Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı
bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. Đçtihadından
çıkan kriterleri dikkate alarak AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun
olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.
Bu durumda, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AĐHS’NĐN 6/2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI HAKKINDA
Başvuran, Danıştay kararında, devlet memurluğu görevinden istifa etmesinin ardından gelişen
olaylar nedeniyle hakkında başlatılan cezai kovuşturmalara, atıfta bulunulmasının AĐHS’nin
6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesi ilkesine yönelik bir ihlal oluşturduğu kanaatindedir.
AĐHM, Danıştay’ın kararın gerekçesinde, memurluk görevinden istifa etmesinin ardından
başvuranın bir bankada yönetici olarak yaptığı görevlere ilişkin olaylarla ilgili olarak Şişli
Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran hakkındaki suç duyurusuna atıfta bulunduğunu tespit
etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, sözkonusu davanın bir ceza davası olmadığını,
başvuranın AĐHS’nin 6/2 hükmü uyarınca “sanık” durumunda olmadığını da not etmektedir.
Nitekim sözkonusu mahkemeler, başvuranın cezai bir suçun faili olup olmadığını ortaya
koymaya çalışmamışlardır. Đdarenin şüphelerinin meşruluğu ve başvuranın mesleki ehliyeti
hakkında bir sonuca ulaşmak ve dolayısıyla ihtilaflı kararnamenin meşruluğunu
değerlendirmek için idari mahkemeler üç unsuru tespit etmekle yetinmişlerdir: başvuranın
yöneticileri arasında bulunduğu bankanın hileli iflası hakkındaki suç duyurusu, yine hileli
iflasa ilişkin olarak açılan iki dava, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından
başvuranın imza yetkisinin alınması.
Ulusal makamların, kararlarını, masumiyet ilkesinin yerinin olmadığı idari alanda verdikleri
sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 6/2 maddesinin uygulanmasına
mahal yoktur ve şikayetin bu bölümünün ratione materiae bakımından reddedilmesi
gerekmektedir (Moullet-Fransa, başvuru no: 27521/04, 13 Eylül 2007). Dolayısıyla,
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayet kabuledilemez
niteliktedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, maddi tazminat ve AĐHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için
8.670 Euro talep etmektedir. Başvuran, avukatlık ücreti makbuzunu belge olarak sunmuştur.
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için de 100.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını
tespit etmekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AĐHM, başvuranın belli bir
manevi zarara maruz kaldığına ve başvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesi
gerektiğine kanaat getirmektedir.
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin
geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde
edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne
4