CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
Alınak -Türkiye Davası  
(Başvuru no: 40287/98)  
KARAR  
STRAZBURG  
29 Mart 2005  
Bu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır.  
Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Alınak -Türkiye Davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),  
Sn. J.-P. COSTA, Başkan,  
Sn. I. CABRAL BARRETO,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. V. BUTKEVYCH,  
Sn. M. UGREKHELIDZE,  
Sn. E. FURA-SANDSTRÖM,  
Sn. D. JOČIENĖ, Yargıçlar  
ile Bölüm Sekreteri Sn. S. DOLLÉ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti olarak toplanmış,  
31 Ocak 2002 ile 8 Mart 2005 tarihlerinde yapılan gizli görüşmeler sonucunda, yukarıda son  
anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) eski 25.  
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Türk  
vatandaşı Mahmut Alınak (“başvuran”) tarafından, 15 Aralık 1997 tarihinde yapılan  
başvurudan (no. 40287/98) kaynaklanmaktadır.  
2. Başvuran Ankara’da çalışan bir avukat olan H. Sarsam tarafından temsil edilmiştir. Türk  
Hükümeti (“Hükümet”) AİHM huzurundaki işlemler için bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. Başvuran, kitabı hakkındaki verilen toplatma kararının, AİHS’nin 9. ve 10. maddelerinin  
anlamı dahilinde, bir devlet mercii tarafından ifade özgürlüğüne karşı haksız bir müdahale  
oluşturduğunu iddia etmiştir.  
4. Başvuru, Sözleşme’nin 11 No’lu Protokolünün devreye girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’de  
AİHM’ye iletilmiştir (11 No’lu Protokolün 5 § 2 maddesi).  
5. Başvuru, AİHM’nin Birinci Daire’sine verilmiştir (İçtüzüğün 52 § 1 maddesi). Bu Daire  
içerisinde davayı inceleyecek olan Heyet (Sözleşme’nin 27 § 1. maddesi), İçtüzüğün 26 § 1  
maddesi uyarınca oluşturulmuştur.  
6. 31 Ocak 2002 tarihli bir kararla AİHM başvuruyu kabul edilebilir bulduğunu belirtmiştir.  
7. Başvuran ve Hükümet esaslara ilişkin görüşlerini iletmiştir (İçtüzük 59 § 1. madde)  
8. 1 Kasım 2004’te AİHM Dairelerinin yapısını değiştirmiştir (İçtüzük 25 § 1. madde).  
Sözkonusu dava yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (İçtüzük 52 § 1 madde).  
OLAYLAR  
I. DAVA ŞARTLARI  
9. Başvuran, 1952 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Ankara’da yaşamaktadır. Bir avukattır ve  
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin eski üyelerinden biridir.  
10. Başvuran Şiro’nun Ateşi adında bir roman yazmıştır. Kitap, Şırnak ilindeki Ormaniçi  
köyünde geçen gerçek olaylara dayanmaktadır. Kitap, Berfin Yayınevi tarafından Ekim  
1997’de yayınlanmıştır.  
11. 14 Ekim 1997’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, kitabın  
toplatılmasını talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı kitabın içeriğinin Türk vatandaşları arasında  
etnik ya da bölgesel kimliğe dayanan ayrımlar yaparak kin ve düşmanlığa sevk ettiğini öne  
sürmüştür.  
12. 14 Ekim 1997’de Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki tek bir yargıç, Cumhuriyet  
Savcısı’nın iddialarını kabul ederek kitabın ilk baskısının toplatılması için bir geçici emir  
vermiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, kararında (sayı 1997/442), kitabın isimlerini ve  
rütbelerini verdiği güvenlik kuvvetleri mensuplarının, mide bulandırıcı eylemlerde  
bulunduğunu iddia ettiği ve Türk vatandaşları arasında etnik ve bölgesel ayrımcılık yapmak  
suretiyle insanları kin ve düşmanlığa sevk ettiği hükmüne varmıştır. Mahkeme, ayrıca,  
sanatsal ifadenin ifade özgürlüğü kapsamında olmasına rağmen, bu özgürlüğün mutlak  
olmadığına ve zevksiz ve mide bulandırıcı metinlerin bir kitap aracılığıyla dağıtılmasının  
sanatsal ifade sayılamayacağına karar vermiştir.  
