COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ARAT – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 10309/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 Kasım 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10309/03 no’lu davanın nedeni, Aladdin Arat  
(“bavuran”) adlı T.C. vatandaının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 8 Ocak 2003  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (“Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Bektave M. Bektatarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1961 doğumlu bavuran Diyarbakır’da ikamet etmekte, burada ağabeyiyle market  
iletmektedir.  
A. Bavuranın yakalanıp gözaltına alınması  
Bavuran ve ağabeyinin imzaladığı, 15 ubat 2001 tarihli, yaklaık 10.45 sularında  
düzenlenen yakalama tutanağına göre, polis memurları Bal Sokak’taki market sahiplerinin  
yasaı silahlı PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın  
yakalanmasının ikinci yıldönümüne dikkat çekmek için, protesto amacıyla iyerlerini  
açmadıkları yönünde bilgi almılardır. Polisler sözkonusu markete ulatıklarında, bavuran ve  
ağabeyine marketi açmalarını söylemilerdir. Bavuran ve ağabeyi polislere küfretmi, slogan  
atmılardır. Bu esnada, kadın ve çocuklardan oluan bir kalabalık, polis otolarını talamaya  
balamılardır. Polis memurları telsiz aracılığıyla karakoldan takviye istemitir. Bavuranla  
ağabeyini yakalamaya çalıırken iki polis memuru yaralanmılardır. Polis memurları,  
bavuranla ağabeyini kontrol altına almak için güç kullanmılar, peinden görev baındaki  
memura mukavemet ettikleri gerekçesiyle gözaltına almılardır. Ayrıca üphelilerden birinin  
polis memurunun silahına uzandığı ifade edilmitir. Bavuran ve ağabeyinin gözaltına  
alınmasında bepolis memuru görev almıtır.  
Bavuran, bavuru formunda, 15 ubat 2001 tarihinde, sahibi olduğu marketi açmak üzere  
iyerine gittiği sırada polis ekiplerinin olay yerine geldiğini ve iyerinin kepenk ve camlarını  
balyozlarla kırmaya baladıklarını belirtmitir. Bavuran ve ağabeyi polisleri engellemeye  
çalıtıkları sırada kötü muamelede bulunarak gözaltına alınmılardır.  
Aynı gün saat 14.20’de Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda düzenlenen tıbbi raporda,  
bavuranın sol ön kolunda 4 x 1 cm ebadında hafif sıyrık ve travmatik ödem kaydedilmitir.  
Ayrıca sol baldırın dıyüzünde 15 x 3 cm ebadında bir sıyrık tespit edilmitir.  
Aynı doktor bavuranın ağabeyinde, sağ parietal bölgede 1 x 1 cm, boynunun sağ  
tarafında 4 x 1 cm, sırtının sağ tarafının alt kısmıyla sol omzunda 10 x 3 cm ebatlarında  
yaralar, sağ bileğinde hafif erezyon ve birkaç yüzeysel sıyrık tespit etmitir.  
Bu esnada, aynı gün, polis memurlarından ikisi önce devlet hastanesinde, ardından  
Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda muayene edilmitir.  
1
Devlet hastanesinde saat 10.50’de düzenlenen tıbbi rapora göre, polis memuru M.A.A.’da,  
sol gözde hematom, ekimoz, sağ ğüs altında kızarıklık ve hassasiyet, sol el iç tarafta  
yüzeysel sıyrık ve ilik tespit edilmitir. M.A.A., saat 13.30’da adli tıp kurumunda muayene  
edilmive burada, sol göz alt kapakta ve sol zygomatik bölgede travmatik ödem, sol el  
sırtında ve sağ kot kavisinde ağrılı hassasiyet, sağ el sırtında hafif erezyon tespit edilmitir.  
Devlet hastanesinde saat 10.50’de düzenlenen tıbbi rapora göre, polis memuru H.A.K.’da,  
boyun sağ tarafında ve sağ omuz bölgesinde yaygın kızarıklıklar tespit edilmitir. H.A.K. saat  
13.30’da adli tıp kurumunda muayene edilmive burada, boyun sağ tarafında ve sağ omuz  
bölgesinde yaygın kızarıklıklar ile sağ omzunda ağrılı hassasiyet tespit edilmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı 17 ubat 2001 tarihinde, polise, bavuran  
ve benzer eylemlerden tutulan diğer yedi üphelinin gözaltı süresinin 2 gün daha uzatılması  
yetkisi vermitir.  
