COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no. 42942/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Nisan 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 42942/02 no’lu davanın nedeni iki T.C. vatandaı  
Ali ve Aye Duran’ın (“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 Eylül 2002  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ  
olduğu bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından . Turgut tarafından temsil  
edilmitir.  
25 Ocak 2007’de AĐHM bavuruyu kısmen kabuledilemez bulmuve bavuranın  
AĐHS’nin 2., 3. ve 13. maddelerinin ve yedi polis memuruna karı yürütülen ceza  
kovuturmasının uzunluğundan dolayı 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edildiğine ilikin  
ikayetlerini Hükümet’e iletmeye karar vermitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1933 ve 1945 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır.  
Bavuranlar, dört polis memuru tarafından dövülmesi sonucunda 16 Ekim 1994 tarihinde  
Đstanbul’da bir polis karakolunda 26 yaında hayatını kaybeden Bayram Duran’ın anne ve  
babasıdır.  
Bayram Duran, 15 Ekim 1994 tarihinde M.Y. adlı ahsın ikâyeti üzerine polis  
tarafından gasp suçundan gözaltına alınmı, konulduğu Gazi karakolunda 16 Ekim 1994  
sabah saat 5 sıralarında ölü bulunmutur.  
Aynı tarihte bir “olay yeri ve ceset incelemesi” raporu düzenlenmive Gaziosmanpaa  
Cumhuriyet Savcısı, bir adli tabip, Gaziosmanpaa Emniyet Müdürü ve baka dört kii  
tarafından imzalanmıtır. Rapora göre Duran’ın vücudunda mermi ya da kötü muamele iareti  
bulunmamakta, ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılması gerekmektedir.  
Aynı tarihte savcı görevli polis memurlarının ifadesini almı, memurlar ahsa gözaltında  
kötü muamele uygulanmadığını, kendisine çay ikram etmek için hücresine gittiklerinde onu  
ölü bulduklarını savunmulardır.  
17 Ekim 1994 tarihinde Bayram Duran’a otopsi uygulanmı, Cerrahpaa Üniversitesi  
Hastanesi’nden dört doktor tarafından imzalanan 14 Aralık 1994 tarihli otopsi raporunda ölüm  
nedeni kalp yetmezliği olarak belirtilmitir. Uzmanlar sol skapular bölgede 3 x 8 cm’lik bir  
kanama tespit etmi, ancak bu kanamanın doğrudan ölüm nedeni olmadığı belirtilmitir.  
29 Aralık 1994 tarihinde savcı, Bayram Duran’ın ölümü ile ilgili takipsizlik kararı  
vermi, kararda 14 Aralık 1994 tarihli otopsi raporuna dayanarak ölüm nedeninin kanama  
olmadığı belirtilmitir.  
Birinci bavuran Ali Duran 21 ubat 1995 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
itirazda bulunmu, diğer hususlar yanında Bayram Duran’ın vücudundaki kanamanın nasıl  
olumuolabileceğini belirtmemesi nedeniyle otopsi raporunun yetersiz olduğunu ileri  
1
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
sürmütür. Ayrıca karar vermeden önce savcının sadece polis memurlarını sorguladığını,  
oğlunun ikence ile öldürüldüğünü ve takipsizlik kararının yaam hakkının bir ihlali olduğunu  
savunmutur.  
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine Gaziosmanpaa Sulh Ceza  
Mahkemesi birinci bavuran ve H.K. ve Ü.Y. adında iki tanığın ifadelerine bavurmutur.  
Mahkeme daha sonra Bayram Duran’ın vücudunda tespit edilen kanamanın kötü muamele  
nedeniyle olumuolup olamayacağı ve kanama ile ölüm arasındaki ilikinin tespit edilmesi  
için bir rapor hazırlanmasını Adli Tıp Kurumu’ndan talep etmitir.  
13 Mart 1996 tarihinde hazırlanan ve Adli Tıp Kurumu Bakanı dahil altı adli tıp  
uzmanı tarafından imzalanan raporda uzmanlar, otopsi raporuna dayanarak Bayram Duran’ın  
kalp rahatsızlığı bulunduğunu belirtmilerdir. Ayrıca kanamanın skapular bölgeye gelen  
direkt bir travma nedeniyle olutuğunu değerlendirmilerdir. Uzmanlar travmanın yarattığı  
baskı ve gözaltı koullarının Bayram Duran’ın kalp rahatsızlığını kötületirdiği ve kalp  
yetmezliğine yol açtığı kanaatine varmılardır.  
