değerlendirirken “makul şüphenin ötesinde” standardını uygulamaktadır. Ancak, AĐHM,
böyle bir kanıtın yeterince güçlü, açık ve tutarlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer
karinelerin varlığı ile de ortaya konabileceğini eklemektedir. (Labita / Đtalya, no. 26772/95 ve
Süleyman Erkan / Türkiye, no. 26803/02).
AĐHM, sözkonusu davada, başvuranın 26 gün süreyle gözaltında tutulduğunu
gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, başvuranın tutuklu bulunduğu sırada aynı gerekçeyle
gözaltına alınan tutuklulardan birinin ölmesine ilişkin iddiasını da gözönünde
bulundurmaktadır. Ancak, AĐHM, başvuranın AĐHM’ye yaptığı başvuruda iddia konusu kötü
muameleye ilişkin ayrıntılara belirgin bir biçimde değinmediğini gözlemlemektedir. Bu
ayrıntılar, yalnızca başvuranın 16 Mayıs 2008 tarihli görüşlerinde yer almış ve daha fazla
ayrıntıya girilmeden, yalnızca iddia konusu kötü muamelenin yapılış şekline atıfta
bulunulmuştur.
Benzer şekilde, AĐHM, avukat yardımı alan başvuranın, cezai yargılama sırasında,
yalnızca genel anlamda işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini
gözlemlemektedir. Başvuran, maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele şekline ilişkin
herhangi bir ayrıntıya değinmemiş ve suçlu olduğunu iddia ettiği kişilere ait fiziksel veya
diğer tanımlayıcı ayrıntıları makamlara bildirmemiştir. AĐHM, inandırıcı ayrıntılara yer
vermeden yapılan bir kötü muamele iddiasının, pozitif yükümlülük getiren savunulabilir bir
iddia oluşturmak için yetersiz olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, başvuran ile avukatının ilgili
makamlara soruşturma başlatmaları için güvenilir bir başlangıç noktası sağlamamaları
nedeniyle, başvuranın kötü muamele şikayetlerine ilişkin derinlemesine bir soruşturma
yapılmasını talep etme hakkı bulunmamaktaydı (Yıldırım / Türkiye, no. 33396/02).
AĐHM, ayrıca, başvuranın tutukluluk sürecinin başında ve sonunda düzenlenen sağlık
raporlarında, başvuranın iddia ettiği gibi fiziksel olarak kötü muamele gördüğüne dair
herhangi bir ibare bulunmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, sözkonusu raporun ayrıntılara yer
vermediğinin ve AĐHM’nin kötü muameleye ilişkin davalarda devamlı olarak göz önünde
bulundurduğu Avrupa Đşkencenin ve Đnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin
Önlenmesi Komitesi (CPT) tarafından belirlenen standartları (Akkoç / Türkiye, no. 22947/93)
ve Đstanbul Protokolü’nde (Đşkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele
veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için Kılavuz) belirtilen
ilkeleri yerine getirmediğinin farkındadır. Bununla birlikte, AĐHM, dava dosyasında
sözkonusu rapordaki tespitlerin doğruluğunu sorgulayan veya başvuranın iddialarını
kanıtlayan herhangi bir unsur bulunmadığını kaydeder. Özellikle, başvuranı muayene eden
doktorun notu ve daha sonra yapılan laboratuar analizleri gözönünde bulundurulduğunda, 12
Kasım 1999 tarihinde yapılan muayenenin ardından adı belirtilmemiş bir ilacın reçete
edilmesinin başvuranın iddiaları için güçlü bir kanıt oluşturduğu düşünülemez. Ayrıca,
başvuranın tutukluluğunun sonunda düzenlenen sağlık raporunun doğruluğuna itiraz etmesine
rağmen, dava dosyasında, başvuranın tutuklu bulunduğu sırada veya bu sürecin sonunda bir
başka doktora muayene olma talebinde bulunduğu ve bu talebin reddedildiği yönünde
herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Sonuç olarak, AĐHM, başvuranın işkence veya kötü
muamele gördüğü iddialarıyla uyumlu olarak, fiziksel zarar veya ruhsal travmaya maruz
kaldığına dair herhangi bir tıbbi delil sunmadığını gözlemlemektedir (Yaşar / Türkiye, no.
55938/00, Künkül / Türkiye, no. 57177/00, S.T. / Türkiye, no. 28310/95 ve a contrario,
Mehmet Eren / Türkiye, no. 32347/02).
Başvuranın sözlü hakarete maruz kaldığı iddialarıyla ilgili olarak, başvuran iddia ettiği
gibi sözlü hakarete maruz kalmış ve bunun sonucunda endişe veya huzursuzluk hissetmiş olsa
5