CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AMAÇ VE OKKAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 54179/00 ve 54176/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Kasım 2007  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 22 Temmuz 1999 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve  
Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca iki bavuru yapılmıtır.  
On iki T.C. vatandaı Kamile, Ümmettin, Đnan, Asiye, Mültezim, Cindi, Sakin, Besra, Veli,  
Zülfi, Murat, Sadi Amaç ve tüm Amaç ailesi adına 54179/00 bavuru numarası ile bavuru  
yapıltır. Bavuranlar sırasıyla 1949, 1970, 1972, 1976, 1976, 1978, 1980, 1982, 1984,  
1987, 1989 ve 1991 doğumludur.  
Altı T.C. vatandaı Kıfaye, Cahit, Bilen, Đkram, Müyesser ve Haim ve tüm Okkan ailesi  
adına 54176/00 bavuru numarası ile bavuru yapılmıtır. Bavuranlar sırasıyla 1974, 1990,  
1992, 1994, 1995 ve 1997 doğumludur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi önünde (AĐHM) Diyarbakır barosu  
avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranların hepsi Diyarbakır’da ikamet etmektedir. 54179/00 numaralı bavuru Diyarbakır  
ili Kulp ilçesine bağlı Aygün köyü yakınlarına döenen mayının patlaması sonucu 15  
Temmuz 1997 tarihinde ölen Raif Amaç’ın ei ve çocukları tarafından yapılmıtır.  
54176/00 numaralı bavuru ise aynı kazada ölen köy korucusu Nurullah Okkan’ın ei ve  
çocukları tarafından yapılmıtır.  
15 Temmuz 1997 tarihinde Raif Amaç, Nurullah Okkan ve diğer köylüler evlerine traktör ile  
gidip gelmekteydiler; meydana gelen patlamanın hemen ardından jandarma ekipleri olay  
yerine gelmi, yaralı yedi kii helikopterle Diyarbakır askeri hastanesine götürülerek tedavi  
altına alınmıtır. Jandarmalar olay yerinin krokisini çizerek olay yeri tutanağı hazırlamılar,  
bomba parçalarını incelemeye almılar ve görgü tanıklarının ifadelerine bavurmulardır.  
Jandarma tarafından hazırlanan tutanağa göre mayın düzeneği mutfak tipi gaz kullanılarak  
hazırlanmıtır.  
Kulp Cumhuriyet Savcısı resmi bir soruturma balatmıtır. Aynı gün Raif Amaç için otopsi  
düzenlenmi, hazırlanan otopsi raporunda adı geçenin ölüm nedeninin dıetkenlere bağlı  
yaralanmalardan ve kanamadan ileri geldiği belirtilmitir.  
Dosya Nurullah Okkan adına düzenlenmibir otopsi raporunu içermemektedir.  
Savcı, 1997 Ağustos ayında birçok görgü tanığını dinlemitir.  
28 Eylül 1997 tarihinde Kulp Cumhuriyet Savcısı Raif Amaç’ın ölümüyle ilgili olarak  
meydana gelen olaylarda terör bağlantısı olduğuna itibar ederek ratione materia bakımından  
yetkisizlik kararı vermive dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Savcısı’na göndermitir.  
2
30 Ekim 1997 tarihinde DGM Savcısı da benzer kararı Nurullah Okkan’ın ölümü hakkında  
vermitir.  
Diyarbakır DGM Savcısı bu davaların birletirilmesine karar vermitir.  
Amaç ailesi 7 Haziran 1998 tarihinde Đçileri Bakanlığı’na yazmıoldukları mektupla yirmi  
dört milyar TL maddi, yirmi dört milyar TL manevi tazminat talebinde bulunmutur (kırk  
sekiz milyar TL o dönemde yaklaık 192.000 USD’ye karılık gelmektedir; asgari ücret ise  
35.437.500 TL ve yaklaık 140 USD’dir).  
Đdare tarafından hiçbir yanıt alamayan Amaç ailesi aynı miktarlar için Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi’nde (Mahkeme) tam yargı davası açmılardır. Adli yardım talebi de buna dahildir.  
Okkan ailesi de sözü edilen miktarların yarısı tutarındaki tazminat talebiyle aynı davayı  
açmıtır.  