9 Nisan 1996 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararını iptal etmive  
Bayram Duran’ın yakalanmasına ilikin 15 Ekim 1994 tarihli evrakı imzalayan yedi polis  
hakkında cezai ilem balatma kararı almıtır. Mahkeme, kararında Bayram Duran’ın  
ölümünün kendisine uygulanan ikence sonucunda meydana gelmiolabileceği ve bu nedenle  
cezai ilem balatılması gerektiğini ifade etmitir.  
6 Haziran 1996 tarihinde Eyüp Cumhuriyet Savcısı Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
sunduğu iddianamede yedi polis memurunu eski Türk Ceza Kanunu’nun 452/2. ve 251.  
maddelerine göre iddet sonucu kasıtsız olarak ölüme sebebiyet vermekle suçlamıtır.  
28 Ağustos 1996 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi kamu güvenliği gerekçesiyle  
dava dosyasının Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermitir.  
18 Kasım 1996 – 6 Nisan 2000 tarihleri arasında sanık polis memurları, birinci bavuran  
ve çeitli tanıkların ifadesi alınmıtır. 26 ubat 1997 tarihli durumada birinci bavuran, 22  
Haziran 1999 tarihinde de ikinci bavuran maddi ve manevi tazminat talepleri için davaya  
müdahil olmulardır.  
Denizli Ağır Ceza Mahkemesi 6 Eylül 2000 tarihli kararında olay zamanında görevli  
polis memurları M.S., A.A., A.K. ve Đ.U.’nun belirlenemeyen nedenlerle Duran’ı dövmeleri  
sonucunda kasıtsız olarak ölümüne neden oldukları kanaatine varmıve sanıkları mahkûm  
etmitir. Sözkonusu ahıslar eski TCK’nın 448 ve 452/2. maddeleri uyarınca beyıl hapis  
cezasına çarptırılmıtır. Mahkeme, A.., A.Ç. ve H.A. adlı polis memurlarını ise delil  
yetersizliği nedeniyle beraat ettirmitir. Ağır Ceza Mahkemesi, Bayram Duran’ın baına gelen  
darbeye asıl neden olan kiinin belirlenememesini dikkate alarak polis memurlarının hapis  
cezalarını eski TCK’nın 463. maddesi gereği 2 yıl 6 aya indirmitir. Memurların suçu görev  
baında ilemiolmaları nedeniyle cezaları eski TCK’nın 251. maddesi gereği 3 yıl 4 aya  
çıkarıl, ceza son olarak bazı sanık polis memurlarının ifadelerinin yetkililere dava  
olaylarının tespitinde yardımcı olduğu dikkate alınarak TCK’nın 59. maddesi uyarınca her bir  
polis memuru için 2 yıl 9 ay 10 güne indirilmitir. Birinci derece mahkemesi bavuranların  
maruz kaldıkları maddi ve manevi zararları talep haklarını saklı tutmutur.  
2
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
Sanık polis memurları ve avukatı vasıtasıyla birinci bavuran kararı temyiz etmitir.  
Birinci bavuranın avukatı, temyiz dilekçesinde eski TCK’nın 452. maddesinin uygulanması  
ve hapis cezalarının yeterince ağır olmamasının birinci derece mahkemesi kararını etkisiz hale  
getirdiği ve dolayısıyla Đꢁkenceye Karı BirlemiMilletler Sözlemesi, Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi ve Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıı ya da Onur Kırıcı Muamele veya Cezanın  
Önlenmesi Sözlemesine ihlal tekil ettiğini savunmutur.  
1 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay, 6 Eylül 2000 tarihli kararı usul yönünden bozmutur.  
Mahkeme, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin ikinci bavuranın davaya müdahil olma talebi  
hakkında herhangi bir karar vermediğini belirtmive dava dosyasını Denizli Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne geri göndermitir.  
10 Aralık 2001 tarihinde birinci derece mahkemesi ikinci bavuranın davaya müdahil  
olma talebini kabul etmitir. Mahkeme sanıkları bir kez daha mahkûm etmive aynı cezaya  
çarptırmıtır. Bavuranların tazminat talep etme hakları saklı tutulmutur.  
