COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ALKIN – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 75588/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, T.C. vatandaı Behice Alkın’ın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne, 5 Ekim 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
Dair Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı 75588/01 sayılı  
bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Diyarbakır Barosu  
avukatlarından Tahir Elçi tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Behice Alkın isimli bavuran, 1985 doğumludur ve ırnak’ta ikamet etmektedir.  
Bavuran, olayların gerçekletiği sırada, on bir yaında olup ırnak iline bağlı Ortabağ  
köyünde ikamet etmekteydi.  
Davaya konu olaylar, taraflarca sunulduğu ve belgelerden anlaıldığı ekliyle öyle  
özetlenebilir:  
A. Olay  
Bavuran, 13 Mayıs 1996 tarihinde (on bir yaındayken), diğer çocuklarla birlikte  
köyünün yakınındaki çimlerde oynarken mayına basmıtır. Askerler tarafından hazırlanan  
belgeye göre, olaydan birkaç dakika önce, yakında bulunan Ortabağ Jandarma Karakolu’nda  
görevli bir jandarma eri çocuklara alandan ayrılmalarını söylemive bavuran oradan  
ayrılırken mayına basmıtır.  
Bavuran, askeri bir helikopterle önce ırnak Askeri Hastanesi’ne, daha sonra  
Diyarbakır Askeri Hastanesi’ne götürülmütür. 22 Ağustos 1996 tarihinde Diyarbakır Askeri  
Hastanesi tarafından hazırlanan sağlık raporuna göre, bavuranın sol bacağı diz kısmından  
kesilmitir. Bavuranın ailesinin yeterli maddi imkanı olmaması nedeniyle, sosyal hizmetler  
tarafından sağlanan yardımla bavurana protez bacak takılmıtır.  
B. Cezai kovuturma  
Bavuranın babası, 19 Mayıs 1996 tarihinde jandarmaya ifade vermi, olayın bir kaza  
neticesi gerçekletiğini ve hiç kimse hakkında ikayetçi olmayacağını belirtmitir. Bavuran  
da 4 Haziran 1996 tarihinde vermiolduğu ifadesinde, kaza olduğunu belirttiği olayla ilgili  
olarak ikayetçi olmayacağını bildirmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, Uludere Cumhuriyet Basavcığı, olayla ilgili olarak resen  
soruturma balatmıtır. 27 Haziran 1996 tarihinde, soruturmanın devam ettirilebilmesi için  
gerekli iznin verilmesi talebiyle dava dosyası Uludere Đl Đdare Kurulu’na gönderilmitir.  
14 Ağustos 1997 tarihinde, Uludere Đl Đdare Kurulu, Cumhuriyet Savcısı’nın izin  
talebini reddetmitir. Đl Đdare Kurulu, askerin uyarısına rağmen bavuranın mayınlı araziden  
2
geçtiğini belirterek askerler yönünden herhangi bir kasıt veya hatanın sözkonusu olmadığı  
yönünde karar vermitir.  
4 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi, Uludere Đl Đdare  
Kurulu’nun kararını resen incelenmive onamıtır.  
Bavurana göre, 14 Ağustos 1997 tarihli karar ile 4 Aralık 1997 tarihli nihai karar  
kendisine veya ailesine tebliğ edilmemi, sözkonusu kararlardan ancak 2004 yılında haberdar  
olmulardır.  
C. Tazminat davası  
26 Mart 1997 tarihinde, bavuranın yasal velileri olarak anne ve babası, Đçileri  
Bakanğı’na bavuruda bulunarak bavuranın gördüğü zarar nedeniyle maddi ve manevi  
tazminat talebinde bulunmulardır. 5 Haziran 1997’de, Đçileri Bakanlığı mahkeme kararı  
olmadan tazminat ödemesi yapamayacağını bildirmitir.  
16 Haziran 1997 tarihinde, bavuranın ailesini temsil eden avukat, Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi’nde Đçileri Bakanlığı aleyhinde tazminat davası açmıtır. Aile, dava dilekçesinde  
bavuranın görmüolduğu zarardan Devlet’in sorumlu olduğunu iddia etmitir. Danıtay’ın  
içtihadına göre, Đçileri Bakanlığı’nın hatalı olmadığı tespit edilse bile, “sosyal risk ilkesi”ne  
göre, Devlet’in her halukarda bavuranın gördüğü zararın sorumluluğunu üstlenmesi  
gerektiğini ileri sürmütür. Bavuranın ailesi, 6,000,000,000 TL maddi, 1,000,000,000 TL  
manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
Đçileri Bakanlığı ile bavuranın ailesi sırasıyla 13 Ağustos ve 15 Eylül 1997  
tarihlerinde davanın esasına ilikin görülerini sunmulardır. 1998 ve 1999 yıllarında cezai  
kovuturma dosyası Đdare Mahkemesi’ne sunulmutur.  
