CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
APRO DĐRĐL- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:68188/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 Ekim 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 68188/01 bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaları olan Apro Diril, Meryem Diril, çocukları Süleyman Diril, Can Diril, Yakup  
Diril ve Dilber Diril’in (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 27 ubat  
2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin Temel Đnsan Haklarını güvence altına  
alan 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından S. Bealtı tarafından  
temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
1. DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1960, 1956, 1982, 1983, 1985 ve 1987 doğumlu olup Đstanbul’da  
ikamet etmektedirler.  
Bavuranlar olayların meydana geldiği dönemde ırnak ili Beytüꢀꢀebap ilçesinin  
Kovankaya köyünde ikamet etmektedirler.  
13 Mayıs 1994 tarihinde Uzungeçit Jandarması tarafından hazırlanan tutanakta, Zeki  
Diril (“Zeki”) ve kuzeni Đlyas Diril’in (“Đlyas”), bu tarihte saat 16:00 civarında bir kimlik  
kontrolü sırasında yakalandıkları belirtilmektedir.  
14 Mayıs 1994 tarihinde, Zeki ve Đlyas, Uludere Jandarma Karakolu’na  
nakledilmilerdir. Aynı gün, Zeki gözaltına alınmı, Đlyas yaından dolayı serbest  
bırakıltır. Bu konuyla ilgili olarak, iki tutanak hazırlanmıve Uludere Jandarma Komutanı  
tarafından imzalanmıtır.  
1 Ağustos 1994 tarihinde, Zeki’nin babası (“bavuran”), tutuklandıkları tarih olan 2  
Mayıs 1994 tarihinden beri haber alamadığı oğlunun ve yeğeninin akıbetini sormutur.  
5 Ağustos 1994 tarihinde, bavuran Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı tarafından  
dinlenmitir. Cumhuriyet Savcısı ratione loci yetkisizlik kararı vermive dosyayı Uludere  
Cumhuriyet Basavcılığı’na sevk etmitir.  
6 Eylül 1994 tarihinde, bavuran ve Đlyas’ın babası oğullarının tutuklandıkları 2 Mayıs  
1994 tarihinden beri onlardan haber alamadıklarını Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Basavcılığı’na  
bildirmiler ve onları sağ bulacaklarına dair umutlarının kalmadığını söylemilerdir.  
Bavuranlar, oğullarının kiisel eyalarının Uludere Jandarması’nda bulunduğunu savunmuꢀ  
ve onları geri almak istemilerdir.  
1 Kasım 1994 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı, bavuranın ve Đlyas’ın  
babasının ifadelerini almıtır.  
Bavuran oğlunun, 6 Mayıs 1994 tarihinde Uzungeçit jandarmaları tarafından  
yakalanğını ifade etmitir. Oğlunun kaybolmasından sonra ahsen aratırmalar yaptığını  
açıklatır. 20 Mayıs 1994 yılında, bavuran Uludere taburuna gitmi, köy korucularını  
sorgulamı, köy korucuları oğlunun ve yeğeninin ırnak’a nakledildiğini söylemilerdir.  
Ertesi gün karılağı enoba Alay Komutanı da bu yönde bilgiler vermitir. Son olarak, bir  
2
köy korucusu, Zeki ve Đlyas’ın 20 Haziran 1994 tarihinde, ırnak’tan Uludere’ye  
nakledildiklerini belirtmitir.  
Đlyas’ın babası, köylülerden ve köy korucularından, oğlunun ve Zeki’nin 2 Mayıs 1994  
tarihinde Uzungeçit jandarmaları tarafından yakalandıklarını ve sırasıyla Uludere’ye, ırnak’a  
ve yeniden Uludere’ye nakledildiklerini söylediklerini ifade etmitir. Burada sorgulanan köy  
korucuları, çocukların burada bulunmadıklarını ifade etmilerdir.  
21 Kasım 1994 tarihi ile 8 Mart 1995 tarihi arasında, Uludere Cumhuriyet Savcısı,  
bavuran tarafından 1 Kasım 1994 tarihinde verilen ifadede adıgeçen kiilerin ifadelerini  
almıtır.  
N.Y, .B ve K.B bavuranın oğlunun akıbeti hakkında, bavurana hiçbir bilgi  
vermediklerini belirtmilerdir.  
A.Y bavuranı gördüğünü kabul etmemitir.  
