AĐHM, baꢀvuranın ꢀikâyetinin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit
etmektedir. Dolayısıyla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Baꢀvuran, 31 Mart 1998 tarihinde düzenlenen tıbbi rapor ile aynı gün kaleme alınan
tutanağın güvenirliğine itiraz etmektedir. Baꢀvuran, ayrıca yetkili mercilerin kötü muamele
iddialarına tepki göstermemelerinden ꢀikâyetçi olmakta ve Cumhuriyet savcısının suç
duyurusundan sonra soruꢀturma baꢀlatmadığını hatırlatmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın iddialarının yetkililerin bilgisine yeteri kadar sunulmadığı
kanaatindedir. Hükümete göre, zamanaꢀımı nedeniyle alınan takipsizlik kararında yetkililerin
hiçbir ihmal ve hatası bulunmamaktadır.
AĐHM, ilk önce bir durumun, AĐHS'nin 3.maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için
kötü muamelenin asgari düzeyde sertliğe varması gerektiği hususunu hatırlatmaktadır. Bu
asgari düzeyin değerlendirilmesi izafidir; olayın ꢀartlarına bağlı olabileceği gibi, muamelenin
süresine, fiziksel ve ruhsal etkilerine ve bazı durumlarda da cinsiyet, yaꢀ ve mağdurun sağlık
durumuna bağlı olarak değiꢀebilir. Özgürlüğünden mahrum bırakılan bireyin durumunda ise,
kendi eylem ve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasını gerektirmedikçe, zora baꢀvurmak,
insan onurunu zedelemekte ve ilke olarak AĐHS’nin 3. maddesinde öngörülen hakkın ihlal
edilmesi anlamına gelmektedir (Đtalya aleyhine Labita davası [GC], no 26772/95, prg. 120,
CEDH 2000-IV).
AĐHM, daha sonra kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi
gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Almanya aleyhine Klaas davası, 22
Eylül 1993, prg. 30, seri A no 269). AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü
makul ꢀüpheden uzak’ delil ölçütüne baꢀvurmaktadır; böylesi bir delil, yeterli derecede ciddi,
belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden ya da çürütülemeyen karinelerden
oluꢀabilmektedir (Birleꢀik Krallık aleyhine Irlanda davası, 18 Ocak 1978, prg. 161, seri A
no 25).
AĐHM ayrıca, bir kimsenin gözaltı sırasında, tamamıyla güvenlik güçlerinin kontrolü
altında iken, yaralanmasının ciddi kuꢀkular uyandırdığını kaydetmektedir (Türkiye aleyhine
Salman davası [GC], no 21986/93, prg. 100, CEDH 2000-VII). Bu itibarla, Hükümetin
mağdurda oluꢀan yaralanmanın neden ve nasıl meydana geldiğine, baꢀvuran tarafından ortaya
konulan iddialara ve özellikle tıbbi raporlara iliꢀkin makul bir açıklama getirmesi
gerekmektedir (bakınız, diğerleri arasından, Fransa aleyhine Selmouni davası [GC],
no 25803/94, prg. 87, CEDH 1999-V).
AĐHM, son olarak bir kimsenin, polisin ya da devletin benzer birimlerinin elinde 3.
maddeye aykırı ciddi kötü muameleye maruz kaldığı yönünde savunulabilir bir iddiada
bulunması halinde, yetkili mercilerin
olayları açığa kavuꢀturmak ve sorumluları tespit
edilerek cezalandırılmalarını sağlamak için « resmi ve etkili bir soruꢀturma » yürütmeleri
gerektiğini hatırlatmaktadır (Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998,
prg. 102, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII). Aksi takdirde bütün temel önemine
rağmen insanlık dıꢀı veya onur kırıcı iꢀkence, muamele ya da cezanın uygulanmasına iliꢀkin
genel hukuki yasak uygulamada etkisiz kalır ki, bazı durumlarda kamu görevlilerinin
neredeyse tam bir dokunulmazlık içinde denetimleri altında bulundurdukları kimselerin
haklarını ayaklar altına almaları mümkün hale gelir (Fransa aleyhine Caloc davası, no
5