halkı ırk ve bölge ayrımcılığına dayanan kin ve düşmanlığa tahrik olarak varsayılması
gerektiğini düşünmektedir.
AİHM, özellikle habercilik görevinin zorunlu olarak getirdiği “görev ve
sorumlulukların” yanısıra, AİHS’nin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan genel
hukukun cezai hükümlerine riayet etme görevlerinden bağışık olamayacak şekilde, basın
organlarının ilke olarak kendiliğinden tabi oldukları sınırlar içerdiğini hatırlatmaktadır
( Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95, § 52, 1999-I).
Ancak başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının ağırlığı ve gazetenin yirmi
gün yasaklanması olgusu ışığında, AİHM, özellikle muhaliflerinin haksız saldırı ve
eleştirilerine cevap vermesi için başka yollar bulunuyorsa, bulunduğu baskın konumun
Hükümet’e ceza yolunun kullanılmasında ölçülü davranmayı önerdiğini hatırlatmaktadır (Bkz.
özellikle Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998, 1998-IV, § 54 ve sözüedilen Yağmurdereli, § 43).
Ayrıca, yazının özellikle bazı sert bölümleri, ordunun bazı kısımları hakkında negatif bir tablo
çizse de ve böylece anlatıma düşmanca bir anlam yüklese de, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı
mücadeleye ne de ayaklanmaya teşvik etmektedir ve bu da AİHM’nin gözünde, dikkate
alınması gereken başlıca unsurdur (Bkz. Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz
1999).
AİHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan başvuranın ifade özgürlüğüne
yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.
Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 8 Temmuz 1999).
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer
sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.
özelikle Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AİHM, içtihat kararları
ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, terörle mücadeleye bağlı zorlukların
haricinde sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman
sunduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve
34535/97, § 60, 10 Ekim 2000 ve sözüedilen Incal, s.1568, §58).
Sonuç olarak müdahale hedeflenen amaçlarla orantısız olmakla beraber, başvuran
hakkında verilen mahkumiyet kararı “demokratik toplumda gerekli” değildir. AİHS’nin 10.
maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim
bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve
bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesinin
ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-
Türkiye kararı, §§33-34 ve 10 Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00,
§§35-36).
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir sonuca
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir. “Milli