Mahkeme 22 Ekim 1998 tarihinde adli yardım talebini reddetmi, gerekçe olarak ise Danıtay  
yerleik içtihadına göre bir avukat aracılığıyla temsil edilen bir bavuranın ödeme  
kabiliyetinin olmadığını ileri süremeyeceğini ifade etmitir.  
Mahkeme 9 Kasım 1998 tarihinde Amaç ailesine otuz gün içinde 432 milyon TL tutarındaki  
yargı giderini ödemesi çağrısında bulunmutur (bu miktar yaklaık 880 USD’dir ve o  
dönemde asgari ücret 190 USD’dir).  
Mahkeme 4 ubat 1999 tarihinde çağrısını yinelemi, bavuranlar 8 Mart 1999 tarihinde  
yazmıoldukları bir yazıyla bu miktarları ödeyecek maddi durumlarının olmadığını  
belirtmiler ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak Mahkemenin reddettiği adli yardım  
talebini yeniden incelemesini istemilerdir.  
Mahkeme 16 Nisan 1999 tarihinde davanın açılmamısayılması kararını vermitir.  
Bavuranlar 24 Mayıs 1999 tarihinde temyize gitmilerdir. Danıtay 19 Haziran 2001’de  
temyiz, 12 Haziran 2002’de ise tashih bavurusunu reddetmitir.  
Bu arada, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı çeitli tarihlerde güvenlik güçlerinden ölüm olayı  
zaman aımına uğrayana dek çalımalarını sürdürmelerini ve üç aylık raporlarını  
hazırlamalarını talep etmitir. Düzenlenen kimi belgeler eylemin yasadıı terör örgütü PKK  
tarafından yapıldığı sonucuna götürmektedir. Bazı raporlarda ise PKK üyelerinin  
sorgulamalarında bu davayı açığa kavuturacak bilgiler vermediği bilgisi Cumhuriyet  
Savcısı’na sunulmaktadır.  
Bavuranların talepleri üzerine Cumhuriyet Savcısı 14 Ocak ve 20 Temmuz 1999 tarihlerinde  
mayının infilak etmesine ilikin hiçbir failin bulunamadığı ve ceza soruturmasının halen  
devam ettiği bilgisini vermitir. Nisan 2006’da soruturma dosyası halen Savcı önünde  
bulunmaktaydı.  
Belirtilmeyen bir tarihte yetkililer Kifaye Okkan adına Sosyal Yardımlama ve Dayanıma  
Fonu’ndan aylık bağlanması önerisini getirmiler fakat adı geçen bu öneriyi reddetmitir.  
3
Bavuranlar belirtilmeyen bir tarihte iç hukuktaki mahkemeler nezdinde 27 Temmuz 2004  
tarihinde yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların  
Karılanması Hakkındaki Kanun’a istinaden tazminat talebinde bulunmulardır.  
ꢀĐKAYETLER  
AĐHS’nin 2. maddesini ileri süren bavuranlar yakınlarının ölümüne yol açan mayının  
güvenlik güçleri tarafından döenmiolabileceğini iddia etmekte, bu ekilde gerçeklemese  
bile yakınlarının hayatını kaybettiği yol üzerinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını  
sağlamayan Devletin üzerine düen sorumluluğu yerine getirmediğini öne sürmektedirler.  
Bavuranlar son olarak yetkililerin mayını yola döeyen ve u ana dek cezasız kalan kiilerin  
kimliklerinin tespitini sağlayacak etkili bir soruturma yürütmediklerinden ikayetçi  
olmaktadır.  
AĐHS’nin 6/1. maddesine atıfta bulunan bavuranlar yetkili bir mahkeme karısına çıkma  
hakkından yoksun bırakıldıklarını, adli yardım taleplerinin Diyarbakır idare mahkemesi  
tarafından reddedilmesi doğrultusunda aırı miktardaki yargı giderleri nedeniyle tazminat  
davası açamadıklarını ve bavurularının takipten kalktığını iddia etmektedirler.  
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
Davaların olaylar ve esas bakımından benzer sorunları ortaya koyduğu dikkate alındığında  
AĐHM bunların birletirilerek tek bir bavuru altında incelenmesine karar vermitir.  