Bavuran, 18 ubat 2001 tarihinde, gözaltında sorgulanmıtır. Sorgulama esnasında,  
bavuranın PKK’nın siyasetini beğendiğini ifade ettiği kayda alınmıtır. Bavuran 13 ubat  
2001 tarihinde, marketin dıında, yerde, PKK’nin dağıttığı ve esnafı 15 ubat tarihinde  
kepenk kapatmaya çağıran bir bildiri bulmutur. Bu çağrının ardından, marketinin  
kepenklerini saat 13.30’a kadar açmamayı planlamıtır. Geçmite de bu tür çağrılara  
uyduğunu ifade etmitir.  
Bavuran 19 ubat 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde görevli doktor  
tarafından muayene edilmi, sağ kol ön yüzünde 5 cm ebadında kızarıklık, sol ayağının  
üstünde 10 cm ebadında kızarıklık, sol kalçasında 5 cm ebadında kızarıklık tespit edilmitir.  
Bavuran aynı gün önce Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın,  
ardından aynı mahkemede görevli hâkimin huzuruna çıkmı, gözaltında verdiği ifadesini geri  
çekmi, 15 ubat tarihinde kepenklerini açmakta gecikmesinin tek sebebinin evde  
misafirlerinin olmasının olduğunu, hiçbir ekilde protestoda bulunmadığını ifade etmitir.  
Savcıya verdiği ifadede, “polis memurlarının kendisine kötü muamelede bulunduklarını fakat  
ikâyette bulunmak istemediğini” belirttiği kaydedilmitir. Bavuran, görevli hâkim  
huzurunda, kepenklerini kırmasını önlemeye çalıırken A.K. isimli polis memurunun copla  
kendisine vurduğunu, kendisinin ise ne polis memurlarına vurduğunu ne de slogan attığını  
iddia etmitir. Görevli hâkim, bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
B. Bavuran hakkında cezai yargılama  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı, 21 ubat 2001 tarihinde, bavuranla  
ağabeyini Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca yasadıı örgüte yardım ve yataklık  
yapmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıtır.  
26 ubat 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (bundan böyle  
“DGM” olarak anılacaktır) cezai takibat açılmıtır.  
Bu esnada bavuran, 20 ubat 2001 tarihinde, davayı gören mahkemeye bir dilekçe  
sunmu, serbest bırakılmasını talep etmitir. Özellikle, gözaltındayken polisin kendisine ve  
ağabeyine copla vurduğunu iddia etmiancak herhangi bir polis memuru hakkında ikâyette  
bulunmamıtır.  
2
26 Nisan 2001 tarihinde, DGM’de ilk duruma yapılmı, sanık, polis memurları ve sanık  
lehine tanıklık eden ahitler dinlenmitir. Bavuran, diğer hususlar meyanında, polis  
memurlarının, kepenk ve camlarını balyozlarla kırdıklarını, onları engellemeye çalığı sırada  
ise kendisini gözaltına aldıklarını iddia etmitir. Ayrıca okumadan imzaladığı gerekçesiyle  
polise verdiği ifadeyi de geri çekmitir. Mahkemenin dinlediği dört ahit bavuranın  
bağırdığını, mukavemet ettiğini, küfür ettiğini ya da kalabalığın polise taattığını  
görmediklerini ifade etmilerdir. Dört ahitten ikisi, bavuranın, gözaltına alınması sırasında  
kötü muameleye uğradığını ifade etmitir.  
Bavuranı gözaltına alan polis memurları, bavuran ve ağabeyinin dükkânın kepenklerini  
açmayı reddettiklerini, Vali’nin emriyle kepenkleri kırmaya çalıtıkları sırada ise küfür edip  
saldırdıklarını yinelemilerdir. Kalabalığın bağırıp küfür ederek kendilerine saldırdıklarını,  
takviye kuvvet ulağında ise hepsinin dağıldığını; yalnızca bavuranla ağabeyinin gözaltına  
alındıklarını ifade etmilerdir.  
7 ve 28 Haziran 2001 tarihlerinde yapılan durumalarda, hem savcı hem de bavuranın  
temsilcisi ek soruturma istemediklerini ifade etmilerdir. 28 Haziran 2001 tarihinde, davayı  
gören mahkeme bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına kara vermitir.  
