CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ALGÜR VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no: 483/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (483/02) no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaları akir Algür, Hasan Atak, Hüsnü Onuk ve Đbrahim Đzer’in (bavuranlar) Avrupa  
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunması Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurulardır.  
Bavuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Bavuranlar sırasıyla, 1958, 1978, 1956 ve 1966 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet  
etmektedirler.  
Bavuranlar 8 Aralık 1994 tarihinde Yolağzı Köyü Jandarma Karakoluna bağlı ekiplerce  
yakalanmılardır. Bavuranlar yasadıı PKK örgütüne üye olmak ve bu örgüte yardım ve  
yataklık etmekle suçlanmaktaydılar.  
Bavuranlar 28 Aralık 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcısına ifade vermilerdir. Aynı tarihte  
bavuranlar Silopi Asliye Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına çıkarılmılardır. Nöbetçi  
hakim bavuranların tutuklanmasına karar vermitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı 23 Ocak 1995 tarihli iddianamesinde  
bavuranlarla birlikte bir kiinin daha Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca  
mahkumiyetini talep etmitir.  
DGM, bavuranlara isnat edilen suçların niteliği ve delillerin durumu gibi unsurları göz  
önünde bulundurarak 2 ubat 1995 tarihinde bavuranların tutukluluğunun devamına karar  
vermitir.  
DGM, 6 Temmuz 1995 ile 7 Mayıs 1996 tarihleri arasında dokuz duruma yapmıtır. Bu  
dönem zarfında DGM kamu kurumlarından muhtelif defalar davayla ilgili evrak talebinde  
bulunmutur. DGM aynı zamanda, isnat edilen suçların vasfı ve delillerin durumu gibi  
unsurları göz önünde bulundurarak bavuranların tutukluluğunun devamına karar vermitir.  
Üç askeri yargıçtan oluan DGM 17 Haziran 1996 tarihinde TCK’nin 125. maddesi uyarınca  
Atak ve Onuk’u bölücülük yaptıkları ve devletin toprak bütünlüğüne yönelik faaliyetlerde  
bulundukları gerekçesiyle suçlu bulmutur. DGM bavuranları sırasıyla on altı yıl sekiz ay ve  
ömür boyu hapis cezalarına çarptırmıtır. DGM Algür ve Izer’i ise, TCK’nin 168/2 maddesi  
uyarınca silahlı bir çeteye üye olmaktan suçlu bulmutur.  
Yargıtay 2 Ekim 1997 tarihinde sanıkların savunma haklarına riayet edilmediği gerekçesiyle  
ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Dava, 11 Kasım 1997 tarihinden itibaren Diyarbakır DGM önünde yeniden görülmeye  
balanmıtır.  
DGM Aralık 1997 ve Haziran 1999 tarihleri arasında on duruma yapmıtır.  
Askeri hakimleri DGM’lerin oluumundan çıkaran 22 Haziran 1999 tarihli Anayasa  
değiikliğini müteakip DGM sözkonusu ceza davasını üç sivil hakimle görmeye devam  
etmitir.  
5 Ağustos 1999 ve 17 Ekim 2000 tarihleri arasında DGM on duruma yapmıtır. Mahkemenin  
isteği üzerine kamu kurumları tarafından sunulan belgelerin eksik olduğunu gözlemleyen  
DGM, eksik belgelerin dosyaya aktarılmasının beklenmesini kararlatırmıtır.  
2 Ekim 2001 tarihli durumada Cumhuriyet Savcısı nihai taleplerini sunmutur. Bu  
durumada ayrıca, nihai gözlemlerini sunmaları için bavuranlara ek süre verilmitir.  
DGM aynı tarihte, isnat edilen suçların ilendiği dönemde reit olmayan Atak’ın cezai  
ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi için bilirkii incelemesi yapılması  
talimatını vermitir.  
Suçun vasfı ve delillerin durumu gibi unsurları göz önünde bulunduran DGM, 27 Kasım 2001  
tarihli durumada, Algür ve Izer’in meruten tahliyelerine, Onuk ve Atak’ın ise  
tutukluluklarının devamına karar vermitir.  
Üç sivil hakimden oluan DGM, Atak ve Onuk’u bölücülük yaptıkları ve devlet topraklarının  
bütünlüğüne yönelik faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle TCK’nin 125. maddesi uyarınca  
suçlu bulmutur. DGM, Atak’ı, olayların meydana geldiği dönemde 15-18 yaları arasında  
bulunduğu gerekçesiyle on altı yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıtır. DGM, Onuk’u ise  
ömür boyu hapse mahkum etmitir. DGM Algür ve Izer’i TCK’nin 168/2 maddesi uyarınca  
suçlu bulmutur. DGM adıgeçenleri on iki yıl altıar ay hapse mahkum etmitir.  
