CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ARĐ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:65508/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
3 NĐSAN 2007  
NĐHAĐ KARAR  
03/07/2007  
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 65508/01 başvuru no’lu davanın nedeni, 31 Türk  
vatandaşı Şeyhmus Ari (1921 doğumlu), Abdullah Düzce (1943), Ömer Düzce (1956), Mehmet  
Ari (1943), Ahmet Ari (1951), Mehmet Aydemir Bülbül (1940), Feyzi Bülbül (1940), Çerkez  
Bülbül (1957), Ahmet Bülbül (1930), Abdülhalim Bülbül (1962), Yusuf Düzce (1945), Mehmet  
Düzce (1966), Nevaf Düzce (1953), Farhan Ari (1932), Sali Ari (1962), Süleyman Ari (1961),  
Bedir Ari (1958) ve Emlohan Ari’nin (1965) yanısıra Dehle Ari (1953), Müzeyyen Ari (1981),  
Hediye Ari (1960), Sultan Ari (1967), Methiye Ari (1951), Fatma Düzce (1930), Züheyya  
Yıldırım (1957), Yıldız Düzce (1959), Naile Düzce (1978), Arifa Düzce (1963), Aynur Düzce  
(1979), Hanımi Ari (1922) ve Büruce Ari’nin (1954) (Başvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) 9 Ekim 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur. Başvuranlar, AĐHM  
huzurunda Diyarbakır ve Mardin Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu ve S. Demirkesen  
tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Başvuranlar Mardin’de ikamet etmektedirler.  
Hazine Müsteşarlığı 21 Haziran 1982 tarihinde, başvuranlara (ya da anne babalarına) ait  
1 no’lu parselden 95 no’lu parsele kadar olan parsellere ilişkin tapu senetlerinin iptali ve ihtiyati  
tedbir talebiyle birlikte tapu sicil kayıtlarına Hazine adına tescil edilmesi için Mardin Asliye  
Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 22 Haziran 1982 tarihinde ihtiyati tedbir talebini kabul  
etmiştir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 1982 ve 1985 yılları arasında tarafları dinlemiş, sözkonusu  
parsellerle ilgili ek bilgiler istemiş ve olay yeri tespitinin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı  
sonucuna varmıştır.  
Hazine 9 Aralık 1985 tarihli duruşmada, 1 no’ludan 94 no’lu parsele kadar olan  
parsellerle ilgili taleplerini geri çekmiştir. Ancak Hazine 95 no’lu parsel’in kendi adına tescil  
edilmesi talebini korumuş, bu talep de Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 9 Aralık 1988 tarihinde, ihtilaf bulunmaması nedeniyle 1 no’lu  
parselden 94 no’lu ya kadar olan parsellerle ilgili davanın kayıttan silinmesine karar vermiştir.  
Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi 95 no’lu parselle ilgili davanın başka bir dosya numarasıyla  
devam edilmesine karar vermiştir.  
Daha sonra 95 no’lu parselle ilgili dava kaldırılmıştır.  
Başvuranlar (ya da anne babaları) 9 Ocak 1992 tarihinde, tazminat davası amacıyla  
672.500 m²’lik arsa olan 95 no’lu parselin değerinin tespit edilmesi talebiyle Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne başvurmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi bilirkişilerle birlikte olay yeri  
incelemesi yapmıştır. Daha sonra 9 Mart 1992 tarihli bilirkişi raporuna göre arsanın değerini  
1.609.965.000 TL [yaklaşık olarak 203.270 Euro] olarak belirlediği beyan kararını vermiştir.  
Başvuranlar (ya da anne babaları) 30 Eylül 1992 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi  
huzurunda Savunma Bakanlığı’na karşı tazminat başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar  
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın fiili (de facto) kamulaştırmasının sözkonusu olduğunu  
savunarak, aynı şekilde Kara Kuvvetleri Komutanlığı adına tapu sicil kaydında arsanın tescil  
edilmesini talep etmişlerdir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 12 Temmuz ve 12 Kasım 1993 tarihlerinde bilirkişilerle  
birlikte olay yerinde iki kez inceleme yapmış ve tanıkları dinlemiştir. Sözkonusu tanıklar  
arazinin dikenli telle çevrildiğini ve 1972 yılında araziye mayın döşendiğini belirtmişlerdir. Đki  
farklı bilirkişi ekibi sırasıyla 31 Ağustos ve 22 Kasım 1993 tarihlerinde raporlarını sunmuşlardır.  
