CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ALINAK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 34520/97)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Mayıs 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (34520/97) bavuru no’lu davanın nedeni  
bu ülke vatandaları olan Mahmut Alınak, Sedat Yurtta, Sırrı Sakık ve Ahmet Türk’ün  
(bavuranlar) 25 Aralık 1996 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM),  
Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmıoldukları  
bavurudur.  
Bavuranlar, Ankara Barosu avukatlarından Y. Alatatarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I.  
OLAYIN KOULLARI  
Alınak, Yurtta, Türk ve Sakık soyadlı bavuranlar sırasıyla 1952, 1961,1942 ve  
1957 doğumludurlar ve Ankara’da ikamet etmektedirler.  
Bavuranlar eski parlamenterlerdir. Bavuranlar, 26 Ekim 1991 seçimlerinde SHP  
(Sosyal Demokrat Halkçı Parti) listesinden seçilmiDEP (Demokrasi Partisi)  
milletvekilleridir.  
2 Mart 1994 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bavuranların da  
içlerinde bulundukları bazı DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmılardır.  
4 Mart 1994 tarihinde, Türk, Sakık ve Alınak soyadlı bavuranlar yakalanmıve  
gözaltına alınmılardır.  
17 Mart 1994 tarihinde, bu üç bavuran geçici olarak tutuklanmılardır.  
16 Haziran 1994 tarihinde, Anayasa Mahkemesi, DEP’in ülkenin bölünmez  
bütünlüğünü ve ulusun birliğini tehdit ettiği gerekçesiyle kapatılmasına karar vermitir.  
Bunun yanısıra, Anayasa Mahkemesi, DEP’in kapatılmasıyla bağlantılı olarak  
bavuranların milletvekilliklerinin de düğüne karar vermitir.  
1 Temmuz 1994 tarihinde, Yurttasoyadlı bavuran avukatıyla birlikte  
Cumhuriyet Basavcılığı’na gitmitir. Bavuran hemen Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde  
gözaltına alınmıtır. Bavuran gözaltının ilk begününü bir hücrede geçirmive 12 Temmuz  
tarihinde geçici olarak tutuklanmıtır.  
21 Temmuz 1994 tarihinde, savcı, Ceza Kanunu’nun 125. maddesine göre ölüm  
cezasına çarptırılması gereken suçlar olan bölücülük ve ülke bütünlüğüne saldırıyla suçladığı  
bavuranlar hakkında iddianameler düzenlemitir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 8 Aralık 1994 tarihinde karar vermitir. Bu  
tarihte gerçekleen en son durumada, bavuranlar Cumhuriyet Basavcılığının kendilerine  
isnat edilen suçlar için yeni bir niteleme öngörğünü öğrenmilerdir. Alınak ve Sakık  
soyadlı bavuranlar için 3713 no’lu Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesi nezdinde  
bölücülük propagandası yapmak; Türk soyadlı bavuran için Ceza Kanunu’nun 168 § 2  
maddesi nezdinde silahlı örgüte üye olmak ve Yurttasoyadlı bavuran için Ceza  
Kanunu’nun 169.maddesi nezdinde silahlı bir örgüte yardım ve yataklık yapmak eklindeki  
suçlar sıralanmıtır. Bavuranlar, bu durumaya kendilerine isnat edilen suçların yeniden  
nitelendirilmiꢀ ꢀekilleri hakkındaki görülerini ifade etmeleri için çağrılmılardır.  