25 Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin Onuk, Algür ve Izer’e ilikin  
kararlarını onamıtır. Buna karın Yargıtay, Atak’a ilikin kararı savunma haklarına riayet  
edilmediği gerekçesiyle bozmutur.  
Atak, 23 Ekim 2003 tarihinde on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıtır. Bu karar 31  
Ekim 2003 tarihinde kesinlemitir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN  
AĐHM bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
tespit etmektedir. AĐHM ayrıca, bavurunun baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin  
bulunmadığını tespit etmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar tutukluluk sürelerinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadırlar. Bavuranlar bu  
hususta AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen sürenin sona erdiği tarihin ‘isnat  
edilen suçun ilk derece mahkemesi tarafından olsa bile sabit bulunduğu tarih’ (bkz. Wemhoff  
– Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, prg. 9, ve Labita – Đtalya, no : 26772/95, prg. 147)  
olduğunu anımsatır. Birden çok tutuklu yargılanma süresinin olduğu durumlarda ise  
sözkonusu tutukluluk dönemlerinin tamamının dikkate alınması gerekir (bkz. Baltacı –  
Türkiye, no: 495/02, prg. 46, 18 Temmuz 2006, ve Solmaz – Türkiye, no: 27561/02, prg. 34-  
37).  
AĐHM, mevcut davada ihtilaf konusu ilk tutukluluk döneminin, bavuranların tamamı için,  
yakalandıkları 8 Aralık 1994 tarihinde balayıp haklarında mahkumiyet kararının verildiği 17  
Haziran 1996 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Böylelikle sözkonusu dönem  
yaklaık bir buçuk yıl sürmütür. Yargıtay’ın 17 Haziran 1996 tarihli kararı bozduğu 2 Ekim  
1997 tarihinden itibaren davanın tetkikine DGM önünde yeniden balanmıtır. Dolayısıyla  
AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında ikinci bir tutuklu yargılanma dönemi balamıtır.  
Sözkonusu dönem Algür ve Izer’in meruten tahliye edilmeleriyle son bulmutur. Đkinci  
tutukluluk dönemi adıgeçen iki bavuran için yaklaık dört yıl bir ay sürmütür. Böylelikle  
Algür ve Izer toplam olarak beyıl yedi ay tutuklu kalmılardır. Onuk, DGM tarafından  
hakkında ikinci mahkumiyet kararının verildiği tarih olan 21 Mayıs 2002 tarihine kadar  
yaklaık olarak toplam altı yıl bir ay tutuklu kalmıtır. Son olarak Atak hakkında verilen  
mahkumiyet kararı 25 Aralık 2002 tarihinde bozularak bavuran için üçüncü bir tutukluluk  
dönemi balamıtır. Bu sonuncu tutukluluk dönemi on ay sonra 23 Ekim 2003 tarihinde sona  
ermitir. Böylelikle Atak toplam olarak altı yıl on bir ay tutuklu kalmıtır.  
Bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi amamasını sağlamak ilk aamada  
ulusal yargı makamlarının görevidir. Bu amaçla ulusal yargı makamları masumiyet karinesine  
gereği gibi saygı göstererek kii özgürlüğüne saygı kuralından ayrılmayı haklı kılan gerçek bir  
kamu menfaatinin varlığının lehinde ve aleyhinde ileri sürülen bütün olayları incelemek ve  
salıverilme taleplerine ilikin kararlarında bu olayları belirtmek zorundadırlar. AĐHM  
öncelikle sözkonusu kararlarda yer verilen gerekçeler ve ilgilinin bavurularında iaret ettiği  
yalanlanmayan olaylar temelinde AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini  
belirlemek durumundadır.  
Yakalanan kiinin bir suç ilemiolduğuna ilikin duyulan makul kukuların sürmesi o kiinin  
tutulması için olmazsa olmaz bir kouldur. Ancak bu koul belli bir süreden sonra yeterli  
olmaz. Bu durumlarda AĐHM, adli merciler tarafından özgürlükten yoksun bırakma ilemini  
haklı kılmak için belirtilen gerekçelerin devam edip etmediğine karar vermek durumundadır  
(bkz. Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154). Bu  
gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olduğunun tespit edilmesi halinde AĐHM, yetkili ulusal  
makamların ‘yargılamanın sürmesine özel bir önem atfedip atfetmediğini’ aratırır (bkz.,  
diğerleri arasında, Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg. 52, Ali Hıdır Polat –  
Türkiye, no: 61446/00, prg. 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı, adıgeçen, prg. 48).  
