CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
ALICI VE OMAK - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 57653/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Ocak 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (57653/00) no’lu davanın nedeni iki T.C.  
vatandaı Halim Alıcı ve Hamza Omak’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
15 Mayıs 2000 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından S. Çınar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1951 ve 1967 doğumlu olup Bingöl’de ikamet etmektedir.  
16 Kasım 1999 tarihinde Bingöl Emniyet Müdürlüğü polisleri bavuranların evlerinde  
gerçekletirdikleri aramalar sonucunda bavuranları tutuklayarak gözaltına almıtır. Arama  
tutanakları ailelerin huzurunda ve bavuranların imzasıyla düzenlenmitir. Bavuranlar  
tarafından imzalanan arama tutanaklarında yasadıı örgüt PKK üyesi olmakla itham  
edilmilerdir.  
Bavuranlar aynı gün bir doktor tarafından muayene edilmi, hazırlanan raporda herhangi bir  
darp ya da yara izine rastlanmamıtır.  
18 Kasım 1999 tarihinde bavuran Omak açlık grevine girmesi dolayısıyla hastanede tedavi  
altına alınmıtır. Yapılan muayenenin ardından bavurana serum verilmive glikoz takviyesi  
yapıltır. Sağlık raporunda bavuranın tedavi için ibirliği yapmayı reddettiği not edilmitir.  
19 Kasım 1999 tarihinde bavuran Alıcı talebi üzerine Bingöl Devlet Hastanesi’ne  
nakledilmitir. Hazırlanan sağlık raporunda bavuranın ikayetçi olduğu ağrılar için novalgin  
ağırlıklı-analgesique- tedavisi uygulandığı belirtilmitir.  
Bavuran Omak 20 Kasım 1999 tarihinde yeniden muayene edilmive doktor gözetiminde  
tutularak 1.000 ml serum ve 1.000 ml izotonik solüsyon verilmive damar yolundan multi  
vitamin B iğne yapılmıtır.  
Aynı gün ve 22 Kasım 1999 tarihinde düzenlenen sağlık raporlarında bavuranların  
vücutlarında herhangi bir darp ve yara izine rastlanmadığı ifade edilmitir.  
Bingöl Cumhuriyet Savcısı 22 Kasım 1999 tarihinde bavuranların ifadelerine bavurmutur,  
adı geçenler haklarında yapılan bütün ithamları inkâr etmitir. Bavuranlar daha sonra Bingöl  
Sulh Hakimi önünde gözaltında ikenceye maruz kaldıklarını iddia etmitir. Hakim  
tutuklanmalarına karar vermitir.  
Bavuranlar gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamamıtır.  
Belirtilmeyen bir tarihte Bingöl Cumhuriyet Savcısı yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcılığına göndermitir.  
2
DGM Cumhuriyet Savcısı 3 Aralık 1999 tarihinde bavuranları silahlı bir çete mensubu  
olmakla suçlamıtır.  
3 ubat 2000 tarihindeki ilk durumada bavuranlar polise vermioldukları ifadelere karı  
çıkarak ifade tutanaklarını baskı altında imzaladıklarını iddia etmitir. Bavuran Omak ayrıca  
gözaltında kötü muamele gördüğünü öne sürmütür.  
DGM 30 Mart 2000 tarihinde bavuran Alıcı’nın serbest bırakılmasını kararlatırmıtır.  
Bavuran Omak da 21 Aralık 2000 tarihinde serbest bırakılmıtır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Eylül 2003 tarihinde bavuranları delil yetersizliğinden  
serbest bırakılmıtır.  