13. Başvurana göre daha sonra kitaplar toplatılmıştır. Ancak 15 Ekim 1997 tarihinde polis  
tarafından hazırlanan ve yayınevinin sahibi tarafından imzalanan toplatma tutanağında  
kitapların bulunamadığı kaydedilmiştir.  
14. Hükümet, sunduğu görüşte kitabın 202. ve 203. sayfalarında yer alan aşağıdaki  
paragraflara dikkat çekmiştir:  
“…Ah keşke eski gücüm olsaydı da bu Mızrak, bana’nın düzlüklerinde elime geçseydi. O  
zaman görürdü dünyanın kaç köşe olduğunu. O’nu yazın sıcağında çırılçıplak edip Kümeyt’in önüne  
katar, gün boyu kamçılardım sırtından.”  
-Peki o zaman senin ne farkın kalırdı zalimlerden. Zulmü kim yaparsa yapsın, pis bir iştir  
zulüm. Ha sen, ha Tarla Tilkisi. Hiç fark etmez. Zulüm öyle namussuzca bir şey ki, yapanı kim olursa  
olsun insanoğlu değildir.  
-Vallah onun içini çeker çıkarırdım ben. Hele bir elime geçseydi de görseydi gününü. Senin  
başına yemin ederim ki, tüm zalimlere ibret olsun diye, boynuna ip geçirip onu Ankara’nın ortasında  
çırılçıplak gezdirir, sonra da derisini yüzüp içine tuz doldururdum.  
-Sen de o zaman Bana’nın Mızrak’ı olurdun Şiro. Ha bizim Mızrak’ımız, ha başkasının  
Mızrak’ı, ne fark eder ki? Yer yüzünün hiçbir yerinde, ne Ankara’da, ne Şamda, ne de Halep’te…  
hiçbir yerde Mızrak gibileri yaşamamalıdırlar. Böyleleri kirletiyorlar Dünya’yı. Sevgiyi ve kardeşliği de  
onlar katlediyorlar.  
-Kurban olayım keko, niye böyle diyorsun; bu zalimlerle başka türlü baş edilmez ki! Onların  
diliyle konuşacaksın onlarla; başka yolu yok bu işin.  
-Ben de eskiden senin gibi düşünürdüm Şiro. Ama gittim gördüm ki, Mızrak kendi başına  
değilmiş.  
-İşte bunların topunu ortadan kaldıracaksın, hepsini geberteceksin.  
-Gebertmekle tüketemezsin ki. Hangi birini geberteceksin? Bunlar dediğin zulüm makinesinin  
dişleridir. Makinenin dişlerini kırsan bile, diş olmak için sırada bekleyen o kadar çok oysuz var ki! Sen  
bu soysuzlarla cebelleşirken, o zulüm makinesi dönmeye devam eder ve bu, yüzyıllar boyu böyle sürüp  
gider. Bu zulüm makinesini durdurmak gerekiyor. Yapılacak iş budur. Başka çare yok. Sen gör o  
zaman, bunlar inek gibi kaçarlar.  
-Hani o güç?  
-Bizden daha güçlü olanı mı var, Şiro? İnsanlık sırt sırta verip granit gibi bu zulüm makinesine  
dayandığında, gör bakalım, o makine dönebilecek mi? El mi yaman bey mi yaman, görsünler o zaman.  
15. 20 Ekim 1997’de başvuran, toplatma kararını temyiz etmiştir. Başvuran, toplatma  
kararının, AİHS ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını, haksız olarak ihlal ettiğini  
ileri sürmüştür. Ancak temyiz başvurusunda yanlış bir dava numarası vermiştir. Sonuç olarak  
mahkemenin, onun davasının olaylarını değil, (bir şiir kitabına ilişkin) başka bir davanın  
olaylarını incelediği anlaşılmaktadır. 5 Kasım 1997’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
başvuranın temyizini reddetiş ve toplatma emri ile yargıcın bu emri verme gerekçelerini  
onaylamıştır.  
16. 21 Kasım 1997’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı Cumhuriyet Savcısı  
başvuran aleyhinde bir iddianame düzenleyerek başvuranın 1991 Terörle Mücadele Kanunu  
uyarınca yargılanıp cezalandırılmasını talep etmiştir.  