II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE DAĐR  
Hükümet, Đdare mahkemesinin davanın esası hakkındaki mütalaasını tamamlamadığı halde  
AĐHM’ye bavuran bavuranlar nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında  
bulunmaktadır. Bavuranlar 16 Nisan 1999 tarihli kararın ardından yeni bir dava açma  
olanağına sahipti.  
Hükümet 54176/00 numaralı bavuru ile ilgili olarak AĐHM’nin Đçyer-Türkiye kararındaki  
içtihadından hareketle 5223 sayılı Kanun’a istinaden tazminat talebinde bulunulması ıığında  
bavurunun reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.  
Bavuranlar bu konuda görübildirmemilerdir.  
AĐHM Hükümetin argümanının 6. maddeye dair ikayetin davanın esasına olmayıp özü  
itibariyle bir mahkemeye eriim sözkonusu olduğunda kabul göreceğini ifade etmektedir. 6/1.  
madde herkesin medeni haklar ve yükümlülüklerinden ileri gelen her türlü itirazının yetkili bir  
mahkeme karısında tanınması hakkını güvence altına almaktadır. Bu «mahkemeye bavuru  
hakkı» medeni hak açısından bir mahkemeye eriim hakkının sadece bir yanını oluturur.  
Bunun yanı sıra, 6. maddenin 1. paragrafında yer alan diğer güvencelerden de yararlanma  
olanağını tanıyan bir yanı da mevcuttur. Hakkaniyete uygun, açık ve ivedi olma koulu  
yargılamanın yokluğunda bir yarar sağlamamaktadır. Zira medeni hak açısından hukukun  
üstünlüğü ilkesi mahkemelere eriim hakkı olmadan tahayyül edilemez (Bkz. Kreuz-Polonya  
kararı, no: 28249/95).  
4
2. madde sözkonusu olduğunda yapılan itirazın daha olumlu değerlendirilmesi mümkün  
olamamaktadır; AĐHM’nin birçok defa dile getirdiği üzere, ölümle sonuçlanan hallerde failin  
tespitini ve sorumluların cezalandırılması sağlayacak bir soruturmanın yürütülmesi  
yükümlülüğü basit bir tazminata hükmedilmesi ile giderilemez (Bkz. Kamer Demir vd.-  
Türkiye kararı, no: 41335/98, 19 Ekim 2006). Mademki bahse konu Đçyer kararındaki – ki bu  
kararda terörist eylemlerin meydana geldiği bölgede kalan mülkiyet hakkından yararlanmanın  
yasak olduğu temel itirazı yer almaktadır – koullarla benzerlikler taımıyor, 54176/00  
numaralı bavuruda yapılan itirazın bu bağlamda değerlendirilmesi gerekmektedir.  
Bu nedenle Hükümetin itirazı reddedilmektedir.  
Tarafların sunmuoldukları görüler ıığında AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca bavurunun  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe  
tespit etmemitir. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
III. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar yakınlarının ölümüne yol açan mayının yetkililer tarafından yerletirilmiꢀ  
olabileceğini iddia etmekte, ayrıca güvenliklerinin sağlanmadığını öne sürmektedirler.  
Bavuranlar son olarak ceza soruturmasının tamamlanmadığından yakınmakta ve bu  
bağlamda AĐHS’nin 2. maddesine göndermede bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmakta, yola yerletirilen mayının mutfaklarda kullanılan gazın  
bir ieye yerletirilerek imal edilen ve PKK’nın bavurduğu bir yöntem olduğunu  
savunmaktadır. Kaza yetkililerin savunma amaçlı mayınla koruma sağlayabilecekleri güvenlik  
bölgesinde değil, karayolu üzerinde meydana gelmitir. Hükümet son olarak, yetkili  
makamların benzer bir tehlike karısında bölge sakinlerini uyardıklarını belirtmektedir. Bu  
nedenledir ki otuz kadar kiinin önündeki bir grup aynı yolu yaya olarak geçmitir. Bu  
insanlar yolun güvenli olduğunu haber etmilerdir. Ayrıca yolu kontrol etmek için traktör  
önünde giden yedi sekiz kiilik bir köy korucusu da vardı. Yetkili merciler bu tür bir kazanın  
önüne geçmek için gerekli bütün tedbirleri almılardır.  