Bilirkişi ekipleri arsanın değerini sırasıyla 2.263.635.000 TL [yaklaşık 146.178 Euro] ve  
2.254.220.000 TL [yaklaşık 126.472] olarak belirlemişlerdir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 6 Aralık 1994 tarihinde Đçişleri Bakanlığı’ndan ve Jandarma  
Genel Komutanlığı’ndan arsanın hangi tarihte mayınlandığına dair ek bilgi istemiştir. Đçişleri  
Bakanğı 20 Aralık 1994 tarihli cevap yazısında arsanın fiili kamulaştırıldığını ve 1960 yılında  
arsaya mayın döşendiğini belirtmiştir. Jandarma Genel Komutanlığı 4 Nisan 1995 tarihinde,  
1945 ve 1966 yılları arasında arsaya mayın döşendiğini ve o dönemden bu yana arsanın işgal  
edildiğini bildirmiştir. Son olarak Savunma Bakanlığı, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne arsanın  
mayınlandığı tarihleri 1955-1956 olarak belirttiği bilirkişi incelemesi sonuçlarını iletmiştir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 25 Eylül 1996 tarihli kararla, başvuranların (ya da anne  
babaları) tazminat taleplerini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, arsanın Đdare tarafından  
kamu yararı nedeniyle kesintisiz olarak yirmi yıl boyunca işgal edildiğinden dolayı, 2942 sayılı  
Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen koşulların oluştuğuna kanaat  
getirmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi karar hükmünü, özellikle bilirkişi incelemesi sonuçları,  
Savunma Bakanlığı’nın dava konusu malın 1955 yılından bu yana Jandarma Genel  
Komutanlığı’nın kullanımına sunulduğuna dair belgeye ve arsanın krokileri gibi dosya  
unsurlarına dayandırmıştır.  
Yargıtay 6 Şubat 1997 tarihli kararla ilk derece mahkemesi sonuçlarını onamıştır.  
5 Ağustos 1997 tarihinde Fatma Düzce’nin eşi ve Dehle Düzce’nin (Ari) de babası olan  
Harun Düzce, Züheyla Düzce (Yıldırım), Yıldız Düzce (Yıldırım), Naile Düzce, Mehmet Düzce,  
Arifa Düzce ve Aynur Düzce (Ortaç) vefat etmiştir.  
Savunma Bakanlığı 15 Nisan 1999 tarihinde 95 no’lu parselin tapu sicil kaydında Hazine  
Müsteşarlığı adına tescil edilmesi talebiyle Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur.  
Başvuranlar (ya da anne babaları), 29 Nisan 1999 tarihinde 95 no’lu parselin 1973 tarihli  
tapu senedinin bir kopyasını Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunmuşlardır. Bu senette, arsanın  
1946 yılından bu yana başvuranların (ya da anne babaları) mülkiyetinde olduğu ve arsanın  
niteliğinin “mayınlı arsa” olduğu belirtilmektedir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 29 Eylül 1999 tarihli bir kararla, başvuranların tapu senetlerini  
iptal etme ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi uyarınca Hazine adına tescil  
edilmesi kararı almıştır.  
Başvuranlar (ya da anne babaları) 11 Kasım 1999 tarihinde, 29 Eylül 1999 tarihli karara  
itiraz etmek için temyiz başvurusunda bulunmuşlar ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini ileri  
sürmüşlerdir.  
Yargıtay 27 Ocak 2000 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı onamıştır.  
