CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AICI -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:26625/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26625/04) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Atilla Aıcı’nın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 05 Nisan 2004 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından O. Ersoy tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1976 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
13 Mart 2001 tarihinde, Đstanbul Teknik Üniversitesi yemekhanesinde yemeklere yapılan  
zammı protesto etmek amacıyla, bavuran ve on kadar öğrenci çantalarında yemeklerle  
üniversiteye girmeye çalılar ancak bavuran ve on kadar öğrencinin yemekleri  
öğrencilere dağıtmalarına engel olunmutur. Özel güvenlik görevlileri, Rektörlüğün dıarıdan  
yemek getirilmesini yasakladığı gerekçesi ile bavuran ve on kadar öğrencinin üniversitenin  
içersine girmelerine engel olmutur. Öğrencilerin direnmeleri üzerine, üniversite idaresinin  
talebiyle polis müdahalede bulunmutur. Aynı gün düzenlenen tutanakta polisle öğrenciler  
arasında arbede yaanmıtır. Öğrenciler çevik kuvvet tarafından etkisiz hale getirilmive  
karakola götürülmüledir.  
Bavuran, adli bir tabip tarafından muayene edilmitir. Adli tabip bavuranın vücudunda  
birkaç ekimoz ve burnunda kırık tespit etmitir. Aynı gün, Sarıyer Cumhuriyet Basavcılığı  
tarafından bavuranın ifadesi alınmıve bavuran serbest bırakılmıtır.  
15 Mart 2001 tarihinde, bavuran, kötü muamele ile suçladığı Sarıyer Emniyet Müdürlüğü’ne  
bağlı polis memurları hakkında ikayette bulunmutur. 15 Mart 2001 tarihli sağlık raporu, 13  
Mart tarihinde bavuranın vücudunda tespit edilen yararları teyit etmitir. Bavuran, ayrıntılı  
muayene için otorinolaringoloji bölümüne bavurmutur. Savcılık, önceden düzenlenen sağlık  
raporları ile ilgili olarak Beyoğlu Adli Tıp Kurumu’nun görülerini talep etmitir.  
Önceki raporları bir araya getiren Beyoğlu Adli Tıp Kurum tarafından düzenlenen 1 Ekim  
2002 tarihli sağlık raporu bavuranın burnunun kırıldığını ve alnının sol bölümünde yüzeysel  
sıyrıkların bulunduğunu teyit etmitir. Bavurana on begünlük igöremez raporu verilmitir.  
8 Haziran 2001 ve 8 Ekim 2002 tarihinde, Sarıyer Savcılığı, bavuranın kötü muamele  
uyguladıklarını ileri sürdüğü polis memurlarının kimliklerini ileten Sarıyer Emniyet  
Müdürğü’nden aramaya devam edilmesini talep ettiği görüünü sunmutur. Ayrıca Savcılık,  
soruturmanın seyri ile ilgili olarak her üç ayda bir bilgilendirilme talebinde bulunmuve  
cevap verilmemesi durumunda, Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı sorumlular hakkında cezai  
kovuturma yapılacağını hatırlatmıtır. Dosyada, Sarıyer Emniyet Müdürlüğü’ne ait hiçbir  
cevap yer almamaktadır.  
28 Aralık 2006 tarihinde, zamanaımı nedeniyle Savcılık takipsizlik kararı vermitir.  
2
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, polis memurları tarafından uygulanan kötü muameleden ve haklarında açılan ceza  
davalarının yetersizliğinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
Hükümet, sözkonusu yaraların güvenlik güçleri tarafından meydana geldiğine itiraz  
etmemektedir. Ancak Hükümet, sözkonusu yaraların meru bir müdahalenin ve göstericilerin  
agresif tutumları ile haklı kılınan orantılı bir gücün ardından meydana geldiğini  
belirtmektedir. Hükümet’e göre, sözkonusu yaralar, polis memurları tarafından bavuranın  
yakalanması sırasında kullanılan güçten kaynaklanmıolarak düünülebilir.  
AĐHM, bir kii özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak güvenlik güçleri  
ile karı karıya kaldığında, davranıı gerektirmediği halde kendisine karı fiziksel güç  
kullanılmasının insanlık onuruna yönelik bir müdahale olduğunu ve ilke olarak, AĐHS’nin 3.  
maddesi ile güvence altına alınan hakka yönelik bir ihlal oluturduğunu hatırlatmaktadır  
(Labita-Đtalya, bavuru no: 26772/95, Kartal ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 29768/03, 16  
Aralık 2008 ve Kop-Türkiye, bavuru no: 12728/05, 20 Ekim 2009). Dolayısıyla mevcut  
davada kullanılan gücün gerekli olup olmadığının aratırılması gerekmektedir. Bu bağlamda  
AĐHM, meydana gelen yaralara ve sözkonusu yaraların meydana gelikoullarına özel bir  
önem atfetmektedir.  
