CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
CEYLAN - TÜRKİYE DAVASI (No:2)  
(Başvuru no:46454/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
11 EKİM 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 46454/99 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Münir Ceylan’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 19  
Haziran 1998 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından  
H. Kaplan tarafından temsil edilmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
1951 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların geçtiği dönemde  
başvuran sendikacıydı.  
Başvuran, 2 Ocak 1996 tarihinde, Demokrasi gazetesinin 22. sayısında Emekçiler ve  
Kürtler başlıklı bir makale yazmıştır. Makale geçen 24 Aralık tarihinde yapılan ve HADEP’in  
(Halkın Demokrasi Partisi) yenilgisiyle sonuçlanan milletvekili seçimlerinin sonuçlarını  
yorumlamaktadır. Başvuran özellikle sözüedilen partiye oy vermeyen “Kürtleri, emekçileri ve  
demokratları” eleştirmektedir.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı 15 Ocak 1996  
tarihinde, başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312§2 maddesinin öngördüğü halkı, ırk ve  
bölge ayrımı gözeterek kin ve düşmanlığa teşvik suçuyla itham etmiştir. Cumhuriyet  
Başsavcısı gazetenin toplatılmasını ve kapatılmasını istemiştir.  
Başvuran DGM önünde isnat edildiği suçlara itiraz etmiş ve AİHS’nin 10. maddesini  
ileri sürmüştür.  
DGM, 17 Aralık 1996 tarihli kararla başvuranı iki yıl hapis ve 600.000 TL ağır para  
cezasına çarptırmıştır. DGM, ayrıca Demokrasi gazetesinin on gün kapatılması kararı almıştır.  
DGM, başvuranın hapis cezasının infazının ertelenmesi talebini “sanığın suç işleme eğilimini  
gözönünde bulundurarak” reddetmiştir.  
Başvuran 17 Aralık 1996 tarihli kararın temyizine gitmiştir. Temyiz gerekçelerinde  
başvuran AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.  
Yargıtay 1 Mayıs 1997 tarihli kararla temyize gidilen kararı onamıştır.  
DGM 30Ekim 1997 tarihli kararla ilk kararını korumuştur.  
Başvuran ikinci defa kararın temyizine gitmiştir. 10 Mart 1998 tarihli kararla  
Yargıtay’ın Ceza Daireleri Genel Kurulu oy çokluğuyla alınan kararla başvuranın temyiz  
başvurusunu reddetmiştir. Yargıtay, TCK’nın 312. maddesinde belirttiği suçun “tehlike suçu”  
olduğunu ve “başvuranın, işçilerin ve Kürtlerin toplumun ezilmiş kesimini oluşturduğunu dile  
getirmekte ısrarcı olması”, bunun yanı sıra makalenin “ısrarcı tonu” suçu oluşturan maddi  
unsurunu yani kine teşvik içerdiğini vurgulamıştır.  
Başvuran, isteği üzerine ve 200.000.000 TL para karşılığında hapis cezasının infazının  
ertelenmesinden faydalanmıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesinin  
ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
AİHM, şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını saptamakta ve ayrıca, şikayetin hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters  
düşmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayeti kabul edilebilir ilan etmek uygun  
olacaktır.  
B. Esas hakkında  
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-  
Türkiye kararı, §§33-34 ve 10 Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00,  
§§35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir sonuca  
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir. TCK’nın  
öngördüğü ve cezalandırdığı suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuran, aralarında askeri  
hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla  
karşılanacağını belirtmektedir. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara  
ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak  
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran  
tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmaktadır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998  
tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).  
AİHM, başvuranı yargıladığı ve mahkum ettiği sırada DGM’nin AİHS’nin 6§1  
maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, hakkında verilen cezai mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10. maddesinde  
öngörüldüğü gibi ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayet etmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
AİHM, şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını saptamakta ve ayrıca, hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğini  
ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayeti kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.  
B. Esas hakkında  
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu  
olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2  
maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz  
edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96,  
§40). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin  
“demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
Hükümet, makale toprak bütünlüğü, milli birlik ve güvenlik, bunun yanısıra suçun  
öngörülmesi gibi ulusal toplumun temel menfaatleri aleyhinde bölücü propaganda  
oluşturduğundan dolayı, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının demokratik  
toplumda gerekli olduğunda ısrar etmektedir.  
