CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ASLAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:59237/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
15 Temmuz 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (59237/00) bavuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaı Mehmet Salih Aslan’ın (bavuran) 27 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından M. Đꢀeri tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1959 doğumlu olan bavuran, bavurusunu yaptığı sırada Mardin Kızıltepe  
Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.  
PKK’daki faaliyetlerinden ötürü sanık olarak aranan bavuran, 28 ubat 1997  
tarihinde Mardin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne bağlı ekipler tarafından  
evinde yakalanıp gözaltına alınmıtır.  
Aynı gün polis memurları tarafından yakalama ve arama tutanağı düzenlenmive saat  
10:30’da doktor tarafından muayene edilen bavuranın vücudunda herhangi bir darp veya  
iddet izine rastlanmamıtır.  
4 Mart 1997 polis memurları tarafından ifade tutanağı düzenlemilerdir. Bavuran  
ifade tutanağında adıgeçen örgüte üye olduğunu ve örgüt adına faaliyetlerde bulunduğunu  
kabul etmitir.  
6 Mart 1997 günü saat 9:30’da muayene edilen bavuranın vücudunda darp veya  
iddet izi tespit edilememitir.  
Aynı gün Mardin Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alınan bavuran hakkındaki  
suçlamaları ve gözaltında verdiği ifadeyi reddetmitir.  
Yine 6 Mart 1997 tarihinde Mardin Asliye Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan bavuran  
hakkındaki suçlamaları reddederek, adıgeçen örgüt üyelerinin zoruyla giritiği faaliyetlerden  
ötürü piman olduğunu dile getirmitir. Mardin Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tarafından  
bavuran hakkında tutuklu yargılama kararı verilmitir.  
7 Mart 1997 tarihinde bavuran bu tutuklama kararına karı Mardin Asliye Ceza  
Mahkemesi’ne itiraz bavurusunda bulunmutur.  
10 Mart 1997 tarihinde Mardin Asliye Ceza Mahkemesi yetkisizlik kararı vererek,  
dava dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne ( Diyarbakır DGM) göndermitir.  
Dava konusu olayların Đzmir’de meydana geldiğini saptayan Diyarbakır DGM, 28  
Mart 1997 tarihinde yetkisizlik kararı vererek, dava dosyasını Đzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi (Đzmir DGM) Cumhuriyet Savcılığı’na göndermitir.  
9 Mayıs 1997 tarihinde Đzmir DGM Cumhuriyet Savcısı bavuranı silahlı örgüte üye  
olmakla suçlayarak, TCK’nın 168§2. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun  
5. maddesi uyarınca mahkum edilmesini istemitir.  
2
25 Aralık 1997 tarihinde Đzmir DGM’de savunmasını yapan bavuran, hakkındaki  
suçlamaları ve gözaltında verdiği ifadeyi, baskı ve zor altında alındığı gerekçesiyle  
reddetmitir. Duruma sonunda Mahkeme bavuranın tutuksuz yargılanmasına karar  
vermitir.  
30 Aralık 1997 tarihinde, aralarında asker kökenli bir hakimin de yer aldığı Đzmir  
DGM heyeti, 3419 sayılı Pimanlık Yasası’nın 1. maddesinin a) fıkrası uyarınca bavuran  
hakkında ceza verilmemesine karar vermitir. Mahkeme bavuranın kendi iradesiyle  
sözkonusu örgütten ayrıldığını ve piman olduğunu vurgulamıtır.  
Bunun üzerine Đzmir DGM Cumhuriyet Savcısı, sözkonusu kararın bozulması  
talebiyle Yargıtay’a bavurmutur.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tebliğnamesinde, mevcut davada silahlı bir örgüte  
yardım ve yataklık yapmak suçu sözkonusu olduğundan, 3419 sayılı Pimanlık Yasası’nın 1.  
maddesinin a) fıkrasının uygulanamayacağını belirterek, Yargıtay’dan ilk derece  
mahkemesinin verdiği kararı bozmasını talep etmitir.  
24 Mart 1998 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozmuve  
dava dosyasını Đzmir DGM’ye geri göndermitir.  
21 Mayıs 1998 tarihinde bavuran istinabe yoluyla Kızıltepe Asliye Ceza Mahkemesi  
tarafından dinlenmitir.  
9 Temmuz 1998 tarihinde üç sivil hakimden oluan DGM heyeti, bavuranı silahlı bir  
örgüte yardım etmekten suçlu bularak, TCK’nın 169. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 5.  
maddesi uyarınca üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıtır. Mahkeme bavuranın, bilinçli  
bir ekilde örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu ve bu davranılarından dolayı hiçbir pimanlık  
duymağı sonucuna vararak, 3419 sayılı Kanun’un 1. maddesinin a) fıkrasının  
uygulanmasına gerek olmadığına hüküm vermitir.  
