabında mahkum edilerek hapis cezasına çarptırıldığını belirtmitir. Bavuran, uluslararası  
sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanan raporlarda, terör üphelilerinin ikence ve kötü  
muameleye maruz bırakıldıklarının belirtildiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, bavuranın Ennahda üyesi olduğunu iddia ettiğini ve Tunus’ta terör örgütüne  
üye olmak suçundan mahkum edildiğini ve beyıl hapis cezasına çarptırıldığını gösteren bir  
belge sunduğunu gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, Hükümet’in söz konusu iddiaların  
doğruluğuna itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, bavuran Türkiye’de El Kaide üyesi  
olmakla suçlandığında, Adana Cumhuriyet Savcısı, Ennahda üyesi olduğu üphesiyle  
Tunus’ta bavuran hakkında yakalama emri çıkartıldığını kaydetmitir. Dolayısıyla, AĐHM,  
bavuranın Tunus’taki Ennahda terör örgütüne üye olduğuna dair herhangi bir üphe  
bulunmadığı sonucuna varır.  
Bu bağlamda, AĐHM, yukarıda bahsi geçen Saadi – Đtalya (no. 37201/06) kararında,  
Uluslararası Af Örgütü ile Đnsan Hakları Đzleme Örgütü raporlarında Tunus’ta rahatsız edici  
bir durumun mevcut olduğunun belirtildiğini gözlemlemitir. AĐHM, söz konusu raporlarda,  
terörle suçlanan kiilere ikence edildiği ve kötü muamelede bulunulduğuna dair çok sayıda  
vaka bulunduğundan bahsedildiğini kaydetmitir (Saadi). AĐHM, bu davada, Saadi kararında  
yapmıolduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçe bulunmadığı  
kanaatindedir.  
Ayrıca, Hükümet, iddia edildiği üzere, geçici sığınma talebiyle ilgili olarak bavuranla  
görüüldüğünü veya ulusal makamların söz konusu talebi AĐHS’nin 3. maddesinin gerekleri  
uyarınca incelediğini gösteren herhangi bir belge sunmamıtır. Ayrıca, sınır dıı kararının 17  
Ekim 2007 tarihinde bavurana tebliğ edilmesine rağmen Ankara Đdare Mahkemesi’nin  
bavuruyu zamanaımına uğradığı gerekçesiyle reddetmesi nedeniyle, bavuranın davası adli  
incelemeye tabi tutulmamıtır. AĐHM, Đçileri Bakanlığı’nın Ankara Đdare Mahkemesi  
önündeki dava dosyasına konmak üzere söz konusu belgeyi ibraz edip etmediği ya da sınır  
ı emrinin bavuru yapıldıktan sonra bavurana tebliğ edildiği hususunun Ankara Đdare  
Mahkemesi tarafından dikkate alınıp alınmadığı konusunu netliğe kavuturamatır. Ayrıca,  
mahkeme ücretlerinin bavuranın avukatı tarafından ödenmiolmasına rağmen, ödenmediği  
öne sürülerek avukatın temyiz talepleri reddedilmitir. Özetle, idari makamlar bavuranla  
görüme yapmamakla kalmamı, ayrıca, bavuranın Tunus’ta risk altında bulunduğu  
iddiasının esası adli makamlar tarafından incelenmemitir.  
Bavuranın geçici sığınma talebinin incelenmesine ilikin tek belge, Adalet  
Bakanğı’nın Adana Savcılığı’na gönderdiği 24 Nisan 2007 tarihli yazıdır. Yazıda bavuranın  
geçici sığınma talebinin, terör bağlantılı suçlarla itham edilmiolması ve kamu düzeni ve  
güvenliğine bir tehdit oluturduğu gerekçesiyle idari makamlarca reddedildiği belirtilmitir.  
AĐHM bu bağlamda AĐHS'nin 3. maddesinin kesin niteliğini hatırlatır: bir devletin 3. madde  
bağlamında sorumluluğu bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla kötü muameleye uğrama  
tehlikesi ile sınırdıı etmek için ortaya konulan gerekçelerin ağırlığının karılatırılması,  
sözkonusu muamele baka bir devlet tarafından yapılmıolsa dahi mümkün değildir. Đlgili  
ahsın tutumu, ne kadar istenmeyen ve tehlikeli bir tutum olsa da dikkate alınamaz (bkz.  
Chahal Đngiltere, Karar raporları 1996-V; Saadi, yukarıda anılan; Abdolkhani ve Karimnia,  
yukarıda anılan).  