26 Nisan 2000 tarihinde, bavuranın ailesi, avukatlarının yardımıyla Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi’ne mektup göndermive aynı mahkemenin geçen üç yıl içerisinde davanın  
incelenmesinde herhangi bir ilerleme kaydetmediği konusunda ikayetçi olmutur. Bavuranın  
ailesi, Đdare Mahkemesi’nin dikkatini yaadıkları maddi zorluklara çekmive ödemeleri  
gereken mahkeme masraflarının sözkonusu sorunları arttırdığını ifade etmitir. Aile,  
mahkemeden kovuturmanın hızlandırılmasını talep etmitir.  
27 Nisan 2000 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, bavuranın gördüğü maddi  
zarar miktarını hesaplaması için bir bilirkii tayin etmitir. Bilirkii 17 Ekim 2000 tarihinde  
raporunu mahkemeye sunmutur. Bilirkii raporuna göre, bavuranın gördüğü maddi zarar  
13,522,992,551 TL’dir.  
21 Aralık 2000 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, bavuranın ailesine talep  
edilen miktarın tamamının ödenmesine karar vermitir. Đdare Mahkemesi, kararında,  
bavuranın güvenlik güçleri tarafından döenen mayının patlaması sonucu zarar gördüğünü ve  
buna bağlı olarak Devlet’in sözkonusu zararı telafi etmesi gerektiği sonucuna varmıtır. Đdare  
Mahkemesi, sözkonusu kararını, kusurlu fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunmasını  
gerektirmeyen “sosyal risk” ilkesine dayandırmıve terörle mücadeleden kaynaklanan zarar  
yükümlülüğünün, “adalet” ve “sosyal devlet” ilkelerine uygun olarak toplumun tamamı  
tarafından paylaılması gerektiği kanaatine varmıtır.  
3
Đçileri Bakanlığı, 2 Mayıs 2001 tarihinde sözkonusu kararı temyiz etmitir.  
Bavuran, icra dairesine bavurarak Bakanlık aleyhinde bir ödeme emri çıkartılmasını  
talep etmive sözkonusu talep kabul edilmitir. Đçileri Bakanlığı, 21 Haziran 2001 tarihinde  
çıkarılan ödeme emrine uymayıp ek süre talebinde bulunmayınca, icra dairesi 6 Haziran 2002  
tarihinde Đçileri Bakanlığı’nı sözkonusu emri yerine getirmeye çağırmıtır.  
25 ubat 2003 tarihinde, Danıtay, Đçileri Bakanlığı’nın temyiz talebini reddetmitir.  
Danıtay, askerler tarafından mayın döenmesi ile bavuranın gördüğü zarar arasında illiyet  
bağı bulunmasına rağmen, makamların kusurlu olmadığı kanaatine varmıtır. Bu itibarla,  
Đdare Mahkemesi’nin “sosyal risk ilkesi”ne dayanarak tazminata hükmetmesi yerinde bir  
karardır. Danıtay’ın kararı 11 Haziran 2003 tarihinde Đçileri Bakanlığı’na tebliğ edilmitir.  
1 Temmuz 2003 tarihinde, Đçileri Bakanlığı bavurana 27,330,800,000 TL  
(sözkonusu zamanda yaklaık 17,000 Euro) tazminat ödemitir.  
Makamlar, sonradan Đçileri Bakanlığı’na 1 Temmuz 2003 tarihinde ödenen miktarın  
gerçek borç miktarına tekabül etmediğini, bavurana sözkonusu miktara ilaveten  
1,483,874,000 TL (yaklaık 900 Euro) ödenmesi gerektiğini bildirmitir. 12 Ekim 2004  
tarihinde, Đçileri Bakanlığı bu miktarı icra dairesi tarafından belirlenen banka hesabına  
aktartır. Bununla birlikte, havale belgelerinde alıcının isminin veya herhangi bir referans  
numarasının bulunmaması nedeniyle, banka bavuranı bilgilendirememitir. Sonuç olarak 2  
Kasım 2006 tarihinde bavuranın avukatına ödeme yapılmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, mayından zarar görmesini engellemek adına makamlar tarafından yeterli  
önlem alınmadığı ve davanın koullarına ilikin etkili bir soruturma yapılmadığı konusunda  
ikayetçi olmutur. Sözkonusu ikayetler AĐHS’nin 2. maddesi kapsamına girmektedir.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
Hükümet, bavuranın altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle ikayetin kabuledilemez  
olduğunu ileri sürmütür. Hükümet, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin kararını açıkladığı 4  
Aralık 1997 tarihinden itibaren altı ay içerisinde bavuranın bavuruda bulunmuolması  
gerektiğini belirtmitir.  
