CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
APAYDIN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 502/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
12 ubat 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup,  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 502/03 bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaları Münüre Apaydın ve Fulya Apaydın’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) 19 Ağustos 2002 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini  
güvence altına Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir  
barosu avukatlarından S. Pekdatarafından temsil edilmektedir.  
19 Eylül 2006 tarihinde AĐHM, bavuruyu kısmen kabuledilemez bulmuve bavuranların  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine  
ilikin ikayetlerini Hükümete iletmeye karar vermitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Kız kardeolan bavuranlar sırasıyla 1979 ve 1978 doğumlu olup Eskiehir’de ikamet  
etmektedir.  
Bavuranlar 26 Aralık 1995 tarihinde Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi  
polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmılardır. Bavuranlar yasadıı örgüt DHKP/C  
(Devrimci Halk KurtuluPartisi/Cephe) üyesi olmakla suçlanmıtır.  
Đlk bavuran 5 Ocak 1996 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi  
karısına çıkarılmı, hakim adı geçenin tutuklanmasına karar vermitir.  
Aynı gün Đzmir DGM Cumhuriyet Savcısı karısına çıkarılan ikinci bavuran hakkında savcı  
serbest bırakma kararı almıtır.  
DGM 16 Nisan 1996 tarihinde ilk bavuranı serbest bırakmıtır.  
DGM 28 Kasım 2000 tarihinde bavuranların beraatına karar vermi, bu karar 6 Aralık  
2000’de nihai hale gelmitir.  
Bavuranlar 2 Mart 2001 tarihinde 466 sayılı Kanun’a dayalı olarak, 26 Aralık 1995 ve 16  
Nisan 1996 tarihleri arasında birinci bavuranın ve 26 Aralık 1995 ve 5 Ocak 1996 tarihleri  
arasında ikinci bavuranın özgürlüklerinden yoksun bırakılması nedeniyle maruz kaldıkları  
zararın giderilmesi için Eskiehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde tazminat davası açmılardır.  
Birinci bavuran 3.000.000.000 TL. [yaklaık 3.530 Euro] maddi ve 30.000.000.000 TL.  
[yaklaık 35.294 Euro] manevi tazminat talep etmitir. Đkinci bavuran 500.000.000 TL.  
[yaklaık 588 Euro] maddi ve 5.000.000.000 TL. [yaklaık 5.882 Euro] manevi tazminat  
istemitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 25 Mayıs, 13 Temmuz ve 6 Eylül 2001 tarihlerinde üç duruma  
gerçekletirmitir. Son durumada bilirkii bavuranların maddi kayıplarına ilikin  
değerlendirmesini mahkemeye sunmutur. Bilirkii raporu bavuranlara bildirilmemitir. Aynı  
durumada mahkeme, Cumhuriyet Savcısı’ndan bavuranların tazminat talepleri hakkında  
görülerini yazılı olarak bildirmesini istemitir. Cumhuriyet Savcısı aynı gün görülerini yazılı  
olarak sunmu, bu görüler bavuranlara bildirilmemitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 6 Eylül 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısının görüüne uyarak birinci  
bavurana 800.000.000 TL. [yaklaık 647 Euro], ikinci bavurana 125.000.000 TL. [yaklaık  
2
101 Euro] manevi tazminat verilmesini kararlatırmıtır. Mahkeme yapılan diğer taleplerin  
dayanağının olmadığına ve öne sürülen gelir kayıplarının kanıtlanmadığına itibar etmitir.  
Mahkeme bilhassa maddi tazminat talebi için bilirkii raporunun aksine, bavuranların  
öğrenci olduğu, tutuklandıkları dönemde çalımadıkları ve gelir kayıplarının bulunmadığı  
saptamasını yapmıtır.  
Bavuranlar 24 Eylül 2001 tarihinde temyize gitmi, kendilerine ödenen tazminatların yetersiz  
olduğunu, Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiolduğu kararında tazminat taleplerinde gecikme  
faizinin uygulanmasını dikkate almadığını, bilirkii raporunun kendilerine iletilmediğini ve  
açık duruma yapılmadığını ileri sürmülerdir. Bavuranlar AĐHS’nin 6. ve Ek 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmuve aynı zamanda duruma yapılmasını talep  
etmitir.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı 30 Kasım 2001 tarihinde iki bavurunun esası hakkında  
görüünü sunmutur. Basavcı tebliğnamesinde adı geçenlerin itirazında yeterli gerekçelerinin  
olmadığı cihetiyle bavurunun reddedilmesi yönünde görübildirmitir.  