Bavuranlar avukatları vasıtasıyla kararı temyize götürmülerdir. Oğullarının ikence  
sonucunda öldüğünü ve birinci derece mahkemesinin dava olaylarını doğru bir ekilde  
yorumlayamadığını iddia etmilerdir. Polis memurlarının AĐHS’nin 3. maddesi, Đꢁkenceye  
Karı BirlemiMilletler Sözlemesi ve Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıı ya da Onur Kırıcı  
Muamele veya Cezanın Önlenmesi Sözlemesine uygun olarak eski TCK’nın 243 ve 450/3.  
maddeleri uyarınca cinayet suçundan mahkûm edilmeleri gerektiğini savunmulardır.  
Bavuranlar son olarak sanık polis memurlarının kamu görevinden men edilmeleri gerektiğini  
iddia etmilerdir.  
Yargıtay 10 Haziran 2003 tarihinde bavuranların temyiz talebini reddetmive 25 Mart  
2002 tarihli kararı onamıtır.  
1 Haziran 2005 tarihinde 5237 sayılı yeni TCK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte A.A.,  
A.K. ve Đ.U. mahkumiyetlerinin yeni kanun hükümlerine göre gözden geçirilmesini talep  
etmiler, eylemlerinin “küçük yaralanmaya neden olma” olarak değerlendirilmesi gerektiğini  
ve halihazırda kamu görevinden men edildiklerini belirtmilerdir.  
24 Kasım 2005 tarihinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesi ahısların mahkumiyetlerini  
gözden geçirmive 25 Mart 2002 tarihli kararda değiiklik yapmamıtır. A.A., A.K. ve Đ.U.  
karara itiraz etmitir.  
Tarafların son ifadelerine dayanan dava dosyasındaki bilgilere göre dava halen  
Yargıtay’da devam etmektedir.  
HUKUK  
I. BAYRAM DURAN’IN ÖLÜMÜNE ĐLĐꢀKĐN OLARAK AĐHS’NĐN 2., 3., 6. VE 13.  
MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 2., 3., 6. ve 13. maddelerine dayanarak oğullarının güvenlik  
güçlerinin elinde ikence ile öldürülmüolmasından ikâyetçi olmulardır. Bavuranlar ayrıca  
polis memurları hakkında yürütülen yargılamanın makul süre içinde tamamlanmamıolması  
ve oğullarının kötü muamele görmesi ve öldürülmesinden sorumlu olanlara caydırıcı bir ceza  
3
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
verilmemiolması nedeniyle yetkililerin etkili bir soruturma yürütememiolmalarından  
ikâyetçi olmutur.  
Mahkeme, bavuranlarca dile getirildiği ekliyle yukarıdaki ikâyetlerin temel olarak  
kiinin yaamı ve fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü kanun yoluyla koruyan pozitif  
yükümlülüklerle ilgili olduğunu (bkz. Öneryıldız – Türkiye [BD], no. 48939/99; Okkalı –  
Türkiye, no. 52067/99; Zeynep Özcan – Türkiye, no. 45906/99 ve karıt olarak Dölek –  
Türkiye, no. 39541/98) ve bu nedenle AĐHS’nin sadece 2 ve 3. maddeleri temelinde  
incelenmesi gerektiğini değerlendirir.  
A. Kabuledilebilirlik  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet, bavuranların Sözleme mağduriyetlerini ulusal yetkililer nezdinde dile  
getirmediklerini savunmutur.  
Hükümet, ayrıca Gaziosmanpaa Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruturma,  
dört polis memuru hakkında balatılan kovuturma ve onların Denizli Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından mahkûm edilmesinin iddia edilen AĐHS ihlallerine etkili bir çare oluturduğunu  
savunmutur. Hükümet ayrıca bavuranların ulusal mahkeme kararlarından tatmin olmamaları  
halinde idari mercilerden ve sonrasında idare mahkemelerinden tazminat talebinde  
bulunabileceklerini ve bulunmaları gerektiğini ifade etmitir. Hükümet bavuranların mevcut  
iç hukuk yollarını tüketmemiolduklarını belirtmitir.  