Bavuranların avukatları Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerinin talep ettiği dava  
usulünü reddetmesini protesto ederek bu durumaya katılmamılardır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, yukarıda belirtilen maddeler nezdinde, Sakık ve  
Alınak soyadlı bavuranları üç yıl, Türk soyadlı bavuranı on beyıl ve Yurttasoyadlı  
bavuranı yedi buçuk yıl hapis cezasına çarptırmıtır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, amacı Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu  
bölgelerinde bir kürt Devleti kurmak olan bölücü terör örgütü PKK’nın yöneticilerinden  
aldıkları talimatlar doğrultusunda bavuranların yoğun bir bölücü faaliyet yürüttüklerinin  
kesin olduğuna hükmetmitir. Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1991 yılındaki  
milletvekilleri seçimlerinden önce, “Yaasın PKK”, “Vur gerilla vur, Kürdistan’ı kur”  
eklinde sloganların atıldığı gösterilerde bavuranların PKK lehinde konumalar yaptıklarını,  
halk arasında karııklık çıkardıklarını, Devlet otoritesine zararlı bir ortam oluturduklarını,  
TBMM’deki yemin töreninde milletvekili yeminlerini ederken üzerlerinde PKK’nın  
renklerini taıdıklarını, partinin kongreleri sırasında göndere Türk bayrağının değil PKK  
bayrağının çekildiğini, öte yandan Türk Cumhuriyeti’ni igalci ve düman olarak  
nitelendirdiklerini ortaya koymutur.  
Bavuranlar ve Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı 8 Aralık 1994 tarihli karara  
karı temyize gitmilerdir. Savcı, yargılama maddelerinin Ceza Kanunu’nun 125. maddesiyle  
bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır. Bavuranlar ise kendilerine yöneltilen ceza davasının  
siyasi bir amacı olduğunu ileri sürmektedirler: kürt davasını savunan milletvekillerinin  
üncelerini bastırmak. Bavuranlar, kendilerini mahkum eden Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin siyasi nitelikli istisnai bir mahkeme olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir  
mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedirler. Bunun yanısıra bavuranlar,  
Cumhuriyet Basavcılığıyla silahların eitliği ilkesine uyulmadığından kendilerinin adil  
yargılanmadıklarından yakınmaktadırlar. Bavuranlar, özellikle aağıdaki olayları ileri  
sürmülerdir: Bavuranlar gözaltında geçirdikleri on begün boyunca avukat yardımından  
faydalanmamılardır. Bavuranların temsilcileri ön soruturma sırasında dosyadaki belgeleri  
inceleyememilerdir ve Hükümet tarafından bavuranların temsilcilerine baskı yapılmıtır.  
Bavuranların savunmaları Devletin gizli servislerinin raporlarına konu olmu, ve bazen  
duruma salonuna girileri engellenmitir. Bavuranların temsilcileri tarafından yöneltilen  
talepler Devlet Güvenlik mahkemesince hiçbir zaman kabul edilmemitir. Bavuranların  
temsilcileri, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde ne Cumhuriyet Basavcılığı tarafından ön  
soruturma sırasında dinlenen tanıkları ne de Cumhuriyet Basavcılığı tarafından tayin  
edilen kiileri sorgulayabilmilerdir. Bavuranların temsilcilerinin, Cumhuriyet  
Basavcılığınca oluturulan ses ve video bantlarının incelenmesi konusundaki talepleri  
geçerli bir sebep belirtilmeksizin Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
Bavuranların mahkum edilmesine dayanak tekil eden kanıtlar duruma sırasında  
okunmamıtır. Bavuranların, baka tanıklar dinlenmesi ve karı keif yapılması  
konusundaki talepleri Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kabul edilmemitir.  
Bununla birlikte, bavuranlar, bazı avukatların ve yabancı temsilcilerin duruma  
salonuna girebilme konusunda karılatıkları zorlukların tartımaların aleniyetini etkilediğini  
savunmaktadırlar. En son olarak da bavuranlar, kürt örgütlerine yakın yasal olan ve  
olmayan tüm örgütlerin faaliyetlerini Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerine isnat  
ettiğinden, kendilerine yöneltilen suçlamalara ilikin hiçbir kanıt niteliği taımayan siyasi  
görüleri dikkate aldığından yakınmaktadırlar.  
26 Ekim 1995 tarihinde Yargıtay, Türk ve Yurttasoyadlı bavuranlar hakkındaki  
mahkumiyet kararını, bu bavuranların Ceza Kanunu’nun 168 ve 169. maddelerini değil  
3713 no’lu Kanun’un 8. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle bozmutur. Bunun yanısıra,  
geçici olarak tutuklanmalarında geçen süreyi dikkate alarak, Yargıtay bu iki bavuranın artlı  
salıverilmelerine karar vermitir. Aynı zamanda, Yargıtay, Sakık ve Alınak soyadlı diğer  
bavuranların cezalarının belirlenmesi sırasında ilk derece mahkemesinin 3506 no’lu  
Kanunu’nun “katsayıyla arttırma” ilkesini dikkate almadığı gerekçesiyle bu bavuranlar  
hakkındaki mahkumiyet kararını onamıtır.  