AĐHM ayrıca bavuranın Tunus’a sınırdıı edilmesi halinde maruz kalacağını iddia  
ettiği tehlikelere ilikin olarak BMMYK’nın vardığı sonuçlara yeterince önem vermelidir  
6
(bkz. Jabari – Türkiye, no. 40035/98; N.A. – Đngiltere, yukarıda anılan; Abdolkhani ve  
Karimnia, yukarıda anılan). Bu bağlamda AĐHM, BMMYK’nın, Türk yetkililerin aksine  
bavuranla görüerek korkularının inanılırlığını ve ülkesindeki artlara ilikin beyanının  
doğruluğunu değerlendirdiğini gözlemler. BMMYK, bu görümenin sonucunda bavuranın  
ülkesinde kötü muamele tehlikesiyle karı karıya olduğunu tespit etmitir.  
AĐHM, bu artlar altında, tarafların sunduğu delillerin, kendi isteğiyle edindiği delillerle  
birlikte, bavuranın Tunus’a sınırdıı edilmesi halinde AĐHS'nin 3. maddesine aykırı bir  
muameleye maruz kalma tehlikesi bulunduğuna karar vermesi için yeterli olduğunu tespit  
etmitir. AĐHM bu bağlamda aynı zamanda Hükümetin, bavuranın ülkesinde  
karılaabileceği tehlikelere ilikin iddialarını üpheye düürecek herhangi bir savunma ya da  
belge ortaya koyamadığını kaydeder (bkz. Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda anılan).  
Sonuç olarak AĐHM, bavuranın Tunus’a geri gönderilmesi halinde AĐHS'nin 3.  
maddesinin ihlal edileceğine karar vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 5/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS'nin 5. maddesine dayanarak, Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutuksuz  
yargılama ve beraat kararına rağmen yasal dayanağı olmadan uygulanan gözaltının kanunsuz  
olduğunu öne sürmütür.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle  
bavurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, gözaltı ileminin 5683 sayılı Kanun’un 23. maddesi ve 5682 sayılı Kanun’un  
4. maddesine dayandığını ve bavuranın AĐHS'nin 5/1 (f) maddesine uygun olarak sınırdıı  
ilemleri sonuçlanana kadar tutulduğunu ifade etmitir.  
Bavuran gözaltının iç hukukta yasal dayanağı olmadığını ifade etmitir.  
AĐHM, aynı mağduriyeti Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan) davasında  
incelediğini hatırlatır. Sözkonusu davada sınırdıı etmek amacıyla gözaltına alma ve gözaltı  
süresinin uzatılması prosedürünü düzenleyen açık yasal hükümler bulunmaması nedeniyle  
bavuranların özgürlüklerinden mahrum edilmesinin AĐHS'nin 5. maddesine göre “hukuki”  
olmadığını tespit etmitir.  
AĐHM somut davayı incelemive yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia kararındaki  
tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koul tespit etmemitir.  
Dolayısıyla AĐHS'nin 5/1 maddesi ihlal edilmitir.  
7
III. BAVURANIN GÖZALTINDA TUTULMASI ĐLE BAĞLANTILI OLARAK  
AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS'nin 3. maddesine dayanarak, Fatih Polis Karakolunda yaklaık 20 ay  
süre ile kötü koullarda tutulduğunu ve bu süre içerisinde kendisine yeterli tıbbi yardım  
sağlanmadığını öne sürmütür.  
A. Tıbbi yardım  
Hükümet, bavurana sağğıyla ilgili olarak yeterli tıbbi destek sağlandığını ifade  
etmitir. Hükümet, iddiası ile ilgili olarak bavuranın doktorlarca muayene edildiğini gösteren  
birtakım belgeler sunmutur.  
AĐHM, bavuranın, Fatih Polis Karakolunda tutulmakta iken, 1 Ekim 2007 ile 3 Kasım  
2008 tarihleri arasında birtakım tıbbi muayenelere tabi tutulduğunu gözlemler. Bavuran,  
özellikle solunum sorunları nedeniyle bir pratisyen hekim tarafından muayene edilmitir.  
Ayrıca bir göz doktoru ve bir dihekimi tarafından muayene edilmitir. Her muayeneden  
sonra kendisine ilaç yazılmıya da tedavi kararı verilmitir.  
Yetkililerin bavuranın yeterince ayrıntılı doktor muayenesinden geçmesini sağlamıve  
bavurana uygun tedavi imkanı sağlanmıolması nedeniyle AĐHM bavuranın yeterli tıbbi  
yardım aldığına karar vermitir. Dolayısıyla bavurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun  
olması nedeniyle AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
B. Gözaltı koulları  
1. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle  
bavurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas  
Hükümet bavuranın, iddia edildiği gibi Fatih Polis Karakolunda gözaltında  
tutulmağını ancak karakolun bodrum katında bulunan misafirhanede tutulduğunu ifade  
etmitir. Bodrum katta kapısı hiçbir zaman kilitli tutulmayan 6 oda ve yabancıların televizyon  
izleyebilecekleri bir ortak alan bulunmaktaydı. 24 saat sıcak su ve bir ankesörlü telefon vardı.  
