A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranların tapularının iptal edilmesi nedeniyle uğradıkları zararın tazmini
için dava açabileceklerini ileri sürmüꢀtür. Bu çerçevede Yargıtay tarafından 2007 senesinin
Ekim ve Kasım ayında verilen ve Devlet Hazinesinin kıyı ꢀeridinde yer alan tapu senetlerinin
iptaline yönelik talebinin reddedildiği kararlara atıfta bulunmuꢀtur. Hükümet ayrıca, mülklerin
eski sahibi olan S.A.’nın, o dönemde tapu kadastro tarafından yapılan incelemenin sonucuna
itiraz etmemesinden dolayı, Sözleꢀmenin 35/1 maddesi tarafından zorunlu kılınan iç temyiz
yollarını tüketme zorunluluğuna riayet edilmediğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranlar bu iddialara itiraz etmiꢀlerdir. Hükümet tarafından ileri sürülen kararlara
iliꢀkin olarak, Yargıtay’ın, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesinin, 1 nolu Protokol’ün 1.
maddesinin ihlal edildiğine hükmettiği bazı kararları takiben çok yakın bir geçmiꢀte içtihad
değiꢀikliğine gittiğini belirtmiꢀlerdir. Kesinleꢀmiꢀ bir karara itiraz etmek ve ulusal
makamlardan tazminat almak için tüketilmesi gereken hiçbir iç hukuk yolu olmadığını
savunmuꢀlardır.
AĐHM, Hükümetin itirazının, baꢀvuranların, tapu senetlerinin iptal edilmesinden dolayı
uğradıkları zarara istinaden dava açabilme veya tazminat talep edebilme olanağına dair birinci
kısmı ile ilgili olarak, Doğrusöz ve Aslan Türkiye (no 1262/02, §§ 22-23, 30 Mayıs 2006)
davasında benzer bir itirazı, bu tür bir iç hukuk yolunun ancak bir tapu kaydının gayrimeꢀru
ꢀekilde iptal edilmesi durumunda geçerli olduğunu belirterek reddettiğini hatırlatır. Hâlbuki
bu baꢀvuruda, Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesi baꢀvuranların tapu senedini, özel kiꢀilerin
kıyı ꢀeridinde mülk sahibi olamayacaklarına iliꢀkin mevzuat uyarınca iptal etmiꢀtir
(Mehmet Ali Miçooğulları Türkiye, no 75606/01, § 17, 10 Mayıs 2007 bakınız). Ayrıca,
Yargıtay’ın AĐHM’nin içtihadına uygun olarak kendi içtihadında yaptığı yeniliğin
baꢀvuranların ꢀikayetçi oldukları duruma geriye dönük etkisi bulunmamaktadır.
Đtirazın ikinci kısmıyla ilgili olarak AĐHM’ye göre baꢀvuranların murisinin kadastro
tespitine itiraz etmesine gerek bulunmamaktaydı çünkü ihtilaflı taꢀınmazlar adına
kaydedilmiꢀti. Murisin sözkonusu araziyi 14 Haziran 1976 tarihinde satın aldığı, tapu
senedinin kendi adına düzenlendiği, bu arazinin baꢀvuranlara miras kaldığı ve ulusal
mahkemelerin ulusal mevzuata uygun olarak tapu kayıtlarını iptal ettiği hususlarında taraflar
arasında bir anlaꢀmazlık bulunmamaktadır.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa iliꢀkin olarak
Baꢀvuranlar iddialarını yinelemiꢀtir.
Hükümet, yürürlükteki ulusal mevzuat uyarınca kıyı ꢀeridinde özel kiꢀiler adına tapu kaydı
yapılmasının mümkün olmadığını belirtmiꢀtir. Bu baꢀvuruyla ilgili olarak, sözkonusu
taꢀınmazlar Anayasa ve yürürlükteki kanunlar hilafına zamanında baꢀvuranların atası adına
tapuya kaydedilmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuranları tapu kaydı Burhaniye Asliye Hukuk
Mahkemesi tarafından iptal edilmiꢀtir. Bu çerçevede, kendilerine tazminat ödenmesi mümkün
değildir.
4