11 Nisan 1996 tarihli bir kararla, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Ekim  
1995 tarihli kararın gerekçelerine uyarak, bavuranları, 3713 no’lu Kanunun 8 § 1 maddesi  
çerçevesinde 14 ay hapis ve 116 666 666 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıtır.  
Bavuranlar, bu son karardan sonra tekrar Yargıtay’a temyize gitmilerdir.  
15 Temmuz 1996 tarihinde, Yargıtay söz konusu kararı onamıve bu kararın kesin  
olduğuna hükmetmitir.  
Türk Anayasası’nın 76 § 2 maddesi çerçevesinde, bavuranların mahkum  
edilmesi, ömür boyu seçilme hakkından mahrum olmalarına yol açmıtır.  
Avukatlık mesleğine mensup olan Yurttave Alınak soyadlı bavuranlar,  
avukatlık mesleğine ilikin kanunun 5/a maddesi çerçevesinde, avukatlık mesleğini icra etme  
haklarını kaybetmilerdir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I.  
AĐHS’NĐN 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Daha önce baka bir dilekçede bu ikayeti dile getirmiolan Yurttasoyadlı  
bavuran dıındaki (Yurtta-Türkiye davası, 25143/94 ve 27098/95 no’lu davalar) diğer  
bavuranlar cezai açıdan mahkum edilmelerinin toplantı ve ifade özgürlüklerini  
engellendiğinden yakınmaktadırlar. Bavuranlar siyasi fikirleri bağlamındaki ayrımcılığın  
ulusal mahkemeleri verdikleri kararda etkilediği iddialarının altını çizmektedirler. Bu  
bağlamda, bavuranlar AĐHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olan 10 ve 11. maddelerine atıfta  
bulunmaktadırlar. Sosyalist Parti ve diğerleri-Türkiye kararında (25 Mayıs 1998 tarihli  
karar) izlediği muhakemeyi göz önüne alarak ve ayrımcılık iddiasının hiçbir dayanağının  
olmadığını tespit ederek, AĐHM, bu ikayetleri sadece AĐHS’nin 10. maddesi çerçevesinde  
inceleyecektir.  
AĐHM, daha önce de söz konusu olaya benzer sorunları konu eden davaları ele  
almıve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz özellikle Yurtta,  
Ceylan-Türkiye, 23556/94 no’lu karar, Öztürk-Türkiye 22479/93 no’lu karar, Đbrahim Aksoy-  
Türkiye, 28635/95, 30171/96 ve 34535/97 no’lu kararlar, Karkın-Türkiye, 43928/98 no’lu  
karar, ve Kızılyaprak-Türkiye, 27528/95 no’lu karar)  
AĐHM, söz konusu davayı yerleik içtihadının ıığında incelemitir ve Hükümetin  
mevcut olayda baka bir sonuca götürebilecek herhangi bir belge veya argüman sunmadığını  
tespit etmitir. AĐHM, bildirilerde ve siyasi konumalarda kullanılan terimlere ve bunların  
hangi koullarda ifade edildiğine özel bir dikkat göstermitir. Bu bağlamda, AĐHM  
incelemesine sunulan bu olayı çevreleyen koulları özellikle terörle mücadeleye bağlı  
zorlukları dikkate almıtır (bkz. Đbrahim Aksoy ve Incal-Türkiye)  
Uyumazlık konusu olan bildiri ve söylemleri bavuranlar tek balarına veya siyasi  
partilerinin diğer milletvekilleriyle ortak olarak, siyasi kiilikleri ve TBMM’deki milletvekili  
kimlikleriyle yapmılardır. Bu metinlerde, bavuranlar özellikle kürt kimliğinin tanınmasını  
talep etmekte ve çoğunluğu kürt kökenli vatandalardan oluan bölgelerde Savunmacı  
Devlet güçleri tarafından uygulanan “iddet politikası”nı yargılamaktaydılar. Bu bağlamda,  
AĐHM, her birey için çok değerli olan ifade özgürlüğünün halk tarafından seçilmibir kii  
için özellikle değerli olduğunu hatırlatmaktadır; bu kii seçmenlerini temsil etmektedir,  
onların sorunlarını gündeme getirmekte ve menfaatlerini savunmaktadır. Bundan yola  
çıkarak, milletvekili olan bavuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler AĐHM’i çok  
daha ciddi bir inceleme yapmaya sevk etmitir (bkz. mutatis mutandis, Castells-Đspanya ve  
Jerusalem-Avusturya, 26958/95 no’lu karar). üphesiz, bavuranlar, olayda Meclis kürsünde  
konumamaktaydılar. Yine de Hükümeti eletirmek haklarını kaybetmemekteydiler  
(Castells).  