Yargıtay 6 Nisan 2000 tarihinde başvuranların (ya da anne babaları) kararın düzeltilmesi  
başvurusunu reddetmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
Başvuranlar tazminat ödenmeksizin dava konusu mülkiyetlerinden mahrum  
bırakılmalarının 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde ifade edilen ilkelere aykırı koşullarda  
gerçekleştiğini ileri sürmektedirler. Ayrıca başvuranlar, etkili başvuru yolunun bulunmadığından  
şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 13. maddesini ileri sürmektedirler.  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
1. AĐHM’nin ratione temporis Yetkisi ve Altı Ay Kuralı Hakkında  
Hükümet, ilk olarak başvuranların şikayetlerinin, dava konusu gayrimenkulün 1955  
yılında kamu hizmetine tahsis edildiğinden dolayı AĐHS hükümleriyle ratione temporis  
bağdaşmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğini de ileri  
sürmektedir. Hükümet’e göre başvuranlar, 30 Eylül 1992 tarihinde fiili kamulaştırma  
gerekçesiyle Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda tazminat başvurusunda bulunmuşlar, bu  
başvuru 25 Eylül 1996 tarihinde reddedilmiş ve son olarak Yargıtay bu kararı 6 Şubat 1997  
tarihinde onamıştır. Böylece altı aylık süre bu tarihten itibaren işlemeye başlamıştır. Halbuki  
başvuranlar Hazine’nin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi çerçevesinde  
aleyhlerinde başlattığı davanın sonuçlanmasının ardından  
başvurularını yapmışlardır.  
Dolayısıyla başvuru, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süreye riayet edilmeden  
AĐHM’ye sunulmuştur.  
AĐHM, başvuranların tapu senedinin, Savunma Bakanlığı’nın 15 Nisan 1999 tarihinde  
açtığı davanın 6 Nisan 2000 tarihinde Yargıtay kararıyla sonuçlanmasının ardından iptal  
edildiğini tespit etmektedir. Başvuranlar bu tarihten itibaren altı ay içinde başvurularını  
yapmışlardır.  
AĐHM, daha önceki kararlarında benzer itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır (I.R.S.-  
Türkiye (karar), no: 26338/95 ve Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye (karar), no:  
58650/00). AĐHM, daha önce vardığı sonuçlara aykırı bir karar almak için hiçbir gerekçe  
görmemekte ve Hükümet’in ratione temporis yetkisizlik itirazıyla birlikte altı ay kuralına riayet  
edilmediğine dair itirazını reddetmektedir.  
2. Bazı Başvuranların Mağdur Sıfatının Bulunmaması Hakkında  
Hükümet, Dehle Ari, Züheyla Yıldırım, Fatma Düzce, Yıldız Düzce, Naile Düzce,  
Mehmet Düzce, Arifa Düzce ve Aynur Düzce adlı sekiz başvuranın, ulusal yargılamalarda taraf  
olmadıkları ve mülkiyet haklarının olduğunu kanıtlayan hiçbir belge sunmadıklarından dolayı,  
AĐHS’nin güvence altına aldığı hakların ihlal edilmesinden mağdur olduğunu iddia  
edemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet, 41. madde çerçevesinde başvuranların görüşlerine  
cevaben sunduğu 28 Temmuz 2006 tarihli görüşlerinde, Şeyhmus Ari ve Fatma Düzce adlı iki  
başvuranın öldüklerini AĐHM’nin bilgisine sunmakta ve AĐHM’den sözkonusu başvuranlarla  
ilgili başvuruyu kayıttan silmeye davet etmektedir.  
