CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ALĐ GÖKTA-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 9323/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
12 ubat 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9323/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı)Ali Gökta’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Aralık 2002  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından S. Pekdatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1966 doğumludur ve Manisa’da ikamet etmektedir.  
Tarafların anlattığı ekliyle dava olayları u ekilde özetlenebilir:  
27 Aralık 1995 tarihinde, bavuran, Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi  
ekipleri tarafından yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Bavuran, yasadıı bir örgüt olan  
DHKP/C üyesi olmakla suçlanmıtır.  
5 Ocak 1996 tarihinde, bavuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına  
çıkarılve hakim tutuklanmasına karar vermitir.  
25 Mart 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı serbest bırakmıtır.  
28 Kasım 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın beraatına karar vermi, bu  
karar 6 Aralık 2000 tarihinde nihai hale gelmitir.  
2 Mart 2001 tarihinde, 466 sayılı yasa uyarınca bavuran, 27 Aralık 1995 ve 25 Mart 1998  
tarihleri arasında özgürlüğünden mahrum bırakılması nedeniyle maruz kaldığı zarardan dolayı  
Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’nde tazminat davası açmıtır. Bavuran, 10.000.000.000 TL  
[yaklaık 11.765 Euro] maddi tazminat ve 100.000.000.000 TL manevi tazminat [yaklaık  
117.674 Euro] manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
7 Mayıs 2001 tarihinde, Bergama Ağır Ceza Mahkemesi, yetkili mahkemenin Manisa Ağır  
Ceza Mahkemesi olduğu gerekçesiyle ratione loci bakımından yetkisinin olmadığını  
açıklatır. 18 Haziran 2001 tarihinde de Manisa Ağır Ceza Mahkemesi yetkisi olmadığını  
açıklatır.  
4 Ekim 2001 tarihinde yetki sorununu çözmek için toplanan Yargıtay, yetkili mahkemenin  
Manisa Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu açıklamıtır.  
4 Aralık 2001 ve 29 Ocak 2002 tarihleri arasında Manisa Ağır Ceza Mahkemesi, üç hakimli  
iki duruma gerçekletirmitir. Đlk duruma sırasında mahkeme, davayı soruturmak ve rapor  
hazırlamak için üyelerinden birini murahhas üyesi olarak atamıtır. 29 Ocak 2002 tarihinde  
gerçekletirilen ikinci duruma sırasında Cumhuriyet Basavcısı’ndan, bavuranın talebine  
ilikin yazılı görülerini sunması istenmitir.  
2
Aynı gün Cumhuriyet Basavcısı, görülerini sunmutur. Basavcının görüü bavurana tebliğ  
edilmemitir.  
Yine 29 Ocak 2002 tarihinde, Basavcının görüüne dayanarak Ağır Ceza Mahkemesi,  
bavurana, özellikle adli yardım olarak 11.000.000 TL [yaklaık 10 Euro] maddi tazminat ve  
3.000.000.000 TL [yaklaık 2.636 Euro] manevi tazminat ödenmesine karar vermitir. Ağır  
Ceza Mahkemesi, öğretmen olan bavuranın, cezai yargılama sırasında alamadığı maalarını  
aldığı, bavuranın diğer taleplerinin dayanaktan yoksun ve iddia edilen kayıpların hukuki  
mesnedinin bulunmadığı kanaatindedir.  
8 ubat 2002 tarihinde, bavuran temyize bavurmutur. Bavuran, ödenen miktarın yetersiz  
olduğunu ve Ağır Ceza Mahkemesi’nin, gecikme faizine ilikin talebi hakkında bir karar  
almağını ve duruma yapılmadığını savunmaktadır. Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesine ve 1  
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmakta ve duruma yapılmasını talep  
etmektedir.  
20 Mayıs 2002 tarihinde, Yargıtay Savcısı, bavurunun esasına ilikin görüünü sunmutur.  
Tebliğnamesinde, Savcı, bavuranın geçerli istinaf nedeninin olmadığını açıklamıve  
bavurunun reddedilmesini salık vermitir. Yargıtay Savcısının görüü bavurana tebliğ  
edilmemitir.  
10 Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay, Savcının görüünü incelemesinin ardından Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin kararını onamıtır. Yargıtay, duruma gerçekletirmemitir.  