AĐHM, Yargıtay’ın, uyumazlık konusu olan söylem ve bildirilerin Türk  
Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik terimler içerdiği kanaatinde olduğunu tespit  
etmitir.  
AĐHM, ulusal mahkemelerin kararlarında belirtilen ve mevcut ekliyle  
bavuranların ifade özgürlüğüne müdahale edildiğini doğrulamak için yeterli bir veri  
olmayan nedenleri incelemitir (bkz. mutatis mutandis, Yurtta, ve Sürek-Türkiye 24762/94  
no’lu karar) AĐHM, söz konusu bildirilerin özellikle sert olan bazı bölümlerinin, Türk  
Devletince kürt problemiyle ilgili zaman içinde uygulanan siyasetin en olumsuz  
tablolarından birini oluturduğunun ve bu ekilde siyasete dümanca bir yan anlam  
yüklediğinin gerçek olduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte, AĐHM, bavuranların  
kendilerini siyasi kimlikleriyle, türk siyasi hayatında oynadıkları rol çerçevesinde ifade  
ettiklerini ve bavuranların ne iddete bavurmayı, ne silahlı direnine de isyan çıkarmayı  
tevik ettiklerini, Yargıtay’ın gözünde esas ele alınması gereken veri olan dümanca bir  
konumanın söz konusu olmadığını vurgulamaktadır (bkz. Sürek-Türkiye, 26682/95 no’lu  
karar ve Gerger-Türkiye, 24919/94 no’lu karar).  
AĐHM, müdahalenin derecesini ölçmek için bavuranların çarptırıldığı cezaların  
yapısının ve katılığının da göz önüne alınması gereken etkenler olduğu kanaatindedir.  
Olayda, bavuranların on dört ay hapis cezasına çarptırılmalarının öngörülen  
hedeflerle orantısız olduğu bundan dolayı demokratik bir toplumda gerekli olmadığı  
görünmektedir. Dolayısıyla Alınak, Sakık ve Türk soyadlı bavuranlar için AĐHS’nin 10.  
maddesi ihlal edilmitir.  
II.  
AĐHS’NĐN 6.MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında, bavuranlar en bata kendilerini mahkum eden  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde askeri hakim bulunduğu için, tarafsız ve bağımsız  
olmadığından ikayet etmektedirler (AĐHS 6 § 1 maddesi). Bunun dıında bavuranlar, dava  
sonunda savunmalarını hazırlayamadan, suçlamaların dava sürerken yeniden tanımlanması,  
Yargıtay’daki savcının görüünün kendilerine tebliğ edilmemiolması (AĐHS’nin 6 §§ 1 ve  
3 b maddesi), gözaltı sırasında avukat yardımından mahrum olmaları (AĐHS’nin 6 § 3 c  
maddesi) ve son olarak da aleyhte tanıkları sorgulamaktan alıkonulmuolmalarından dolayı  
söz konusu mahkeme önünde adil yargılanmadıklarını ileri sürmektedirler.  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
AĐHM, birçok defa söz konusu olaya benzer konuları içeren davalara bakmıve  
AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz. Özel-Türkiye, 42739/98 no’lu  
karar, 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye, 59659/00).  