Başvuranların avukatları 13 Eylül 2006 tarihinde, ölen başvuranların mirasçılarının talebi  
üzerine 5 Eylül 2006 tarihinde Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından çıkarılan iki miras  
belgesini dava dosyasına koymuşlardır. Şeyhmus Ari ile ilgili olan belgeye göre, Asliye Hukuk  
Mahkemesi, Şeyhmus Ari’nin 15 Haziran 2003 tarihinde vefat ettiğini ve Mahmut Ari,  
Abdurrahman Ari, Söda Ari ve Hediye Ari’nin yasal mirasçılar olduğunu tespit etmiştir. Fatma  
Düzce konusunda ise, Asliye Hukuk Mahkemesi Fatma Düzce’nin 30 Ocak 2003 tarihinde vefat  
ettiğini ve Dehle Düzce (Ari), Züheyla Düzce (Yıldırım), Yıldız Düzce (Yıldırım), Naile Düzce,  
Mehmet Düzce, Arifa Düzce ve Aynur Düzce’nin (Ortaç) yasal mirasçılar olduğunu tespit  
etmiştir. Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi Fatma Düzce’nin eşi ve diğer mirasçıların babası olan  
Harun Düzce’nin 5 Ağustos 1997 tarihinde vefat ettiğini de tespit etmiştir.  
Dehle Ari, Züheyla Yıldırım, Fatma Düzce, Yıldız Düzce, Naile Düzce, Mehmet Düzce,  
Arifa Düzce ve Aynur Düzce’nin mağdur olduklarını ileri sürüp süremeyecekleri sorunu  
hakkında AĐHM, zararın olmadığı durumlarda bile AĐHS’nin gerekliliklerinin yerine  
getirilmesinde bir eksiklik bulunduğunun düşünülebileceğinden dolayı, AĐHS’nin 34.  
maddesinin “mağdur” olarak dava konusu fiil ya da ihmalin doğrudan etkilediği kişiyi  
belirttiğine dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Brumarescu-Romanya, no: 28342/95). Bir  
başvuran AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca ancak dava konusu fiil ya da ihmalkarlıktan doğrudan  
etkilendiği sürece “mağdur” sıfatını ileri sürebilir. Başvuranın sonuçlardan doğrudan mağdur  
olması ya da mağdur olma riski taşıması gerekmektedir (Otto-Preminger-Đnstitut-Avusturya, 20  
eylül 1994 tarihli karar, Norris-Đrlanda, 26 Ekim 1988 tarihli karar ve Monnat-Đsviçre, no:  
73604/01).  
Bu durumda AĐHM, 13 Eylül 2006 tarihinde dava dosyasına konulan ve Fatma  
Düzce’nin mirasçılarını gösteren miras belgesinde, mirasçıların, 5 Ağustos 1997 tarihinde  
öldükten sonra bile ulusal yargılamalarda taraf olmaya devam eden Harun Düzce’nin de  
mirasçısı olarak hareket ettiklerinin belirtildiğini tespit etmektedir (Malhous-Çek Cumhuriyeti,  
no: 33071/96). Dolayısıyla Hükümet’in ön itirazının bu kısmını reddetmek yerinde olacaktır.  
Hükümet’in, Şeyhmus Ari ve Fatma Düzce’ye ilişkin başvurunun kayıttan düşürülmesi  
talebi konusunda AĐHM, mirasçıların AĐHM huzurundaki davaya katılma isteğini dile  
getirdiklerini not etmektedir. Dolayısıyla Hükümet’in itirazının geri kalan kısmını reddetmek  
yerinde olacaktır.  
3. Sonuç  
Böylece AĐHM, AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca başvurunun açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, başvurunun başka hiçbir kabuledilemezlik  
gerekçesiyle ters düşmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek  
yerinde olacaktır.  
II. 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI HAKKINDA  
Başvuranlar, tazminat ödenmeksizin dava konusu mülkiyetten mahrum bırakmanın 1  
No’lu Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen ilkelere aykırı koşullarda gerçekleştiğini ileri  
sürmektedirler.  
Başvuranlar, hiçbir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın de facto arsalarına el konulduğunu  
ileri sürmektedirler. Başvuranlar hiçbir zaman kendilerine ödemenin yapılmadığını ve  
Hükümet’in bu konuda hiçbir kanıt sunmadığını ileri sürmektedirler.  