H.B bavurana oğluyla ilgili bilgiler verdiğini kabul etmemive ona Alay  
Komutanı’na danımasını salık verdiğini belirtmitir.  
Ya. B. ve oğlu Yu. B., Zeki ve Đlyas’ın yakalandıkları gün evlerinde yemek  
yediklerini, bu arada bulumuoldukları iki kuzenleriyle birlikte yola çıktıklarını, bu  
dördünün daha sonra yakalandıklarını ve Uzungeçit Jandarması’na götürüldüklerini, Zeki ve  
Đlyas’ın Uludere Jandarması’na nakledildiklerini ve diğer ikisinin serbest bırakıldıklarını  
belirtmilerdir.  
A.B, Zeki ve Đlyas’ın ehre geldiklerinde valizlerini kendi dükkanına bıraktıklarını ve  
sonrasında Ya. B.’ye gittiklerini açıklamıtır. Kısa bir süre sonra, jandarmalar eliğinde  
valizlerini almak üzere geri geldiklerini ifade etmitir.  
1 ubat 1995 tarihinde, olayların geçtiği dönemdeki enoba Alay Komutanı, Bilecik  
Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmitir. Komutan ifadesinde, 17 Mayıs 1995 tarihinde,  
Bilecik’teki yeni görevine balamak üzere enoba’dan ayrıldığını ve kaybolma olayına ilikin  
bir bilgisinin olmadığını belirtmitir.  
28 Mayıs 1995 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcılığı, Zeki ve Đlyas’ın yakınları  
olan ve onlarla birlikte yakalanan K.D ve Đ.D hakkında ihzar müzekkeresi vermitir.  
13 Temmuz 1995 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cezaevi’nde tutuklu bulunan bavuran ve  
Đlyas’ın babası, 6 Eylül 1994 tarihli bavurularını yinelemilerdir.  
31 Ağustos 1995 tarihinde, Đ.D. Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı’na Zeki ve Đlyas’la  
aynı zamanda, bir gece boyunca Uzungeçit Jandarma Karakolu’nda tutulduğunu belirtmitir.  
K.D’nin ifadesi, artık belirtilen adreste ikamet etmediğinden alınamamıtır.  
16 Ekim 1995 tarihinde, Uzungeçit Jandarma Karakolu, Cumhuriyet Savcısı’nı, Zeki  
ve Đlyas’ın 11 Mayıs 1995 tarihinde, saat 19:00’da bünyesinde gözaltında tutulduklarına dair  
bilgilendirmitir. Üzerlerinde bulunan paralar emanet alınmıve serbest bırakıldıklarında  
kendilerine teslim edilmitir. Paranın teslimi ilgili kiilerin imzasıyla doğrulanmıtır.  
3
3 Aralık 1996 tarihinde, Uludere Cumhuriyet Savcısı, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet  
Savcılığı’ndan kaybolan ahısların köylerinde aratırma balatmasını ve yakınlarını  
sorgulamasını istemitir.  
3 Ocak 1997 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Jandarması, Savcılığa, belirtilen ve terör olayları  
nedeniyle boaltılan sözkonusu köylerde, kayıp kiilerin yakınlarının ikamet etmedikleri  
bilgisini vermitir.  
20 Mayıs 1997 tarihinde, Uludere Cumhuriyet Savcısı, K.D’nin dinlenmesine ilikin  
talebini Beytüꢀꢀebap Savcılığı’nda yinelemive Zeki ve Đlyas’ın son olarak nerede ve hangi  
tarihte görüldüklerini belirlemek amacıyla aratırmaların yapılması emrini vermitir.  
22 Mayıs 1997 tarihinde, Uludere Cumhuriyet Basavcığı, Jandarma Karakolu’na,  
14 Mayıs 1994 tarihli ve 9 Ocak 1997 tarihli ifadeler arasında çelikiler tespit ettiği yönünde  
bilgi vermitir. Birinci ifadede 14 Mayıs 1994 tarihinde bir kimlik kontrolü sırasında Zeki’nin  
yakalanğı ve gözaltına alındığı belirtilmiken, ikinci ifadede Zeki’nin gözaltına alınmadığı  
ifade edilmektedir. Uludere Cumhuriyet Savcısı, kontrol etmek amacıyla, gözaltı kayıtlarını  
istemitir.  
Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, Jandarma Karakolu tarafından sunulan ifadeden, Zeki ve  
Đlyas’ın PKK’ya yardım ettikleri ve destek olduklarına ilikin iddialardan dolayı 11 Mayıs  
1994 tarihinde, saat 19:00’da yakalandıklarının ortaya çıktığını saptamıtır. Jandarma’dan,  
aleyhlerine balatılan olası cezai soruturmalardan kendisini haberdar etmelerini istemitir.  
Son olarak, gözaltında tutuldukları süre içerisinde yapılan nakillere ilikin bilgiler istemitir.  
10 Haziran 1997 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Jandarması, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet  
Savcılığı’na, K.D’nin ailesiyle birlikte yurtdıına göç ettiği bilgisini vermitir. Bu bilgi 19  
Haziran 1997 tarihinde Uludere Cumhuriyet Savcısı’na iletilmitir.  
16 Temmuz 1997 tarihinde, Uludere Jandarması, Zeki ve Đlyas’la ilgili olarak gözaltı  
kayıtlarının dıında hiçbir belge bulunmadığını bildirmitir.  
5 Nisan 1998 tarihinde, Uzungeçit Jandarması tarafından hazırlanan tutanakta,  
yürüttükleri aratırmaların, Cumhuriyet Savcısı tarafından Zeki ve Đlyas’ın akıbetine ilikin  
istenen bilgileri elde etme olanağı sağlamadığı belirtilmitir. Uzungeçit Jandarması, ilgili  
kiiler hakkında bulunan tek belgenin, gözaltına alındıklarını belirten kayıt olduğunu ifade  
etmitir.  
28 Temmuz 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı Ceza Đꢀleri Genel  
Müdürğü’nden ( “Adalet Bakanlığı”) kaybolan ahısların özgürlük hakkına müdahale etmek  
suçundan, Uludere Jandarması aleyhine cezai soruturma balatma izni istemi, Zeki ve  
Đlyas’ın 11 Mayıs 1994 tarihinde yakalandıklarını ve 14 Mayıs 1995 tarihinde Uludere  
Jandarması’na teslim edildiklerini belirtmitir. Gözaltına alınan Zeki’den ve serbest bırakılan  
Đlyas’tan o günden beri haber alınamamıtır.  
3 Kasım ve 14 Aralık 1998 tarihleri arasında, Cumhuriyet Savcısı Y.B., H.B., .B.,  
A.Y. ve A.B.’yi bir kez daha dinlemitir. Bu kiiler önceki ifadelerini yinelemilerdir.  
4
27 Nisan 2000 tarihinde, Uludere Jandarma Komutanı olan B.S, Zeki ve Đlyas’ın  
PKK’ya mensup olmaları iddiasıyla yakalandıklarını ifade etmitir. Kısa süren bir sorgulama  
sonrasında, Đlyas serbest bırakılmı, Zeki ise gözaltına alınmıtır. Zeki’nin ifadesi alınmıve  
aynı gece serbest bırakılmıtır.  
11 Temmuz 2000 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı, bavuran ve Đlyas’ın  
babası aleyhine ihzar müzekkeresi vermitir.  
Aynı gün, yetkili makamlar, sözkonusu kiilerin köylerini terk ettiklerini, yurt dıına  
göç ettiklerini ve yeni adreslerini tespit etmenin mümkün olmadığını belirtmilerdir.  
12 Temmuz 2000 tarihinde, ırnak Cumhuriyet Basavcılığı, Uludere Jandarması’nın  
gözaltı kayıtlarının bulunamadığı ve bu nedenle gözaltının hangi tarihte son bulduğunun tespit  
edilmesinin mümkün olmadığı yönünde Adalet Bakanlığı’na bilgi vermitir.  
27 Temmuz 2000 tarihinde, Adalet Bakanlığı, Zeki ve Đlyas’ın kimlik kontrolü  
nedeniyle yakalandıklarını, Đlyas’ın genç olması sebebiyle aynı gün, Zeki’nin ise kayıtlara  
geçmeden, kontroller sonrasında serbest bırakıldığını, bu amaçla tutanak tutulmamasının  
Jandarma Komutanı’na isnat edilemeyeceğini ve aleyhinde kovuturma yapmaya gerek  
olmadığını kaydetmitir.  
13 Eylül 2000 tarihinde, Adalet Bakanlığı, kararını bavuranların avukatlarına  
bildirmitir.  