Savcılık temyize gitmediğinden bu karar 18 Kasım 2003 tarihinde nihai hale gelmitir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN  
A. AĐHS’nin 13. maddesiyle bağlantılı olarak 3. maddesi hakkındaki ikayet  
Bavuran gözaltında kötü muameleye maruz kaldığından ve iç hukukta bu yönde etkili bir  
soruturma yürütülmediğinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran bu bağlamda AĐHS’nin 13.  
maddesiyle bağlantılı olarak 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM bu ikayetin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde inceleneceğini ifade  
etmektedir (Bkz. son olarak, Mecail Özel-Türkiye no: 16816/03, 14 Nisan 2009). AĐHM  
bavuranların emniyette gözaltına alınmalarından önce sağlık kontrolünden geçirildiklerini ve  
vücutlarında herhangi bir darp ya da iddet izine rastlanmadığını not etmektedir. Bavuran  
Omak’ın gözaltındaki açlık grevini müteakip polisler adı geçeni iki kez sağlık kontrolüne  
götürler ve tedavi altına alınmadan önce kötü muamele izine rastlanmamıtır. Bavuran  
Alıcı hakkında 19 Kasım 1999 tarihinde hazırlanan sağlık raporunda sadece kendini kötü  
hissettiğinden yakınmıtır.  
AĐHM 3. maddenin uygulanma alanına girmesi için kötü muamele uygulamalarının asgari  
ciddiyet seviyesine ulaması gerektiğini anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Karatepe  
vd.-Türkiye no: 33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, 7 Nisan 2009). AĐHM  
ayrıca kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini anımsatır  
(Bkz. Tekin vd.-Türkiye no: 8534/02, 20 Mayıs 2008). Fakat mevcut bavuruda AĐHM,  
bavuranların gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarını gösterir herhangi bir kanıt  
unsurunu sunmadıklarını ve/veya ikna edici herhangi bir izahatta bulunmadıklarını not  
etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Yılmaz-Türkiye kararı, no: 58030/00, 3 Kasım 2005).  
AĐHM bütün bu söz edilenler ıığında, bavuranların kötü muamele iddialarını sağlam bir  
dayanak ile birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmeksizin soruturmaların derinlemesine  
yürütülmediği meru beklentisine giremeyeceklerine itibar etmektedir (Bkz. örneğin, Mehmet  
ahin vd.-Türkiye no: 5881/02, 30 Eylül 2008). Bu koullar çerçevesinde yetkili mercilerin  
bavuranların iddiaları karısında «etkili bir soruturma» yürütme yükümlülüğünü yerine  
getirmedikleri söylenemez.  
3
AĐHM bavurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve 4.  
paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.  
B. AĐHS’nin 5. maddesi hakkındaki ikayetler  
Bavuranlar  
yakalanma  
ve  
itham  
edilme  
gerekçeleri  
hakkında  
yeterince  
bilgilendirilmediklerinden ikayetçi olmaktadır (AĐHS’nin 5/2 maddesi). AĐHM bununla  
birlikte bavuranların imzasını taıyan arama tutanaklarının aileleri huzurunda düzenlendiğini  
gözlemlemektedir. Ayrıca yakalama tutanaklarında adı geçenler PKK’ya yardım ve yataklık  
etmek suçu ile itham edilmitir. Sözkonusu bu ikayetler temelden yoksun bulunmaktadır ve  
AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir (Bkz. Oral ve Atabay-Türkiye no:  
39686/02, 23 Haziran 2009).  
Bavuranlar aynı zamanda gözaltı süresinin uzunluğundan (AĐHS’nin 5/3 maddesi) ve gözaltı  
süresinin yasallığına (AĐHS’nin 5/4 maddesi) yönelik etkili bir bavuru yolunun  
bulunmadığından yakınmaktadır. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını  
yapmakta, bavuranların 466 sayılı Kanun gereğince tazminat davası açabileceklerini  
savunmaktadır. AĐHM, Mehmet ahin vd.-Türkiye kararında yer alan aynı gerekçelerle  
Hükümetin itirazını reddetmektedir. AĐHM bu ikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığı ve  
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi içermediğini kaydeder. Dolayısıyla ikayetler  
kabuledilebilir niteliktedir.  
C. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki ikayetler  
AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan bavuranlar adli mercilerin bağımsız ve tarafsız  
davranmadıklarından ve gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamadıklarından  
ikayetçi olmaktadır.  