28 Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay kararı bavurana tebliğ edilmitir.  
Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, bavuran hiçbir zaman, Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından kendisine tahsis edilen tazminatın ödenmesi talebinde bulunmamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, tazminat davasına bakan mahkemede ve Yargıtay’da adil bir yargılama  
yapılmadığını iddia etmektedir. Bavuran ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruma  
yapılmamasının ve Yargıtay Savcısı’nın görüünün kendisine tebliğ edilmemesinin,  
“çekimeli yargılama” ve “silahların eitliği” ilkelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
Bavuran, bu çerçevede AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanun kapsamındaki davalarda  
ilke olarak duruma yapılmasının öngörülmediğini fakat ayet, ulusal mahkemeler, bavuranın  
talebinin kamu yararına ilikin önemli hususlar ortaya koyduğu kanaatine varırsa bir duruma  
yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanunun, tazminat taleplerinde  
duruma ile meydana gelebilecek masraf ve gecikmelere mahal vermekten kaçınarak ivedi bir  
çözüm sunmayı amaçladığını belirtmektedir. Ayrıca, sürece ilikin hiçbir kuralın talep  
sahiplerinin dosyaya görülerini veya bilirkii raporlarına ilikin uygun gördükleri unsurları  
dosyaya koymalarını engellemediğini söylemektedir.  
3
Öte yandan, Hükümet, kanundıı yakalanan ve tutuklanan kimselerin tazminat taleplerine  
ilikin anlamazlıklarda izlenecek prosedüre dair yapılan değiiklikler hakkında da bilgi  
vermektedir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunun 142/7. maddesi uyarınca, mahkeme, davacı tarafı, basavcıyı  
ve Hazine avukatını dinledikten sonra kararını vermektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Ulusal yargılama çerçevesinde duruma yapılmaması  
AĐHM yerleik içtihadına göre, duruma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar  
olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, AĐHS’nin 6/1.  
maddesi uyarınca “açık duruma hakkı” beraberinde “duruma” isteme hakkını getirir.(Bkz.  
örneğin, Hakansson ve Sturesson-Đsveç, 21 ubat 1990 tarihli karar, Fredin-Đsveç, 23 ubat  
1994 tarihli karar, Allan Jacobsson-Đsveç (no:2), 19 ubat 1998 tarihli karar ve Göç kararı).  
AĐHM, bavuranın davasının önce Manisa Ağır Ceza Mahkemesi ardından temyiz mercii  
olarak Yargıtay yetkili dairesi tarafından görüldüğünü belirtmektedir. Yargılamanın hiçbir  
safhasında, bavurana, iddialarını ulusal mahkemeler nezdinde sözlü olarak ifade etme imkanı  
sağlanmamıtır.  
Bavuranın tazminat talebine ilikin olarak duruma yapılmamasını haklı kılacak istisnai  
koulların olup olmadığı konusunda ise AĐHM, Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavurana  
ödenecek tazminat miktarının belirlenmesinde takdir yetkisi olduğunu gözlemlemektedir.  
Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, yalnızca bavuranın tutuklu olduğu gün sayılarını temel  
alan maktu bir tarifeye dayanarak tazminat miktarını belirlediğini iddia etmemektedir. Aksine,  
sözkonusu mahkeme, bavuranın avukatı tarafından sunulan dilekçede yer alan ikayetlerin  
tamamını dikkate almıve özellikle bavuranın ekonomik ve sosyal durumu gibi birçok  
kiisel etkenler ile tutuklu bulunduğu sürece boyunca bavuranın çekmiolduğu duygusal  
acıların etkisini göz önüne almıtır.  
Bavuranın tutuklanmasına neden olan olay ve tutukluluk süresi ile bavuranın ekonomik ve  
sosyal durumunun, bavuranın dinlenmesine gerek olmadan raportör hakim tarafından  
toplanan unsurlardan hareketle saptanabileceği doğru olsa bile bavuran tarafından çektiği  
iddia edilen duygusal acıların değerlendirilmesinde baka mütalaalara da bavurulmalıdır.  
