CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ALİ EROL - TÜRKİYE DAVASI (No:2)  
(Başvuru no:47796/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
27 EKİM 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 47796/99 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Ali Erol’ün (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 15  
Nisan 1997 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu  
avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1952 doğumlu olup, 7 Ağustos 2004 tarihinde ölmüştür. Başvuran  
İstanbul’da ikamet etmekteydi. Başvuran Evrensel gazetesinin yazı işleri müdürüydü.  
18 Aralık 1995 tarihinde, başvuran Evrensel Gazetesi’nin 195 sayısının birinci ve on  
birinci sayfalarında ”Bir astsubayın itirafları” adlı makale yayınlanmıştır.  
28 Aralık 1995 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısı, başvuranı sözkonusu  
makaleleri yayınlamakla suçlamış ve Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312§2 maddesi uyarınca  
halkı ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle mahkum  
edilmesini istemiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) önünde, başvuran, gazetenin yazı işleri müdürü  
olarak, sözkonusu makalenin haber niteliği taşıdığını, içeriği bakımından herhangi bir suç  
unsuru bulunmadığına inanarak yayınlanmasına izin verdiğini ileri sürmüştür.  
9 Mayıs 1996 tarihinde, biri askeri olmak üzere üç hakimden oluşan DGM heyeti,  
sunulan delil unsurlarını ve argümanları genel olarak değerlendirdikten sonra, suç unsuru  
teşkil eden yazının, haber sınırlarını aştığını ve halkı askerlik hizmetinden soğutarak  
TCK’nın 155. maddesi uyarınca suç oluşturduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, DGM, bu  
yazının TCK’nın 312§2 maddesi uyarınca halkı ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve  
düşmanlığa tahrik ettiğine kanaat getirmiştir. DGM, başvuranı iki yıl hapis ve 600.000 TL  
para cezasına çarptırmıştır. Buna ek olarak, DGM işlenen suçun niteliği bakımından devlet  
güvenliğini tehdit edebileceğinden dolayı 5680 sayılı Basın Kanunu’nun ek 2§1 maddesi  
gereğince sözkonusu gazetenin çıkarılmasının 20 gün yasaklanması sonucuna varmıştır.  
14 Mayıs 1996 tarihinde, başvuran Yargıtay’da temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
12 Haziran 1996 tarihli savunmasında, başvuran, sözkonusu yazının haber niteliğinin  
bulunduğunu ve AİHS’nin 10 maddesinde belirtilen ifade özgürlüğü sınırlarını aşmadığını  
savunmaktadır. Ayrıca başvuran, AİHS’nin 6. maddesini ileri sürmekte ve ararlarında askeri  
hakim bulunduran DGM’nin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmamasından şikayetçi  
olmaktadır.  
17 Ekim 1996 tarihinde, Yargıtay başvuranın itirazını reddetmiş ve ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıştır. 30 Ekim 1996 tarihinde, verilen bu karar ilk derece  
mahkemesine geri gönderilmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. ÖN MÜTALAA  
AİHM, başvuranın 7 Ağustos 2004 tarihinde öldüğünü ve dul eşi Selma Erol davanın  
devam etmesi yönündeki isteğini dile getirdiğini not etmektedir.  
Hükümet, işbu mahkeme huzurunda Selma Erol’ün eşini ikame etmesine itiraz  
etmektedir.  
AİHM, başvuranın Türk Mahkemeleri tarafından iki yıl hapis ve 600.000 TL para  
cezasına çarptırıldığını tespit etmektedir. AİHM, başvuranın dul eşi Selma Erol’ün başvuranın  
mahkumiyetinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini saptamak için yeterli yasal menfaatinin  
bulunduğunu ileri sürebileceğine kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, X-Fransa, 31  
Mart 1992 tarihli karar, A serisi no: 234-C, s. 89, §26). Ayrıca, Selma Erol eşinin mahkumiyet  
kararının AİHS organları huzurunda ileri sürdüğü ifade özgürlüğü hakkını tanımayarak  
verildiğini tespit ettirmek için manevi yasal menfaati bulunmaktadır (Bkz. sözüedilen Çakar,  
§ 20).  
Sonuç itibariyle, AİHM, işbu davada Selma Erol’ün başvurana ikame etmesini kabul  
etmektedir.  
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, hakkında verilen cezai mahkumiyet kararının düşünce, ifade ve dernek  
kurma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu bakımdan  
AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.  
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu  
olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2  
maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz  
edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40).  
Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı  
sorusuna dayanmaktadır.  
Hükümet, toprak bütünlüğünü tehdit eden terör durumuyla karşı karşıya olan Devlet’in  
takdir marjının, sadece tek başına birey haklarını ilgilendiren durumlara göre daha geniş bir  
şekilde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Hükümet’e göre, işbu davada, kin ve  
düşmanlığa açıkça tahrik etme, ne bir ideolojinin ne de edebi bir konunun ifade edilmesi ile  
ilgili olmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla böyle bir değerlendirmeye gitmek, AİHM  
içtihadının korumaya çalıştığı sistem ve demokratik değerlere aykırı olacaktır.  
Başvuran Hükümet’in savına itiraz etmektedir. Başvuran, dava konusu makalenin,  
içinde bir askerin yasal olmayan fiilleri, insan hakları ihlallerini ve şahit olduğu işkence ve  
baskı faaliyetlerini ortaya koyan bir röportaj şeklinde olduğunu vurgulamaktadır. Bunun  
yanısıra, ne teröre ne şiddete teşvik eden ifadelerin sözkonusu olmadığını, aksine bunlara  
itiraz etmekte ve eleştirmektedir. Ayrıca, başvuran dava konusu makalenin yayınlandığı  
gazetenin düşük tirajlı olduğunu (3.000 ila 4.000), dolayısıyla halkın üzerinde etkisinin  
olamayacağını belirtmektedir. Sonuç olarak başvuran, dava konusu tedbirin orantılı  
olduğunun düşünülemeyeceği kanaatindedir.  
