iii) Mahkeme denetim yetkisini kullanırken, yapılan müdaheleyi, sözkonusu
ifadelerin içeriğini ve bütünlük içindeki kullanılışını kapsayacak şekilde bir bütün
olarak incelemelidir. Özellikle de, sözkonusu müdahalenin “takip edilen meşru
amaca denk olup olmadığı" ve gerekli olduğunu savunmak için devlet yetkilileri
tarafından gösterilen sebeplerin “uygun ve yeterli” olup olmadığı konularında karar
vermelidir. Mahkeme bu şekilde hareket ederek, ulusal yetkililerin 10. maddede
belirtilen kurallarla uyumlu standartlar uyguladığı ve verdikleri kararları ilgili
olayların kabul edilebilir değerlendirmesine dayandırdıkları konusunda tatmin
olmalıdır.
33. Söz konusu makale içeriği ve kullanılan ifadelerin çeşidiyle siyasi söylem
niteliğini kazanmıştır.
Başvuran, Marksist deyimler kullanarak, birkaç yıl önce Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’daki şiddetin yeniden canlanması hakkında bir açıklama arzetmiştir.
Başvuranın iddiasının esası, Kürt hareketinin "işçi sınıfı ve bu sınıfın ekonomik ve
demokratik kuruluşları ” tarafından özgürlük ve demokrasi için verilen genel bir
mücadelenin parçası olduğu veya en azından bir parçası olması gerektiği
şeklindedir. Makalenin mesajı şöyledir “kanunlar tarafından yapılan bütün
engellemelere rağmen, birlikte çalışmanın mümkün olduğu bütün demokratik
kuruluşlarla, siyasi partilerle ve her birey veya kuruluşla birlikte hareket etmek
suretiyle "katliamlara" ve "devlet terörüne" karşı çıkarak ve "örgütlenmenin ve
işbirliğinin bütün gücünü kullanarak birlik sağlamalıyız".
“Devlet terörü” ve "katliam" kelimelerinin kullanılmasının da gösterdiği gibi,
ülkenin ilgili bölgelerinde Türk yetkililerinin fiilleri hakkındaki eleştiri sert,
kullanılan dil ise keskindir. (bkz.yukarıdaki paragraf 8)
34. Buna rağmen
Mahkeme, Sözleşmenin 10. maddesinin 2. paragrafı
bağlamında, siyasi söylem veya kamu çıkarı ile ilgili konulardaki kısıtlamanın
küçük olduğunu hatırlatmıştır. (Bkz. 25 Kasım 1996 tarihli Wingrove Birleşik
Krallık'a Karşı Kararı Raporlar 1996-V, s.1957 para. 58). Ayrıca Hükümet ile ilgili
olarak yapılmasına müsaade edilen eleştirinin sınırı, bireyler veya siyasetçiler
hakkında yapılan eleştiriye oranla daha büyüktür. Demokratik bir sistemde,
Hükümetin fiilleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı otoritelerinin değil, aynı
zamanda kamuoyunun da incelemesine açık olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin güçlü
pozisyonu, özellikle düşmanların eleştirilerine ve haksız saldırılarına başka
yöntemlerle karşılık vermenin mümkün olduğu hallerde, ceza davası başlatma
konusunda çekimser davranmasını gerekli kılmaktadır. Bununla beraber, kamu
düzeninin güvencesi olan devlet yetkililerinin, bu tür durumlara karşı aşırıya
gitmeden ve uygun bir şekilde tepki vermeyi amaçlayan tedbirleri -ceza hukuku
bağlamında bile olsa- benimsemesi mümkündür. (Bkz. 9 Haziran 1998 tarihli Incal