Bavuranlar, R.D.’nin, Zeki ve Đlyas ile aynı yerlerde gözaltına alındığına ilikin 23  
Ağustos 2000 tarihli yazılı beyanını sunmulardır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, Sözleme’nin 2. maddesine atıfta bulunarak, yakınlarının gözaltında  
tutulduğu süre zarfında kaybolmuolmasının, bir cinayet olarak değerlendirilebileceğini iddia  
etmektedirler. Ayrıca, yetkili makamların etkin ve derinlemesine bir soruturma  
yapmadıklarından ikayetçi olmaktadırlar.  
A. Tarafların Đddiaları  
Hükümet, bavuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.  
Bununla ilgili olarak, 14 Mayıs 1994 tarihli tutanağa ve Uludere Đlçe Jandarma Karakol  
Komutanı’nın ifadelerine atıfta bulunmaktadır. Hükümet, kaybolan kiilerin ölmüꢀ  
olduklarının ortaya konulmadığını ve bulunmaları amacıyla yürütülen aratırmaların devam  
ettiğini belirtmitir. Hükümet ayrıca yetkili makamların, bavuranların ibirliği  
yapmamalarına rağmen ileri sürdükleri iddialar ile ilgili olarak etkili bir soruturma  
yürütğünü ifade etmitir.  
Bavuranlar bu iddialara karı çıkmaktadır.  
B. AĐHM’nin takdiri  
5
1. Zeki Diril’in kaybolması hakkında  
AĐHM, bir kimsenin sağlıklı bir ekilde gözaltına alındığının ve serbest bırakıldığında  
yaralanğının tespit edilmesi halinde, Devlet’in bu yaraların nasıl meydana geldiği ile ilgili  
olarak mantıklı bir açıklama yapması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bunun gerçeklememesi  
durumunda AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması gerekmektedir (Selmouni-Fransa, [GC],  
no: 25803/94).  
Aynı ekilde AĐHS’nin 5. maddesi Devlet’lere, gözetim altına alınan ve bu nedenle  
yetkili mercilerin elinde olan her kiinin bulunduğu yeri belirtme zorunluluğunu getirmektedir  
(Kurt-Türkiye, 25 Mayıs 1998 tarihli karar). Yetkili merciler tarafından, cesedin olmamasına  
rağmen, gözetim altında bulunan bir kiinin akıbetinin ne olduğuna ilikin mantıklı bir  
açıklama yapılamamıolması durumun AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca sorular ortaya çıkarıp  
çıkaramayacağı, elde edilen delil unsurlarından yola çıkarak tutuklunun gözetim altında  
bulunduğu sırada öldürülmüolduğunun varsayılmasını sağlayacak olan davanın genel  
koullarına ve özellikle de maddi unsurlara dayanan yeterli delillerin varlığına bağlıdır  
(Çakıcı-Türkiye [GC], no: 23657, Ertak, ve Tanıve diğerleri kararları).  
Bu bakımdan, ilgilinin gözetim altına alınmasından itibaren geçen zaman dilimi balı  
baına belirleyici olmasa da değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Gözetim altında  
bulunan kiiden haber alınmadan geçen süre ne kadar uzunsa, bu kiinin ölmüolma  
ihtimalinin bulunduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Böylece geçen süre, ilgilinin ölmüꢀ  
olduğunun varsayılmasına karar verilmesinden önce, durum ve koullara bağlı olan diğer delil  
unsurlarına verilecek olan önemi etkileyebilir. AĐHM’ye göre, bu durum 5. maddenin ihlalini  
tekil eden basit bir tutuklamanın da ötesine geçen sorular gündeme getirmektedir. Bu ekilde  
bir değerlendirmenin yapılması AĐHS’nin temel hükümlerinden biri olan 2. maddesinde  
belirtilen yaam hakkının korunması ilkesine uygundur (Bkz., diğerleri arasında, Timurtaꢀ  
kararı).  