AİHM, makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı bağlama özel bir özen  
göstermektedir. Bu bakımdan AİHM, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluklar gibi  
kendisine sunulan durumların bulunduğu koşulları gözönünde bulundurmaktadır.  
Sözkonusu makale, Türkiye’nin Güneydoğusunda askerliğini yapan bir astsubayla  
yapılan soru-cevap şeklindeki bir görüşme gibidir. Okunduğunda gerçekliği kuşkuya yer  
vermeyecek şekilde ortaya konulan olaylar kesinlikle tarafsız olarak anlatılmamaktadır.  
AİHM, dava konusu yazının genel olarak incelemesini yaptıktan sonra, DGM’nin,  
sözkonusu yazının haber sınırlarını aştığı ve halkı askerlik hizmetinden soğutarak TCK’nın  
155. maddesinde yer alan suç niteliğinde olduğu sonucuna vardığını belirtmektedir. Ayrıca,  
röportajın bazı bölümlerine dayanarak, AİHM, bu yazının TCK’nın 312. maddesi bakımından  
halkı ırk ve bölge ayrımcılığına dayanan kin ve düşmanlığa tahrik olarak varsayılması  
gerektiğini düşünmektedir.  
AİHM, özellikle habercilik görevinin zorunlu olarak getirdiği “görev ve  
sorumlulukların” yanısıra, AİHS’nin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan genel  
hukukun cezai hükümlerine riayet etme görevlerinden bağışık olamayacak şekilde, basın  
organlarının ilke olarak kendiliğinden tabi oldukları sınırlar içerdiğini hatırlatmaktadır  
( Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95, § 52, 1999-I).  
Ancak başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının ağırlığı ve gazetenin yirmi  
gün yasaklanması olgusu ışığında, AİHM, özellikle muhaliflerinin haksız saldırı ve  
eleştirilerine cevap vermesi için başka yollar bulunuyorsa, bulunduğu baskın konumun  
Hükümet’e ceza yolunun kullanılmasında ölçülü davranmayı önerdiğini hatırlatmaktadır (Bkz.  
özellikle Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998, 1998-IV, § 54 ve sözüedilen Yağmurdereli, § 43).  
Ayrıca, yazının özellikle bazı sert bölümleri, ordunun bazı kısımları hakkında negatif bir tablo  
çizse de ve böylece anlatıma düşmanca bir anlam yüklese de, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı  
mücadeleye ne de ayaklanmaya teşvik etmektedir ve bu da AİHM’nin gözünde, dikkate  
alınması gereken başlıca unsurdur (Bkz. Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz  
1999).  
AİHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan başvuranın ifade özgürlüğüne  
yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.  
Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer  
sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.  
özelikle Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AİHM, içtihat kararları  
ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, terörle mücadeleye bağlı zorlukların  
haricinde sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman  
sunduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve  
34535/97, § 60, 10 Ekim 2000 ve sözüedilen Incal, s.1568, §58).  
Sonuç olarak müdahale hedeflenen amaçlarla orantısız olmakla beraber, başvuran  
hakkında verilen mahkumiyet kararı “demokratik toplumda gerekli” değildir. AİHS’nin 10.  
maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesinin  
ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-  
Türkiye kararı, §§33-34 ve 10 Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00,  
§§35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir sonuca  
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir. “Milli  
güvenliğe” ilişkin suçlardan DGM’ye çıkarılan başvuran, aralarında askeri hakimin de  
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını  
belirtmektedir. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen  
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak  
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran  
tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmaktadır (sözüedilen Incal-Türkiye,  
S.1573, §72 in fine).  
AİHM, başvuranı yargıladığı ve mahkum ettiği sırada DGM’nin AİHS’nin 6§1  
maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, Evrensel gazetesinin yayınlanmasının yirmi gün yasaklanmasından dolayı  
20.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Başvuran ayrıca, 5.000 Euro tutarındaki manevi zararının telafi edilmesini  
istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM, iddia edilen gelir kaybı konusunda sunulan kanıtların, başvuran için AİHS’nin  
10. maddesinin ihlal edilmesinden doğan kazanç kaybının net olarak tespit edilmesini  
sağlamadığına kanaat getirmektedir ( Bkz. aynı yönde verilen Karakoç ve diğerleri-Türkiye,  
no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Ayrıca başvuran, para cezasını  
ödeyip ödemediğine ya da hapis cezasını çektiğine dair bir açıklama getirmemektedir.  
Dolayısıyla AİHM talebi reddetmektedir.  
Manevi tazminat için AİHM, ilgilinin dava koşullarında bir takım sıkıntılar  
duyabileceğine kanaat getirmektedir. AİHS’nin 41. maddesine göre AİHM, hakkaniyete  
uygun olarak başvurana uğranılan manevi zarar için 3.000 Euro’nun ödenmesine karar  
vermektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, hiçbir kanıt sunmaksızın masraf ve harcamalar için 3.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
Elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde bulundurarak,  
AİHM, yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro’nun makul olduğuna kanaat getirerek, bu  
miktarın başvurana ödenmesine hükmetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME,  
1. Oybirliğiyle, başvuranın dul eşinin bu davada başvuranı ikame edebileceğine;  
2. Bire karşı altı oyla, AİHS’nin 10 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle, İstanbul DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğundan dolayı  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in  
başvurana:  
i. manevi tazminat için 3.000 Euro (üç bin Euro)  
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro)  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 27 Ekim 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.