AĐHM’nin görüüne göre, bavurana, tutuklanmasının neden olduğu manevi zararı sözlü  
olarak Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıklama imkanı tanınmalıydı. Bavuranın yaadıklarının  
esas olarak kiisel niteliği ve uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi, bavuranın dinlenmesini  
zorunlu kılar. Sadece dava dosyasına dayanarak tatmin edici ekilde çözümlenebilecek teknik  
nitelikli sorunların sözkonusu olduğu söylenemez. Aksine AĐHM, ulusal mahkemelerde ve  
kamu denetimi altında gerçekletirilen bir duruma sırasında, bavurana kiisel durumunu  
açıklama imkanı tanınmıolsaydı, mevcut davada, adaletin daha iyi tecelli etmive devletin  
sorumluluğunu daha iyi yerine getirmiolacağı kanaatindedir. AĐHM’nin görüüne göre, bu  
4
husus, Hükümet’in 466 sayılı Kanun’un altında yattığını ifade ettiği ivedilik ve etkililik  
unsurlarından daha önemlidir. (Göç,51; Özata-Türkiye, 19578/02, 20 Ekim 2005).  
Bu nedenlerden dolayı AĐHM, duruma yapılmamasını haklı çıkaracak istisnai hiçbir koulun  
mevcut bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmitir.  
2. Yargıtay Savcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi hakkında  
AĐHM, bavuranın sunduğu ikayete benzer bir ikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay  
Savcısı’nın görülerinin niteliğini ve yargılanan kiinin yazılı olarak bunlara cevap verme  
olanağının bulunmadığını göz önüne alarak Yargıtay Savcısı’nın görüünün tebliğ  
edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını  
hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Göç, Sağır-Türkiye, bavuru no: 37562/02, 19 Ekim 2006;  
Ayçoban ve diğerleri-Türkiye, bavuru numaraları: 42208/02, 43491/02 ve 43498/02, 22  
Aralık 2005).  
AĐHM, Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit  
ve delil sunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edilmitir.  
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, tazminatının gecikme faizi ile birlikte ödenmemesinden ikayetçidir. Bavuran, 1  
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet’e göre, bavuran, cebri icra ilemi balatmaması nedeniyle, AĐHS’nin 35/1. maddesi  
uyarınca iç hukuk yollarını tüketmemitir.  
AĐHM, adli bir süreç sonunda Devlet karısında alacaklı konuma gelen bir kimsenin tazminat  
alabilmesi için icra takibi balatmasının art koulmasının uygun bulunmadığına dair  
içtihadını hatırlatmaktadır (Metaxas-Yunanistan, bavuru no: 8415/02, 27 Mayıs 2004,  
Mehmet Sait Kaya-Türkiye, bavuru no: 17747/03, 25 Temmuz 2006). Sonuç olarak,  
sözkonusu itiraz kabuledilemez niteliktedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın  
ödenmesini hiçbir zaman makamlardan talep etmediğini belirtmektedir.  
AĐHM, mevcut davada, 10 Haziran 2002 tarihinde nihai hale gelen 29 Ocak 2002 tarihli Ağır  
Ceza Mahkemesi kararının, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, bavuran yararına,  
kesin, talep edilebilir ve “mülk” olarak nitelendirilebilecek bir alacağı oluturduğunu  
saptamaktadır (Angelov-Bulgaristan, bavuru no: 44076/98, 22 Nisan 2004). Bununla birlikte,  
bavurana, ödeme yapılmamıtır. Ayrıca, olayların meydana geldiği dönemde, yıllık  
5
enflasyon oranı %12’ye ulaken, ulusal mahkemeler tarafından ödenmesine hükmedilen  
miktarlar gecikme faizi ile birlikte hesaplanmamıtır (Ertuğrul Kılıç-Türkiye, no: 38667/02,  
12 Aralık 2006).  
AĐHM’nin görüüne göre, bavuranın alacağının gerçek değeri, ödemenin yapılmamıolması  
ve bu dönemdeki enflasyon oranı ile birlikte değerlendirildiğinde gözle görülür bir biçimde  
azalmıtır. Bavuranın alacağının, Yargıtay karar tarihindeki değeri ile imdiki değeri  
arasındaki fark, bavuranı önemli bir zarara uğratmıtır (Bkz. mutatis, mutandis, Aka-Türkiye,  
23 Eylül 1998; Akku-Türkiye, 9 Temmuz 1997). Yalnızca idarenin eksiklilerine isnat  
edilebilecek bu ödeme yapılmayan süre, AĐHM’yi bavuranın, mahkemece hükmedilen  
miktara göre orantısız bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düünmeye sevk  
etmektedir.  
