CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AICI vd. -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:17561/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
15 Haziran 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17561/04) no’lu davanın nedeni, isimleri ekte  
belirtilen on üç T.C. vatandaının (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12  
Nisan 2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından A.T. Ocak tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
11 Eylül 2000 tarihinde, saat 12’ye doğru, üniversite öğrenci konseyi üyesi olan ve aralarında  
bavuranın da bulunduğu altmıkadar öğrenci, Türkiye’ye gelen Uluslararası Para Fonu  
(IMF) heyetini ve F Tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla Đstanbul’da bulunan Amerika  
Birleik Devletleri Konsolosluğu önünde düzenlenen bir gösteriye katılmılardır.  
Aynı gün düzenlenen tutanağa göre, yasadıı olduğu uyarısında bulunarak polis memurları  
gösteriye son verilmesini istemilerdir. Göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çatıma  
çıkmıtır. Göstericiler, eylemi dağıtmak amacıyla araya giren güvenlik güçlerine yumurtalar  
ve kırmızı yağlı boyalar atmılardır. Bavuranlar yakalanmıve gözaltına alınmılardır.  
Bavuranlar aynı gün saat 20.00’a doğru serbest bırakılmılardır.  
Sağlık raporları aağıdaki tespitleri sunmaktadır:  
- Atilla Tacı’nın axillar bölgesinde cilt abresyonları;  
- Haim Özgür Ersoy’un sağ göz lateral bölgesinde 5x5 cm’lik bir ekimoz ile boynun sağ  
tarafında çok sayıda sıyrıklar;  
- Kadir Koray Akyüz’ün sol temporal bölgede 1x1 cm’lik bir ekimoz;  
- Tuncer Topal’da darp ve cebir izine rastlanmamı;  
- Đnci Açık’ın burnunda hassasiyet tespit edilmive KBB’ye sevkedilmesine karar verilmi;  
- Derya Divrikli’de hiçbir darp ve cebir izine rastlanmamı;  
- Halim Doktu’nun sol tibia arka yüzünde 3x3 cm’lik bir eritem;  
- Hansel Özgümü’ün sol tibiada 1x1cm’lik bir iz;  
- SavaGül’ün sol kulak arka tarafında 1x1cm’lik bir ekimoz;  
- Derya Dağlı Umralı’nın sol maksillasında bir hipermi ve sırtında bir hipermi;  
- Ferdi Çiloğlu’nun sol gözünde 2x3 cm’lik bir ekimoz;  
- Sevinç Hocaoğulları’nın burnunda bir ekimoz ve ödem, üst dudak üzerinde 0,5x0,5 cm’lik  
bir kızarıklık ve sol uyluk alt bölgede 5x5 cm’lik bir ekimoz, KBB muayenesine sevk edilmi;  
- Ali Ergin Demirhan’ın alt dudağında sıyrık, her iki burun deliğinde pıhtılakan,  
krepitasyon ya da ağrı yok, boyunda ve sol ön kolda kızarıklıklar;  
Aynı gün Đnci Açık KBB muayenesinden geçirilmitir. Sağlık raporunda burunda 3 cm  
boyunda sıyrıklar olduğu belirtilmitir.  
Aynı gün Sevinç Hocaoğulları KBB muayenesinden geçirilmitir. Sağlık raporuda, burunda  
ve iki gözde ekimozlar ile alt dudakta 0,5 x 0,5 cm’lik bir ekimoz belirtilmitir.  
2
Bavuranlara igöremez raporu verilmemitir.  
19 Eylül 2000 tarihinde, Beyoğlu Savcılığı aralarında bavuranların da bulunduğu elli beꢀ  
kiiyi 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’nu çiğnemekle suçlamıtır.  
2 Kasım 2000 tarihinde, on dört avukat, aralarında bavuranların da bulunduğu elli bekii  
adına Beyoğlu Savcılığı’na kötü muameleden ikayette bulunmulardır.  
29 Mart 2001 tarihinde Savcılık, takipsizlik kararı vermitir. Savcılık gerekçelerinde,  
bavuranların izinsiz bir gösteriye katıldıklarını, güvenlik güçlerinin dağılın uyarısına rağmen  
slogan attıklarını belirtmitir. Göstericiler, kendilerini dağıtmak amacıyla güç kullanan  
güvenlik güçleri ile çarpıarak yürüyülerine devam etmilerdir; göstericilerden bazıları hafif  
ekilde yaralanmıtır.  