AĐHM, davayı incelemive Hükümetin mevcut durumda aksi bir sonuca  
götürebilecek, ikna edici bir belge veya argüman sunmadığını tespit etmitir. AĐHM, Ceza  
Kanunu ile Terörle Mücadele Yasası’nın suç saydığı ve cezalandırdığı suçlardan yargılanan  
bavuranların, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde, içlerinde askerlik mesleğinden olan bir  
hakimin bulunduğu hakimlerin karısına çıkmaktan korkmalarının anlaılır olduğu  
kanaatindedir. Bu sebeple, bavuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın özüne  
yabancı düünceler tarafından yönlendiriliyor olmasından endielenme hakkına meru bir  
ekilde sahip olmaktaydılar. Dolayısıyla, bu yargılamanın bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
hakkında bavuranlarca beslenen üpheler objektif olarak doğrulankabul edilebilir.  
(Incal)  
Sonuç itibariyle, AĐHM, bavuranları yargıladığı ve mahkum ettiği sırada Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin öngördüğü anlamda bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme olmadığına hükmetmitir.  
2. AĐHS’nin 6. maddesine ilikin diğer ikayetler  
AĐHM, daha önce benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olan bir  
mahkemenin, hiçbir ekilde, kendi yargılamasına tabi kiilere adil bir yargılanma garanti  
edemeyeceği kararını verdiğini hatırlatmaktadır.  
Bavuranların davalarının kendisi gibi bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
tarafından görülmesi haklarının ihlal edildiği tesbitini göz önünde bulundurarak AĐHM,  
AĐHS’nin 6. maddesine ilikin olarak yapılan ikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına  
karar vermitir (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar)  
III.  
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Zarar  
Alınak, Sakık ve Türk soyadlı bavuranlar tutuklanmaları ve mahkum edilmeleri  
dolayısıyla uğradıkları kazanç kaybının telafisi için maddi tazminat olarak sırayla 152 000  
Euro, 99 264 11 Euro ve 131 370, 96 Euro talep etmektedirler. Öte yandan, uğradıkları  
manevi zararın telafisi için Alınak ve Sakık soyadlı bavuranlar 150 000 Euro ve Türk  
soyadlı bavuran 400 000 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet talepleri reddetmek gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, buna ek  
olarak eğer AĐHM, bavuranların ileri sürdüğü maddelerden birinin ihlal edildiğine karar  
vermiolsaydı bu tespitin tek baına yeterince adil bir tatmin oluturacağını  
vurgulamaktadır.  
Bavuranların iddia ettiği kazanç kaybıyla ilgili olarak AĐHM, bavuranların  
maddi zarar konusundaki iddialarını yeterince desteklemediklerini tespit etmekle yetinmitir.  
Sonuç olarak, AĐHM bu talebi kabul etmemektedir.  
Olası manevi zarar için, AĐHM, bavuranların davayla ilgili olaylar nedeniyle  
birtakım sıkıntılar çektikleri kanaatindedir. AĐHS’nin 41.maddesinin öngördüğü ekilde  
hakkaniyetle hükmederek olarak Alınak, Sakık ve Türk soyadlı bavuranlardan her birine  
manevi tazminat olarak 7 500 Euro ödenmesine karar vermitir (Mehdi Zana-Türkiye,  
26982/95 no’lu karar ile karılatırınız).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Temsil edilmeleri için yapılan harcama ve masraflar için, bavuranlar toplu olarak  
34 850 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet bu miktarı çok aırı ve haksız bulmaktadır.  
AĐHM, hakkaniyetle ve yerleik içtihatlarına göre hükmederek bavuranlara toplu  
olarak 4 000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Alınak, Sakık ve Türk soyadlı bavuranlar için AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,  
2. Bavuranları mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinde askeri bir hakim bulunması  
sebebiyle dört bavuran için de AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,  
3. AĐHS’nin 6.maddesine atıfta bulunarak yapılan diğer ikayetlerin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına,  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde ve  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından  
Alınak, Sakık ve Türk soyadlı bavuranların her birine manevi tazminat için 7.500 Euro  
(yedi bin beyüz) ve masraf ve harcamalar için dört bavurana toplu olarak 4.000 Euro (dört  
bin) ödenmesine;  
b) bu miktarların, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilerek  
ödenmesine;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.