Ayrıca somut çelikileri yok etmek için ahitleri bir kez daha dinlemeye karar vermitir. Đki  
ahit yeniden dinlenmi, bunlardan biri ifadesini değitirmitir. Davayı gören mahkeme, 21  
Kasım 2001 tarihinde, bazı tutarsızlıkların devam etmesine karın, olayların yeterince açıklığa  
kavutuğu kanısına varmıtır.  
Davayı gören mahkeme 28 ubat 2002 tarihinde bavuranı suçlu bulmu, üç yıl dokuz ay  
hapis cezasına çarptırmıtır. Bavuranın ağabeyi beraat etmitir.  
Bavuran karara itiraz etmi, Yargıtay’dan duruma yapmasını istemitir. Bavuran itiraz  
dilekçesinde, özellikle, polise verdiği ifadenin baskı altında alındığını yinelemitir. Gözaltına  
alınırken, görgü tanıklarının da teyit ettiği üzere, ağabeyiyle beraber polis memurlarının kötü  
muamelesine uğradıklarını, öte yandan, ağabeyiyle kendisinin polis memurlarının maruz  
kaldığı yaralanmadan sorumlu olduklarına ilikin delil bulunmadığını yinelemitir.  
Savcı, Yargıtay’a sunduğu tebliğnamesinde, bavuranın suçluluğu makul üphenin  
ötesinde kanıtlanmadığı için, mahkûmiyetin bozulmasını istemitir.  
Yargıtay, 11 Kasım 2002 tarihinde, bavuranın avukatının hazır bulunmadığını  
gözlemlemi, durumayı iptal etmive bavuranın mahkûmiyetini onamıtır.  
Bavuran 26 Ağustos 2003 tarihinde cezaevinden salıverilmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 16 Ekim 2003 tarihinde, bavuranın 4959 Sayılı  
Kanun’dan yararlanma talebi üzerine, önceki kararını yeniden gözden geçirmi, bavuranın  
mahkûmiyeti ve cezasının bu kanunun koullarıyla örtüğüne karar vermitir. Buna göre,  
bavuranın mahkûmiyetini ve cezasını “iptal etmitir”. Karar, itiraz edilmediğinden, 24 Ekim  
2003 tarihinde kesinlemitir.  
3
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, polis memurlarının kendisini gözaltına alırken orantısız güç kullandıklarından  
ve bedenen zarar görmesine sebep olduklarından ikâyetçi olmutur. Ayrıca gözaltında  
tutulurken polisin fiziksel iddet uygulandığını iddia etmitir. Bavuran AĐHS’nin 3.  
maddesine dayanmıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca, bavurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının  
tüketilmediği, ve hatta altı aylık süre kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesi  
gerektiğini ileri sürmütür. Bu bakımdan, öncelikle, bavuranın, AĐHM’ye götürdüğü  
iddialarıyla ilgili olarak ulusal mahkemelerde hiç bir sava dayanmadığını ve argüman ortaya  
sürmediğini savunmutur. Đkinci olarak, Yargıtay’ın kararı çıkmadan önce, makamların  
bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin olarak dava açmayacaklarını, bavuranın gittikçe  
anlaması gerektiğini ileri sürmütür.  
Bavuran bu noktaya ilikin özel bir yorumda bulunmamıtır.  
AĐHM, bavuranın, gözaltına alınıı sırasında kendisine uygulandığını iddia ettiği aırı  
güç kullanımına ilikin ikâyetiyle ilgili olarak, Hükümet’in yukarıda belirtilen itirazının,  
bavuranın ikâyetinin özüyle çok yakından ilintili olduğu, ayrı tutulamayacağı kanısındadır.  
Bu nedenle bu sorular, sözkonusu ikâyetin esasları hakkında pein hüküm vermemek için,  
beraber incelenmelidir. Bavuranın ikâyetinde baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığından, kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM, bavuranın polisin kendisine gözaltında da fiziksel iddet uygulamaya devam  
ettiğini iddia etmesiyle ilgili olarak gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen tıbbi raporda,  
bavuranın gözaltına alınmasından sonra düzenlenen raporda kaydedilmeyen, sağ kolu ile sol  
ayağında kızarıklık kaydedildiğini gözlemler. Öte yandan AĐHM, raporlarda kaydedilen  
yaralanmaların niteliğine, gözaltına alınırken bavurana güç kullanıldığı yönündeki kabul  
görmügerçeğe ve daha da kesin biçimde, ne bavuru formunda ne de AĐHM’ye veyahut  
ulusal mahkemelere verdiği bilgilerde, bavuranın meydana geldiği iddia edilen kötü  
muameleye ilikin herhangi bir ayrıntı vermemesine ilikin olarak, bavuranın gözaltında kötü  
muameleye maruz kaldığı biçiminde savunulabilir bir iddianın dayanağını ortaya koymadığı  
kanısına varır. Bu nedenlerle, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları çerçevesinde  
açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu ikâyetin kabuledilemez olduğu kanısına  
varır.  