Yargıtay, Basavcının tebliğnamesini incelemesinin ardından Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
kararını 21 Ocak 2002 tarihinde onamıtır. Yargıtay duruma yapmamıtır.  
Yargıtay’ın kararı 27 ubat 2002 tarihinde bavuranlara tebliğ edilmitir.  
Hazine 19 Mart 2003 tarihinde bavuranların 16 Ağustos 2002 tarihinde belirtmioldukları  
talebe istinaden birinci bavurana 800.000.000 TL. [yaklaık 445 Euro], ikinci bavurana  
125.000.000 TL. [yaklaık 69 Euro] tutarında ödeme yapmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar tazminat davasına bakan mahkemede ve Yargıtay’da hakkaniyete uygun bir  
yargılamanın yapılmadığını ileri sürmektedir. Bavuranlar duruma yapılmadığını, Ağır Ceza  
Mahkemesindeki süreçte bilirkii raporunun kendilerine iletilmediğini ve Yargıtay  
Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesinin «çekimeli  
dava» ve «silahların eitliği» ilkelerine aykırı bulunduğunu öne sürmektedir. Bavuranlar bu  
çerçevede AĐHS’nin 6/1. ve 3. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet 466 sayılı Kanun’un uygulandığı davalarda  
prensip olarak duruma yapılmasının öngörülmediğini, fakat ayet ulusal mahkemeler  
bavuranın talebinin kamu yararına dair önemli hususlar içerdiğine kanaat getirdikleri  
takdirde bir durumanın yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet 466 sayılı Kanun’un  
tazminat taleplerinde duruma yoluyla oluabilecek masraf ve gecikmelere mahal vermekten  
kaçınarak ivedi bir çözüme ulamayı amaçladığını belirtmektedir. Ayrıca, sürece ilikin hiçbir  
kuralın talep sahiplerinin dosyaya görülerini veya bilirkii raporlarına ilikin uygun  
gördükleri unsurları dosyaya koymalarını engellemediğini söylemektedir.  
Öte yandan Hükümet kanundıı yakalanan ve tutuklanan kiilerin tazminat taleplerine ilikin  
anlamazlıklarda izlenecek prosedüre dair yapılan değiiklikler hakkında da bilgi vermektedir.  
1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun  
142/7. maddesine göre mahkeme, davacı tarafı, basavcıyı ve Hazine avukatını dinlemesinin  
ardından kararını vermektedir.  
3
A. Kabuledilebilirliğe dair  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavurular kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas hakkında  
1. Ulusal yargılama çerçevesinde duruma yapılmaması  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, duruma yapılmamasını haklı gösteren istisnai haller  
olmadığı takdirde ilk ve tek derece mahkemesindeki yargılamalarda AĐHS’nin 6. maddesinin  
1. paragrafına uygun olarak «açık duruma hakkı» beraberinde «duruma» isteme hakkını  
getirir (Bkz. örneğin Hakansson ve Sturesson-Đsveç kararı, 21 ubat 1990, Fredin-Đsveç  
kararı, 23 ubat 1994, Allan Jacobsson-Đsveç kararı, 19 ubat 1998, sözü edilen Göç kararı).  
AĐHM bavuranların talebinin Eskiehir Ağır Ceza Mahkemesi ve ardından ikinci derecede  
Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından incelendiğini hatırlatır. Bavuranlara yargılamanın hiçbir  
aamasında ulusal mahkemeler önünde iddialarını sözlü olarak dile getirme olanağı  
tanınmamıtır.  
Bavuranlar tarafından dile getirilen tazminat talebine bağlı bir duruma yapılmamasını haklı  
çıkaracak istisnai koulların olup olmadığı sorusuna ilikin AĐHM, Eskiehir Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin bavuranların davalarının 466 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan  
gerekçelerden birini ortaya koyduğuna kanaat getirdiğinde adı geçenlere verilecek tazminat  
tutarının saptanmasında takdir yetkisi olduğunu gözlemlemektedir. Hükümet, Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin yalnızca bavuranların tutuklu olduğu gün sayılarını temel alan maktu bir  
tarifeye dayanarak tazminat miktarını belirlediğini öne sürmemektedir. Aksine, bahse konu  
mahkeme bavuranların avukatı tarafından yapılan taleplerin tamamını, bata ilgililerin  
ekonomik ve sosyal durumu olmak üzere birçok kiisel faktörü ve tutuklu bulundukları süre  
boyunca duygusal bakımdan çektikleri sıkıntıları göz önüne almıtır.  
