AİHM, 15 Mart 1996 tarihinde başlayan başvuranın tutukluluk halinin 4 Haziran 2001’de
salıverilmesiyle sona erdiği ve bu sürenin yaklaşık beş yıl üç ay sürdüğü tespitinde
bulunmaktadır.
Mahkeme, ilk olarak mevcut durumda, ulusal yetkililere düşen sorumluluğun tutulu bulunan
bir kimsenin göz altı süresinin makul sınırlamayı aşmaması için gerekli özeni göstermek
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla yetkililerin olayların nedenini ortaya çıkarmaları ve
kamu yararına gerçek bir zorunluluğun varlığını ortaya koymaları veya bertaraf etmeleri,
bireysel özgürlük esasına saygılı itirazda bulunmaları ve alacakları kararlarda yetki
genişletilmesinin reddedilmesini dikkate almaları gerekir. AİHM esas itibariyle sözkonusu
kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından aktarılan olaylara dayanarak AİHS’nin 5 §
3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini inceleyecektir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan
kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, bir suça karışmış kimsenin suçlu olduğunu ortaya koyan gerekçeler üzerinde
durmanın olmazsa olmaz sine qua non koşulu tutukluluk halinin uygunluğudur, fakat bu her
zaman yeterli olmamaktadır; AİHM, hukuki merciler tarafından belirlenen gerekçelerin
özgürlüğün kısıtlanması bakımdan meşru olup olmadığını tespit etmek durumundadır. Bu
gerekçelerin «ilgili» ve «yeterli» olduğu hallerde, ulusal yetkililerin soruşturmanın
yürütülmesinde yeterli özeni gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerekir (Bkz. diğerleri
arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri: A no: 319-B, § 52).
Bu durumda, dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi
başvuranın yinelediği serbest bırakılma taleplerini reddetmiş, «isnat edilen suçun niteliğini»
ve «delillerin durumunu» ifade etmeksizin, her duruşmada benzer basmakalıp ifadelerle
tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Fakat, «delillerin durumu» şayet suçluluğun varlığını, derecesinin ağırlığını ortaya koymaya
yetiyor ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya yetiyor ise AİHM’nin gözünde
dikkate alınacak husus budur, öte yandan başvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu
bulundurulma nedeninin de doğrulanmasını beklemektedir (sözü edilen Mansur kararı, § 57).
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.
A. Zarar
Başvuran 19.000.000.000 T.L. maddi [yaklaşık 11.782 Euro] ve 15.000.000.000 T.L. manevi
[yaklaşık 9.302 Euro] tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görmemekte ve
bu talebi reddetmektedir. Buna karşın hakkaniyete uygun olarak manevi zarar başlığı altında
başvurana 4.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.