B. Esas  
Hükümet bavuranın kötü muamele iddialarına itiraz etmi, mevcut davanın koullarında,  
bavurana uygulanan gücün, özellikle bavuranın, ağabeyinin ve kalabalığın tutumu göz  
önünde bulundurulduğunda, orantılı ve kesin surette gerekli olduğunu iddia etmitir.  
AĐHM, 3. maddenin, gözaltına alma eylemi gibi sınırları iyi belirlenmibelirli koullarda  
güç kullanımını yasaklamadığını yineler. Öte yandan, böyle bir güç, yalnızca zaruri  
4
olduğunda kullanılmalı ve aırı olmamalıdır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Kurnaz ve Diğerleri -  
Türkiye, 36672/97).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın yaralarına, dava dosyasındaki tıbbi raporların da  
gösterdiği üzere, bavuranın gözaltına alındığı gün polis memurlarının güç kullanmasının  
sebep olduğunu gözlemler. Öte yandan taraflar, bavuranın yaralanmasına gerçekten neyin  
yol açtığı konusunda farklı anlatımlar öne sürmülerdir.  
AĐHM, dava dosyasını ve içindeki çelikili delilleri incelemi, tarafların sunduğu belgeli  
delillerin, makul üphelerin ötesinde, polisin, görevini ifa sırasında karı karıya geldikleri  
sırada bavuranın fiili mukavemetiyle karılaınca aırı güç kullandığı sonucuna varmasına  
müsaade etmediği kanısına varmıtır. Bu sonuca ulaırken AĐHM, bavuranın, beklenmedik  
gelimelere yol açan rastgele bir operasyon sırasında yaralandığını; gözaltına alındığı gün  
meydana gelen yaraların uzun süreli sonuçlar doğurmayan yüzeysel yaralar olduğunu; böyle  
bulguların, iki polis memurunun, mevkileri göz önünde bulundurulduğunda önemli biçimde  
yaralandıkları dikkate alınırken, bavuranın dövüldüğü iddiasını desteklemek veya bunu  
tasdik etmek için yetersiz olduğunu; bu bulguların AĐHM’ye göre tutarlı olduğunu, bavuran,  
ağabeyi ve polis memurları arasında fiziksel çatıma meydana geldiğini ve nedenlerine  
bakılmaksızın, bavuranın polis memurlarının hareketlerini engellemeye veya durdurmaya  
çalığını kabul ettiğini göz önünde bulundurmutur.  
AĐHM, esası yönünden AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varır.  
Öte yandan, AĐHM, 3. maddenin, “savunulabilir olduğunda” ve “makul üphe  
uyandırdığında”, makamların kötü muamele iddialarını soruturmalarını da gerektirdiğini  
yineler (bkz. özellikle Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan).  
Mevcut davada, AĐHM, delil yetersizliği nedeniyle, polisin görevini ifa ederken  
bavuranın fiili mukavemetiyle karılağında aırı güç kullandığının kanıtlandığı kanısında  
değildir. Ne var ki geçmiteki davalarda hükmettiği gibi, bu durum, ikâyetin, soruturma  
yapma pozitif yükümlülüğü gereği, 3. madde bağlamında “savunulabilir” bir iddia olmasına  
engel değildir (bkz. Böke ve Kandemir – Türkiye, 71912/01, 26968/02 ve 36397/03). AĐHM,  
tıbbi kanıtlar ile bavuranın yetkili ulusal makamlara sunduğu ikâyetin, en azından  
yaralanmasının aırı güç kullanımından doğmuolabileceği yönünde makul bir üphe  
yaratğı kanısındadır. Benzer biçimde, bavuranın ikâyetleri Türk makamlarının etkili bir  
soruturma yürütme yükümlülükleri bulunmasıyla ilgili savunulabilir bir iddia tekil etmitir.  
AĐHM, Yargıtay’daki de dahil olmak üzere, yargılama sürecinde, bavuranın  
gözaltındayken polis tarafından bir çok kez dövüldüğünü ileri sürdüğünü kaydeder.  