Bavuranların tutuklulukları ve tutukluluk süreleri ile ekonomik ve sosyal durumlarının,  
bavuranların dinlenmesine gerek olmadan raportör hakim tarafından derlenen bilgilerden  
hareketle saptanabileceği doğru olsa bile bavuranlar tarafından çekildiği iddia edilen  
duygusal acıların değerlendirilmesinde baka hususlar devreye girmektedir. AĐHM  
bavuranların Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda tutuklamanın yol açtığı manevi zararı sözlü  
olarak dile getirme imkânları olması gerektiği görüündedir. Bavuranların yaadıkları  
deneyimin kiisel niteliği ve kendilerine verilecek uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi  
mahkeme karısına çıkarılmalarını gerekli kılmaktadır. Davanın konusunun sadece dava  
dosyasına dayalı olarak tatmin edici ekilde çözümlenebilecek teknik nitelikli olduğu  
söylenemez. Tam tersine, AĐHM bavuranlara ahsi durumlarını iç hukuktaki mahkemelerde  
ve kamu kontrolünde dile getirmelerine izin verilmesinin, adaletin iyi tecelli etmesine ve  
Devletin sorumluluğunun en iyi ekilde yerine getirilmesine daha iyi hizmet edeceğini  
ünmektedir. AĐHM’ye göre bu unsur, Hükümetçe 466 sayılı Kanun’da yer aldığı öne  
sürülen ivedilik ve etkililik unsurlarından daha önemlidir (Bkz. sözü edilen Göç kararı, Özata-  
Türkiye kararı, no: 19578/02, 20 Ekim 2005).  
4
Bu nedenlerden dolayı AĐHM duruma yapılmamasını haklı çıkaracak hiçbir istisnai koulun  
yer almadığına kanaat getirmektedir. Sonuç olarak AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmitir.  
2. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hakkında  
AĐHM bavuranların sunduğu ikayete benzer bir ikayeti daha önce incelediğini ve  
Cumhuriyet Basavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kiinin yazılı olarak bunlara  
cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Basavcısı’nın  
görüünün tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
ulağını hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Göç kararı, Sağır-Türkiye kararı, no:  
37562/02, 19 Ekim 2006; Ayçoban vd.-Türkiye kararı, no: 42208/02, 43491/02 ve 43495/02,  
22 Ekim 2005).  
AĐHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici  
hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir. Bu nedenle AĐHS’nin 6/1. maddesi bu  
bakımdan ihlal edilmitir.  
3. Bilirkii raporunun verilmemesi hakkında  
AĐHM, yukarıda yer alan gerekçelerle bavuranların adil yargılanma haklarının ihlal edildiği  
sonucuna varıldığı dikkate alındığında, bilirkii raporunun iletilmediği gerekçesiyle  
sözkonusu sürecin hakkaniyete uygun olmadığı iddiasını ayrıca incelenmesini gerekli  
görmemektedir.  
II. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar tazminatın gecikmeli olarak verilmesi ve yasal faizin uygulanmaması nedeniyle  
gelir kaybına uğradıklarından ikayetçi olmakta, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümete göre 19 Mart 2003 tarihinde tazminatların ödenmesiyle bavuranların AĐHS’nin  
ihlali iddiasıyla ileri sürdükleri mağdur sıfatları ortadan kalkmıtır. Ayrıca cebri icra sürecinin  
balatılmaması ile bavuranlar AĐHS’nin 35/1. maddesinde belirtildiği üzere iç hukuk  
yollarını tüketmemilerdir. Hükümet ilgili miktarın ödenmesi için yetkili merciler nezdinde  
yapılan müracaattan yalnızca üç gün sonra bavurunun 19 Ağustos 2002 tarihinde  
yapıldığının altını çizmektedir.  
1. Münüre Apaydın  
a. Bavuranın mağdur sıfatı hakkında  
AĐHM bir bavuran hakkında alınan bir kararın veya uygulamanın, bavuranın “mağdur”  
statüsünü ortadan kaldırmasının, ancak, ulusal makamların Sözleme’nin ihlal edildiğini  
açıkça veya esastan kabul etmeleri ve bunu telafi yoluna gitmeleri ile mümkün olduğunu  
yineler (Bkz. örneğin Amuur-Fransa kararı 25 Haziran 1996, Dalban-Romanya no: 28114/95;  
Bordovski-Rusya kararı no: 49491/99, 8 ubat 2005).  