Mevcut davada dosyada yer alan unsurlardan bavuranların yakınlarının, Uzungeçit  
Jandarmaları tarafından gözaltına alındıkları ortaya çıkmaktadır. Gözaltı tarihi kesin bir  
ekilde belirtilmemive Hükümet’in bununla ilgili olarak sunduğu belgelerde birbirinden ayrı  
iki tarihi belirtilmektedir. Bazı belgelerde 11 Mayıs 1994 tarihi belirtilirken bazılarında 13  
Mayıs 1994 tarihi belirtilmektedir. Her ne olursa olsun, Zeki Diril’in kuzeni Đlyas’la birlikte  
yakalandıkları ve 14 Mayıs 1994 tarihinde Uludere Đlçe Jandarma Komutanlığı’na sevk  
edildikleri ortaya konulmutur ve yetkili merciler bununla ilgili olarak bir itirazda  
bulunmamıtır.  
ayet Hükümet, Zeki’nin gözaltı süresinin bitiminde serbest bırakıldığını ifade  
ediyorsa bununla ilgili olarak yorumunu destekleyecek türden serbest bırakma tutanağı ya da  
tanık ifadeleri gibi delil unsurları sunmamaktadır. Bununla ilgili olarak tek tanık ifadesi,  
Uludere Đlçe Jandarma Komutanı’nın olayların meydana geldiği tarihten altı yıl sonra 27  
Nisan 2000 tarihinde alınan ifadesidir. Aradan on iki yıl geçmesine rağmen, Uludere Đlçe  
Jandarma Komutanlığı’na sevk edilmesinden sonra Zeki’nin nerede olduğu ve akıbetinin ne  
olduğu ile ilgili olarak herhangi bir bilgi alınamamıtır. Bu nedenle AĐHM, her türlü makul  
üpheciliğin ötesinde, bavuranların yakının gözaltı süresinin bitiminde serbest  
bırakılmadığına karar verilmesi için yeterli olacak delil unsurlarının var olduğu kanaatindedir.  
Bu durumda, Zeki’nin öldüğünün varsayılıp varsayılamayacağı ve bavuranların da  
iddia ettiği gibi Devlet yetkililerinin, AĐHS’nin 2. maddesi ile kendilerine düen yakınlarının  
6
yaam hakkının korunması zorunluluğunu yerine getirip getirmediğine karar verilip  
verilemeyeceği sorusu ortaya çıkmaktadır.  
AĐHM, Zeki’nin yakalanmasının ve gözaltına alınmasının üzerinden on iki yıldan  
fazla bir zaman yani benzer davalarda gözlemlenen sürelerden daha uzun bir zaman diliminin  
geçtiğini not etmektedir (Bkz., bu bakımdan, Timurta, adıgeçen, ve Tanıve diğerleri,  
adıgeçen, ya da Đrfan Bilgin-Türkiye, no: 25659/94 kararları). Ayrıca mevcut davada,  
bavuranların yakınlarının Uludere Đlçe Jandarma Komutanlığı’na sevk edilmeden önce  
güvenlik güçleri tarafından yakalandıkları ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, dosyada yer  
alan unsurlardan da anlaıldığı üzere, Zeki PKK’ya yardım ettiği ve destek olduğu  
gerekçesiyle yakalanmıtır. Olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’nin  
Güneydoğusu’nda hüküm süren ortam dikkate alındığında, böyle bir kiinin gözetim altına  
alınmasının, hayatını tehlikeye atacak türden olduğunun da gözden kaçırılmaması  
gerekmektedir. AĐHM’nin iki kararında, mevcut kararda ifade edilen dönemde Türkiye’nin  
Güneydoğusu’nda ceza hukukunun sunduğu korumanın etkili olması durumunu sarsan  
eksikliklerin, güvenlik gücü memurlarının eylemleri nedeniyle cezalandırılmamalarını  
sağladığına ya da bu duruma zemin hazırladığına kanaat getirildiği hatırlatılmaktadır (Kılıç-  
Türkiye, no: 22492/93, ve Mahmut Kaya-Türkiye, no:22535/93).  
Yukarıda yer alan bilgilerden hareketle AĐHM, bavuranların yakının gözetim altına  
alınmasından sonra öldüğünün varsayılmasının uygun olacağı kanaatindedir. AĐHM  
bavuranın gözaltına alınmasından sonra neler olduğu ile ilgili hiçbir açıklama yapılmamıꢀ  
olması nedeniyle, bu ölümün sorumluluğunun Savunmacı Devlet’e yüklenebileceği  
kanaatindedir (Çakıcı kararı). Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmitir.  
