CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ARĐF ERDEM -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:37171/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (37171/04) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Arif Erdem’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 23 Haziran 2004 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından H.H. Büberal tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1923 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
1964 yılında, orman kadastro komisyonu, Emirli köyünde (Pendik/Đstanbul) orman alanı  
olarak sınıflandırılmayan alanların tespiti için kadastro çalıması yürütmütür. Orman  
kadastro komisyonu, sözkonusu köyde bulunan 17.000 m2 yüz ölçümündeki bir alanı kamu  
orman alanı olarak sınırlandırmıtır. Hükümet’e göre, öngörülen süre içerisinde bu hususta  
itirazda bulunulmadığından, komisyon kararları nihai hale gelmitir.  
31 Mart 1965 tarihinde, yapılan kadastro çalımalarının ardından, aynı taınmaz 69 sayılı  
parsel numarası ile bavuran adına tescil edilmitir. Tapu kaydında, bavuranın adına, hiçbir  
kısıtlama veya açıklama içermeyen tapu senedi düzenlenmitir. Tapu edinim gerekçesi olarak,  
tapu kaydı, sözkonusu taınmazın fasılasız ve nizasız olarak yirmi yıldan fazla bir süre  
boyunca bavuranın murisi (de cujus) tarafından kullanılğı, bavuranın murisinin ölümünün  
ardından taınmazın malikliğini bavuran ve iki kız kardeinin edindiğini göstermektedir.  
1959 tarihinde, bavuranın kız kardeleri hisselerini bavurana satmılardır.  
1984 yılında yeniden yapılan bir kadastro çalımasının ardından 6831 sayılı Orman  
Kanunu’nun 2/B maddesi uyarınca 69 parsel numaralı taınmaz, Hazine yararına orman alanı  
arısında tutulmutur. Đtiraz olmadığından, sözkonusu kadastro sonucu 1989 tarihinde nihai  
hale gelmive 25 Aralık 1992 tarihinde tapu kaydında tescil edilmitir.  
24 Temmuz 2000 tarihinde, Hazine, 69 numaralı parselin Devlet mirasının parçası olduğu  
gerekçesi ile ve sözkonusu taınmazın Hazine adına tescil edilmesi istemiyle ile Pendik  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
25 Aralık 2002 tarihinde, mahkeme, ihtilaf konusu taınmazın önce kamu orman alanına dahil  
olduğu ardından Hazine yararına orman alanı dıında tutulduğu gerekçesi ile sözkonusu talebi  
haklı bulmutur. Mahkeme, bavuranın tapusunu iptal etmive tapunun Hazine adına tescil  
edilmesine karar vermitir.  
1 Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu hükmü onamıtır. 1 Aralık 2003 tarihinde  
Yargıtay, bavuranın karar düzeltme talebini reddetmitir.  
23 Aralık 2003 tarihinde, Yargıtay kararı bavurana tebliğ edilmitir.  
2
HUKUK  
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, tapusunun iptal edilmesinin ve tapunun Hazine adına tescil edilmesinin 1 No’lu Ek  
Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mallarına saygı hakkına yönelik olarak orantısız bir  
müdahale oluturduğunu iddia etmektedir.  
Kabuledilebilirlik ile ilgili olarak, Hükümet, öncelikle, Hükümet’e göre, 1984 yılında  
yürütülen kadastro çalımalarının sonucunun tapu kaydına tescil edildiği tarih olan 25 Aralık  
1992 tarihinde balayan altı ay süresine riayet edilmediğine dair kabuledilemezliğe ilikin  
itirazını sunmaktadır. Oysa bavuran bavurusunu 23 Haziran 2004 tarihinde yani sözkonusu  
tescilden itibaren on iki yıl sonra sunmutur.  
Hükümet, bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ifade etmektedir: bavuran, bir yandan,  
1984 yılında gerçekletirilen kadastro çalımalarına itiraz edebilir diğer yandan, tapusunun  
iptal edilmesi nedeniyle uğradığı zarardan dolayı Medeni Kanunun, Borçlar Kanununun ve  
Đdari Yargılama Usulü Kanununun hükümleri uyarınca dava açabilirdi. Bu bağlamda  
Hükümet, özellikle, devletin tapu kayıtlarını tutmasına ilikin zorunlu yükümlülükleri  
hakkındaki bazı Yargıtay kararlarına atıfta bulunmaktadır.  