Odalar klimalıydı ve merkezde tutulanlar dıarı çıkıp karakol avlusunda futbol  
oynayabiliyorlardı. Hükümet ayrıca bavuranın tutulduğu odanın 20.58 m2 alana sahip  
olduğunu kaydetmitir.  
Bavuran Fatih Polis Karakolunda 19 ay 26 gün tutulduğunu, kaldığı odanın kirli  
olduğunu ve bodrum katta olması nedeniyle ciddi havasızlık sorunu olduğunu, odanın 12 m2  
geniliğe sahip olduğunu ve 10 kiinin kalacağı ekilde düzenlendiğini, ancak bazen aynı anda  
25 kiinin odada tutulduğunu, dolayısıyla bir yatağın 2-3 kii tarafından paylaıldığını ifade  
etmitir. Bavuran, karakolun avlusuna sadece iki defa çıkma imkanı bulduğunu iddia  
etmitir.  
AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesine göre devletin gözaltında/tutuklu bulunan ahısların  
insanlık onuruna saygıyla uyumlu ekilde tutulmasını ve tedbirin infaz eklinin tutulu ahsı,  
8
gözaltı/tutukluluğun yapısında var olan, önlenemez sıkıntı düzeyini aan yoğunlukta stres ve  
ıstıraba tabi tutulmamasını ve ahsın sağlık ve esenliğinin yeterince korunmasını sağlamaya  
zorunlu olduğunu hatırlatır. Gözaltı/tutukluluk koulları değerlendirilirken sözkonusu  
koulların kümülatif etkileri ve gözaltı/tutukluluğun süresi göz önünde bulundurulmalıdır  
(bkz. Dougoz – Yunanistan, no. 40907/98; Kalashnikov – Rusya, no. 47095/99).  
Somut davada AĐHM öncelikle bavuranın Kırklareli Yabancılar Kabul ve Barındırma  
Merkezi’ne naklinden önce, 12 Nisan 2007 - 7 Kasım 2008 tarihleri arasında, yani neredeyse  
20 ay süre ile bir Polis Karakolunun bodrum katında tutulduğunu gözlemler. AĐHM ayrıca  
Hükümetin Fatih Polis Karakolunun bodrum katının sıradan bir polis nezarethanesi olmayıp  
yabancı uyruklu ahısların tutulması için düzenlenmibir “misafirhane” olduğunu iddia  
ettiğini gözlemler. Ancak savunmacı Hükümet oradaki yaam koullarına ilikin ifadelerini  
desteklemek üzere belgeye dayalı deliller sunmamı, böylelikle karakolun bodrum katının  
binanın geri kalanından farklı olduğu iddiasını kanıtlayamamıtır. Bu nedenle AĐHM  
bavuranın, ahısların CMK’nın ilgili hükümleri uyarınca en fazla dört gün gözaltında  
tutulabilmesi için düzenlenmisıradan bir polis nezarethanesinde yaklaık 20 ay tutulduğunu  
kabul etmektedir.  
AĐHM bu bağlamda Avrupa Đꢀkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (AĐÖK), gözaltında  
bulundurulan göçmenlerin sıradan polis karakollarında bir süre geçirmek durumunda  
kalabilmelerine karın, bu tür yerlerdeki koulların genellikle uzun gözaltı süreleri için uygun  
olmaması nedeniyle buralarda tutuldukları sürenin mutlak asgari düzeyde tutulması  
gerektiğini vurguladığını kaydeder. AĐHM, Fatih Polis Karakolundaki gözaltı artlarına ilikin  
iddialarının doğruluğunu teyit edememekle birlikte, bavuranın karakolun bodrum katında  
tutulduğu kesindir. Dolayısıyla, özellikle karakolda tutulduğu aırı uzun süre dikkate  
alındığında AĐHM, karakolun bodrum katındaki gözaltı koullarının AĐHS'nin 3. maddesine  
aykırı olarak aağılayıcı bir muamele tekil ettiği kanaatindedir.  
Buna göre, bavuranın gözaltı koulları nedeniyle AĐHS'nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS'nin 5. maddesine dayalı olarak, 15 Ağustos 2006 tarihinde gözaltına  
alındığında bir tercüman tahsis edilmediğini öne sürmütür. Ayrıca AĐHS'nin 6. maddesine  
dayalı olarak, hakkında yürütülen ilemler boyunca tercüman imkanı sağlanmadığını ileri  
sürmütür. 6 ve 13. maddelere dayalı olarak, hakkında yürütülen ceza ve Danıtay’da görülen  
idari kovuturmalarının makul bir süre içerisinde tamamlanmadığını; 8. maddeye dayalı  
olarak, gözaltına alınması ve sınırdıı etme amacıyla gözaltında tutulmasının özel ve aile  
hayatına saygı gösterilmesi hakkına haksız bir müdahale oluturduğunu öne sürmü, son  
olarak hakkında çıkarılan sınırdıı kararına ilikin yargılamanın 7 no’lu Protokolün 1.  
maddesine aykırı olduğunu iddia etmitir.  
