CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ALİ GÜZEL - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 43955/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 43955/02 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı  
Ali Güzel’in 2 Kasım 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına  
alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir barosu avukatlarından A.  
Koç ve N.T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1976 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.  
2 Ağustos 2001 tarihinde başvuran hapsedildiği Buca E tipi cezaevinden İzmir F tipi  
cezaevine nakledilmiştir.  
Başvuran 3 Ekim 2001 tarihinde avukatı aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na cezaevi  
yönetimi hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran mahkumiyet koşullarından ve kötü  
muameleden yakınmıştır. Adı geçen gardiyanların sabah ve akşam yoklamalarında kendisini  
ayağa kalkmaya zorladıklarını ve dayak attıklarını öne sürmüştür. Başvuran mahkumların  
cezaevine nakillerinde üstlerinin arandığından, giysilerinin zorunlu olarak çıkarıldığından ve  
zorla saç ve sakal tıraşı edilmelerinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran ayrıca cezaevi  
yönetiminin kendisine gelen bir mektubu teslim etmediğini, Uşak merkez cezaevindeki başka  
bir tutukluya yazdığı mektubu ise göndermediğini iddia etmektedir. Başvuran son olarak  
gardiyanların Cumhuriyet Savcısına göndermiş olduğu şikayet mektuplarının taahhütlü  
makbuzunu kendisine vermediklerini iddia etmektedir.  
Cumhuriyet Savcısı, başvuranın 2 Ağustos 2001 tarihinde bir hekim tarafından muayene  
edildiğini ve adı geçenin vücudunda herhangi bir darp ya da yaralanma izine rastlanmadığını  
hatırlatarak 19 Ekim 2001 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Savcı soruşturma sonrasında  
kötü muamele iddialarını destekleyici herhangi bir delilin yer almadığını not etmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı başvuranın haberleşme konusundaki iddiaları ile ilgili olarak, cezaevi  
kurumu yöneticilerinin cezaevi yönetimine karşı direniş gösterme eğilimleri nedeniyle sözü  
edilen iki mahkumu «sakıncalı» olarak nitelendirdiği 6 ve 10 Eylül 2001 tarihli yazılarını  
dikkate almıştır. Savcı diğer şikayetlere ilişkin olarak yürürlükteki yasal hüküm ve  
düzenlemelere aykırı herhangi bir durum olmadığını tespit etmiştir.  
Başvuran Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik kararına karşı 20 Kasım 2001 tarihinde Ağır  
Ceza Mahkemesi’nde itirazda bulunmuştur.  
Ağır Ceza Mahkemesi 22 Kasım 2002’de bu itirazı reddetmiştir. Bu karar başvuranın  
avukatına 3 Mayıs 2002’de tebliğ edilmiştir.  
2
HUKUK  
I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN VE BAĞLANTILI OLARAK 13. MADDESİNİN  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran kendisine gelen mektupların iletilmemesinin ve başka bir tutuklu ile yazışmasının  
engellenmesinin haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geldiğini iddia etmekte ve  
AİHS’nin 8. ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AİHM yerleşik içtihadı ışığında bu şikayetin yalnızca AİHS’nin 8. maddesi çerçevesinde  
incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında Fazıl Ahmet Tamer-Türkiye  
no: 6289/02, 5 Aralık 2006, Ekinci ve Akalın-Türkiye no: 77097/01, 30 Ocak 2007 ve  
Kepeneklioğlu-Türkiye kararı no: 23 Ocak 2007).  
Başvuran ayrıca AİHS’nin 8. maddesine yönelik şikayetini dile getirebileceği etkili herhangi  
bir iç hukuk yolunun bulunmadığından yakınmaktadır. Başvuran infaz hakimine yapılacak bir  
başvurunun AİHS’nin 13. maddesi uyarınca etkili olarak nitelendirilemeyeceğini, bu yüzden  
de bu başvuru yoluna gitmediğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, başvuru formunun AİHM Sekreteryasına 9 Ocak 2003’te ulaştığını ve başvurunun  
yapıldığı tarih olarak sayılması gerektiğini, bu çerçevede de AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve  
4. maddesine göre gecikmeli yapılmış bir başvuru olduğunu savunmaktadır.  
AİHM bir başvurunun yapılma tarihi konusundaki ilke ve uygulamalarına ilişkin içtihadını  
hatırlatır (Bkz. örneğin Agustin Moreno Carmona-İspanya kararı no: 26178/04, 3 Haziran  
2008).  
AİHM mevcut başvuruda, başvuranın 2 Kasım 2002 tarihli ilk mektubunun başvuruya konu  
şikayet hakkında bilgi verdiğini hatırlatır. Ön başvuru mahiyetindeki bu mektupta şikayetler  
AİHS içtihadına uygun olarak «açık ifadelerle ya da en azından zımni olarak» dile  
getirilmiştir (Bkz. Latif and Francom-Birleşik Krallık kararı no: 72819/01, 29 Ocak 2004). İç  
hukukta alınan nihai karar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranın avukatına 3 Mayıs  
2002 tarihinde tebliğ edildiğinden, AİHM AİHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı gereğince  
altı ay kuralına riayet edildiği saptamasında bulunmaktadır. Bu durumda Hükümetin ön itirazı  
reddedilmektedir.  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
1. Bir müdahalenin varlığı  
AİHM, başvuranın mektubunun yerine ulaştırılmamasının AİHS’nin 8/2 maddesi uyarınca  
haberleşme hakkına saygı gösterilmesine yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda  
taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını not etmektedir.  
3
AİHM bu değerlendirmeye katılmaktadır.  
2. Müdahalenin doğrulanması  
Benzer bir müdahale şayet «yasa ile öngörülmüş» değilse, 2. paragrafta sayılan bir veya  
birden fazla meşru amacı taşımıyor, üstelik «demokratik bir toplum için gereklilik» arz  
etmiyor ise 8. maddenin ihlalini teşkil etmektedir (Bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya  
kararı, 15 Kasım 1996).  
AİHM sözkonusu müdahalenin cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün  
yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile  
Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 144 ila 147. maddesine  
dayandığını not etmektedir. Fakat AİHM daha önce de, sözkonusu tüzüğün ilgili konuda  
yetkili makamların takdir yetkisinin genişliği ve bu yetkinin nasıl kullanılacağı konularını  
yeterince açıklıkla düzenlemediğini dile getirmişti. AİHM, ayrıca pratikteki uygulamanın da  
bu eksikliği gidermeye yetmediğini tespit etmişti. (Bkz. Tan-Türkiye kararı, no: 9460/03, 3  
Temmuz 2007). AİHM bu yaklaşımını değiştirmesini gerektirecek herhangi bir neden  
görememektedir.  
AİHM bu çerçevede, sözkonusu bu müdahalenin AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafı  
uyarınca «yasayla» öngörülmediğine itibar etmektedir. AİHM varılan bu sonuç ışığında  
AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafında yer alan diğer yükümlülüklere riayet edilip  
edilmediğinin incelenmesini gerekli görmemektedir.  
AİHM AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (Bkz. örneğin Özkartal-  
Türkiye kararı, no: 4287/04, 24 Haziran 2008).  
Dava olaylarının bütünü ve tarafların argümanları dikkate alındığında AİHM, AİHS’nin 13.  
maddesine dayalı şikayetin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. Kamil Uzun-  
Türkiye kararı, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007 ve Balçık vd.-Türkiye no: 25/02, 29 Kasım  
2007).  
II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN VE BAĞLANTILI OLARAK 13. MADDESİNİN  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran iç hukuktaki mahkemeler önünde de dile getirdiği üzere kötü muamelelere maruz  
kaldığını, AİHS’nin 3. maddesinin ihlali ile mağdur olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran  
ayrıca şikayetini iç hukukta dile getirebileceği etkili bir başvuru yolunun mevcut  
olmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
Kabuledilebilirlik hakkında  
Raportör AİHM’nin daha önce de yürürlükte olduğu dönemde F tipi cezaevlerinin maddi  
koşulları hakkında görüş bildirme vesilesinin bulunduğunu hatırlatır (Bkz. Karakaş-Türkiye  
kararı, no: 68909/01, 9 Kasım 2004). Başvuranın iddialarını destekleyici sağlık raporlarının  
ve diğer mahkumların tanıklıklarının yokluğunda, AİHM daha önce benimsediği kararından  
farklı bir sonuca ulaşmasını gerektirecek herhangi bir unsurun yer almadığını hatırlatır. AİHM  
bu nedenle başvuranın şikayetinin incelenmesinden AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini  
4
ortaya koyacak herhangi bir durumun sözkonusu olmadığına itibar etmektedir (Bkz. aynı  
zamanda Gülmez-Türkiye no: 16330/02, no: 16330/02, 20 Mayıs 2008).  
AİHM, savunulabilir bir şikayetin yokluğunda başvuranın AİHS’nin 13. maddesini öne  
süremeyeceğini saptamaktadır. Bu şikayetin dayanağı bulunmamaktadır.  
Başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak  
reddedilmesi gerekir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN  
A. Tazminat  
Başvuran 9.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu talebin kanıtlanmadığını savunmaktadır.  
AİHM ihlal tespitinin kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından  
adil bir tatmini oluşturduğunu kaydetmektedir.  
AİHM bu başvuruda mahkumların haberleşmelerinin sansürlenmesi konusunda iç tüzüğün  
cezaevi yetkililerinin takdir yetkisinin genişliği ve bu yetkinin nasıl uygulanacağı konularında  
yeterince açık olmaması nedeniyle AİHS ile güvence altına alınan haklardan birinin ihlalini  
tespit etmiştir. AİHM bu bağlamda, bu tür davalarda, ilgili iç hukuk düzenlemelerinin  
AİHS’nin 8. maddesinin gerekleri ile uyumlu hale getirilmesinin tespit edilen ihlalin telafisi  
için uygun bir yol olduğunu yineler.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 4.183 Euro talep etmektedir.  
Başvuran bu talebini destekler mahiyette 183 Euro tutarındaki tercüme masraflarını gösterir  
fatura ile avukatı ile imzaladığı sözleşmeyi mahkemeye sunmaktadır. Bu sözleşmeye göre  
başvuran AİHM’nin 41. madde uyarınca hükmedeceği olası meblağın % 20’sini avukatına  
ödeyecekti, bu miktar ez 4.000 Euro olarak kabul edilmekteydi.  
Hükümet bu taleplerin kanıtlanmadığını savunmaktadır.  
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ışığında başvurana yargı giderleri başlığı altında 500 Euro ödenmesine karar vermektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 8. ve bağlantılı olarak 13. maddesine ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun  
dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
5
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 8. maddesiyle bağlantılı 13. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına;  
4. İhlalin tespitinin kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararı gidermesi bakımından adil  
bir tatmini oluşturduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana yargı  
giderleri ve masrafları için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
6