Bavuranlar Hükümetin görülerine cevap olarak ikâyet bavurusu yaparak, polis  
memurları hakkında açılan davaya müdahil olarak ve birinci derece mahkemesi ve  
Yargıtay’da görülen davanın esası hakkında görübeyan ederek iç hukuk yollarını tüketmiꢁ  
olduklarını savunmulardır. Ayrıca mahkûm edilmiolmalarına karın polis memurlarına  
caydırıcı bir ceza verilmemiolduğunu ve hapis cezalarının infazının ertelendiğini ifade  
etmilerdir. Hükümetin belirttiği tazminat yolunun etkili bir yol olmadığını savunmulardır.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
Hükümetin görülerinin ilk kısmına ilikin olarak Mahkeme, AĐHM’ye yapılan  
ikâyetlerin, en azından esasının, öncelikle, resmi gereklere uygun ekilde ulusal merciler  
nezdinde dile getirilmesinin yeterli olduğunu hatırlatır (bkz. Gökçe ve Demirel – Türkiye, no.  
51839/99 ve Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95).  
Bu bağlamda Mahkeme Bayram Duran’ın ölümünü takiben Gaziosmanpaa Cumhuriyet  
Savcısının kendi isteğiyle bir soruturma balattığını ve bunun 29 Aralık 1994 tarihli  
takipsizlik kararı ile sona erdiğini gözlemler. Bavuranların itirazı üzerine sözkonusu karar  
iptal edilmive yedi polis memuru hakkında dava açılmı, bavuranlar da bu davaya aktif bir  
ekilde katılmılardır. Hem birinci derece mahkemesi hem Yargıtay önündeki taleplerinde  
bavuranlar sanık polis memurlarının sorumluluklarına dair beyanda bulunmanın yanı sıra  
oğullarının ölümünün Đꢁkenceye Karı BirlemiMilletler Sözlemesi, Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi ve Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıı ya da Onur Kırıcı Muamele veya Cezanın  
Önlenmesi Sözlemesine göre kötü muamele yasağı ve yaam hakkına ihlal tekil ettiğini  
açıkça belirtmilerdir.  
4
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
Yukarıdaki hususları dikkate alan Mahkeme, bavuranların Sözleme mağduriyetlerini  
ulusal merciler nezdinde dile getirmiolduklarını tespit etmitir. Bu nedenle Hükümetin  
itirazlarının ilk kısmını reddeder.  
Hükümetin sözkonusu davadaki ceza hukuku yolunun bavuranlara yeterli ve etkili  
telafi imkanı sunduğu ve bavuranların idari merciler ve sonrasında idare mahkemelerinden  
tazminat talebinde bulunmadığı görüüne ilikin olarak Mahkeme, somut bavurunun temelde  
kiinin yaamı ve fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü kanun yoluyla koruyan pozitif  
yükümlülüklerle ilgili olduğunu hatırlatır. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin itirazlarının  
bavuranların ikâyet konusuyla ayrılamaz ekilde bağlantılı olduğu ve bu hususun davanın  
esası ile birlikte incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bkz. Okka, yukarıda anılan).  
Mahkeme, tarafların ifadeleri ıığında bavuranların ikayetlerinin, belirlenmesi  
esaslarının incelenmesine bağlı olan, AĐHS bağlamında ciddi hukuki ve olgusal konular  
ortaya koyduğu kanısındadır. Bu nedenle sözkonusu ikâyetlerin AĐHS’nin 35/3. maddesi  
bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.  
B. Esas  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet, Bayram Duran’ın ölümü hakkında yürütülen soruturmanın ivedi, ayrıntılı ve  
etkili olduğunu savunmutur. Bu bağlamda bir otopsi yapıldığı ve olay sırasında görev  
baında olan polis memurlarını ifadelerinin derhal alındığını belirtmilerdir. Ayrıca Denizli  
Ağır Ceza Mahkemesi’nin yedi polis memuru hakkındaki yargılamayı titizlikle yürüttüğünü  
ifade etmilerdir. Mahkeme ilgili delilleri toplamı, tanıkları dinlemive sonrasında  
memurlardan dördünü mahkûm etmitir.  