Bavuranlar tarafından sürekli yinelenen serbest bırakılma taleplerinin, ulusal mahkemelerce,  
‘isnat edilen suçun vasfı’ ve ‘delillerin durumu’ gibi neredeyse birbirinin aynı hatta  
basmakalıp gerekçelerle reddedilerek bavuranların tutukluluğunun devamına hükmedildiği  
dosya unsurlarından anlaılmaktadır.  
Oysa AĐHM’ye göre, ‘delillerin durumu’ suçluluğa ilikin ciddi emarelerin varlığına ve  
sürekliliğine iaret eden unsurlar olarak mütalaa edilebilirse de ve bu unsurlar halihazırda  
genel olarak uygun etkenler tekil ediyorlarsa da, bavuranların bu denli uzun bir süre  
boyunca alıkonulmalarını tek baına meru kılamaz (Ali Hıdır Polat, adıgeçen, prg. 28, ve  
Balta, adıgeçen, prg. 50).  
Bavuranların uzun tutuklu yargılanma süreleri göz önünde bulunduran AĐHM bu koullarda  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği neticesine varmaktadır.  
B. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen makul süre  
ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedirler.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin 8 Aralık 1994 tarihinde baladığını tespit etmektedir. Dosya  
unsurlarına göre, yargılama, H. Onuk, . Algür ve Đ. Đzer için sekiz yıldan fazla bir süre, H.  
Atak için ise sekiz yıl on ay sürmütür. H. Atak’ın durumu iki dereceden mahkemede üç defa  
görültür. Diğer üç bavuranın durumları ise iki dereceden mahkemede iki defa  
görültür.  
AĐHM bir yargılama süresinin makullüğünün, dava koullarına göre ve AĐHM’nin içtihadında  
belirtilen kıstaslar ve bilhassa da davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili mercilerin  
tutumu gibi unsurlara bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatır (bkz., diğerleri  
arasında, Pélissier ve Sassi – Fransa, no : 25444/94, prg. 67).  
Bu davadakine benzer sorunları gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiolan  
AĐHM, bu davalarda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmiti  
(ibidem).  
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca  
varabilmesi için Hükümet tarafından ikna edici herhangi bir delil ya da argüman  
sunulmağını değerlendirmektedir. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM,  
mevcut davadaki ihtilaf konusu yargılama süresinin aırı olduğuna ve ‘makul süre’  
gerekliliğine cevap vermediğine hükmetmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar manevi tazminat olarak 60.000 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.  
AĐHM, tutukluluk sürelerinin ve yargılamanın uzunluğu nedeniyle bavuranların belli bir  
manevi zarara maruz kaldıklarını ve bu zararın telafisi için ihlal tespitinin yeterli olmayacağı  
kanaatindedir (bkz., özellikle, Kudla – Polonya, no: 30210/96, prg. 165, ve Acunbay –  
Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, prg. 70, 31 Mayıs 2005). Hakkaniyete uygun bir karara  
varan AĐHM, manevi tazminat olarak Algür ve Đzer’e 4.150’er Euro, Onuk’a 4.500 Euro,  
Atak’a ise 6.350 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderleri 13.900 Euro talep etmektedirler.  
Bavuranlar taleplerini destekleyici mahiyette olmak üzere 2006 yılı için tavsiye edilen  
Diyarbakır Barosu avukatlık asgari ücret tarifesinin haricinde herhangi bir belge  
sunmalardır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavurana yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesi ancak bu  
masraf ve giderlerin gerçekliğinin, gerekliliğinin ve de makul miktarda olduğunun ortaya  
konulması halinde mümkündür.  
AĐHM, bavuranların yargılama masraf ve giderleri bağı altında bulundukları taleplerin  
gerekli belgelerle desteklenmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu talepleri reddetmek  
yerinde olacaktır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından manevi tazminat olarak :  
i. . Algür’e 4.150 Euro (dört bin yüz elli Euro) ;  
ii. Đ. Đzer’e 4.150 Euro (dört bin yüz elli Euro) ;  
iii. H. Onuk’a 4.500 Euro (dört bin beyüz Euro) ;  
iv. H. Atak’a 6.350 Euro (altı bin üç yüz elli Euro) ;  
v. bu miktarın her türlü vergi ve kesintiden muaf tutulmasına ;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir