CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ALĐ HIDIR POLAT - TÜRKĐYE DAVASI (NO:2)  
(Bavuru no: 7989/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
6 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (7989/05) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
(bavuran) Ali Hıdır Polat’ın Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 8 ubat 2005 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
M.A. Kırdök, M. Kırdök ve M. Hanbayat tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1960 doğumlu olup Tunceli’de ikamet etmektedir.  
Bavuran 15 Mart 1996 tarihinde Đstanbul’da yakalanarak yasadıı örgüt MLKP (Marksist  
Leninist Komünist Partisi) üyesi olmakla üphesiyle gözaltına alınmıtır.  
Bavuran 29 Mart 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Savcısı karısına çıkarılmı, gözaltı süresince kötü muameleye maruz kaldığını öne sürerek  
sağlık durumunu belirten bir rapor düzenlenmesini talep etmitir.  
Aynı gün, Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan sağlık raporunda bavuranda « sağ  
kalça hizasının iç kısmında 0,5 cm çapında sıyrık, sağ dirseğin iç kısmında ve sağ diz  
hizasında 1 cm büyüklüğünde sıyrık» tespit edilmitir. Bavuranın her iki kolundaki  
uyuukluk ikayeti üzerine adli tıp hekimi adıgeçenin hastaneye nakledilerek nörolojik  
muayeneden geçirilmesini uygun görmütür.  
1 Nisan 1996 tarihinde adli bir hekim tarafından yeniden muayene edilen bavurana üç günlük  
igöremezlik raporu verilmitir.  
Bavuran 4 Nisan 1996 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısına giderek Đstanbul Emniyet  
Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesinde görevli polislerin kendisine kötü muamele  
uyguladıkları yönünde suç duyurusunda bulunmutur. Kendisi ile aynı anda gözaltında  
bulunan yedi kii de benzer gerekçelerle ikayetçi olmutur.  
16 Mayıs 1997 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcısı yedi polisi ikence ve kötü muamele  
uygulamakla itham etmive TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep  
etmitir.  
Bavuranın ve diğer yedi kiinin ikayetleri Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza  
mahkemesi) tarafından birlikte incelenmitir.  
19 Haziran 1997 tarihinde bavuran Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenmitir. Mahkeme  
önünde kendisine uygulanan muameleleri ayrıntılarıyla dile getiren bavuran özellikle  
saatlerce ayakta kaldığını, buzlu zeminde yatmaya zorlandığını, filistin askısında asılı  
tutulduğunu ve elektrook verildiğini ileri sürmütür. Bavuran kötü muamele uygulayan  
polisleri tehis edebileceğini belirterek bilhassa polislerden biri olan Bayram Kartal’ın  
tehditkar tavırlar sergilediğini iddia etmitir.  
2
26 Eylül 1997 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların yer aldığı durumada bavuranı bir  
kez daha dinlemive mahkemede hazır bulunan polislerle yüzletirmitir. Bavuran bu  
vesileyle polislerden biri hariç hepsinin sorgulamaya katıldıklarını beyan ederek, uygulanan  
kötü muamelenin ekip halinde yapıldığını, polislerden birinin emri verip diğerlerinin yerine  
getirdiğini öne sürmütür. Bavuran, Bayram Kartal’ın emirleri verdiğini, yardımcısı olan  
Selim Ay, Nafiz Aktave durumada bulunmayan baka bir kiinin verilen emirlere itaat  
ederek ikence yaptıklarını iddia etmitir.  
Cumhuriyet Savcısı 27 Mayıs 2002 tarihinde esas hakkındaki mütalaalarında polisler Selim  
Ay ve Bayram Kartal’ın fiziki ve psikolojik açıdan ikence uyguladıklarını ifade ederek  
TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca adıgeçenlerin mahkumiyetlerini talep etmitir. Savcı,  
haklarında yapılan iddiaların yeterli olmadığı gerekçesiyle diğer polislerin serbest  
bırakılmalarını istemitir.  
17 Haziran 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi sözü edilen suç unsurunun 25 Eylül 2002  
tarihinde zaman aıma uğrayabileceğinden hareketle sanıkların avukatından savunmalarını on  
begün içinde sunmasını talep etmitir. Bu karar hakimlerden birinin karı oyuna rağmen  
oyçokluğuyla alınmı; yargılamanın beyıldan bu yana devam ettiği, savunma tarafının  
savunmasını hazırlaması için yeterince süre tanındığı, suç unsurunun beyıllık süre dahilinde  
zamanaımına uğrayabileceğinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmıtır. Bu duruma  
akabinde savunmasını hazırlaması için yeterince süre tanınmasının ardından sanıkların  
avukatı davadan çekildiğini ifade etmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 8 Temmuz, 9, 11 ve 23 Eylül 2002 tarihlerinde sanıkların hazır  
bulunmaları ve savunmalarını hazırlamaları için davayı ileri bir tarihe ertelemitir. Bu süre  
zarfında aralarında bavuranın da yer aldığı mağdur tarafın avukatı yakın bir tarihte davanın  
zaman aımına uğrayacağını yineleyerek mahkemeden sanıkların tutuklu yargılanmaları  
yönünde bir karar almasını ya da en azından zamanaımını askıya almasını talep etmitir.  
Mahkeme 23 Eylül’de bir sonraki duruma tarihini zamanaımının dolacağı 25 Eylül 2002  
olarak belirlemitir. Bu karar hakimlerden birinin itirazına karın alınmıolup, hakim itiraz  
gerekçesinde ağır ceza mahkemesinin sanıkların savunmalarını dinleyeceği aynı gün  
içerisinde de zamanaımı kararının verilebileceğini dile getirmitir. Ayrıca sanıkların  
savunmalarını hazırlamaları için gerekli süreden yararlandıkları ve savunma haklarının  
bilinçli bir ekilde kötüye kullanıldığı, tanınacak yeni bir ek sürenin davanın zamanaımına  
uğramasına katkı sağlayacağı vurgulanmıtır.  
25 Eylül 2002 tarihinde Bayram Kartal’ın avukatı durumaya gelmemitir. Diğer sanıkların  
avukatları davadan çekildiklerini yazılı olarak ifade etmilerdir. Mağdurların avukatları ise,  
daha önce savunma sunacaklarını bildiren davalı avukatlarının sözkonusu durumaya  
gelmemelerinin, savunma hakkının kötüye kullanılması olduğunu ve adıgeçenlerin  
amaçlarının davanın adil bir ekilde yürümesini olumsuz yönde etkileme ve mahkemelerin  
ilevini yerine getirmemesini sağlamak olduğunu beyanla,sanıkların mahkum edilmesi  
taleplerini yinelemilerdir.  
Bu durumada, Ağır Ceza Mahkemesi, esasa ilikin kararını vermive yeterli delil unsurunun  
yer almadığı gerekçesiyle iki polisin beraatına karar vermitir. Mahkeme polisler Bayram  
Kartal, Selim Ay, Yusuf Öz, Nafiz Aktave Sönmez Alp’i haklarında yapılan ithamlardan  
suçlu bulmu, TCK’nın 243/1 ve 2. maddesi uyarınca adı geçenleri bir yıl iki ay hapis  
cezasına çarptırmıve üç ay on begün süreyle kamu hizmetinden men kararı vermitir.  
3
Mahkeme bu bağlamda cumhuriyet savcısının mütalaaları ile aynı doğrultuda değil fakat  
toplam bir cezaya hükmetmitir.  
Mahkeme karar hükmünde davacıların gözaltına alındıkları esnada sağlık durumlarının  
yerinde olduğunu vurgulayarak, sağlık raporları ile adı geçenlerin iddialarının uyutuğunu  
dikkate almıtır. Mahkeme ayrıca sözkonusu polislerin özellikle mağdurların gözlerini  
bağlayıp, çıplak bıraktıklarını, üzerlerine tazyikli su sıktıklarını, elektrook verdiklerini,  
filistin askısına astıklarını, buzlu zeminde yatmaya zorladıklarını, uykusuz bırakıldıklarını ve  
ayakta uzun süre beklettiklerini kaydetmitir. Mahkeme mağdurların testislerinin sıkıldığını,  
insan vücudunun normal koullarda katlanamayacağı uygulamalara tabi tutulduklarını ve  
fiziksel ve ruhsal anlamda çeitli kötü muamelelere maruz bırakılarak itirafa zorlandıklarını  
kabul etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi sonuç itibarıyla görevleri ifade almak ve  
sorgulamaları yerine getirmek olan sanıkların Anayasa’nın 17. maddesinde öngörülen  
ikencenin yasaklanması hükmüne riayet etmediklerine, CMUK’un 135 ve 135 a) fıkralarında  
yer alan ifade ve sorgulama yöntem ve esaslarına uymadıklarına, ikence, kötü muamele,  
insanlık dıı ve aağılayıcı muamelenin önlenmesini öngören Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’ni ihlal ettiklerine ve ikence suçundan suçlu bulunduklarına kanaat getirmektedir.  
Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihinde, TCK’nın 102/4 ve 104/2 maddeleri uyarınca sözü edilen suç  
unsurunun beyıllık süre zarfında zamanaımına uğradığını kaydederek mahkumiyet kararını  
bozmutur. Bunun üzerine yargı süreci tamamlanmıtır.  
HUKUK  
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI HAKKINDA  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirterek bavuranın ceza davasının sonucundan  
bağımsız olarak hukuki ve idari mahkemelere bavurarak tazminat talebinde bulunabileceğini  
savunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin bu savına karı çıkmaktadır.  
AĐHM geçmite de birçok kez Hükümetin öne sürdüğü bavuru yollarının dile getirildiğini, iç  
hukukta etkili ve resmi bavuru yolunun yokluğunda, bu bavuru yollarının AĐHS’nin 3.  
maddesinin gereklerini karılamadığı sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında,  
Đlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93). AĐHM bu sonuçtan ayrı tutulmasını gerektirecek  
herhangi bir gerekçe görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmağını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran gözaltı süresi boyunca kötü muameleye maruz kaldığını ve iç hukuk sürecinde  
eksikliklerin bulunduğunu iddia etmektedir. Bavuran AĐHS’nin 3. maddesini ileri  
sürmektedir.  
4
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM öncelikli olarak bu konudaki yerleik içtihadından ileri gelen temel ilkeleri anımsatır  
(Bkz. diğerleri arasında, Ivan Vassilev-Bulgaristan no: 48130/99, 12 Nisan 2007, sözü edilen  
Đlhan kararı, Selmouni-Fransa no: 25803/94, Batı vd.-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00;  
Okkalı-Türkiye no: 52067/99 ve sözü edilen Fazıl Ahmet Tamer vd). AĐHM, sözü edilen bu  
ilkeler ıığında mevcut davayı inceleyecektir.  
Bu bağlamda, AĐHM bavuranın iddialarının iki ayrı sağlık raporuna dayandığını, vücudun  
farklı bölgelerinde çeitli yara izi ve sıyrıkların tespit edildiğini ve raporlardan birine göre iꢀ  
göremezlik nedeniyle üç günlük istirahat verildiğini gözlemlemektedir. Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin hükmüne göre polislerin uyguladıkları muameleler ciddi suç emarelerini  
taımakta ve bu muameleler TCK’nın 243. maddesi uyarınca ikence olarak  
nitelendirilmektedir; mahkemenin kararına göre bavuranın gözaltında polislerin gözetiminde  
bulunduğu esnada bu tür muamelelerin mağduru olduğu tespit edilmitir. AĐHM, yapısı ve  
ciddiyet derecesi itibarıyla (filistin askısı, elektrook, vs.) mezkur muamelelerde ulusal  
yargının yapmıolduğu tespitin dıına çıkılmasını gerektirecek bir durumun sözkonusu  
olmadığına itibar etmekte ve bu uygulamaların AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca «ikence»  
kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Bkz. Hüseyin Esen-Türkiye  
kararı, no: 49048/99, 8 Ağustos 2006).  
AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 3. ve 13. Maddesi uyarınca üye devletlere getirilen, kamu  
görevlilerinin karıtıkları her türlü, kötü muamele ve ikence eyleminin önlenmesi adına  
disiplin bakımından olduğu kadar cezai anlamda da gerekli kovuturmanın yapılmasını  
zorunlu kılan pozitif yükümlülükleri hatırlatır. . Bu tür tedbirlerin aynı zamanda caydırıcı bir  
yönünün de bulunması gerekir (Bkz. sözü edilen Fazıl Ahmet Tamer). AĐHM bu bağlamda, iç  
hukuktaki mahkemeler tarafından elde edilen maddi delil unsurlarının bulunmasına karın,  
ceza yargılama sürecinin zamanaımına uğramasından önce ve sorumlu polislerin mutlak bir  
cezasızlıktan yararlanmalarının önlenmesi doğrultusunda, ulusal yetkililerin ivedilikle hareket  
edip gerekli ihtimamı göstermemelerinin AĐHS’nin 3. maddesinden ileri gelen usulü  
yükümlülüklerin ihlalini tekil ettiğine daha önce hükmettiğini vurgular.(Bkz. diğerleri  
arasında, Batı vd. ve Abdülsamet Yaman-Türkiye kararı no: 32446/96, 2 Kasım 2004).  
Zira mevcut bavuruda, bavurana yapılan muameleler ve sözü edilen polislerin  
sorumluluğunun tespit edilmesine rağmen, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı Yargıtay  
tarafından bozulmu; polislerin zamanaımı nedeniyle haklarında yapılan kovuturmalardan  
muaf olmaları mutlak bir cezasızlığa yol açmı, dosyada yer alan unsurlara göre disiplin  
kovuturmasına dahi uğramamılardır.  
AĐHM yukarıda tüm sözü edilenler ıığında, AĐHS’nin 3. maddesinin usulen olduğu kadar  
esas bakımından da ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunan bavuran etkili bavuru hakkının ihlal edildiğini ileri  
sürmektedir.  
AĐHM aynı olaylara dayanan bu ikayetin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde usul  
bakımından incelendiğini gözlemlemektedir. AĐHM bu hüküm doğrultusunda varılan sonuç  
ıığında, sözkonusu ikayetin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.  
5
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 40.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağa karı çıkmaktadır.  
AĐHS’nin ciddi bir ekilde ihlal edilmesi sonucunda bavuranın mağdur olması çerçevesinde,  
AĐHM bavurana 20.000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun görmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki yargı sürecinde yapmıolduğu temsil  
giderlerinin karılığında 5.000 Euro ödenmesini talep etmektedir. Bavuran avukatı ile yapmıꢀ  
olduğu 5.000 Euro’luk sözlemeyi, çalıma saat ve ücretlerini gösteren makbuzu sunmaktadır.  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı harcamalar için 700 TL (yaklaık 325 Euro) talep  
etmekte ve kanıtlayıcı belge niteliğindeki bir belgeyi sunmaktadır.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen  
kıstaslar ıığında AĐHM, tüm yargılama giderleri için bavurana 5.000 Euro ödenmesini  
kararlatırmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımdan olduğu kadar esas bakımından da ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesine ilikin ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana;  
i. 20.000 (yirmi bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için 5.000 (bebin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7