30 Mayıs 2001 tarihinde, yasal düzenlemeye uygun olarak, karar bavuranların avukatlarına  
tebliğ edilmitir. Sözkonusu tebligat tebellüğ edilmitir.  
20 Ağustos 2003 tarihinde, bavuranların yeni iki avukatı, mahkeme kaleminden takipsizlik  
kararının bir nüshasını talep etmiler ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Bakanlığı’nda  
sözkonusu karara itiraz etmilerdir.  
2 Aralık 2003 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Bakanlığı, takipsizlik kararının, 30  
Mayıs 2001 tarihinde, bavuranların avukatları tarafından belirtilen adrese iletildiği ve  
mahkeme kaleminden alınan karar nüshasının itiraz hakkı tanımadığı gerekçesi ile yapılan  
itirazı reddetmitir.  
26 Mayıs 2004 tarihinde, Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi, 4748 sayılı yeni Kanunun 21.  
maddesi ve böyle eylemleri demokratik bir tepki olarak değerlendiren Yargıtay içtihadı  
uyarınca suç oluturan unsurların bir araya gelmediği gerekçesi ile bavuranların beraat  
etmesine karar vermitir. Mahkeme, kararın gerekçesinde, AĐHS’nin 11. maddesine atıfta  
bulunmuve göstericilerin bir toplantıya katılmalarının ve basın açıklaması yapmalarının  
demokratik bir hareket olduğunu belirtmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, bavuranlar, yakalanma sırasında, polis  
memurlarının darbeleri nedeniyle kötü muameleye maruz kalmaktan ikayetçilerdir.  
Bavuranlar, 20 Ağustos 2003 tarihinde Savcılık tarafından verilen takipsizlik kararından  
haberdar olmadıklarını iddia etmektedirler. Bavuranların beyanlarına göre, sözkonusu karar,  
yalnızca, mevcut davada bavuran olmayan tek bir göstericinin avukatına tebliğ edilmitir.  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve bavuranları, Savcılık tarafından  
verilen 30 Mayıs 2001 tarihli takipsizlik kararına yasal süre içerisinde itiraz etmemekle  
suçlamaktadır. Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde, aralarında bavuranların da  
bulunduğu göstericilerin avukatlarının adresine yasaya uygun olarak kararın tebliğ edildiğini  
savunmaktadır. Hükümete göre, bavuranların ikayetlerinin sonucunu takip etmek için  
gerekli ihtimamı göstermeleri gerekirdi.  
3
AĐHM, Türk Hukuk sisteminin kabul ettiği ekli ile sözkonusu itiraz yolunun, bavuruda  
bulunma ve dolayısıyla tüketme imkanından yoksun kabul edilemeyeceğini daha önce ifade  
etmitir (Saraç-Türkiye, bavuru no: 35841/97, 2 Aralık 2004; Hıdır Durmaz-Türkiye,  
bavuru no: 55913/00, 5 Aralık 2006 ve Sultan Öner ve diğerleri-Türkiye, bavuru no:  
73792/01, 17 Ekim 2006).  
Đꢀbu davada AĐHM, tebliğinin, aralarında bavuranlarında bulunduğu göstericilerin on dört  
avukatı tarafından belirtilen adrese gerektiği ekilde yapıldığını tespit etmektedir. ayet,  
takipsizlik kararı bavuranlara resmi olarak tebliğ edilmemiolsa dahi, AĐHM, çok sayıda  
avukat tarafından temsil edilen bavuranların kendilerinin veya avukatlarının daha ihtimamlı  
davranmıolmaları gerektiği ve 20 Ağustos 2003 tarihinden önce ikayetlerinin sonucu  
hakkında bilgi sahibi olmaları gerektiği değerlendirmesinde bulunmaktadır (sözü edilen Hıdır  
Durmaz, Pad ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 60167/00, 28 Haziran 2007 ve Sevinç ve  
diğerleri, bavuru no: 8074/02, 8 Ocak 2008).  