Başvuranlar, 19 Haziran 1973 tarihinde kesinleşen tapu kadastro işlemine ilişkin  
tutanağın 95 no’lu parsele ilişkin tapu senetlerini belgelediğini belirtmektedirler. Başvuranlara  
göre, Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin yanlış  
uygulayarak tapu senedini iptal etme kararı vermiştir. Başvuranlar, bu iptal kararının 38.  
maddeye uygun olmadığını savunmaktadırlar. Her halükarda, başvuranlar mülkiyetten mahrum  
bırakmanın tazminat ödenmeksizin gerçekleştiğinden dolayı, bu hükmün 1 No’lu Protokol’ün 1.  
maddesinde belirtilen ilkeye aykırı olduğunu ileri sürmektedirler.  
Hükümet öncelikle olayların 50’li yıllara dayandığını ve Hazine’nin 1957 ve 1960 yılları  
arasında başvuranların arsaları da dahil olmak üzere 39.497.000 m² arsanın karşılığında  
8.758.869 TL [yaklaşık 2.362.610 Euro] ödediğini belirtmektedir. Ancak Hükümet, maliklerin  
aldığı para miktarının kanıtlanmasının oldukça zor olduğunu eklemektedir.  
Hükümet o dönemdeki ilgili iç hukuka özellikle 221 sayılı Kanun ve 2942 sayılı  
Kanun’un 38. maddesine atıfta bulunarak, arsanın Đdare’nin hizmetine sunulması nedeniyle ve  
arsalarını hiçbir zaman kullanmadıklarından dolayı başvuranların kişisel ve gerçek haklarını  
kaybettiklerini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet’e göre ilgililer, Asliye Hukuk Mahkemesi  
huzurunda tazminat başvurularını yaptıkları sırada Kamulaştırma Kanunu hükümlerinin  
uygulanmasını istememişlerdir.  
AĐHM, 19 Haziran 1973 tarihli tapu kadastro belgesinden önceki dönem konusunda  
taraflar arasında farklı bazı bakış açılarına rağmen, sözkonusu belgenin ardından arsanın  
başvuranlar adına tescil edildiği konusunda taraflar arasında tartışma konusu olmadığını not  
etmektedir. Bu davada ulusal mahkemeler 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini uygulayarak tapu  
sicil kaydına tescil edilmiş olan başvuranların tapu senedini iptal ettiğinden ve Savunma  
Bakanğı yararına mülkiyetin devredilmesine karar verdiğinden dolayı, bu bağlamdaki  
anlaşmazlıklara ilişkin sorunları çözmek AĐHM’nin görevi değildir. Bu koşullarda AĐHM, ulusal  
mahkeme kararlarının, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendindeki ikinci cümle  
uyarınca başvuranların mallarından mahrum bırakılmasına neden olduğu sonucuna varmaktadır  
(mutatis mutandis, Brumarescu).  
Ayrıca AĐHM, bu davadakine benzer sorunların ortaya çıktığı davaları daha önce  
incelediğini ve 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin uygulanmasının ardından mülkiyetten  
mahrum bırakma nedeniyle 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini  
hatırlatmaktadır (I.R.S. ve diğerleri, Kadriye Yıldız ve diğerleri-Türkiye, no: 73016/01 ve  
Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, no: 58650/00). AĐHM, bu hükmün uygulanması  
hakkında, Hükümet’in mevcut durumda farklı bir sonuca ulaşılmasını sağlayabilecek ne bir olay  
ne de bir argüman sunduğunu tespit etmektedir.  
AĐHM, 38. maddenin bu davaya uygulanmasıyla, tapu senetleri iptal edildiği gerekçesiyle  
başvuranların her türlü tazminat isteme olanağından mahrum bırakıldığına kanaat getirmektedir.  
Toplumun genel menfaati gereklilikleri ile hakların güvence altına alınması zorunlulukları  
arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin korunmasını sağlayacak tazminata ilişkin hiçbir  
işlem başlatılmağından dolayı böyle bir müdahale ancak keyfi bir müdahale olarak  
nitelendirilebilir.  