Bavuranlar cevap olarak Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Bayram Duran’ın ikence  
ile öldürüldüğünü göz önüne almadığını belirtmitir. Đꢁlenen suçun Denizli Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından eski TCK’nın 452. maddesi kapsamında değerlendirilmesinin hapis  
cezalarının uygulanmasının ertelenmesine yol açtığı ve hükümlü memurlara dokunulmazlık  
sağladığını ileri sürmülerdir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
a. Genel ilkeler  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin AĐHS’nin en temel hükümlerinden biri olduğunu  
yinelemektedir. Sözkonusu madde, istisnasına izin verilmeyen 3. madde ile birlikte, Avrupa  
Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir.  
Bireylerin korunması için bir araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, bu hükümlerin  
sağladıkları güvenceleri, uygulanabilir ve etkili kılmak amacıyla yorumlanmasını ve  
uygulanmasını da gerektirmektedir.  
AĐHM, bir kiinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü muameleye  
tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, sözkonusu hükmün,  
AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de  
yer alan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, etkili bir  
resmi soruturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Soruturma, sorumluların  
5
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde, yaam hakkını  
koruma yükümlülüğü ve kötü muamelenin yasaklanması, taıdıkları yadsınamaz öneme  
rağmen, uygulamada etkisiz olacaktır ve bazı durumlarda Devlet görevlilerinin, fiili bir  
dokunulmazlıkla kontrolleri altındaki kiilerin haklarını suistimal etmeleri mümkün olacaktır.  
Yerel mahkemelerde dava açılmasına yol açtığı takdirde, 2. ve 3. madde gerekleri resmi  
soruturmanın ötesine geçmektedir: kovuturma, yargılama aaması da dahil, bir bütün  
olarak, kanunlar ve kötü muamelenin yasaklanması yoluyla yaamın korunmasına ilikin  
pozitif yükümlülüğünün gereklerini yerine getirmelidir. Tüm adli kovuturmaların,  
mahkumiyet veya belirli bir hüküm giyme ile sonuçlanmasına ilikin kesin bir zorunluluk  
bulunmamakla birlikte, yerel mahkemeler hiçbir koul altında yaamı tehdit eden suçların ve  
fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına izin vermemelidir.  
Bu nedenle Mahkeme’nin değerlendirmesi gereken önemli nokta, mahkemelerin  
kararlarını verirken, yürürlükteki adli sistemin caydırıcı etkisinin ve bunun, yaam hakkı ve  
kötü muamelenin yasaklanmasını engellemede oynaması gereken rolün öneminin  
zayıflamaması için davayı AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerininin gerektirdiği titizlikle  
davrandıklarının varsayılıp sayılmayabileceği ve ne dereceye kadar varsayılabileceğidir.  
Bu bağlamda zımni olarak bir ivedilik ve makul süre zorunluluğu da bulunmaktadır.  
Yetkili makamlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada ölen bir kiinin davasında yine yetkili  
makamların verecekleri ivedi cevabın, hukukun üstünlüğüne bağlılıklarına duyulan kamu  
güveninin korunmasında ve kanun dıı fiillere karıtıkları ya da bu fiilleri hogördükleri  
manzarasının önlenmesinde önemli rol oynadığı kabul edilebilir.  
Mahkeme son olarak bir Devlet görevlisinin, ikence veya kötü muamele içeren suçlarla  
itham edildiği hallerde soruturma ve yargılama sırasında görevden alınmasının ve mahkum  
edildiği takdirde görevine son verilmesinin büyük önem taıdığını yinelemektedir.  
b. Genel ilkelerin somut dava koullarına uygulanması  
Mahkeme, öncelikle Gaziosmanpaa Cumhuriyet Savcısı tarafından bir ön soruturma  
yapıldığını ve bu soruturmanın, takipsizlik kararı ile sonuçlandığını belirtmektedir. Bununla  
birlikte, bavuranın sözkonusu karara itirazını müteakiben Denizli Ağır Ceza Mahkemesi  
önünde yedi polis memuru aleyhinde cezai takibat balatılmıve bu cezai takibatta,  
gerçekleen olaylar karara bağlanmıtır. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranların  
oğullarının dört polis memuru tarafından dövüldüğünü ve müteakiben öldüğünü tespit  
etmitir. Mahkeme ayrıca dava olaylarının, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tespit  
edildiği ekliyle, Mahkeme önünde taraflar arasında ihtilaflı olmadığını belirtmektedir.  
Bu nedenle, Mahkeme asıl konuyu, Hükümet’in savunduğu gibi tüm usul  
gerekliliklerine uygun bir ön soruturmanın yapılıp yapılmadığının incelenmesinden çok adli  
makamların, yetki alanları kapsamındaki kiilerin yaamları ile fiziksel ve ruhsal  
bütünlüklerini korumak üzere konan kanunların koruyucuları olarak, sorumlu olanlara  
yaptırım uygulamakta kararlı olup olmadıklarının tekil ettiği kanısındadır. ahsi cezai  
mesuliyete ilikin iç hukuk meselelerine değinmenin ya da kiilerin suçlu olup olmadıklarına  
ilikin karar vermenin Mahkeme’nin görevi olmadığı doğru olmakla birlikte, sorumlu  
Hükümet’in uluslararası hukuka ilikin AĐHS bağlamındaki sorumluluğunu yerine getirip  
getirmediğine karar vermek için, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin dört polis memurunu  
suçlu bulurken göz önüne aldıkları noktaları ve sonuç olarak bu memurlara getirilen cezaları  
6
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
göz ardı etmemelidir. Mahkeme bunu yaparken yerel mahkemelerin, Devlet görevlilerin  
iledikleri kötü muamele ve adam öldürme suçları için uyguladıkları yaptırım tercihlerine  
saygı göstermelidir. Ancak yine de belli bir teftigücü uygulamalı ve suçun ağırlık derecesi  
ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık olduğu durumlarda müdahale etmelidir.  
Bu bağlamda Mahkeme, M.S., A.A., A.K. ve Đ.U.’nun Bayram Duran’ı döverek  
ölümüne kasıtsız olarak sebebiyet verdiğinin tespit edildiğini yinelemektedir. Ayrıca  
sözkonusu suçun, ilenmiolduğu ve bu nedenle polis merkezinde hırsızlık suçlaması ile  
gözaltında tutulduğu, burada kendisini döven polis memurlarının kontrolü altında tutulduğu  
sırada ve polis memurlarının asıl görevlerinin, Bayram Duran’ı aleyhindeki suçlamalara  
ilikin sorgulamak olduğu halde öldüğü tespit edilmitir. Đlk derece mahkemesi, polis  
memurlarının Bayram Duran’ı dövdükleri ve ölümüne sebebiyet verdikleri sırada görevlerini  
yerine getirdiklerini göz önüne alarak eski TCK’nın 251. maddesi uyarınca cezayı üçte bir  
oranında artırmıtır.  
Ancak “verdikleri ifadeler, soruturma ve dava olaylarının tespiti aamasındaki cezai  
takibat sırasında yetkili makamlara yardımcı olduğu için” hapis cezaları azaltılmıtır. Polis  
memurlarının, Gaziosmanpaa Cumhuriyet Savcısı ve Denizli Ağır Ceza Mahkemesi önünde  
ifade vermedikleri, yalnızca sürekli olarak aleyhlerindeki suçlamaları reddettikleri göz önüne  
alındığında, AĐHM, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin, takdir yetkisini, tutukluyu kötü  
muamele yaparak ölümüne sebep olmak gibi vahim suç oluturan fiilin hiçbir ekilde hoꢁ  
görülemeyeceğini göstermekten ziyade, bu fiilin sonuçlarını hafifletmek için kullandığı  
kanısına varmaktadır.  
Ayrıca, yeni Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girmesini müteakiben A.A.,  
A.K. ve Đ.U. tarafından Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan dilekçelerden mahkum  
edilmipolis memurlarının, 4616 Nolu Kanun uyarınca ifası ertelendiği için hiçbir zaman  
hapis cezalarını çekmedikleri anlaılmaktadır. Mahkeme daha önce de bir devlet görevlisinin,  
kötü muamele içeren suçlarla itham edildiği hallerde, cezai takibatın ve cezalandırmanın  
zamanaımına uğramamasının ve genel af veya af çıkarma gibi tedbirlere müsaade  
edilmemesinin büyük önem taıdığı sonucuna varmıtır. AĐHM, mahkum edilen polis  
memurlarının cezalarının ifasının 4616 Nolu Kanun uyarınca ertelenmesinin, kısmi bir genel  
aftan farklı olmadığı ve mahkum edilen polis memurlarının, mahkumiyetlerine rağmen  
dokunulmazlığa sahip olmaları nedeniyle içtihadı uyarınca müsaade edilemez bir tedbir  
olduğu kanısındadır.  