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Türk Hukuku’nda ihtilaflı durumu çözüme kavuturacak mercilerin bulunmaması  
nedeniyle, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
Yukarıda ulaılan sonucu göz önüne alarak AĐHM, sözkonusu ikayetin, bu hüküm  
çerçevesinde incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı maddi ve manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet, bavuranın tutukluluk süresi ve ikayetin  
kabuledilebilir nitelikte olması nedeniyle AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlalinden ikayetçi  
olduğu Göktavd.-Türkiye davası (dostane çözüm, no: 31787/96, 25 Eylül 2001) çerçevesinde  
tarafların üzerinde uzlağı dostane çözüm vesilesiyle, bavuranın 95.000 Fransız Frankı  
[yaklaık 14.000 Euro] aldığını hatırlatmaktadır. Hükümet, talebin aynı gözaltı süresini  
içermesinden dolayı bavuranın talebinin yinelenen bir talep olduğunu belirtmektedir ve  
AĐHM’nin daha önce ödenen meblağları göz önüne alarak mevcut bavuruda sözkonusu talebi  
reddetmesi gerektiğini savunmaktadır. AĐHM, bavurana yukarıda sözü edilen miktarın  
ödendiği Göktavd., davasındaki dostane çözümün, AĐHS’nin 5/3. maddesi uyarınca gözaltı  
süresi ile ilgili olduğunu oysa mevcut bavurunun, ulusal mahkemeler nezdinde adil  
yargılamayı ve 466 sayılı Kanun uyarınca, bavurana karı açılan ceza davasının beraat ile  
sonuçlanmasından dolayı kanun dıı tutuklanma nedeniyle verilmesine hükmedilen tazminatın  
gecikmeli olarak ödenmesini içerdiğini tespit etmektedir. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri ve 1  
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca sorununu ortaya koyan mevcut bavuruda,  
bavuranın AĐHS’nin 5/3. maddesi kapsamında da yaptığı ikayet, 19 Eylül 2006 tarihli bir  
karar ile kabuledilemez ilan edilmitir. Ayrıca mevcut davada, dava konusu yargılama ve  
ulusal mahkemelerce ödenmesine hükmedilen meblağlar, yalnızca bavuranın gözaltı süresini  
değil (27 Aralık 1995 tarihinden 5 Ocak 1996 tarihine kadar) aynı zamanda tutuklu  
yargılanmayı (5Ocak 1996 tarihinden 25 Mart 1998 tarihine kadar) da içermektedir.  
6
Sonuç olarak, AĐHM, mevcut bavurunun özü itibariyle sözü edilen Göktave diğerleri  
bavurusu ile aynı olmadığı kanaatindedir ve önceden ödenen miktarların dikkate  
alınmamasına karar vermektedir.  
Konuya ilikin AĐHM içtihadı ıığında (Aka ve Akku) ve sahip olduğu ilgili ekonomik veriler  
ıığında kendi hesaplama yöntemine bavurarak, AĐHM, bavurana 3.040 Euro maddi  
tazminat ödenmesine karar vermektedir.  
Manevi tazminata ilikin olarak, AĐHM, mevcut dava koullarında bavurana 3.000 Euro  
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu masraf ve harcamalar için  
1.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, hukuki mesnedi bulunmadığı gerekçesiyle bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM yerleik içtihadına göre, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca, masraf ve harcamaların  
ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ortaya konulmasını ve miktarlarının makul oranda  
olmasını öngörmektedir (Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), bavuru no: 31107/96).  
AĐHM, bavuranların yapmıoldukları masraf ve giderleri belgelendirmediklerini  
gözlemlemekte ve bu durumda bu taleplerinin reddedilmesine karar vermektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ulusal mahkeme önünde duruma yapılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin  
ihlal edildiğine;  
3. Yargıtay Savcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
4. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ikayetin ayrı olarak, 1 No’lu Ek  
Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte incelenmesine gerek olmadığına;  
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana  
3.040 Euro (üç bin kırk Euro) maddi tazminat ve 3.000 Euro (üç bin Euro) manevi  
tazminat ödenmesine;  
7
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 12 ubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8