17. 18 Şubat 1998’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından görülen davada,  
başvuran, mahkemeden kitabı hakkındaki ara toplatma kararını kaldırmasını istemiştir. Konu,  
15 Nisan 1998 tarihindeki ikinci duruşmaya ertelenmiştir.  
18. 2 Eylül 1999’da, basına ilişkin suçlara yönelik, bekleyen dava ve cezaların ertelenmesine  
ilişkin 4454 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir.  
19. 24 Ekim 1999’da İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuran aleyhine açılmış olan  
işlemleri durdurmuştur. Ancak mahkeme, başvuranın kitabı hakkındaki ara toplatma kararının  
iptal edilmesine ilişkin talebini karara bağlamamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALAR  
20. Sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulamalar aşağıdaki hüküm ve  
kararlarda özetlenmiştir: Zarakolu ve Belge Uluslararası Yayıncılık/Türkiye, sayı 26971/95 ve  
37933/97, § 23, 13 Temmuz 2004, ve Alınak/Türkiye (karar), sayı 40287/98, 31 Ocak 2002  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 9. VE 10. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI  
21. Başvuran, toplatma kararının AİHS’nin 9. ve 10. maddeleri uyarınca sahip olduğu hakları  
ihlal ettiğini ileri sürmüştür.  
22. AİHM, bu şikayetin yalnızca, ilgili bölümleri aşağıda alınan 10. madde dahilinde  
incelenmesi gerektiği kanaatindedir:  
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu  
otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek  
özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine  
bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu  
tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması,  
kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret  
ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla  
öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
23. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin 10. maddenin ikinci  
paragrafı hükümleri uyarınca haklı olduğunu öne sürmüştür.  
A. Müdahalenin varlığı  
24. AİHM toplatma kararının, başvuranın, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasını teşkil  
eden yazılı belge ve kitap bastırma özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği konusunda  
hiçbir şüphe ya da anlaşmazlık olmadığını not eder (bkz. mutatis mutandis, Klass ve  
Diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978 tarihli karar, Seri A sayı 28, s. 21, § 41).  
B. Müdahalenin gerekçeleri  
25. Bu müdahale, “yasalarla öngörülmediği”, 10. maddenin 2. paragrafında belirtilen meşru  
hedeflerden bir veya daha fazlasını yerine getirmeye yönelik olmadığı ve bu hedef ya da  
hedefleri “demokratik bir toplum içerisinde yerine getirmek için gerekli olmadığı” sürece  
AİHS’nin 10. maddesine aykırı olacaktır. AİHM bu kriterleri sırayla inceleyecektir.  
1. “Yasayla öngörülen”  
26. AİHM, kitap Anayasa’nın 28. ve Ceza Usulü Kanunu’nun 86. maddelerine dayanılarak  
toplatıldığı için, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin “yasayla öngörüldüğü”  
hükmüne varmıştır.  
2. “Meşru amaç”  
27. Hükümet, ara toplatma emrinin düzeni sağlamak ve suçu önlemek gibi meşru bir amacı  
olduğunu, zira kitaptaki bazı kısımların insanları şiddete sevk edebileceğini ileri sürmüştür.  
Başvuran, Hükümet’in iddialarını reddetmiştir.  
28. AİHM, sözkonusu iddiaların, 10. maddenin ikinci paragrafında belirtilen meşru  
amaçlardan en az birine–düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine–yönelik olduğunun  
kabul edilebileceği kanaatindedir.  
3. “Demokratik bir toplum içerisinde gerekli olma”  
(a) Tarafların iddiaları  
(i) Başvuran  
29. Başvuran, kitabının, güvenlik kuvvetlerinin köylülere karşı çeşitli suçlar işlediği kurgusal  
bir roman olduğunu ve kitabının Türkiye’deki Ormaniçi köyünde geçen gerçek olaylara  
dayandığını öne sürmüştür. Yerel mahkemelerin kitabı dikkatle okumadan ara toplatma  
emrini verdiğini savunmuştur. Bu bağlamda, yetkili makamların kitabı dikkatle okumuş  
olsalardı, kitapta farklı etnik kökenlere sahip kurgusal karakterler bulunduğunu ve Ormaniçi  
köyünde meydana gelen olaylarda rol alan güvenlik kuvvetlerinin isimleri ya da rütbelerinin  
belirtilmediğini göreceklerine dikkat çekmiştir. Kitaptaki tek bir subayın işkence ve cinayet  
olayların karşımasının, kitabın tüm güvenlik kuvvetlerine hakaret ettiği ve onları işkenceciler  
olarak gösterdiği anlamına gelemeyeceğini iddia etmiştir. Dolayısıyla başvuran, ifade  
özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplum içerisinde gerekli olmadığı  
kanısındadır.  