Dolayısıyla 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AĐHS’NĐN 1 NO’LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHM, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi alanında dile getirdiği sonucu gözönüne alarak,  
sorunu AĐHS’nin 13. madde açısından ayrıca incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuranlar, arsanın halihazırdaki değeri olan 716.970,60 Euro ve 1999 yılından bu yana  
mallarından mahrum bırakılmaları nedeniyle tazminat için 215.910,74 Euro olmak üzere toplam  
932.881,34 Euro istemektedirler.  
Başvuranlar iddialarını kanıtlamak için, Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından  
belirlenen bilirkişi ekibinin 2 Kasım 2005 tarihinde yaptığı incelemeye dayanmaktadırlar.  
Ayrıca başvuranlar manevi zarar adı altında her biri 5.000 Euro istemektedirler.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, I.R.S. ve diğerleri-Türkiye davasında tespit edilen ihlalin kaynağı, zilyetliğin  
elden çıkmasının hukuki nitelemesi değil de, tazminat yoksunluğu olduğu takdirde, tazminatın  
kaçınılmaz olarak malların tam değerini yansıtmak zorunda olmadığını beyan ettiğini  
hatırlatmaktadır. AĐHM bu durumda Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi’nin arsanın değerini 9  
Mart 1992 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak belirlediğinin yer aldığı beyan kararı verdiğini  
belirtmektedir. Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi’nin belirlediği bilirkişiler 31 Ağustos-22  
Kasım 1993 tarihleri arasında, başvuranların ödenmesini sağlayabilecekleri arsanın değerini  
belirlemişlerdir. Ancak dava konusu arsanın yirmi yıl boyunca Đdare tarafından kamu yararı  
nedeniyle kesintisiz olarak kullanıldığından dolayı, Asliye Hukuk Mahkemesi 2942 sayılı  
Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi tarafından öngörülen koşullar oluştuğu gerekçesiyle  
başvuranların tazminat talebini reddetmiştir. AĐHM, bunun 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin  
ihlal edildiği tespitinin dayanağını oluşturduğu sonucuna varmaktadır. Sonuç itibariyle AĐHM,  
elinde bulunan unsurların tümünü ve içtihadını gözönüne alarak hakkaniyete uygun olarak  
başvuranlara (ya da hak sahiplerine) maddi tazminat için ortaklaşa 240.000 Euro ödenmesine  
karar vermektedir (Kadriye Yıldız ve diğerleri).  
Ayrıca AĐHM, bu davada manevi tazminat için özel hiçbir sorunun bulunmadığına kanaat  
getirmektedir (I.R.S. ve diğerleri (adil tazmin)).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuranlar, ulusal mahkemeler ve AĐHM huzurunda yapılan masraf ve harcamalar için  
5.400 Euro istemektedirler.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleşik içtihadına göre 41. madde bakımından masraf ve harcamaların  
ödenmesi için, sözkonusu masrafların gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya  
konulması gerekir (Đatridis). Ayrıca yargılama masrafları, tespit edilen ihlalle ilgili oldukları  
sürece ödenmektedir (Beyeler-Đtalya (adil tazmin), no: 33202/96).  
AĐHM, başvuranların ulusal mahkemeler ve AĐHM huzurunda yapılan masraflar  
konusunda hiçbir fatura sunmadıklarını not etmektedir. Ancak AĐHM huzurunda avukat  
tarafından temsil edilen başvuranların zorunlu olarak bazı masraflarda bulunmuş oldukları  
görüşündedir. AĐHM dava koşullarını gözönünde bulundurarak, yapılan bütün masraflar için  
başvuranlara ortaklaşa 4.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesine ilişkin şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına;  
4.a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz  
kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara (ya  
da hak sahiplerine) ortaklaşa,  
i. maddi tazminat için 240.000 (iki yüz kırk bin) Euro;  
ii. masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro;  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,  
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda  
faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine  
uygun olarak 3 Nisan 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.