CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ARAS -TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:1895/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
17 Şubat 2009  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1895/05) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)  
Engin Aras’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Aralık 2004 tarihinde Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa Đnsan Hakları  
Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Ö. Yüksel tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran, 1961 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
29 Temmuz 1997 tarihli kararname ile Bakanlar Kurulu, başka bir pozisyona atanacak olması  
nedeniyle başvuranın Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’ndeki  
görevine son vermiştir.  
25 Eylül 1997 tarihinde, başvuran, sözkonusu karara karşı Danıştay’da iptal davası açmıştır.  
Bu süre zarfında herhangi bir yeni göreve atanmaması nedeniyle başvuran, 15 Ekim 1997  
tarihinde devlet memurluğu görevinden istifa etmiştir.  
3 Şubat 2000 tarihinde, Danıştay 5. Dairesi ihtilaflı kararnameyi iptal etmiş ve idarenin  
başvuranın atamasının kamu yararı veya hizmetin gereği açısında gerekli olduğunu gösterecek  
hiçbir unsur sunmadığı gerekçesiyle kararname tarihinden itibaren istifa tarihine kadar geçen  
dönem için başvurana tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
Đdare sözkonusu karara itiraz etmiştir.  
8 Aralık 2000 tarihinde, Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararın yürütülmesinin  
durdurulmasına karar vermiştir.  
11 Nisan 2003 tarihli bir kararla, Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu, Danıştay  
kararını bozmuştur.  
3 Mart 2004 tarihli bir kararla Danıştay, Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararına  
uymuş ve başvuranın itirazını reddetmiştir.  
Karar başvuranın evine 7 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuranın on üç buçuk  
yaşındaki kızı tebligat zarfını almış ve alındı belgesini imzalamıştır.  
Başvuran, tebliğden ancak 27 Haziran 2004 tarihinde haberi olduğunu iddia etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
2
Başvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen “makul süre” ilkesine  
riayet etmediğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, başvuranın başvurusunu AĐHM’ye altı ay süresi içerisinde sunmadığını  
savunmaktadır. Hükümet, kararın başvuranın evine 7 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edildiğini  
ileri sürmektedir. Tebliğ alındı belgesine göre, sözkonusu karar başvuranın kızı tarafından  
alınmış, dolayısıyla da başvuran söz konusu tarihte kızı aracılığıyla karardan haberdar  
olmuştur.  
Başvuran sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır ve altı ay kuralına riayet ettiğini ifade  
etmektedir. Başvuran, tebliğinin iç hukuka uygun olarak yapılmadığını zira Danıştay  
kararının, kendisi evde yokken olayların meydana geldiği dönemde on üç buçuk yaşında olan  
kızına tebliğ edildiğini belirtmektedir. Başvuran, sözkonusu karardan 27 Haziran 2004  
tarihinde haberdar olduğunu ileri sürmektedir.  
Mevcut davada AĐHM, tebligatlara ilişkin 7201 sayılı yasanın 22. maddesine aykırı olarak  
sözkonusu kararın başvurana değil de on sekiz yaşından küçük kızına yapılmış olmasının  
tartışma konusu olmadığını belirtmektedir. Aynı yasanın 32. maddesini göz önüne alarak,  
AĐHM, konuya ve AĐHS’nin 35/1 maddesinin amacına uygun olarak altı ay süresinin  
başvuranın karardan haberdar olduğu tarih olan 27 Haziran 2004 tarihinden itibaren işlemeye  
başlamasının gerektiği kanaatindedir (bkz, aynı anlamda, Töre-Türkiye, başvuru no:  
50744/99, 10 Haziran 2007 ve Büyükdağ-Türkiye, başvuru no: 28340/95, 6 Nisan 2000).  
AĐHM, başvuranın başvurusunu ileri sürülen tebliği izleyen altı aylık süre içerisinde yaptığını  
gözlemlemektedir. Hükümet, sözkonusu sorun hakkında görüş bildirmemiş ve başvuranın  
kararın içeriğinden haberdar olduğu veya olmuş olabileceği tarih hakkında hiçbir bilgi  
sunmaştır (sözü edilen Töre).  
Dolayısıyla sözkonusu itirazı reddetmek gerekmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin 25 Eylül 1997 tarihinde başlayıp 3 Mart 2004 tarihinde  
sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, iki dereceli mahkemede üç kere görülen dava  
için sözkonusu süre altı yıl beş aydan fazla sürmüştür.  
AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik  
içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer  
bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).  
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan pek çok dava incelemiş ve  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşştır (sözü edilen Frydlender)  
3
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı  
bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. Đçtihadından  
çıkan kriterleri dikkate alarak AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun  
olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karşılamağı kanaatindedir.  
Bu durumda, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĐHS’NĐN 6/2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI HAKKINDA  
Başvuran, Danıştay kararında, devlet memurluğu görevinden istifa etmesinin ardından gelişen  
olaylar nedeniyle hakkında başlatılan cezai kovuşturmalara, atıfta bulunulmasının AĐHS’nin  
6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesi ilkesine yönelik bir ihlal oluşturduğu kanaatindedir.  
AĐHM, Danıştay’ın kararın gerekçesinde, memurluk görevinden istifa etmesinin ardından  
başvuranın bir bankada yönetici olarak yaptığı görevlere ilişkin olaylarla ilgili olarak Şişli  
Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran hakkındaki suç duyurusuna atıfta bulunduğunu tespit  
etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, sözkonusu davanın bir ceza davası olmadığını,  
başvuranın AĐHS’nin 6/2 hükmü uyarınca “sanık” durumunda olmadığını da not etmektedir.  
Nitekim sözkonusu mahkemeler, başvuranın cezai bir suçun faili olup olmadığını ortaya  
koymaya çalışmamışlardır. Đdarenin şüphelerinin meşruluğu ve başvuranın mesleki ehliyeti  
hakkında bir sonuca ulaşmak ve dolayısıyla ihtilaflı kararnamenin meşruluğunu  
değerlendirmek için idari mahkemeler üç unsuru tespit etmekle yetinmişlerdir: başvuranın  
yöneticileri arasında bulunduğu bankanın hileli iflası hakkındaki suç duyurusu, yine hileli  
iflasa ilişkin olarak açılan iki dava, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından  
başvuranın imza yetkisinin alınması.  
Ulusal makamların, kararlarını, masumiyet ilkesinin yerinin olmadığı idari alanda verdikleri  
sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 6/2 maddesinin uygulanmasına  
mahal yoktur ve şikayetin bu bölümünün ratione materiae bakımından reddedilmesi  
gerekmektedir (Moullet-Fransa, başvuru no: 27521/04, 13 Eylül 2007). Dolayısıyla,  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayet kabuledilemez  
niteliktedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Başvuran, maddi tazminat ve AĐHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için  
8.670 Euro talep etmektedir. Başvuran, avukatlık ücreti makbuzunu belge olarak sunmuştur.  
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için de 100.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
tespit etmekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AĐHM, başvuranın belli bir  
manevi zarara maruz kaldığına ve başvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesi  
gerektiğine kanaat getirmektedir.  
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin  
geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde  
edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne  
4
alarak AĐHM, başvuranın AĐHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için  
başvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvurunun yargılama süresinin uzunluğu kapsamında yapılan şikayete ilişkin  
kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmesine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere,  
Savunmacı Devlet tarafından başvurana:  
i. her türlü vergiden muaf tutularak 5.000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat  
ödenmesine;  
ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin  
Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 17 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5