30. Başvuran, Devlet güvenlik Mahkemesi’nin aldığı aleyhindeki cezai işlemleri durdurma  
kararının daha ciddi zarara neden olduğunu, zira kitabın toplatılmasının sürdüğünü ve 4454  
sayılı Kanun’un el konulan kitaplara nasıl uygulanacağına ilişkin bir hüküm getirmediğini  
belirtmiştir. Bu açıdan, başvuran, kitabı hakkındaki geçici toplatma emrine ilişkin 13 Eylül  
2000 tarihli görüşlerinin halen geçerli olduğunu öne sürmüştür.  
(ii) Hükümet  
31. Hükümet kitabın 201 ve 202. sayfalarında yer alan kelime ve ifadelerin (bkz. yukarıdaki  
14. paragraf) güvenlik kuvvetlerine yönelik bir hakaret oluşturduğunu ve bölge halkını bu  
kuvvetlerin aleyhinde kışkırtabileceğini öne sürmüştür. Bu nedenle, başvurana karşı alınan  
tedbirler, istenen amaca uygundur.  
32. Hükümet, başvuranın eski bir Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olduğunu ve olaylar  
sırasında bölgede iyi tanınan bir siyasetçi olduğunu iddia etmiştir. Dolayısıyla başvuran  
tarafından yapılan yorumların halkın üzerindeki etkisinin, başka bir yazara oranla çok daha  
fazla olacağını savunmuştur.  
33. Hükümet ayrıca kitaplar Türkiye’deki kitapçılara dağıtıldığından sözkonusu davada  
toplatma kararının uygulanamadığına değinmiştir.  
(a) AİHM’nin değerlendirmesi  
(i) Genel ilkeler  
34. AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında belirlenen temel ilkeleri yineler (özellikle bkz.  
Handyside/İngiltere, 7 Aralık 1976 tarihli karar, Seri A sayı 24; Sunday Times/İngiltere (sayı  
1), 26 Nisan 1979 tarihli karar, Seri A sayı 30; Lingens/Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli  
karar, Seri A sayı 103; Oberschlick/Avusturya (sayı 1), 23 Mayıs 1991 tarihli karar, Seri A  
sayı 204; ve Observer ve Guardian/İngiltere, 26 Kasım 1991 tarihli karar, Seri A sayı 216).  
35. 10 § 2. Madde’nin anlamı çerçevesindeki “gerekli” sıfatı “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç”  
mevcudiyetini ima etmektedir. Böyle bir ihtiyacın mevcudiyetinin değerlendirilmesi  
hususunda İmzacı Devletler’in bir miktar takdir hakkı bulunmaktadır, ancak bu hak,  
Avrupa’nın, hem mevzuatı hem de bu mevzuatı uygulayan ve bağımsız bir mahkeme  
tarafından verilmiş olanları da kapsayan kararları kapsayan gözetimi ile bir arada olmalıdır.  
Dolayısıyla AİHM, bir “kısıtlamanın” 10. madde tarafından güvence altına alınan ifade  
özgürlüğüne uygun olup olmadığına ilişkin son sözü söyleme yetkisine sahiptir.  
36. AİHM’nin gözetim yetkisi kullanırken görevi yetkili yerel mahkemelerin yerini almak  
değil, bu mahkemelerin takdir güçlerini kullanarak verdikleri kararları 10. madde ışığında  
gözden geçirmektir. Bu, gözetimin ilgili Devlet’in takdir yetkisini makul, dikkatli ve iyi  
niyetle kullanıp kullanmadığının belirlenmesinden ibaret olduğu anlamına gelmemektedir.  
AİHM, şikayet konusu müdahaleyi davanın bütününü göz önüne alarak incelemeli, “istenen  
meşru amaçlara uygun” olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin  
“ilgili ve yeterli” olup olmadığını belirlemelidir.  