Mahkeme, yeni Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girmesini müteakiben  
A.A., A.K. ve Đ.U. tarafından Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan dilekçelerden,  
mahkeme bu hususta bir hüküm vermemesine rağmen sözkonusu polis memurlarının  
mahkumiyetleri ardından görevlerine son verildiği anlaılmaktadır. Mahkeme, bu tedbirin  
mahkum edilen polis memurlarının cezalarının hiçbir zaman ifa edilmediği gerçeğini telafi  
etmeye yeterli olmadığı kanısındadır. Mahkeme, ne cezai kovuturma sırasında ne dava  
sonuçlandığında polis memurları hakkında herhangi bir disiplin tedbiri alınmadığını tespit  
etmektedir.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında Mahkeme, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
değerlendirmesinin, mahkum edilmipolis memurlarının cezalarının hiçbir zaman ifa  
edilmemesi ile birlikte ilenen suç ve verilen ceza arasındaki açık bir orantısızlığa iaret ettiği  
kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis, Zeynep Özcan kararı 43. paragraf ve karılatırınız  
Dölek kararı 76-83. paragraflar: yerel mahkemenin, bavuranın kocasının, bir güvenlik gücü  
7
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
mensubunun silahını ele geçirmeye çalığı sırada sözkonusu güvenlik gücü mensubunca  
öldürülğünü tespit ettiği, bu kiiyi eski Ceza Kanunu’nun 452. maddesi uyarınca mahkum  
ettiği ve 647 Nolu Kanun’un 6. maddesi uyarınca hapis cezasının ifasını ertelediği bir  
durumda AĐHM’nin gerekli ahsi sorumluluğun, tespit edildiği ve bu nedenle, etkin bir  
soruturma yapıldığı kanısına varmıtır.).  
Sonuç olarak, Mahkeme polis memurlarına verilen cezaların ifasının ertelenmesine  
ilikin, sözkonusu davada uygulandığı ekliyle ceza hukuku sisteminin, titizlikten uzak  
olduğu ve bavuranların ikayetçi olduğu gibi kanun dıı fiillerin etkin ekilde önlenmesini  
temin eden caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı kanısındadır. Bu nedenle, sorumlu devletin  
sözkonusu davada kiilerin yaamlarını ve fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini kanunlar  
aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna  
varmaktadır.  
Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin ön itirazını  
reddetmive AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II. BAYRAM DURAN’IN GÖZALTI KOULLARINA ĐLĐꢀKĐN OLARAK AĐHS’NĐN 3.  
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin yukarıda kaydedilen ihlallerini göz önüne  
aldığında, Bayram Duran’ın gözaltı koullarına ilikin 3. madde bağlamında ayrı bir karara  
varmayı gerekli görmemektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi Tazminat  
Bavuranlar, Bayram Duran’ın öldüğü sırada 26 yaında, evli ve simit satan bir sokak  
satıcısı olduğunu belirtmitir. 14 Mart 1995’te, Bayram Duran’ın ölümünden beay sonra,  
karısı Erdem Duran isimli bir çocuk doğurmutur. 7 Nisan 2006’da ilk bavuran, Ali Duran,  
torununun kanuni vasisi olmutur. Bavuranlar, maddi tazminat taleplerine gerekçe göstermek  
için Türkiye’deki tazminat davalarındaki gelir kayıplarını hesaplamada uzman bir bilirkii  
tarafından hazırlanan raporu sunmutur. Türkiye’deki ortalama yaam süresini ve yasal asgari  
ücreti göz önüne alan bilirkii, Bayram Duran’ın oğlunun babasının ölümü nedeniyle uğradığı  
ve on sekiz yaına gelene kadar uğrayacağı iddia edilen mali destek kaybını 8,872.06 Yeni  
Türk Lirası (YTL) (5,051 Euro) olarak hesaplamıtır. Ancak bavuranlar, bu meblağın faizi  
kapsamadığını ileri sürmütür. Ayrıca, torunlarının eğitim masrafları için 30,000 YTL (  
17,081 Euro) talep etmilerdir. Kısaca bavuranlar, maddi tazminat olarak 50,000 Euro talep  
etmitir.  