A. Maddi bakımdan  
AĐHM dava dosyasında yer alan belgeler ve özellikle Hükümetin etkili adli soruturmalara  
ilikin sunmuolduğu unsurlar ve taraflarca sunulan görüler ıığında ortaya çıkan sorunları  
ele alacaktır.  
2. madde AĐHS’nin öncelikli maddeleri arasında yer alır ve Avrupa Konseyi’ni ekillendiren  
demokratik toplumların temel değerlerinden birini tekil eder. 2. maddenin güvencesi  
altındaki bu korumanın önemine vakıf AĐHM yaam hakkına yönelik ikayetleri büyük bir  
titizlikle ele alarak görüünü bu çerçevede oluturacaktır (Bkz. Fatma Kaçar-Türkiye kararı,  
no: 35838/97, 15 Temmuz 2005).  
Bavuranların yakınları yola yerletirilen ve mutfak gazından yapıldığı sanılan bir mayının  
patlaması sonucu yaamlarını yitirmilerdir. Kaza terörist eylemlerin yaandığı bir bölgede  
meydana gelmitir.  
AĐHM, davanın koulları ve sunulan delilleri dikkate aldığında yetkililerin yola mayın  
ediği iddiasının güvenilir emarelerden çok varsayımların ve spekülasyonların ötesine  
5
geçemediğini kaydetmektedir (Bkz. örneğin mutatis mutandis, Hamiyet Kaplan vd.-Türkiye  
kararı, no: 36749/97, 13 Eylül 2005).  
AĐHS’nin 2/1. maddesinin ilk cümlesi Devlet’i yalnızca istemli ve illegal ölüme sebebiyet  
vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuki düzende kendi yargısına tabi kiilerin  
yaam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır (Bkz.  
Osman-Birleik Krallık kararı, 28 Ekim 1998).  
AĐHM, Hükümetin bölge halkının olası tehlikelere karı uyarıldığı görüünü teyit eder ekilde  
köylülerin sıklıkla ve temkinle bu yolu kullandıklarını gözlemlemektedir. Đlk grup yaya olarak  
gitmive köylülere yolun güvenli olduğunu söylemitir. Köylüler bunun üzerine köy  
korucularıyla -Devletin görevlendirdiği kiilerdir- birlikte traktörle ve yaya olarak  
geçmilerdir ki, bu nokta da bir kez daha yolun güvenli olduğunun kanıtıdır (köy  
korucularının görevleri hakkında, bkz. Đhsan Bilgin-Türkiye kararı, no: 40073/98, 27 Temmuz  
2006).  
Bireyin korunması için önleyici nitelikte birtakım pratik önlemler alma pozitif yükümlülüğü  
yetkili makamlara katlanılmaz veya aırı bir yük getirmeyecek ekilde yorumlanmalıdır. Zira  
yaama yönelik her türlü tehdit yetkili makamları bu tehdidin gerçeklemesine engel olmak  
için AĐHS açısından somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (Bkz. mutatis mutandis,  
Tanrıbilir-Türkiye kararı, no: 21422/93). Yetkili makamların bölge sakinlerini tehlikeden  
haberdar etmeleri ve köy korucuları tarafından alınan tedbirler sözü edilen yükümlülük  
bakımından dava koullarında yeterli sayılmaktadır.  
AĐHM mevcut bavuruda yetkililerin mayınlardan arındıracağı ve bölgeye giriin  
engellenmesini gerektirecek özel bir alanın bulunmadığını gözlemlemektedir (Bkz. mutatis  
mutandis Hatice Evcil-Türkiye kararı, no: 6260/99, 6 Nisan 2004).  
AĐHM, bavuranların yakınlarının yaamlarını yitirdiği üzüntü verici bu kazanın meydana  
gelmesinde Devlete yüklenebilecek hiçbir sorumluluğun olmadığını kaydetmektedir.  
AĐHS’nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmemitir.  
AĐHM bununla birlikte, ulusal hukukta genel anlamıyla objektif yükümlülüklere ilikin  
benimsenen hükümlerin benzer artlarda hayatlarını kaybeden mağdur yakınlarının dile  
getirecekleri tazminat talepleri karısında Devletin yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sonuç  
eklinde yorumlanmaması gerektiğine itibar etmektedir.  