5
Mevcut bavuruda, sözü edilen meblağ iç hukuktaki mahkemelerin kararlarına uygun olarak  
bavurana ödenmitir. Bununla birlikte, ödeme icra bavurusunun yapılmasından sonra ve  
Yargıtay’ın nihai kararının ardından yaklaık bir yıldan fazla bir süre sonunda ödeme  
gerçekletirilmitir. Bu ödeme, ayrıca, bavurana uygun bir telafi sunmamaktadır.  
Bu koullar çerçevesinde AĐHM, bavuranın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaliyle  
mağdur olduğunu öne sürebileceğini belirtmektedir.  
b. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında  
AĐHM, yerleik içtihadına göre kesinlemiyargı kararı sonucu Devlet karısında alacaklı  
konumundaki bir kiinin tazminatını alabilmek için icra sürecini balatması zorunluluğunun  
uygun bir yöntem olmadığını hatırlatır (Bkz. Metaxas-Yunanistan kararı, no: 8415/02, 27  
Mayıs 2004; son olarak Mehmet Sait Kaya-Türkiye kararı no: 17747/03, 25 Temmuz 2006).  
Dolayısıyla bu itiraz kabul edilmemektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Fulya Apaydın  
AĐHM, takip eden gerekçelerle ikayetin bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği  
doğrultusunda Hükümetin bavuranın mağdur sıfatının bulunmadığı ve iç hukuk yollarının  
tüketilmediği yönündeki itirazlarını incelemeyi gerekli görmemektedir.  
AĐHM, 21 Ocak 2002 tarihinde nihai hale gelen Ağır Ceza Mahkemesi’nin 6 Eylül 2001  
tarihli kararının Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bir «mülkü» oluturduğunu ve iç  
hukuk mercilerinin nihai hale gelen yargı kararının ardından ödemeyi hemen yapmadığını  
anımsatır (Bkz. Angelov-Bulgaristan no: 44076/98, 22 Nisan 2004).  
Buna karın, ilgili hesaplama yöntemi (Bkz. mutatis mutandis, Aka-Türkiye kararı 9 Temmuz  
1997) ve eldeki ekonomik veriler ıığında AĐHM, bavuranın uğradığı kaybın 18 Euro’ya  
ulağı saptamasını yapmaktadır. AĐHM’ye göre Yargıtay kararının tarihindeki alacak değeri  
ile ödemenin yapılacağı sıradaki değeri arasındaki farkı oluturan bu miktar önemsizdir ve  
bavurunun özel koullarında Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile güvence altına alınan  
hakka yönelik bir zarar olarak sayılamamaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Derin-Türkiye  
kararı, no: 12225/03, 11 Eylül 2007; Arabacı-Türkiye kararı, no: 65714/01, 7 Mart 2002).  
Bavurunun bu kısmı dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35/3. ve 4. maddelerinin  
uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.  
B. Esas hakkında  
Hükümet bavuranın talebinin ardından yetkililerin mümkün olan en kısa zamanda Münüre  
Apaydın’a ödemeyi yaptıklarını savunmaktadır.  
AĐHM mevcut durumda Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21 Ocak 2002’de nihai hale gelen 6 Eylül  
2001 tarihli kararının bavuranın lehine, bir alacak yarattığı ve bu durumun Ek 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesine uyarınca bir «mülkü» oluturduğunu tespit etmektedir. (sözü edilen  
Angelov kararı). Bununla birlikte, adı geçen kendisine ödenecek tazminatı iç hukuktaki nihai  
6
kararın ardından 13 aydan fazla bir süre sonunda 19 Mart 2003 tarihinde elde edebilmitir.  
Üstelik iç hukuktaki mahkeme gecikme faizine hükmetmemiolup bu dönemde yıllık  
ortalama enflasyon % 25’e ulamaktaydı. (Bkz. Ertuğrul Kılıç-Türkiye kararı, no: 38667/02,  
12 Aralık 2006).  
AĐHM ödemedeki gecikmeden dolayı bavuranın alacağının gerçek değerinin ilgili  
dönemdeki enflasyon oranı hesaba katıldığında hatırı sayılır biçimde azaldığı görüündedir.  