8
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
Hükümet, taleplerine gerekçe gösterememeleri nedeniyle bavuranlara tazminat  
ödenmemesi gerektiğini belirtmitir. Talep edilen meblağın, gerçeği yansıtmadığını ve  
gerçekçi beklentilere dayanmadığını ileri sürmütür. Bavuranların sunduğu bilirkii  
raporundaki hesaplamaya itiraz etmitir. Hükümet son olarak AĐHM tarafından hesaplanan  
meblağın, haksız iktisaba yol açmaması gerektiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, Hükümet’in bavuranların hesaplamalarında dayandıkları temeli çürütecek  
detaylı iddialar öne sürmediğini gözlemlemektedir. Makul bir hesaplama da sunmamılardır.  
AĐHM ayrıca AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlallerini tespit ettiklerini belirtmektedir. 2.  
maddenin ihlali ve bavuranların torunlarının uğradığı maddi destek kaybı arasında direkt bir  
illiyet bağı bulunduğu kanısındadır. AĐHM, Bayram Duran halen hayatta olsaydı, oğlunun  
finansal açıdan kendisine bağlı olacağını kabul etmektedir.  
Mukayese edilebilir davalarda ödenmesine karar verilen tazminatları göz önüne alan ve  
hakkaniyet temelinde karar veren AĐHM, bavuranlara Bayram Duran’ın oğlu Erdem Duran  
için 22,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Manevi Tazminat  
Bavuranlar AĐHM’nin kendilerine, Bayram Duran’ın ölümüyle birlikte yaadıkları  
sıkıntı için 60,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermesini talep etmitir. Ayrıca,  
babasını tanıma ansı bulamadığını ve babasız büyütüleceği için sıkıntı çekeceğini ileri  
sürerek Erdem Duran için 50,000 Euro talep etmilerdir.  
Hükümet, sözkonusu meblağın haddinden fazla olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğini tespit ettiğini yinelemektedir.  
Ayrıca sözkonusu ihlaller sonucu uğranan manevi zararın yalnızca ihlal tespiti ile telafi  
edilemeyeceğini kabul etmektedir. AĐHM, hakkaniyet temelinde, bavuranların her birine  
10,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermektedir.  
C. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar ayrıca AĐHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 10,000 Euro  
talep etmitir.  
Hükümet, talebin haddinden fazla olduğunu ve gerekçesinin bulunmadığını belirtmitir.  
Bavuranlar tarafından taleplerini destekleyecek bir makbuz ya da belge sunulmadığını ileri  
sürmütür.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, kendisine sunulan  
bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AĐHM önünde yaptıkları yargılama masraf ve  
giderleri için bavuranlara Avrupa Konseyi’nden aldıkları yasal yardım olan 850 Euro  
çıkarılmak üzere 4,000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.  
9
ALĐ VE AYE DURAN – TÜRKĐYE KARARI  
D. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümetin, bavuranların AĐHS’ye ilikin ikayetlerini yerel makamlar önünde  
sunmadıkları hususundaki ön itirazının reddine;  
2. Hükümetin, bavuranların idari mahkemeler önünde tazminat talep etmediklerine ilikin ön  
itirazının davanın esası ile birletirilmesine ve reddine;  
3. Bavuranın kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
4. AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğine;  
5. Bavuranların oğullarının gözaltı koulları hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilip  
edilmediğini ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;  
6. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
aağıda kaydedilen miktaları ödemesine;  
(i) bavuranlara, Bayram Duran’ın oğlu Erdem Duran için ödenebilecek her türlü vergi  
ile birlikte maddi tazminat olarak toplam 22,000 Euro (yirmi iki bin Euro);  
(ii) bavuranların her birine, ödenebilecek her türlü vergi ile birlikte manevi tazminat  
olarak 10,000 Euro (on bin Euro);  
(iii) bavuranlara Avrupa Konseyi’nden aldıkları yasal yardım olan 850 Euro (sekiz  
yüz elli Euro) çıkarılmak üzere yargılama masraf ve harcamaları için ödenebilecek her türlü  
vergi ile birlikte toplam 4,000 Euro (dört bin Euro) tazminat ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 8 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Santiago QUESADA  
Kâtip  
Josep CASADEVALL  
Bakan  
10