Bavuran, bu hususta görübildirmemektedir.  
Altı ay süresine riayet kapsamında Hükümet tarafından yapılan itiraz ile ilgili olarak, AĐHM,  
AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuktaki nihai kararın bavurana 23 Aralık 2003  
tarihinde tebliğ edilen 1 Aralık 2003 tarihli Yargıtay kararı olduğunu tespit etmektedir.  
Dolayısıyla, altı ay süresinin sözkonusu son karar tarihinden itibaren ilemeye balaması  
gerekmektedir. Bavuranın 23 Ocak 2004 tarihinde yani altı ay süresi içerisinde AĐHM’ye  
bavuruda bulunmasından dolayı, Hükümet’in bu itirazının reddedilmesi gerekmektedir.  
Đç hukuk yollarının tüketilmemesi kapsamındaki Hükümet’in itirazı ile ilgili olarak, AĐHM,  
daha önce Savunmacı Hükümet tarafından sunulan benzer itirazları reddettiğini  
hatırlatmaktadır (Medeni Kanunun, Borçlar Kanununun, Đdari Yargılama Usulü Kanunun  
hükümleri uyarınca, bkz, Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.-Türkiye, bavuru no: 45651/04,  
10 Mart 2009, Doğrusöz ve Aslan- Türkiye, bavuru no: 1262/02, 30 Mayıs 2006 ve  
Ardıçoğlu-Türkiye, bavuru no: 23249/04, 2 Aralık 2008; kadastro çalımalarının sonucuna  
itiraz edilmemesi ile ilgili olarak, bkz, özellikle, Cin ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 305/03,  
10 Kasım 2009 ve Rimer ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 18257/04, 10 Mart 2009).  
Sözkonusu içtihattan sapmak için hiçbir neden göremeyen AĐHM, Hükümet’in bu itirazını  
reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
Esas ile ilgili olarak, AĐHM, bavuran tarafından sunulan ikayetlere benzer ikayetleri  
incelediğini ve tazminat ödenmeksizin ahsa ait olan taınmazların Hazine’ye devredilmesi  
nedeniyle 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını  
hatırlatmaktadır (sözü edilen Turgut ve diğerleri, sözü edilen Temel Conta Sanayi ve Ticaret  
3
A., sözü edilen Rimer ve diğerleri ve Nural Vural – Türkiye, bavuru no: 16009/04, 10 Mart  
2009). Đꢀbu davanın incelenmesinin ardından, AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca  
ulamak için Hükümet’in ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığı değerlendirmesinde  
bulunmaktadır.  
Bu itibarla 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca, bavuran, kendisine göre taınmazın güncel değerine tekabül  
eden meblağ olan 680.000 TL’yi (yaklaık 310.000 Euro) maddi tazminat olarak talep  
etmektedir. Belge olarak, bavuran, Emirli (Pendik/Đstanbul) köyünde bulunan komu  
taınmaza değer tespitinde bulunan 28 Aralık 2005 tarihli bilirkii raporunu sunmaktadır.  
Bavuran 10.000 TL (yaklaık 4.500 Euro) manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak bavuran görübildirmemektedir.  
Hükümet, belirtilen miktarla karı çıkmakta ve AĐHM’ye sözkonusu miktarları reddetme  
çağrısında bulunmaktadır.  
Mevcut dava koullarında Savunmacı Devlet ile bavuranlar arasında olası bir uzlama  
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aamada saklı  
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir (bkz, aynı anlamda sözü edilen Turgut ve  
diğerleri, sözü edilen Temel Conta Sanayi ve Ticaret A., sözü edilen Nural Vural ve sözü  
edilen Rimer ve diğerleri). AĐHM’ye göre, ihtilaflı taınmazın değerinin tespit edilmesi için  
en uygun yollardan biri yetkili mahkemede bavuranlar tarafından değer tespit davası  
açılmasıdır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümet ve bavuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın  
kesinlemesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görülerini yazıyla  
kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlamadan kendisini  
haberdar etmeye davet edilmesine;  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
4
5