Mevcut davada AĐHM, yakalanmasının ardından bavuranın sağlık muayenelerinden  
geçirildiğini ve muayenelerde bavuranın vücudunda yara izlerine ve burnunda kırığa  
rastlandığı belirtilmitir. Olayın ertesi günü, bavuran yeni bir sağlık muayenesinden  
geçirilmive sözkonusu muayenede bavuranın vücudunda ilk muayenede tespit edilen  
yaralar teyit edilmive bavurana on begünlük igöremez raporu verilmesi sonucuna  
ulaılmıtır.  
Ayrıca AĐHM, tutanaklarda, bavuranın yakalanmasına etkili bir biçimde direnmesine  
rağmen, dosyada bulunan hiçbir unsurun, bavuranın davranıının kullanılan gücü kesinlikle  
gerekli kıldığını açıkça ortaya koyma imkanı sunmadığını gözlemlemektedir (a contrario,  
Kartal ve diğerleri). Nitekim AĐHM, Savcılığın polis memurlarının ifadelerini almadığını ve  
sözkonusu yaraların meydana gelikoullarını incelemediğini tespit etmektedir.  
Sözkonusu koullarda ve aksine kanıt bulunmadığından, AĐHM, bavurana karı yapılan  
ihlallerin keyfi bir nitelik taıdığı ve ağrı ve acılara yol açtığına dair görüü göz ardı  
edememektedir; bu itibarla, sözkonusu ihlaller, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca küçük  
ürücü muameleler olarak nitelendirilmektedir. Takdirine sunulan unsurları göz önüne alan  
AĐHM, Savunmacı Devlet’in bavuranın vücudunda tespit edilen yararlardan sorumlu olduğu  
kanaatindedir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmitir.  
3
Soruturmanın etkililiği ile ilgili olarak, AĐHM, Savcılık tarafından yürütülen soruturma  
çerçevesinde, Emniyet Müdürlüğü’nün, Savcılığın istediği bilgileri iletmeyi ihmal ettiğini  
belirtmektedir. Ayrıca, esas bakımından bir inceleme yapılmadan zamanaımı nedeniyle  
soruturma kapanmıtır. Oysa adli makamların, cezai bir soruturmanın tecellisinde belirleyici  
rol üstlenen diğer birimlerce desteklenmesini sağlamak Devlet’e dümektedir.  
Sözkonusu koullar, AĐHM’yi, AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği  
sonucuna ulatırmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 5/1 c) ve 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/1 c) maddesine atıfta bulunarak, bavuran, gözaltının yasaya aykırı olmasından  
ikayetçidir. Bavuran, ayrıca AĐHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan barıçıl gösteri  
özgürğü hakkının ihlalinden de ikayetçi olmaktadır.  
AĐHM, bavuranın göz altının 13 Mart 2001 tarihinde serbest bırakılması ile sona erdiğini  
ancak bavuranın bavurusunu 6 Nisan 2004 tarihinde sunduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca,  
davanın incelenmesi, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı ile belirlenen altı ay süresinin  
durdurulmasını veya ertelenmesini sağlayacak hiçbir istisnai koul sunmamaktadır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ikayet gecikmeli olarak yapılmıtır ve  
AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
AĐHS’nin 11. maddesi kapsamında toplantı özgürlüğüne ilikin ikayet ile ilgili olarak,  
AĐHM, bavuranın, bir gösteriye katılmaya hazırlandığı sırada 13 Mart 2001 tarihinde  
yakalanğını gözlemlemektedir. Bilahare AĐHM, bu olay nedeniyle bavuran hakkında açılan  
bir ceza davası hususunda dosyanın hiçbir bilgi içermediğini kaydetmektedir. AĐHM,  
bavuranın gösteri hakkı konusunda bir ceza davası bulunmaması nedeniyle, altı ay süresinin  
ihtilaf konusu olaydan itibaren ilemeye baladığını kaydetmektedir (Ersoy-Türkiye, bavuru  
no: 43279/04, 28 Temmuz 2009). Bu itibarla, 6 Nisan 2004 tarihinde sunulan ikayet  
gecikmeli olarak yapılmıtır. Sonuç olarak, belirlenen altı ay süresinin durdurulmasını veya  
ertelenmesini sağlayacak hiçbir istisnai koul bulunmadığından, AĐHM, bavurunun  
sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi  
gerektiği sonucuna ulatır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A.Maddi ve manevi tazminat  
Bavuran, belge sunmaksızın maruz kaldığı maddi ve manevi zararın 20.000 Euro olduğunu  
ileri sürmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, ileri sürülen maddi zararın mesnetten yoksun olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla  
maddi tazminat ödemeye gerek yoktur. Buna karın AĐHM, hakkaniyete uygun olarak,  
bavurana 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.  
4
B. Yargılama masraf ve gideri  
Bavuran, avukatlık ücreti olarak 3.000 Euro ve yargılama masraf ve gideri için 50 Euro talep  
etmektedir. Bavuran, talebini destekleyecek hiçbir belge sunmamaktadır.  
Hükümet sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir (bkz,  
örneğin, Bottazzi-Đtalya, bavuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, bavuru no: 37645/97,  
1 Ekim 2002). Mevcut davada belge sunulmamasını göz önüne alan AĐHM, yargılama masraf  
ve giderlerine ilikin talep reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yapılan ikayetin kabuledilebilir geri kalan kısmın  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 12.000  
Euro (on iki bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5
6