AĐHM bavuranların sözü edilen yargı süreci çerçevesinde serbest bırakıldıklarını, dolayısıyla  
AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur olduklarını öne süremeyeceklerini not etmektedir. bu  
ikayetler temelden yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca  
reddedilmelidir.  
II. ESASA DAĐR  
A. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
Bavuranlar yetkili bir hakim önünde çıkarılmadan evvel uzun süre tutuklu kaldıklarından  
ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet gözaltı süresinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan yasal  
mevzuata uygun olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM bavuranların gözaltı süresinin yakalandıkları 16 Kasım 1999 tarihinde balayıp sulh  
hakimi önüne çıkarıldıkları 22 Kasım 1999’da sona erdiğini tespit etmektedir. Bu süre altı  
gündür. AĐHM, terörle mücadele amacını taısa bile dört gün altı saatlik gözaltı süresinin bu  
bağlamdaki zaman kısıtlamasının dıına çıktığını hatırlatır (Bkz. Brogan vd.-Birleik Krallık  
29 Kasım 1988). AĐHM, reit olmayanlar sözkonusu olduğunda ve iddet içermeyen bazı  
suçlarda (Bkz. Đpek vd.-Türkiye no: 17019/02 ve 30070/02, 3 ubat 2009) gözaltı süresi bahse  
4
konu süreden daha az olsa dahi AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını  
anımsatır (Bkz. Kandjov-Bulgaristan no: 68294/01, 6 Kasım 2008).  
AĐHM bavuranların «bir hakim karısına» çıkarılmalarından evvel altı gün boyunca  
gözaltında tutulmalarını kabullenememektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
B. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
Bavuranlar gözaltının yasallığına itiraz edebilecekleri herhangi bir bavuru yolunun mevcut  
olmadığından ikayetçidir. AĐHM bu ikayeti AĐHS’nin 5/4 maddesi altında inceleyecektir  
(Bkz. Chahal-Birleik Krallık, 15 Kasım 1996).  
AĐHM bu sorundan ayrı olarak bavuranların tutuklu yargılanmalarına karar veren ve  
yakalanmalarının ardından altı gün gözaltında tutulmalarının ardından Bingöl sulh hakiminin  
bavuranların gözaltı süresinin akabinde «hemen yetkili bir hakim önüne çıkma» kavramı ile  
bağdaacak bir müdahalede bulunup bulunmadığının sorgulanması gerekir. Bununla birlikte  
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesine riayet edilmediği sonucuna vardığı ve bavuranların gözaltı  
süresinin ulusal yasaya uygun olduğu dikkate alınırsa, mevcut dava koullarında yetkili bir  
hakim karısında yapılacak itirazın baarı ile sonuçlanma ihtimali düük görünmektedir.  
Sözü edilen gözaltı süresinin yasallığını denetleyecek etkili bir bavuru yolunun yokluğunda  
AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran Alıcı 6.750 ABD Doları ve bavuran Omak 9.750 ABD Doları maddi tazminat talep  
etmektedir. Bavuranların her biri 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Bavuranlar  
AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama giderleri için 3.830 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı  
belge niteliğinde bavuranların çeitli harcamalar için (posta, kırtasiye ve tercüme giderleri)  
avukatı ile hazırlamıoldukları ayrıntılı notu iletmektedir  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve  
bu talebi reddetmektedir. Buna karın, bavuranların her birine 1.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesini kararlatırmaktadır. AĐHM mahkemeye sunulan bütün belgeler ve sözü edilen  
kıstaslar ıığında AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama giderleri için bavuranlara  
otaklaa toplam 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranların gözaltı süresinin uzunluğu ve gözaltı süresinin yasallığına karı iç hukukta  
etkili bir bavuru yolunun bulunmadığına ilikin ikayetlerinin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
5
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:  
i. Bavuranların her birine 1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
ii. Yargılama masraf ve giderleri için bavuranlara ortaklaa 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6