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer  
sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.  
Özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, §74,  
1999-VI, sözüedilen İbrahim Aksoy-Türkiye, § 80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23  
Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).  
AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu  
durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat  
getirmektedir. AİHM, makalede kullanılan ifadelere ve makalenin yayımlandığı duruma önem  
vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle  
mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60  
ve sözüedilen Incal, s.1568, §58).  
Sözkonusu makale, başvuranın, kendisine göre “toplumun kaybeden kesimi”olan  
Kürtler ve işçilerin davasını güden partiye oy vermemiş olan “Kürtler, emekçiler ve  
demokratlar”’ı eleştirdiği seçim öncesi bir ortamda yayınlanmıştır. Makale ayrıca, bu halkın  
bulunduğu şuan ki acınacak durumunun gerekçesi olarak ülkenin güneydoğusunda hüküm  
süren savaş koşullarını ileri sürmüştür.  
AİHM, DGM’nin sözkonusu makalenin halkı kin ve düşmanlığa teşvik edici ifadeler  
içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir.  
AİHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan ve başvuranın ifade özgürlüğüne  
yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.  
Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, makalenin bazı  
bölümlerinin Devlet hakkında negatif bir tablo çizdiğini ve böylece metne kin uyandırıcı bir  
anlam yüklediğini ancak, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya  
teşvik eden nitelikte olmadığını ve AİHM’nin gözünde, dikkate alınması gereken başlıca  
unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. a contrario,  
Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8  
Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen cezaların  
niteliği ve ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu  
belirtmektedir. AİHM, bu bakımdan, başvuranın iki yıl hapis ve 600.000 TL para cezasına  
çarptırıldığını not etmektedir. AİHM ayrıca, başvuranın özellikle TCK’nın 312. maddesi  
gereğince verilen mahkumiyet kararından doğan, siyasi faaliyetleri çerçevesinde bazı  
kısıtlamalara maruz kaldığını not etmektedir. Dolayısıyla müdahale hedeflenen amaçlarla  
orantısız olmakla beraber başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı, “demokratik  
toplumda gerekli” değildir. AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, uğradığı maddi zarar adı altında 5.000 Euro ve manevi zarar adı altında ise  
15.000 Euro istemektedir.  
Hükümet, istenilen rakamların aşırı olduğunu ve belgelerle desteklenmediğini  
belirtmektedir.  
AİHM, iddia edilen parasal kayıp konusunda, başvuranın 600.000 TL ve 200.000.000  
TL borcunu ödediğini saptamaktadır. Geri kalan iddialar konusunda başvuran AİHS’nin 10.  
maddesinin ihlal edilmesinden doğan zararın miktarının tespit edilmesini sağlayan hiçbir delil  
unsurunu sunmadığı sürece, AİHM bu talebi reddetmektedir. Manevi tazminat için AİHM,  
ilgilinin dava koşullarında bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AİHM,  
başvurana uğranılan maddi ve manevi zararlar için 2.000 Euro verilmesinin uygun olacağı  
kanaatindedir.  
AİHM için, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHS’nin gerektirdiği tarafsızlık ve  
bağımsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,  
sözkonusu kişinin isteği üzerine yeni bir yargılama veya yeniden dava açılması, tespit edilen  
ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yoldur (Bkz.Öcalan-Türkiye, no:  
46221/99, in fine 2005, § 210, 12 Mayıs 2005 tarihli karar).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 7.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu talebin hiçbir belgeye dayanmadığını ileri sürmektedir.  
AİHM’nin içtihadına göre, başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların gerçekliği,  
gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konulduğu sürece geri ödemelerini elde  
edebilir. Davada, elinde bulunan unsurlar ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde  
bulundurarak, AİHM, yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro’nun makul olduğuna kanaat  
getirerek, bu miktarın başvurana ödenmesine hükmetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in  
başvurana:  
i. maddi ve manevi tazminat için 2.000 Euro (iki bin Euro)  
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro)  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 11 Ekim 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.