Bavuranın 15 ve 19 ubat 2001 tarihinde geçtiği tıbbi muayenelerin, vücudunun çeitli  
yerlerinden yaralandığını ortaya koymasına karın, bavuranın iddialarını soruturmak için  
giriimde bulunulmamıtır. AĐHM, herhangi bir ekilde, bir suç ilendiği üphesine yol açan  
bir durumla ilgili bilgilendirilen bir cumhuriyet savcısının, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca, gerekli incelemeleri yaparak olayları soruturmakla  
yükümlü olduğunu gözlemler. Bu bağlamda, AĐHM, polisin aırı güç kullandığına ilikin  
ciddi bir iddia dikkatlerine getirildiğinde, ulusal makamların, gerekli soruturma tedbirlerini  
almamalarını açıklamak için, bavuranın polis memurları hakkında resmi ikâyette  
bulunmaması örneğinde olduğu gibi, mağdur olduğu iddia edilen ahsın tutumuna  
dayanamayacakları kanısına varır. Bu nedenle AĐHM, bavuranın gözaltındayken kötü  
5
muameleye uğradığı iddialarının, ulusal makamlar tarafından, AĐHS’nin 3. maddesinin  
gerektirdiği gibi etkili bir biçimde soruturulmağı sonucuna varmıtır.  
Yukarıdakiler ıığında, AĐHM, Hükümet’in itirazını, iç hukuk yollarının tüketilmediği  
gerekçesiyle reddeder. AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 35/1 maddesinin öngördüğü altı aylık süre  
kuralının, bavuranların, ikâyetlerini, iç hukuk yollarını tüketme sürecinde nihai karar  
tarihinden itibaren altı ay içinde sunmalarını gerektirdiğini yineleyerek, 8 Ocak 2003  
tarihinde, bavuranın gözaltında polisin kötü muamelesine uğradığı yönündeki ikâyetlerini  
sunduğu Yargıtay’ın karar tarihinden itibaren altı aylık süre içinde sunulan bavurunun,  
AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralıyla uyumlu olarak yapıldığı  
kanısına varır. Bu nedenle Hükümet’in bu bağlamdaki itirazını reddeder ve AĐHS’nin 3.  
maddesinin usul yönünden ihlal edildiği kanısına varır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine bildirilmemesinin  
AĐHS’nin 6. maddesi çerçevesinde adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden ikâyetçi  
olmutur.  
A. Kabuledilebilirlik  
Bavuranın mahkûmiyeti ve cezasının iptal edildiği göz önünde bulundurulduğunda,  
AĐHM öncelikle, bavuranın 6. maddenin ihlal edildiğinin iddia edildiği bir olayın mağduru  
olup olmadığını tespit etmelidir. Bu bağlamda AĐHM, “bir cezanın mağdur lehine  
hafifletilmesi ya da bavuran lehine bir tedbirin kararlatırılmasının mağduriyeti  
kaldırabileceğini, ancak bunun için, mağduriyetin açıkça tanınması veya esastan kabul  
edilmesi ve mağduriyetin etkili bir ekilde giderilmesi gerektiğini” yineler (bkz. Dalban -  
Romanya [BD], 28114/95). Ancak, sözkonusu artlar gerçekletiğinde, AĐHS’nin koruyucu  
mekanizmasının ikincil niteliği nedeniyle bavurunun incelenmesinden imtina edilir. (bkz.  
Jensen ve Rasmussen - Danimarka, 52620/99).  
AĐHM, bavuranın 28 ubat 2002 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından mahkûm edildiğini kaydeder. Bavuran üç yıl dokuz ay hapis cezasına  
çarptırılmıtır. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, 16 Ekim 2003 tarihinde  
bavuranın 4959 Sayılı Kanun’dan yaralanma talebi üzerine önceki kararını gözden geçirdiği  
ve bavuranın mahkûmiyetini ve cezasını iptal ettiği doğrudur. Öte yandan, AĐHM, bu esnada,  
bavuranın hapis cezasının önemli bir kısmını çektiğini kaydeder. Hükümet’in iç hukukta bu  
tür hapis cezaları için tazminat talep etme yönünde olası yollara ilikin hiçbir savunma  
sunmağını göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, olayların bu haliyle, bavuranın  
yargılanması esnasında haklarının ihlal edildiği iddiaları için bavurana tazminat  
ödenmediğini gözlemler. Bu nedenle AĐHM, bavuranın mağdur olarak nitelendirilebileceği  
kanısına varır.  