B. Usul bakımından  
Bavuranlar yetkililerin mayını yerletiren kiilerin kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak  
etkili bir soruturmayı sürdürmediklerinden ve bu kiilerin imdiye kadar cezasız kalmasından  
yakınmaktadırlar.  
Hükümet usul bakımından yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin belirlenmesi için  
bir sonuç elde etmenin art olmadığını savunmaktadır. Hükümete göre zanlıların tespitine  
götürecek her türlü yöntem kullanılmıtır.  
AĐHM, yaam hakkının korunması yükümlülüğünün bir kii hayatını kaybettiğinde resmi bir  
soruturmanın balatılmasını zorunlu kıldığını hatırlatır. Böyle bir soruturmanın asıl amacı  
6
bu hakkın güvence altına aldığı yasaların etkili bir ekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu  
amaçların gerçekletirilmesine olanak tanıyan hangi tür soruturma yöntemi olursa olsun,  
mağdur yakınları olmasa da yetkililer dikkatlerine sunulan bir durumu resen incelemek  
durumundadır (Bkz. Paul ve Audrey Edwards-Birleik Krallık kararı, no: 46477/99).  
Ölüm olayı ile ilgili yürütülen bir soruturmanın etkili sayılabilmesi sorumluların  
kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına bağlıdır. Bu noktada izlenen  
yöntemlerin sonucu değil, bunlara nasıl ulaıldığı önemlidir; yetkililer olaya ilikin elde  
edilen delillere makul eriimin sağlanması için gerekli önlemleri almak durumundadır (Bkz.  
Yaaroğlu-Türkiye kararı no: 45900/99, 20 Haziran 2006).  
AĐHM yetkili mercilerin- önce jandarmaların sonra savcının- kazanın meydana geldiği gün  
hemen olay yerine intikal ettiklerini not etmektedir. Olayın nasıl meydana geldiğinin  
varsayımsal olarak değerlendirilmesi açısından olay yeri krokisi çizilmive olay yeri tutanağı  
hazırlanmı, bomba parçaları toplanmı, görgü tanıkları dinlenilmive Raif Amaç’ın ölüm  
kaynağının tespiti için otopsi gerçekletirilmitir.  
Yetkililer davanın aydınlanması için gerekli tüm tedbirleri almıgörünmektedir.  
Soruturma ön inceleme aamasının ötesindedir. Yetkililer faili bilinmese de terörist bir  
örgütle ilgili inceleme balatmılardır. Güvenlik güçleri cinayet davası zamanaımına  
uğrayıncaya dek üçlü raporlarını tamamlamayı sürdürmülerdir.  
AĐHM ayrıca, soruturmanın etkinliğine ilikin asgari kriteri karılayan incelemenin  
niteliğinin ve derecesinin davanın koullarına bağlı olduğu düüncesindedir. Bu koullar ilgili  
olguların tümü temelinde ve soruturma çalımalarının uygulamadaki gerçeklerine bakılarak  
değerlendirilir. Ortaya çıkabilecek durumların çeitliliğini, yalnızca soruturmaya ilikin  
ilemler listesine veya basitletirilmidiğer kıstaslara indirgemek mümkün değildir (Bkz.  
diğerleri arasında, sözü edilen Fatma Kaçar kararı).  
Bavuranlar açısından bakıldığında ise, adı geçenler soruturmanın failin kim olduğunun  
bulunmasına yetmediği iddiasını öne sürmekle yetinmilerdir. AĐHM soruturmanın  
etkinliğinde ortaya çıkan ve yetkililere yüklenilebilecek bir boluğun olutuğu yorumunu  
getirememektedir.  
Dava dosyası Kıfaye Okkan için düzenlenen otopsi raporunu içermemektedir. Taraflar adı  
geçenin varlığını da yokluğunu da dile getirmemitir. Sonuç itibariyle AĐHM bu husus  
üzerinde durmayacaktır.  
AĐHM, soruturma dosyasında yer alan unsurlar ve taraflarca soruturma hakkında sunulan  
bilgiler ıığında, katil zanlısı ve/veya zanlılarının kimliklerinin tespit edilememesinde  
bavuranların yakınlarının öldürülmesi olayını çevreleyen koullarda yetkililerin etkisiz ve  
pasif kaldıkları sonucuna varılamayacağını kaydetmektedir (Bkz. mutatis mutandis  
Sabuktekin-Türkiye kararı, no: 27243/95).  
Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesi usul bakımından ihlal edilmemitir.  
7
IV. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar maddi durumlarının iyi olmaması sebebiyle yargı sürecine değin giderlerin  
aırılığından yakınmakta ve adli yardım taleplerinin Đdare mahkemesi tarafından reddedilmesi  
ile bir mahkemeye eriim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Bavuranlar bu  
çerçevede AĐHS’nin 6/1. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM yargılama giderlerinin bavuranın ödeme kabiliyeti ve sözkonusu kısıtlamanın  
yapıldığı süreç aaması da dahil davanın özel koulları ıığında değerlendirildiğini hatırlatarak  
bu unsurların ilgilinin mahkemeye eriim hakkından yararlanıp yararlanamadığının  
saptanması açısından belirleyici faktörler olduğunu eklemektedir (Bkz. sözü edilen Bakan  
kararı).  
Mevcut bavuruda, bavuranlar yaklaık 880 USD tutarında yargı masrafı yapmılardır.  
Bavuranlar tarafından yaklaık 192.000 USD tazminat talep edildiği dikkate alındığında bu  
miktarın aırı olduğu söylenemez. Bununla birlikte, yakınlarının ölümüyle bir gelirden yoksun  
kalan bavuranlar için olayların meydana geldiği dönemdeki uygulamayla en az dört asgari  
ücret tutarındaki bu miktar kayda değer bir rakamdır.  
Đdari mahkeme adli yardım talebini reddetme gerekçesi olarak bir avukat aracılığıyla temsil  
edilen bavuranların yargı gider ve masraflarını ödemelerinin olanaksız oluunu ileri  
süremeyeceklerini kaydetmitir. Mahkeme bu argümana dayanarak Danıtay’ın yerleik  
içtihadına atıfta bulunmutur.  
AĐHM nezdinde Đdare mahkemesinin kararı bu noktada yerinde alınmıbir karar değildir. Bu  
hüküm ile avukat bulundurma hakkından yararlanma gibi basit bir hususa dayanarak  
bavuranların yeterli kaynaklara sahip olduğu varsayılmı, ilgililerin gerçek mali durumu  
dikkate alınmaksızın bir değerlendirme yapılmıtır (Bkz. sözü edilen Bakan kararı).  
Adli yardım talebinin reddedilmesi kararının bavuranları davalarının bir mahkemede  
görülmesi olanağından tümüyle yoksun bıraktığını belirtmek gerekir. Ayrıca bu tür bir  
kısıtlama ilk derece mahkemesi önündeki sürecin öncesinde getirilmitir. Benzer bir karar  
itiraza ve temyize elverili değildir (Bkz. sözü edilen Bakan kararı).  
AĐHM bu bavuruya benzer koullardaki davaları incelediğini hatırlatır (Bkz. sözü edilen  
Bakan kararı ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı, no: 52658/99, 17 Temmuz 2007).  
AĐHM daha önce almıolduğu bu sonuçlardan ayrı tutulmasını gerektirecek hiçbir unsurun ve  
argümanın yer almadığını gözlemlemekte ve AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
8
AĐHM sekreteryasından bildirildiği halde bavuranlar adil tatmine değin hiçbir görüꢀ  
bildirmemitir. Bavuranlar tazminat ve yargı giderleri için bir tutar dile getirmemilerdir.  
AĐHM sonuç itibariyle, 60/2. ve Đçtüzüğünün 3. maddesine uygun olarak adil tatmin bağı  
altında bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir (Bkz. Mehdi Zana-Türkiye kararı, no:  
29851/96, 26 Mart 2001).  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesi ile güvence altına alınan bir mahkemeye eriim hakkının ihlal  
edilmesinde, prensip olarak en uygun tazminin bavuranların talepleri doğrultusunda  
davalarının zamanında yeniden görülmesini sağlamak olduğunu hatırlatır (Bkz. aynı anlamda  
sözü edilen Mehmet ve Suna Yiğit kararı).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. Bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine  
uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9