Yargıtay karar tarihindeki alacak değeri ile ödeme sırasındaki değeri arasındaki farktan dolayı  
bavuran önemli ölçüde zarara uğramıtır (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Aka ve Akkuꢀ  
kararları). Yalnızca Đdarenin eksikliklerine yüklenilebilecek bu fark AĐHM’yi Münüre  
Apaydın’ın hükmedilen ilk meblağa göre orantısız bir yüke katlanmak zorunda kaldığı  
üncesine sevk etmektedir.  
Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar Türk hukukunda sözkonusu durumu giderebilecek bir mekanizmanın yokluğu  
nedeniyle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesiyle birlikte AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM yukarıda varılan sonuçlar dikkate alındığında bu ikayetin ayrı bir balık altında  
incelenmesini gerekli görmemektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar 20.000 (ilk bavuran) Euro ve 5.000 (ikinci bavuran) Euro maddi ve manevi  
tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmakta, bavuranların gözaltı süresinin uzunluğu nedeniyle  
AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği ikayeti ile ilgili bavurularının (Göktavd-Türkiye  
(dostane çözüm) no: 31787/96, 25 Eylül 2001) dostane çözüm anlaması ile sonuçlandığı ve  
sırasıyla 120.000 ve 110.000 Fransız Frangı (yaklaık 18.000 ve 17.000 Euro) elde ettiklerini  
hatırlatmaktadır. Hükümet bavuranların taleplerinin gözaltı dönemine ilikin olduğu cihetle  
mükerrer olduğunu hatırlatarak, daha önce verilen miktarları göz önünde bulundurularak  
reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranlara yukarıda sözü edilen miktarın ödendiği Göktavd., davasındaki dostane  
çözümün, AĐHS’nin 5/3. maddesi uyarınca gözaltı süresi ile ilgili olduğunu oysa mevcut  
bavurunun, ulusal mahkemeler nezdinde adil yargılamayı ve 466 sayılı Kanun uyarınca,  
bavuranlara karı açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanmasından dolayı kanun dıı  
tutuklama nedeniyle verilmesine hükmedilen tazminatın gecikmeli olarak ödenmesini  
içerdiğini tespit etmektedir. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerinin yanı sıra Ek 1 no’lu Protokol’ün  
7
1. maddesine ilikin olan bu bavuru kapsamında, bavuranların AĐHS’nin 5/3. maddesi  
hakkındaki ikayetleri 19 Eylül 2006 tarihli karar ile kabuledilemez bulunmutur.  
Sonuç itibarıyla, AĐHM bu bavurunun esas olarak Göktave diğerleri bavurusuyla aynı  
olmadığını kaydederek daha önce verilen tutarları dikkate almamaktadır.  
1. Münüre Apaydın  
AĐHM’nin yerleik içtihadı (sözü edilen Aka ve Akku) ve ilgili dönemdeki ekonomik veriler  
ıığında AĐHM bavurana maddi tazminat olarak 121 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
Manevi tazminat ile ilgili ise olayların koulları göz önüne alındığında bavurana 225 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
2. Fulya Apaydın  
AĐHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir (sözü edilen Özata kararı). Manevi tazminata  
gelince, AĐHM bu davanın artlarında, ihlallerin tespitinin balı baına adil tatmin  
sağlayacağı kanısındadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama giderleri için 2.000  
Euro talep etmektedir.  
Hükümet hiçbir dayanağı olmadığı gerekçesiyle bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre 41. madde uyarınca bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini  
kanıtlağı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Iatridis-Yunanistan  
(dostane çözüm) kararı, no: 31107/96).  
AĐHM bavuranlar tarafından öne sürülen miktarların gerekli belgelerle kanıtlanmadığını  
gözlemlemekte ve bu talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Fulya Apaydın tarafından Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ikayetin  
kabuledilebilir, bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Đç hukuktaki yargılama sürecinde duruma gerçekletirilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin  
6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
8
4. Bavuranlara bilirkii raporlarının iletilmemesi hakkındaki ikayetlerin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
5. Münüre Apaydın için Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesiyle birlikte AĐHS’nin 13. maddesine yönelik ikayetin  
ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
7. Đhlallerin tespitinin Fulya Apaydın’ın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli bir adil  
tatmini oluturduğuna;  
8 a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin bavuran Münüre Apaydın’a maddi tazminat için 121  
(yüz yirmi bir) Euro ve yargı giderleri için 225 (iki yüz yirmi be) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit  
faizin uygulanmasına;  
9. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine  
uygun olarak 12 ubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
9