Makaratzis / Yunanistan, no. 50385/99; Osman / Birleꢀik Krallık, Hüküm ve Karar Raporları
1998-VIII; Yaꢀa / Türkiye, Raporlar 1998-VI).
AĐHM, baꢀvuranın yaralanmasına sebep olan mayının Savunmacı Hükümet
bünyesindeki askeri güçler tarafından döꢀendiği konusunun taraflar arasında ihtilaflı
olmadığını kaydeder. Bu nedenle, AĐHM, çok sayıda sivil ve çocuğun yaꢀamını etkileyen ve
insanların hayatını kaybetmesine neden olan mayınlar gibi insanlık dıꢀı ve ayrım yapmayan
silahların döꢀenmesinin kasıtlı bir öldürücü güç kullanımı anlamına geldiği kanaatindedir. Bu
itibarla, sözkonusu davaya uygulanabilir ilkeler, AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan negatif
yükümlülükle ilgili olarak AĐHM içtihadında geliꢀtirilenlerdir.
Bu bağlamda, yaꢀam hakkı ihlalleri, yalnızca mağdurun yakınlarına tazminat
ödenmesi yönünde verilen bir kararla telafi edilemez (Nikolova ve Velichkova / Bulgaristan,
no. 7888/03; Leonidis / Yunanistan, no. 43326/05; Amaç ve Okkan / Türkiye, no. 54179/00).
Bu nedenle, AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetine iliꢀkin olarak yeterli telafiyi sağlayabilecek
iç hukuk yolunun cezai kovuꢀturma olduğunu, ancak sözkonusu kovuꢀturmanın 4 Aralık 1997
tarihinde (baꢀvuru öncesindeki altı aydan daha uzun bir sürede) sonlandırıldığını kaydeder.
AĐHM, baꢀvuranın tazminat elde etme amacıyla baꢀlattığı idari kovuꢀturmanın altı
aylık sürenin iꢀleyiꢀini etkilemediği kanaatindedir. AĐHM, Türkiye’deki idare mahkemeleri
tarafından terör eylemleri sonucu veya terörle mücadele sırasında zarar gören kiꢀilere
tazminat ödenmesine hükmedilirken benimsenen ve hatasızlığa dayanan bir ilke olan “sosyal
risk ilkesi” temel alınarak baꢀvurana tazminat ödenmesine karar verildiğini kaydeder. AĐHM,
2. madde davalarında, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlamadığı
gerekçesiyle,
hatasızlığa dayanan bu tazminat usulünün etkililiğini sürekli olarak
reddetmiꢀtir.
Baꢀvuranın 2004 yılına kadar cezai kovuꢀturmanın sonucundan haberdar olmadığı
yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, cezai soruꢀturmanın hala devam ettiği 1997 yılında,
baꢀvuran ile ailesinin tazminat davası süresince, araꢀtırma yapabilecek, cezai soruꢀturmanın
sonucunu öğrenebilecek ve karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde müvekkillerinin
AĐHM’ye baꢀvurması konusunda tavsiyede bulunabilecek bir avukat tarafından temsil
edildiklerini kaydeder. Ayrıca, cezai soruꢀturma dosyası Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin
elinde olup baꢀvuran ile avukatı sözkonusu dosyaya ulaꢀabilirdi. Bununla beraber, ne
baꢀvuranın ne ailesinin ne de avukatın cezai soruꢀturmanın varlığından veya sonucundan
haberdar olmak için gerekli çabayı göstermedikleri anlaꢀılmaktadır (mutatis mutandis,
Seyithan Aydın / Türkiye, no. 71998/01).
Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki
ꢀikayetiyle ilgili olarak altı ay kuralına uymadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 35.
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca baꢀvurunun bu kısmı reddedilmelidir.
II. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, 16 Mayıs 2005 tarihinde AĐHM’ye gönderdiği mektubunda, ilk defa
AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca ꢀikayette bulunmuꢀtur.
Hükümet, sözkonusu ꢀikayetlere itiraz etmiꢀtir.
5