37. 10. madde, tek başına, yayımların dağıtımdan önce kısıtlanmasını yasaklamamaktadır. Bu  
durum, yukarıda anılan hükümde geçen “koşullar”, “sınırlamalar”, “önlem” ve “önleme”  
kelimeleriyle ortaya konmuştur (bkz. yukarıda anılan Sunday Times (sayı 1) ve Markt intern  
Verlag GmbH ve Klaus Beermann/Almanya, 20 Kasım 1989 tarihli karar, Seri A sayı 165).  
Ancak, ön kısıtlamaların yarattığı tehlike, AİHM’nin bu tür davaları çok büyük dikkatle  
incelemesini gerektirecek kadar ciddidir. Bu durum, özellikle basın açısından böyledir çünkü  
haber hızla değer kaybeden bir maldır ve yayımını kısa bir süre için de olsa durdurmak,  
sözkonusu haberin tüm değerini ve çekiciliğini ortadan kaldırabilmektedir. Bu tehlike,  
dergiler hariç, güncel konulara ilişkin tüm yayınların sansürü için de geçerlidir.  
38. Dolayısıyla AİHM, bu ilkelerin, genel olarak kitapların veya diğer yazılı metinlerin  
yayımı için de geçerli olduğu kanısındadır (bkz. Association Ekin/Fransa, sayı 39288/98, §  
57, AİHM 2001-VIII).  
(ii) Yukarıdaki ilkelerin sözkonusu davaya uygulanması  
39. Gözetim yetkisini kullanırken, AİHM iddia konusu müdahaleyi bir bütün olarak,  
maddenin içeriğini ve davanın bağlamını da göz önünde bulundurarak incelemelidir. Özellikle  
de müdahalenin “arzulanan hedeflere uygun” olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından  
öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığını belirlemek zorundadır.  
40. AİHM, sözkonusu kitabın gerçek olaylara dayanan bir kurgu olduğuna dikkat çeker.  
Kitap, aynı zamanda dayandığı gerçek olaylar hakkında bir dizi gazete kupürü içermektedir.  
AİHM’nin kanısınca, kitap bu olayları tarafsız bir şekilde anlatmamaktadır. Kitabın konusu,  
köylülerin güvenlik kuvvetleri mensuplarından gördüğü kötü muameleler ve köylülerin bu  
kişilerin cezalandırılmasına yönelik başarısız çabaları üzerinde yoğunlaşmaktadır.  
Hükümet’in atıfta bulunduğu paragraflar, yaşlı bir köylü ile kitabın ana karakteri arasında,  
yaşlı köylünün belirli bir subayın ceza almasını sağlama çabalarının başarısız olduğunu  
öğrenmesi üzerine geçen konuşmadır. AİHM tüm kitabı incelemiş ancak herhangi bir subayın  
asıl adı ya da rütbesine ilişkin bir referansa rastlayamamıştır.  
41. AİHM, kitabın köylülerin maruz kaldığı kurgusal kötü muamele ve mezalimin grafik  
ayrıntılarının bulunduğu paragraflar içerdiğini ve bunların okuyucunun zihninde köylülerin  
öyküde maruz kaldığı adaletsizliğe karşı güçlü bir düşmanlık duygusu uyandırabileceğini not  
etmektedir. İlk bakışta bazı paragrafların okuyucuları nefrete, isyana ve şiddet kullanımına  
teşvik ettiği düşünülebilir. Bunu gerçekten yapıp yapmadıklarına karar verirken, başvuranın  
kullandığı aracın, örneğin kitle iletişim araçlarına kıyasla halkın daha dar bir kesimine hitap  
eden bir roman olduğu dikkate alınmalıdır.  
42. Bu bağlamda, AİHM 10. Madde’nin–özellikle bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğü  
kapsamında–artistik ifade özgürlüğünü de içerdiğine ve bu durumun her tür kültürel, siyasi ve  
sosyal bilgi ve fikrin değiş-tokuşuna katılma fırsatı yarattığına dikkat çeker (bkz. mutatis  
mutandis, Müller ve Diğerleri/İsviçre 24 Mayıs 1988 tarihli karar, Seri A sayı 133, s. 19, §  
27). Sanat eserleri yaratan, dağıtan veya sergileyen kişiler fikir ve görüşlerin yayılmasına  
katkıda bulunmaktadır ki bu da demokratik bir toplum için büyük önem taşır. Bu nedenle  
Devlet, yazarın ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğüne  
sahiptir (yukarıda anılan Müller ve Diğerleri, s. 22, § 33).  