Mevcut davada AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi amacıyla yasal süre içerisinde  
Savcılığın takipsizlik kararına itiraz etme yükümlülüğünden bavuranların muaf tutulmasını  
sağlayabilecek hiçbir koul tespit edememektedir.  
Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediği kapsamında yapmıolduğu  
itirazı kabul etmektedir. Sözkonusu ikayetin, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4.  
paragraflarının hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaılmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, gözaltının yasalara aykırı olmasından ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 5/1c)  
maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
AĐHM öncelikle, bavuranların gözaltı hallerinin 11 Eylül 2000 tarihinde serbest  
bırakılmalarıyla sona ererken bavuranların bavurularını 12 Nisan 2004 tarihinde  
sunduklarını gözlemlemektedir (Ersoy ve Aslan-Türkiye, bavuru no: 16087/03, 28 Nisan  
2009). Ayrıca davanın incelemesi AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı ile öngörülen altı ay  
süresini durdurabilecek veya askıya alabilecek hiçbir özel koul tespit etme imkanı  
sunmamaktadır. AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ikayet gecikmeli olarak  
yapıltır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi  
gerekmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, bavuranlar, güvenlik güçlerinin toplanmaları sırasında araya girmesi ve basın  
toplantısı yapılmasını engellemeleri nedeniyle AĐHS’nin 10. ve 11. maddeleri ile güvence  
altına alınan ifade ve barıçıl yolla toplanma özgürlüğü haklarının ihlal edilmesinden ikayetçi  
olmaktadırlar. AĐHM, sözkonusu ikayeti yalnızca AĐHS’nin 11. Maddesi kapsamında  
inceleyecektir.  
Hükümet itirazlarını sunmaktadır. Đlk olarak, Hükümet, bavuranların, 2911 sayılı Toplantı ve  
Gösteri Yürüyüleri Kanunu çiğnemek hakkındaki ceza davasından beraat ettiklerinden ve  
ihtilaflı gösteriyi izleyen altı ay süresince bavuruda bulunmuolmaları gerektiğinden,  
4
bavuranların mağdur statüsü taımadıklarını savunmaktadır. Đkinci olarak ise Hükümet, idari  
yargılama çerçevesinde yetkililerin her türlü eylem ve davranılarına itiraz etmek için idari  
bavuru yoluna sahip olduklarını savunmaktadır.  
Bavuranların mağdur sıfatı kapsamında yapılan itiraz ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu  
itirazın AĐHS’nin 11. maddesi ile sıkı sıkıya bağlı olduklarını belirtmekte ve itirazın esasa  
eklenmesine karar vermektedir.  
Đdari bavuru yollarının tüketilmemesi kapsamındaki Hükümet’in itirazı ile ilgili olarak,  
AĐHM, Hükümet’in, AĐHM’nin teoride bavuru yolunun etkili olduğu değerlendirmesinde  
bulunma imkanı sağlayan baka kanıt unsurları veya emsal nitelikli davalar sunmadığını  
gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
Esas ile ilgili olarak, AĐHM, bavuranların, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri  
Kanununu çiğnemekten dolayı haklarında açılan ceza davası çerçevesinde, Beyoğlu Asliye  
Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldıklarını kaydetmektedir. AĐHM, sözkonusu  
yargılamanın, bu gösteriye katılan bavuranların ilgili yasayı ihlal edip etmediklerinin  
belirlenmesine ilikin olduğunu gözlemlemektedir. Bu hususta Asliye Ceza Mahkemesi ihlal  
olmadığı cevabını vermive bavuranları serbest bırakmıtır. Bu itibarla AĐHM,  
bavuranların yapmıoldukları gibi, altı ay süresi içerisinde bavurularını sunmak için yasal  
olarak yargılamanın sonucunu bekleyebilecekleri kanaatindedir. Nitekim AĐHM, Asliye Ceza  
Mahkemesi’nin beraat kararının gerekçelerinde bavuranların ikayetine ilikin yani gösteri  
haklarını ihlal ederek araya giren güvenlik güçlerinin müdahalelerinin yasaya aykırı olduğu  
hususunda bir karar bildirmediğini gözlemlemektedir. Sonuç olarak AĐHM, beraat kararı ile  
bavuranların mağdur sıfatlarını kaybetmedikleri kanaatindedir. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet  
tarafından sunulan itirazı reddetmektedir.  