2. Ulusal merciler tarafından yürütülen soruturma  
Devlet’e “Yetki alanları içinde bulunan herkese AĐHS’de açıklanan hak ve  
özgürlükleri tanıma” görevini yükleyen AĐHS’nin 1. maddesi ile birlikte, AĐHS’nin 2.  
maddesinin gerektirdiği yaam hakkını koruma zorunluluğu, kuvvete bavurulmasının ölümle  
sonuçlandığı hallerde uygun ve etkili bir soruturmanın yürütülmesini gerekli kılmaktadır  
(Çakıcı kararı).  
Yürütülen soruturma, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve  
cezalandırılmalarını sağlayacak ekilde etkili olmalıdır. Burada sözkonusu olan kullanılacak  
olan yöntem değil ulaılacak olan sonuçtur. Yetkililerin, olaya ilikin olan delillerin  
toplanabilmesi amacıyla alabilecekleri tedbirleri almıolmaları gerekmektedir (Tanrıkulu-  
Türkiye, no: 23763/94, ve Salman-Türkiye, no: 21986). Soruturmanın, sorumlunun ya da  
sorumluların tehis edilmesini engelleyebilecek her türlü eksikliği, yürütülen soruturmanın  
etkili olmadığı sonucuna götürebilir (Akta-Türkiye kararı, no: 24351).  
Yukarıda sözü edilen zorunluluklar, Devlet memurlarının kuvvete bavurması  
nedeniyle kasten adam öldürülmesinin sözkonusu olduğu davalarla ilgilidir fakat onlarla da  
sınırlı değildir. Bu zorunluluklar aynı zamanda, bir kimsenin hayati tehlike arz ettiğine kanaat  
getirilen koullarda ortadan kaybolduğunda da geçerlidir (Tahsin Acar-Türkiye, no:  
26307/95).  
Mevcut davada, soruturmayı yürütmekle görevli olan yetkililerin giriimleri tartıma  
götürmemektedir. Bavuranların yakınlarının dilekçe vermesi üzerine soruturmayı  
yürütmekle görevli olan yetkililer titizlikle hareket etmive kaybolan kiilerin bulunması  
7
amacıyla giriimlerde bulunmulardır. Bu amaçla yetkililer, bavuranların yakınlarının ve  
onlar tarafından isimleri verilen kiilerin ifadelerini almılardır. Cumhuriyet Savcısı, ilgili  
jandarmalardan kaybolan kiilerin kaybolmasına ilikin ifade tutanaklarını talep etmive  
bununla ilgili olan ek bilgiler istemitir. Jandarmaların gerekli olan belge ve açıklamaları  
sunmaktaki kararsızlıkları ve/ya da eksiklikleri karısında Cumhuriyet Savcısı, bavuranların  
yakınlarının gözaltı koulları aydınlığa kavuturamatır.  
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı tarafından gerçekletirilen soruturma eylemlerini ve  
olayları açıklığa kavuturabilmek için sarfedilen çabayı not etmektedir. Bununla birlikte,  
soruturmanın yürütülmesinde bir takım eksiklikler olduğunu tespit etmektedir. Öncelikle  
Cumhuriyet Savcısı, ne bavuranların yakınlarını yakalayan Uzungeçit Jandarma Karakol  
Komutağı’na bağlı jandarmaların ne de sevkedildikleri Uludere Đlçe Jandarma  
Komutanlığı’na bağlı jandarmaların ifadelerini almıtır. Bu kiilerin ifadeleri hiç kukusuz  
faydalı bilgilerin elde edilmesini sağlayacaktı, üstelik yetkililer serbest bırakma tutanağı ya da  
buna benzer baka belgeler sunamamılardır. Jandarmaların ifadeleri, Zeki’nin 14 Mayıs 1994  
tarihinde serbest bırakıldığına ilikin Hükümet’in iddiasının doğrulanmasını ya da  
reddedilmesini sağlayabilirdi. Bununla ilgili olarak tek tanık ifadesi, Uludere Đlçe Jandarma  
Komutanı’nın olayların meydana geldiği tarihten altı yıl sonra 27 Nisan 2000 tarihinde alınan  
ifadesidir. Sonuç olarak, Cumhuriyet Savcısının talep etmesine rağmen ilgili kiinin  
kaybolmasından kimin sorumlu olduğunun tespit edilebilmesi amacıyla hiçbir cezai dava  
balatılmatır Adalet Bakanlığı Ceza Đꢀleri Dairesi, Uludere Đlçe Jandarma Komutanı  
hakkında ceza davası balatılmasına izin vermemitir. Oysa ki Zeki’nin Uludere Đlçe  
Jandarma Karakolu’na sevk ilemi sözkonusu komutanın imzaladığı bir tutanakla  
gerçeklemitir.  