Bavuran, Diyarbakır Đdare Mahkemesi kararının kendisine tebliğ edilmediğini ileri  
sürmütür. Bavuran, ayrıca, henüz bacağını kaybetmive daha 11 yaında iken askerler  
hakkında suç duyurusunda bulunmanın kendisi için imkansız olduğunu iddia etmitir.  
AĐHM, ilk olarak, Hükümet’in 2. maddenin uygulanabilirliğine itiraz etmediğini  
kaydeder. AĐHM, her halukarda, döenen mayının ve sonradan gerçekleen patlamanın  
öldürme potansiyeline sahip olduğu ve bavuranın hayatını tehlikeye attığı gerekçesiyle,  
bavuranın patlamadan sonra ans eseri hayatta kalmasının, AĐHM’yi sözkonusu ikayeti  
AĐHS’nin 2. maddesi kapsamında incelemekten alıkoymadığını belirtir (mutatis mutandis,  
4
Makaratzis / Yunanistan, no. 50385/99; Osman / Birleik Krallık, Hüküm ve Karar Raporları  
1998-VIII; Yaa / Türkiye, Raporlar 1998-VI).  
AĐHM, bavuranın yaralanmasına sebep olan mayının Savunmacı Hükümet  
bünyesindeki askeri güçler tarafından döendiği konusunun taraflar arasında ihtilaflı  
olmadığını kaydeder. Bu nedenle, AĐHM, çok sayıda sivil ve çocuğun yaamını etkileyen ve  
insanların hayatını kaybetmesine neden olan mayınlar gibi insanlık dıı ve ayrım yapmayan  
silahların döenmesinin kasıtlı bir öldürücü güç kullanımı anlamına geldiği kanaatindedir. Bu  
itibarla, sözkonusu davaya uygulanabilir ilkeler, AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan negatif  
yükümlülükle ilgili olarak AĐHM içtihadında gelitirilenlerdir.  
Bu bağlamda, yaam hakkı ihlalleri, yalnızca mağdurun yakınlarına tazminat  
ödenmesi yönünde verilen bir kararla telafi edilemez (Nikolova ve Velichkova / Bulgaristan,  
no. 7888/03; Leonidis / Yunanistan, no. 43326/05; Amaç ve Okkan / Türkiye, no. 54179/00).  
Bu nedenle, AĐHM, bavuranın ikayetine ilikin olarak yeterli telafiyi sağlayabilecek  
iç hukuk yolunun cezai kovuturma olduğunu, ancak sözkonusu kovuturmanın 4 Aralık 1997  
tarihinde (bavuru öncesindeki altı aydan daha uzun bir sürede) sonlandırıldığını kaydeder.  
AĐHM, bavuranın tazminat elde etme amacıyla balattığı idari kovuturmanın altı  
aylık sürenin ileyiini etkilemediği kanaatindedir. AĐHM, Türkiye’deki idare mahkemeleri  
tarafından terör eylemleri sonucu veya terörle mücadele sırasında zarar gören kiilere  
tazminat ödenmesine hükmedilirken benimsenen ve hatasızlığa dayanan bir ilke olan “sosyal  
risk ilkesi” temel alınarak bavurana tazminat ödenmesine karar verildiğini kaydeder. AĐHM,  
2. madde davalarında, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlamadığı  
gerekçesiyle,  
hatasızğa dayanan bu tazminat usulünün etkililiğini sürekli olarak  
reddetmitir.  
