Hükümet, bilirkişi raporuna ve başvuranlar tarafından açıklanan miktarlara karşı çıkmaktadır.
Hükümet, sözkonusu miktarların aşırı, hukuki mesnetten yoksun, dolayısıyla kabuledilemez
olduğuna hükmetmektedir. Hükümet’e göre bu miktarların ödenmesi, başvuranların nedensiz
zenginleşmesine yol açacaktır. Hükümet, ilgililerin sunduğu belgelere dayanarak maddi
tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda Hükümet,
başvuranların tapularını sunmamaları nedeniyle, taşınmazların yüzölçümünün doğruluğunun
saptanamadığını savunmaktadır. Bu durumda Hükümet, maddi tazminat talebinin spekülatif
olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Hükümet, ihlal tespitinin, manevi tazminat için yeterli adil
tatmin oluşturacağı kanaatindedir.
Şişli’de bulunan arsa konusundaki talebe ilişkin olarak, AİHM, daha önce, başvuranların, 1
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülke” sahip olmadıklarına kanaat
getirmiştir. Bu durumda, AİHM, sözkonusu taşınmaza ilişkin talebi reddetmektedir.
Beyoğlu’nda bulunan apartmana ilişkin olarak ise AİHM, ihlal tespiti olan bir kararın,
Savunmacı Devlet’e ihlale son verme ve önceki haline gelecek şekilde ihlalin sonuçlarını
ortadan kaldırma yükümlülüğü getirdiğini hatırlatmaktadır (Iatridis- Yunanistan (adil tatmin)
başvuru no: 31107/96).
Bir davada Sözleşmeye taraf olan devletler, ihlale hükmedilen bir kararın gereklerini yerine
getirmek için kullanacakları yolları seçmekte ilke olarak özgürdürler. Bir kararın infazının
yöntemleri hakkındaki sözkonusu takdir yetkisi, AİHS tarafından Sözleşmeye taraf olan
devletlerin birincil yükümlülüğü olan insan haklarına saygı yükümlülüğünün (1. madde) cüzü
olan seçme hakkının bir ifadesidirİhlalin niteliği bir restitutio in integrum uygulama imkanı
sağlıyorsa, AİHM’nin bu konunda ne yetkisi ne elverişli bir imkanı bulunduğundan restitutio
in integrum gerçekleştirmek Savunmacı Devlet’e düşmektedir. Buna karşın şayet, ulusal
hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırma imkanı tanımıyorsa ya da yalnızca bir kısmını
ortadan kaldırıyorsa, AİHS’nin 41. maddesi gerekirse AİHM’ye, kendisine uygun gelen
tazminatın mağdur tarafa ödenmesine hükmetme yetkisi sunmaktadır (Brumarescu-Romanya
(adil tatmin) başvuru no: 28342/95).
Mevcut davada AİHM, karışık bir miras davasının sözkonusu olduğunu ve ulusal mahkemeler
tarafından daha önce üçüncü bir kişinin murisin tek mirasçısı olarak tayin edildiğini
belirtmektedir.
AİHM, dava konusu müdahalenin yasallık ilkesi ile bağdaşmadığını hatırlatmaktadır. Bu
durumda, hisselerinin başvuranlara iadesi ve adlarına tapu kaydına yeniden kaydedilmesi,
mümkün mertebe, başvuranların 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin gerekleri ihlal
edilmeseydi bulunacakları duruma tekabül eden bir duruma gelmelerini sağlayacaktır. AİHM,
işbu kararın kesinleştiği günden itibaren üç ay içinde sözkonusu tapu kaydını
gerçekleştirmediği takdirde Savunmacı Devlet’in apartmanın güncel değeri üzerinden
hesaplanan miktarı başvuranlara maddi tazminat olarak ödemesi gerektiğine hükmetmektedir.
Bu durumda, başvuranlar tarafından sunulan bilirkişi raporunun dikkate alınması
gerekmektedir.
Sahip olduğu unsurların tamamını ve apartmanın satış değerine ilişkin bilirkişi raporunun
spekülatif özelliğini göz önüne alarak, AİHM, yukarıda sözü edilen tapu kaydı işleminin
yapılmaması durumunda, Savunmacı Devlet’in, veraset ilamlarının ve malik sıfatlarının iptal
edilmesi nedeniyle maruz kaldıkları maddi zarardan dolayı başvuranlara oraklaşa olarak
20.000 Euro ödemesine hükmetmektedir.
3