43. Sözkonusu davadaki kitabın tonuna ilişkin olarak, 10. Maddenin yalnızca ifade edilen fikir  
ve bilgilerin içeriğini değil, bunların ifade ediliş biçimlerini de koruma altına aldığı  
unutulmamalıdır (bkz. mutatis mutandis, De Haes ve Gijsels/Belçika 24 Şubat 1997 tarihli  
karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-I, s. 236, § 48). Bu açıdan, AİHM, sözkonusu kitabın,  
gerçek olaylara dayandığı iddia edilse de kurgu olarak sınıflandırılmış bir roman olduğunu  
yineler.  
44. AİHM, ayrıca, davanın kendisine sunulan geçmişini–sözkonusu davada terörizmin  
engellenmesine ilişkin problemleri–de göz önüne almaktadır (bkz. Incal/Türkiye, 9 Haziran  
1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, ss. 1568-69, § 58). Bu hususta, Türkiye’de yaklaşık on  
beş yıldır sürmekte olan ciddi sorunları daha da ağırlaştırabileceğini düşünülen görüşlerin  
yayılmasına ilişkin Türk makamlarının endişelerini de dikkate almıştır (bkz. Ceylan/Türkiye  
[BD], sayı 23556/94, § 35, AİHM 1999-IV).  
45. Ancak AİHM, başvuranın eski bir Milletvekili olsa da, sözkonusu zaman diliminde,  
görüşlerini kitle iletişim araçlarından daha küçük bir okuyucu kitlesine ulaşması kaçınılmaz  
olan bir roman ile ifade eden sıradan bir vatandaş olduğuna dikkat çeker. Bu durum, romanın  
“kamu düzeni” üzerindeki etkisini ciddi biçimde azaltmıştır. Dolayısıyla, kitaptaki bazı  
paragrafların tonu çok düşmanca görülse de, AİHM bu paragrafların sanatsal doğaları ve  
kısıtlı etkileri nedeniyle bir şiddet çağrısından çok trajik olaylar karşısında duyulan derin  
üzüntünün birer ifadesi olduklarını düşünmektedir.  
46. Üstelik, AİHM, başka bir davayla karıştırıldığı düşünüldüğünde, başvuranların temyizi ile  
de gerektiği gibi ilgilenilmediğini dikkate almaktadır (bkz. yukarıdaki 15. paragraf). Ayrıca  
dava dosyasından, başvuran aleyhindeki cezai işlemler sırasında, başvuranın bu yöndeki  
taleplerine rağmen, toplatma emrine ilişkin olarak hiçbir karar alınmadığı ve bu şekilde  
başvuranın, kitabının geleceğine dair bir belirsizlik içerisinde bırakıldığı anlaşılmaktadır.  
47. Bu şartlar altında, AİHM başvuranın kitabının toplatılması kararının, arzulanan amaçlara  
uygun olmadığı ve dolayısıyla da “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanısına  
varmıştır. Bu nedenle AİHS’nin 10. Maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
48. AİHS’nin 41. Maddesi şöyledir:  
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
49. AİHM, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca, adil tazmin taleplerinin  
destekleyici belgeleri veya faturaları ile birlikte ayrıntılı bir yazılı dökümünün yapılması  
gerektiğine; “bunun yapılmaması halinde Daire’nin talepleri tamamen ya da kısmen  
reddedebileceğine” dikkat çeker.  
50. Sözkonusu davada başvurunun kabul edilebilir bulunmasından sonra, 5 Şubat 2002’de  
başvurandan adil tazminat taleplerini bildirmesi istenmiş ancak başvuran belirtilen süre  
içerisinde böyle bir talepte bulunmamışlardır. Dolayısıyla AİHM Sözleşme’nin 41. maddesine  
dayanarak herhangi bir tazminat ödenmemesine karar vermiştir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,  
AİHS’nin 10. Maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.  
Karar İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 3. bentleri uyarınca  
29 Mart 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir  
S. DOLLÉ  
Bölüm Sekreteri  
J.-P. COSTA  
Başkan