Üstelik, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ikâyetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
6
B. Esas  
AĐHM, geçmite aynı mağduriyeti incelediğini, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini  
tespit ettiğini kaydeder (özellikle bkz. Abdullah Aydın - Türkiye (no. 2), 63739/00, Sağır -  
Türkiye, 37562/02 ve Ayçoban ve Diğerleri - Türkiye, 42208/02, 43491/02 ve 43495/02).  
AĐHM mevcut davayı incelemi, içtihadın dıına çıkılmasını gerektirecek özel koullar  
tespit etmemitir.  
Buna göre AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmemitir.  
III. AĐHS’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER MADDELERĐ  
Bavuran bavuru formunda, devlet güvenlik mahkemelerinde görülen davalara uygulanan  
kurallarla ilgili birkaç noktaya eletiri getirmive mahkeme salonunu terk ettikten sonra,  
savcının ilk derece mahkemesinin müzakeresinde bulunmasının yargılamanın adilliğine halel  
getirdiğini iddia etmitir.  
Esas ilikin 1 Temmuz 2008 tarihli görüünde, bavuran, devlet güvenlik mahkemelerinde  
görülen davalara uygulanan kurallarla ilgili birkaç noktaya eletiri getirmive suçsuz  
varsayılması hakkının, gözaltına alındığı, tutulu bulundurulduğu ve yetersiz ve tutarsız  
delillere dayanılarak mahkûm edildiği için ihlal edildiğini iddia etmitir.  
AĐHM, elindeki tüm bilgi ve belgeler ıığında, bu balık altında öne sürülen ikâyetlerin  
bir kısmının daha erken aamada kabuledilmez ilan edilmediği varsayılarak, bavuranın  
yukarıdaki ikâyetlerinin AĐHS veya Protokollerinde öngörülen hak ve özgürlüklerin ihlalini  
tekil etmediği kanısındadır. Buna göre bavuranın ikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun  
olduğu gerekçesiyle AĐHS’nin 35/1, 3 ve 4 maddesi kapsamında kabuledilmez niteliktedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 14.000 Türk Lirası (TL) (yaklaık 7263 EURO) maddi tazminat talep etmitir.  
Bu meblağ, hem bavuranın iddiasına göre kanunsuz biçimde tutulması ve peinden hapis  
cezasına çarptırılması sonucu oluan hem de gözaltına alındığı sırada mülküne gelen zararı  
kapsamaktadır. Ayrıca 30.000 TL (yaklaık 15.560 EURO) manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi zarar arasında illiyet bağı  
görememektedir, bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan, tarafsızlık esasıyla, bavurana  
5000 EURO manevi tazminat ödenmesine hükmeder.  
7
B. Yargılama gideri  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde meydana gelen mahkeme masrafları için 16.850 TL  
(yaklaık 8742 EURO) talep etmitir. Taleplerini desteklemek için, Diyarbakır Barosu’nun  
ücret çizelgesi ile avukatının düzenlediği mesai cetvelini sunmutur.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, elindeki  
belgeler ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, bavurana 1000 EURO ödenmesinin makul  
olacağı kanısındadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermitir.  
AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Hükümet’in bavuranın iç hukuk yollarını tüketmemesi ve gözaltına alınması esnasında  
aırı güç kullanıldığına ilikin ikâyetleriyle ilgili olarak altı ay kuralına uymamasına  
ilikin itirazını esasıyla birletirmeye ve reddetmeye;  
2. Bavuranın gözaltına alınması sırasında aırı güç kullanıldığına ilikin ikâyetlerinin ve  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesi kendisine bildirilmediği için adil  
yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının kabuledilebilir olduğuna;  
3. Bavurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;  
4. AĐHS’nin 3. maddesinin esası yönünden ihlal edilmediğine;  
5. AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edilmediğine;  
6. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
7. (a) Savunmacı Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na  
çevirerek izleyen meblağları ödemesine:  
(i) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber 5000 (bebin) EURO manevi tazminat;  
(ii) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber yargılama masrafları için 1000 (bin)  
EURO;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
8. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,  
8
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları  
uyarınca 10 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Françoise Elens-Passos  
Zabıt Katibi Yardımcısı  
Françoise Tulkens  
Bakan  
9