Dava olayları, tarafların ifadeleri ve AĐHS'nin 3 ve 5/1 maddelerinin ihlal edildiği tespiti  
dikkate alındığında AĐHM, somut davada ortaya atılan temel hukuki sorunun incelenmiꢀ  
olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla bavuranın AĐHS’ye dayalı kalan ikâyetleri ile ilgili ayrı  
bir hüküm verilmesinin gerekli olmadığına karar vermitir (bkz. örneğin, Kamil Uzun –  
Türkiye, no. 37410/97; Çelik – Türkiye no. 1), no. 39324/02; Juhnke – Türkiye, no. 52515/99;  
Getiren – Türkiye, no. 10301/03; Mehmet Eren – Türkiye, no. 32347/02).  
9
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 64,000 Euro manevi, gözaltında bulunduğu sürede uğradığı gelir kaybına  
karılık olarak ise 16,625 Euro maddi tazminat ödenmesini talep etmitir.  
Hükümet taleplere karı çıkmıtır.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak bavuranın, sadece ihlal tespitiyle  
yeterince tazmin edilemeyecek manevi zararlara uğramıolması gerektiğini kabul eder.  
Đhlallerin ağırlığını dikkate alarak ve hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle bavurana bu  
balık altında 26,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
AĐHM ayrıca, davanın özel koullarını, AĐHS'nin 5/1 maddesinin ihlali tespitini ve  
ihlalin sona erdirilmesi acil ihtiyacını dikkate alarak savunmacı devletin bavuranın  
tahliyesini mümkün olan en kısa zamanda sağlaması gerektiği kanaatindedir (bkz. Assanidze –  
Gürcistan [BD], no. 71503/01).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde tahakkuk eden masraf ve giderler  
için 10,829 Euro talep etmi, talebini desteklemek üzere ulusal mahkemelere ödediği harç  
makbuzları, telefon faturaları, bir adet Đstanbul - Adana uçak bileti fotokopisi ve kendisini  
ulusal mahkemeler önünde temsil eden avukata ödediği miktarı gösteren bir fatura ibraz  
etmitir. Ek olarak avukatının dava üzerinde toplam 21 gün 9 saat çalığını ifade etmive  
AĐHM’ye talebini destekleyici bir zaman çizelgesi ibraz etmitir.  
Hükümet, sadece gerçekten tahakkuk etmimasrafların geri ödenebileceğini belirterek  
talebe itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak, Avrupa  
Konseyi’nden alınan 850 Euro’luk adli yardım miktarı çıkarılmak üzere, tüm masraf ve  
harcamalara karılık olarak 3,500 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
10  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 2 ve 3. maddelerine dayalı ikâyetler (sınırdıı ilemleri ve bavuranın  
gözaltında tutulmasına ilikin olarak) ile 5/1 maddesine dayalı ikâyetin kabuledilebilir;  
tıbbi yardım sağlanmadığı iddiasına ilikin, AĐHS'nin 3. maddesine dayalı ikâyetin ise  
kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavuranın Tunus’a sınırdıı edilmesinin AĐHS'nin 3. maddesine aykırı olacağına;  
3. AĐHS'nin 2. maddesine dayalı ayrı bir sorun bulunmadığına;  
4. Bavuranın Fatih Polis Karakolu ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde  
tutulması nedeniyle AĐHS'nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Bavuranın Fatih Polis Karakolunda tutulması nedeniyle AĐHS'nin 3. maddesinin ihlal  
edildiğine;  
6. Bavuranın AĐHS'nin 5, 6, 8 ve 13. maddeleri ile 7 no’lu Protokolün 1. maddesine dayalı  
diğer ikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek bulunmadığına;  
7. (a) Savunmacı devletin bavuranın en kısa zamanda tahliye edilmesini sağlaması  
gerektiğine;  
(b) Savunmacı devletin bavurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilmek üzere:  
(i) 26,000 (yirmi altı bin) Euro manevi tazminat;  
(ii) Adli yardım olarak verilen 850 (sekiz yüz elli) Euro çıkarılmak üzere, 3,500 (üç  
bin beyüz) Euro yargılama masraf ve giderleri;  
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(c) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
8. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 13 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
11