Yukarıda söylenenler ıığında AĐHM, yalnızca bavuranların gösteriye katılmalarına ve basın  
açıklaması yapmalarına engel olunmasının, toplantı özgürlüğü haklarını kullanmalarına  
yönelik bir müdahale oluturduğu kanaatindedir. Sözkonusu müdahalenin, 2911 sayılı  
Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu ile yasal bir dayanağı bulunmakta ve düzenin ve  
bakalarının haklarının korunması gibi AĐHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafı ile meru kabul  
edilen iki amacı izlemekteydi (Oya Ataman-Türkiye, bavuru no: 74552/01). Sözkonusu  
müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.  
Hükümet, gösteri için seçilen yerin Amerika Birleik Devletleri Konsolosluğu’nun önünü  
olması nedeniyle istisnai güvenlik tedbirleri gerektirmesinden ve göstericilerin baka bir  
yerde basın açıklaması yapmayı reddetmelerinden dolayı güvenlik güçlerinin güvenlik  
nedenleriyle araya girdiklerini savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranların çıkarıldıkları Asliye Ceza Mahkemesi’nin, gerekçelerinde hiçbir  
ekilde, olası bir güvenlik tehlikesinin varlığından veya gösterinin yeri nedeniyle kamu  
düzenin bozulmasından hiçbir ekilde bahsetmediğini tespit etmektedir.  
5
Son olarak AĐHM, Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının gerekçelerinde AĐHS’nin 11.  
maddesine atıfta bulunduğunu ve göstericilerin eyleme katılmalarının ve basın açıklaması  
yapmalarının demokratik bir eylemi tekil ettiğini belirttiğini gözlemlemektedir.  
Dava koulları ıığında, AĐHM, güvenlik güçlerinin müdahalelerinin ve bavuranlar hakkında  
ceza davası açılmasının orantısız tedbirler olduğu kanaatindedir. Sözkonusu tedbirler,  
AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunmasında gerekli  
tedbirleri oluturmamaktaydı (Karatepe ve diğerleri-Türkiye, bavuru numaraları: 33112/04,  
36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, 7 Nisan 2009 ve Serkan Yılmaz ve diğerleri-  
Türkiye, bavuru no: 25499/04, 13 Ekim 2009).  
Bu itibarla AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar için 10.000 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet, aırı olduklarına kanaat getirdikleri sözkonusu iddialara karı çıkmaktadırlar.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavuranların her birine 1.800 Euro manevi tazminat  
ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, 5.000 Euro avukatlık ücreti talep etmektedirler. Bununla birlikte bavuranlar  
iddialarını desteklemek için hiçbir belge sunmamaktadırlar.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümet’in AĐHS’nin 11. maddesi kapsamında bavuranların mağdur sıfatlarına ilikin  
itirazının esasa eklenmesine ve reddedilmesine;  
2. Bavurunun AĐHS’nin 11. maddesi kapsamında yapılan ikayete ilikinin kısmının  
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
3. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
4 a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
6
tarafından bavuranların her birine her türlü vergiden muaf tutularak 1.800 Euro (bin sekiz  
yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 15 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7
EK  
1.  
2.  
3.  
4.  
5.  
6.  
7.  
8.  
9.  
Atilla AICI, 1976 doğumlu,  
Đnci AÇIK, 1980 doğumlu,  
Hansel ÖZGÜMÜ, 1978 doğumlu,  
Derya Dağlı UMRALI, 1979 doğumlu,  
Ferdi ÇĐLOĞLU, 1978 doğumlu,  
Kadir Koray AKYÜZ, 1980 doğumlu,  
Halim DOKTU, 1980 doğumlu,  
Derya DĐVRĐKLĐ, 1979 doğumlu,  
Haim Özgür ERSOY, 1978 doğumlu,  
10. Tuncer TOPAL, 1980 doğumlu, 1980 doğumlu,  
11. Sevinç HOCAOĞULLARI, 1976 doğumlu,  
12. SavaGÜL 1979 doğumlu,  
13. Ali Ergin DEMĐRHAN,1982 doğumlu.  
8