Yukarıda yer alan tespitler ıığında AĐHM, ulusal mercilerin, bavuranların  
yakınlarının kaybolmasına ilikin koulları aydınlığa kavuturabilecek etkili ve yeterli bir  
soruturma yürütmediğine karar vermitir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 2. maddesi bu bakımdan da ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, yakınlarının bir hakim ya da yargıç karısına çıkarılmamıolması  
sebebiyle yakınlarının özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini iddia etmekte ve  
AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedirler.  
AĐHM bir kez daha 5. maddede yer alan ve demokratik bir toplumda kiilerin  
haklarının korunmasını ve yetkililerin keyfi olarak tutuklama yapmasını engellemeyi  
amaçlayan güvencelerin önemini vurgulamaktadır. AĐHS’nin 5. maddesi, keyfi tutuklama  
riskini en aza indirgeyebilmek amacıyla, özgürlükten yoksun bırakma eyleminin bağımsız bir  
adli denetimi sağlayacağına ve yetkili mercilerin sorumluluklarını da ortaya koyacağına emin  
olabilmek için düzenlenen bir takım maddi haklar öngörmektedir (Çakıcı, adıgeçen, ve Tanıꢀ  
ve diğerleri).  
Mevcut davada, her ne kadar yakalandığı tarihle ilgili olarak anlamazlık bulunsa da  
Zeki’nin tutuklanması taraflar arasında tartıma götürmemektedir. AĐHM, ilgilinin serbest  
bırakılolabileceğine dair hiçbir resmi emarenin bulunmadığını not etmektedir. Hükümet,  
Uludere’ye sevkedildikten sonra Zeki’nin baına neler geldiği ile ilgili olarak inandırıcı ve  
ayrıntılı hiçbir açıklamada bulunmamıtır.  
8
AĐHM, ilgilinin kaybolması olayında Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun  
bulunduğuna karar vermitir. AĐHM aynı zamanda, yetkili merciler tarafından balatılan  
soruturmanın eksiklikleri bulunduğuna ve etkili olmaktan uzak olduğuna karar vermitir.  
Sonuç olarak bu ekilde açıklanamayan bir kaybolmanın, AĐHS’nin 5. maddesi ile tanınan  
kiinin özgürlük ve güvenlik hakkına ciddi bir ekilde ihlal tekil ettiğini tespit etmektedir  
(Bkz. Tanıve diğerleri).  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, iç hukukta ikayetlerini dile getirebilecekleri her türlü etkili bavurudan  
yoksun olduklarını ifade ederek AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.  
AĐHS’nin 13. maddesi iç hukukta AĐHS’nin öngördüğü temel hak ve özgürlüklere  
imkan tanıyan bir bavuruyu güvence altına almaktadır. Bu hüküm Sözleme nezdinde iç  
hukukta «savunulabilir bir ikayet» içeriğinde bir bavurunun yetkili bir mahkeme tarafından  
kabulünü öngörmekte ve belirli bir takdir payından yararlansalar dahi Sözlemeci Devletlere  
bu hükmün getirdiği zorunluluklar dahilinde gerekli düzeltmeyi yapma imkanını sunmaktadır.  
13. maddenin getirdiği yükümlülük bavuranın AĐHS’ye dayalı olarak yapmıolduğu  
bavurunun yapısına göre değimektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin öngördüğü bavuru  
hukukta olduğu kadar pratikte de «etkili» olmalı ve kullanımı Savunmacı Devletin haksız  
uygulamalarına ve baskılarına yol açmamalıdır (Đrfan Bilgin-Türkiye kararı).  
Ayrıca, bir kiinin yakınları bu kiinin yetkililerin elinde bulunduğu sırada  
kaybolduğunu öne sürebilecek savunulabilir gerekçelere sahipse veyahut yaam hakkı gibi  
temel bir hak sözkonusu olduğunda, 13. madde gerektiği takdirde bir tazminatın ödenmesi  
ında sorumlu kiilerin tanımlanmasına ve cezalandırılmasına götürecek derinlemesine ve  
etkili soruturmaların yürütülmesini, soruturma sürecindeki yakınların etkili biçimde bunlara  
eriimini öngörmektedir (Bkz. Timurtakararı, ve Tanıve diğerleri kararı).  