Bavuranın 2004 yılına kadar cezai kovuturmanın sonucundan haberdar olmadığı  
yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, cezai soruturmanın hala devam ettiği 1997 yılında,  
bavuran ile ailesinin tazminat davası süresince, aratırma yapabilecek, cezai soruturmanın  
sonucunu öğrenebilecek ve karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde müvekkillerinin  
AĐHM’ye bavurması konusunda tavsiyede bulunabilecek bir avukat tarafından temsil  
edildiklerini kaydeder. Ayrıca, cezai soruturma dosyası Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin  
elinde olup bavuran ile avukatı sözkonusu dosyaya ulaabilirdi. Bununla beraber, ne  
bavuranın ne ailesinin ne de avukatın cezai soruturmanın varlığından veya sonucundan  
haberdar olmak için gerekli çabayı göstermedikleri anlaılmaktadır (mutatis mutandis,  
Seyithan Aydın / Türkiye, no. 71998/01).  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki  
ikayetiyle ilgili olarak altı ay kuralına uymadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca bavurunun bu kısmı reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, 16 Mayıs 2005 tarihinde AĐHM’ye gönderdiği mektubunda, ilk defa  
AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca ikayette bulunmutur.  
Hükümet, sözkonusu ikayetlere itiraz etmitir.  
5
AĐHM, bu ikayetlerin yerel mahkemelerce yürütülen yargılamanın sonuçlanmasının  
ardından altı ayı akın bir süre boyunca, 2005 yılına kadar dile getirilmediğini kaydeder.  
AĐHM, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle, sözkonusu ikayetlerin de AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.  
III. YARGILAMA SÜRESĐNĐN UZUNLUĞU NEDENĐYLE AĐHS’NĐN 6/1  
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, idari yargılamanın makul bir süre içerisinde tamamlanmadığı konusunda  
ikayetçi olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Bavuran, idari yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre  
artına uymadığı konusunda ikayetçi olmutur.  
Hükümet’e göre, aslına bakıldığında makul bir süre içerisinde tamamlanan yargılama  
sırasında aırı bir gecikme yaanmatır.  
AĐHM, Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13 maddesine göre, idari eylemlerden  
hakları ihlal edilmiolanların idare mahkemelerinde tazminat davası açmadan önce, ilgili  
idareye bavurarak gördükleri zarar için tazminat talebinde bulunmaları gerektiğini kaydeder.  
Bir baka deyile, doğrudan makamlara bavurarak tazminat talebinde bulunmak, idari dava  
açmak için zorunlu bir önkouldur. Sözkonusu davada, bavuran 26 Mart 1997 tarihinde bu  
koulu yerine getirmitir. AĐHM, makul süreye ilikin ikayet çerçevesinde sözkonusu  
yargılama sürecinin 26 Mart 1997 tarihinde baladığını kaydeder. Danıtay’ın Đçileri  
Bakanğı’nın temyiz talebini reddettiği 25 ubat 2003 tarihinde yargılama sona ermitir.  
Dolayısıyla, yargılama iki aamalı olarak yaklaık altı yıl sürmütür.  
AĐHM, yargılama süresinin uzunluğunun dava koulları dikkate alınarak  
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. Davanın karmaıklığı, bavuran ile ilgili makamların  
tutumu (Pélissier ve Sassi / Fransa, no. 25444/94) ve bavuran için neyin tehlikede olduğu  
özellikle göz önünde bulundurulmalıdır (Kudla / Polonya, no. 30210/96).  
Yerel mahkemelerin, askeri makamların ihmalkarlığı sonucu patlamanın yaandığı  
iddiasını incelemek yerine “sosyal risk ilkesi”nin uygulanabilirliği için gerekli koulların  
sözkonusu davada mevcut olup olmadığını değerlendirmelerini özellikle göz önünde  
bulunduran AĐHM, dava konusunun karmaık olmadığı kanaatindedir. Öte yandan, bavuran  
ile ailesinin yerel mahkemeler önünde dile getirdikleri maddi zorlukları göz önünde  
bulunduran AĐHM, dava konusunun bavuran için önem arz ettiği kanaatindedir.  
Hükümet’in itirazda bulunmadığı bu gerçeğe rağmen, yargılama için gerekli titizliğin  
gösterilmediği anlaılmaktadır. Bu bağlamda, AĐHM, tarafların görüleri ile cezai soruturma  
dosyasını talep etmek ve edinmek dıında, ilk üç yılda Diyarbakır Đdare Mahkemesi tarafından  
6
anlamlı bir harekette bulunulmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, Danıtay’ın Đçileri  
Bakanğı’nın temyiz talebi konusunda karara varması neredeyse iki yılı bulmutur.  
Hükümet’in ikna edici herhangi bir açıklama yapmaması durumunda sözkonusu gecikmelerin  
yerel mahkemelerden kaynaklandığı düünülmelidir.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul  
süre” artının yerine getirilmediği sonucuna varır. Sonuç olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal  
edilmitir.  