AĐHM iç hukuk mercilerinin, bavuranların yakınlarının hayatını koruma  
yükümlülüğünü ihmal ettiği tespitinde bulunmakta ve bu kiilerin önceki paragrafta  
belirtildiği üzere etkili bavuru haklarının olduğunu kaydetmektedir.  
Sonuç itibariyle, yetkililerin bavuranların yakınlarının kaybolması hakkında etkili bir  
soruturma sürdürme zorunluluğu bulunmaktaydı. Yukarıda bahsekonu unsurlar ıığında,  
AĐHM Savunmacı Devletin bu sorumluluğu yerine getirmediği sonucuna varmıtır.  
Bu noktada, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. 2. VE 5. MADDELERĐ ĐLE BĐRLĐKTE AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, dinleri ve ırkları nedeniyle kendilerine ayrımcılık yapıldığını iddia  
etmektedirler. Bavuranlar, 2. ve 5. maddeleri ile birlikte AĐHS’nin 14. maddesine atıfta  
bulunmaktadırlar.  
AĐHM, bavuranların bu madde bakımından ileri sürdükleri iddiaların dayanaktan  
yoksun olduğunu ve dosyada yer alan unsurların bu maddenin ihlal edildiğini ortaya  
koymağı kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemitir.  
9
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Zeki’nin anne ve babası olan Apro Diril ve Meryem Diril’in her biri manevi tazminat  
olarak 30.000 Euro talep etmektedirler. Zeki’nin kardeleri olan Süleyman Diril, Can Diril,  
Yakup Diril ve Dilber Diril’in her biri ise 10.000 Euro talep etmektedirler.  
Oğullarının kaybolması nedeniyle yaamıoldukları derin üzüntü ve sıkıntıyı dile  
getiren Apro Diril ve Meryem Diril’in her biri manevi tazminat olarak 30.000 Euro talep  
etmektedirler. Diğer bavuranların her biri ise 10.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmakta, bunların aırı ve dayanaktan yoksun olduklarını  
iddia etmektedir.  
AĐHM, bavuranların manevi tazminat taleplerinin dayanaktan yoksun olduğunu not  
etmektedir. Sonuç olarak bu taleplerin haklı olduklarına kanaat getirememektedir.  
Buna karın AĐHM, ilgili kiilerin ihlal kararının tespit edilmesi ile telafi  
edilemeyecek manevi bir zarara uğradıklarını kabul etmektedir. AĐHM, hakkaniyete uygun  
olarak Apro Diril ile Meryem Diril’e toplu olarak 30.000 Euro, Süleyman Diril, Can Diril,  
Yakup Diril ve Dilber Diril’in her birine 5.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuranlar masraf ve harcamalar için 15.400 Amerikan Doları talep etmekte ve  
bununla ilgili olarak 1.000 Dolarını daha önceden ödedikleri 18.000 Dolar tutarında avukatlık  
ücreti belgesi sunmaktadırlar.  
Hükümet bu miktarların aırı olduğunu belirtmekte ve itiraz etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca gerçekliği, gerekliliği kanıtlanmı, makul  
orandaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır (Bkz., diğerleri  
arasında, Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96).  
Bu ilke ıığında ve elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda AĐHM, bavuranlara toplu  
olarak 5.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Savunmacı Devlet’in, AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ederek Zeki Diril’in  
kaybolmasından sorumlu olduğuna;  
10  
2. Savunmacı Devlet’in, Zeki Diril’in kaybolması ile ilgili olarak etkili bir soruturma  
yürütmemiolmasından dolayı AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 2. ve 5. maddeleri ile birlikte 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
6. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara:  
i. manevi tazminat olarak Apro Diril ve Meryem Diril’e toplu olarak 30.000  
Euro (otuz bin), Süleyman Diril, Can Diril, Yakup Diril ve Dilber Diril isimli  
bavuranların her birine 5.000 Euro (bebin) ödenmesine;  
ii. masraf ve harcamalar için bavuranlara toplu olarak 5.000 Euro (bebin)  
ödenmesine;  
iii.yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faizi ödenmesine;  
7. Adil tazminata ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak19 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
11