IV. 21 ARALIK 2000 TARĐHLĐ KARARIN UYGULANMAMASI NEDENĐYLE  
AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ ĐLE 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Đdare Mahkemesi’nin 21 Aralık 2000 tarihli kararında ödenmesine  
hükmettiği meblağın uzun bir süre boyunca makamlar tarafından kendisine ödenmediği ve bu  
süre içerisinde de Türkiye’deki yıllık enflasyon oranının çok yüksek olduğu konusunda  
ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmitir. Hükümet, AĐHM’nin dikkatini  
Danıtay kararının 11 Haziran 2003 tarihinde Đçileri Bakanlığı’na tebliğ edildiği ve  
Bakanğın 1 Temmuz 2003 tarihinde sözkonusu tazminatı ödediği konusuna çekmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, AĐHS’nin 6/1 maddesi, hukukun üstünlüğünü kabul eden  
devletlerde, nihai ve bağlayıcı kararların, taraflardan birinin zararına etkisizlik doğurmayacak  
ekilde uygulanmasını gerektirir. Buna göre, bir yargı kararının uygulanması engellenemez,  
geçersiz kılınamaz veya gereksiz yere geciktirilemez (Hornsby / Yunanistan, Raporlar 1997-  
II; Burdov / Rusya, no. 59498/00).  
AĐHM, Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. Maddesine göre, Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi kararının temyiz aamasında incelenmesinden ve kesinlik kazanmasından önce  
dahi Đçileri Bakanlığı’nın sözkonusu karara uyma yükümlülüğünün bulunduğunu kaydeder.  
Bununla birlikte, AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, Sözleme’ye Taraf Devletlerin  
yerel mahkeme kararlarını uygulama yükümlülüğü yalnızca “nihai ve bağlayıcı” kararları  
kapsamaktadır. Bu davada, bavuran, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin kararı kesinlemeden  
sözkonusu kararın uygulanmadığı konusunda ikayetçi olmutur. Hükümet tarafından  
belirtildiği üzere, Đçileri Bakanlığı Danıtay kararının kendilerine tebliğ edilmesinden  
yaklaık üç hafta sonra bavurana gerekli tazminatı ödemitir. AĐHM, Hükümet’in AĐHS’nin  
6. maddesinde öngörülen yükümlükleri yerine getirdiğine karar vermitir.  
Benzer ekilde, AĐHS’nin 1 No.lu Protokolü’nün 1. maddesi uyarınca, Diyarbakır  
Đdare Mahkemesi’nin kararında hükmedilen tazminat, bu karara karı yapılan temyizin  
Danıtay tarafından incelenmesinden önce “mâmelek” olarak z. addedilemez. Yukarıda  
belirtildiği gibi, Đçileri Bakanlığı Danıtay kararının kendilerine tebliğ edilmesinden üç hafta  
sonra bavurana gerekli tazminatı ödemitir.  
Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve  
4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle bu ikayetlerin  
reddedilmesi gerektiği sonucuna varır.  
7
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 60,000 Euro, manevi tazminat olarak 50,000 Euro  
talep etmitir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydeden AĐHM sözkonusu talebi reddeder. Öte yandan, AĐHM, bavurana manevi tazminat  
olarak 4,000 Euro ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve  
giderleri için 6,400 Euro, AĐHM önündeki yargılama giderleri için ise 2,700 Euro talep  
etmitir. Bavuran, sözkonusu taleplerini desteklemek üzere, avukatının bu dava için kaç saat  
çalığını gösteren bir döküm sunmutur.  
Hükümet, bavuranın yargılama masraf ve giderlerine ilikin taleplerinin dayanaktan  
yoksun olduğunu iddia etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, bavuranın Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak aldığı  
850 Euro düülerek yargılama masraf ve giderlerinin tamamı için bavurana 2,000 Euro  
ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM  
1. 1’e 6 oyla idari yargılama süresinin uzunluğuna ilikin olarak AĐHS’nin 6. maddesi  
uyarınca yapılan ikayetin kabuledilebilir olduğuna, bavurunun geri kalan kısmının  
kabuledilemez olduğuna;  
8
2. Oybirliği ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal  
edildiğine;  
3. Oybirliği ile  
(a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her  
türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından bavurana  
manevi tazminat olarak 4,000 Euro (dört bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için adli  
yardım olarak ödenen 850 Euro düülerek 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9