15 Temmuz 1998 tarihinde bavuran bu kararı temyiz etmitir.  
16 ubat 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tebliğnamesinde, bavuranın  
temyiz talebinin reddedilmesini ve ilk derece mahkemesinin kararının onanmasını talep  
etmitir.  
18 ubat 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesi Yargıtay’da  
görülen davanın dosyasına eklenmitir.  
2 Aralık 1999 tarihinde Yargıtay, herhangi bir duruma yapmadan ilk derece  
mahkemesinin verdiği kararı onamıtır.  
24 Aralık 2000 tarihinde Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı Kanun uyarınca  
bavuranın artlı tahliyeden yararlanmasına karar vermitir.  
3
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir  
yandan bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, diğer yandan ise hazırlık  
soruturması süresince ifade verirken avukat yardımından yararlanamamasından ötürü,  
sözkonusu mahkemenin kendisine adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır.  
Bavuran ayrıca, cezai yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının gerektirdiği  
koulların yerine getirilmediğini ileri sürmektedir. Bu itibarla bavuran, gözaltında bulunduğu  
sırada, baskı altında alındığını iddia ettiği ifadesinin aleyhinde delil olarak kullanılmasından,  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine iletilmemesinden ve  
Yargıtay’ın, avukatının duruma yapılması talebini reddetip, duruma yapmadan hüküm  
vermesinden ikayetçi olmaktadır.  
Sonuç olarak bavuran AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının c) bendinin  
ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda  
Hükümet AĐHM’den, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapısına ilikin ikayeti,  
AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süreye riayet edilmediği gerekçesiyle  
reddetmesini talep etmektedir. Hükümet, DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun  
olduğu yönündeki ikayet hakkında verilen iç nihai kararın, yine aynı Mahkeme tarafından  
verildiğini belirtmektedir. Bu itibarla Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde Devlet  
Güvenlik Mahkemelerinin yapısı iç hukuktan kaynaklandığı için, ne Yargıtay’ın ne Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin, sözkonusu ikayet hakkında hüküm vermeye yetkili olmadığını  
belirtmektedir. Sonuç olarak bavuran, bavurusunu, iç hukuk yollarının etkisiz olduğunu  
anlağı andan, yani DGM’nin kararını verdiği 9 Temmuz 1998 tarihinden itibaren altı aylık  
süre içinde yapmıolması gerekmekteydi. Oysa bavuru 27 Mayıs 2000 tarihinde yapılmıtır.  
AĐHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6 ubat 2003)  
davasında reddettiğini hatırlatır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir  
gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmitir.  
AĐHM, içtihatlarından doğan kriterler ıığında (Bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,  
Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümünü gözönüne  
alarak, bavurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıtır. AĐHM bavuruda hiçbir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmitir.  
2. Yargılamanın adilliği konusunda  
Hükümet bavuranın gözaltında avukat yardımından yararlanamaması ve Yargıtay  
Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmemesi konusunda yaptığı  
ikayetlerin, altı aylık süreye uyulmadığı için reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.  
Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde bavuranın yasal olarak avukata ulama  
4
olanağının bulunmadığını, fakat bunun, hakim tarafından bavuran hakkında tutuklu  
yargılama kararı verilene kadar sözkonusu olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla bavuran,  
hakim karısına çıkarılmasını takiben altı ay içinde ikayetini dile getirmiolmalıydı.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin iletilmemesi konusunda ise  
Hükümet, altı aylık sürenin, tebliğnamenin Yargıtay’da görülen davanın dosyasına konmak  
suretiyle bavuranın kullanımı için elverili hale geldiği 18 ubat 1999 tarihinden itibaren  
balaması gerektiği kanaatindedir.  
Bavuran Hükümet’in argümanlarına karı çıkmaktadır.  
Gözaltı süresince avukat bulunmamasına ilikin ikayet konusunda AĐHM, AĐHS’nin  
6. maddesinin 3 fıkrasının c) bendinde belirtilen hakkın, diğerleri arasında, adil yargılanma  
kavramının bir öğesi olduğunu hatırlatır (bkz., özellikle, John Murray- Birleik Krallık, 8  
ubat 1996, Derleme 1996-I, p. 54, § 63, ve Imbrioscia- Đsviçre, 24 Kasım1993, A Serisi no  
275, ss. 13-14, § 38). Dolayısıyla AĐHM, bavuranın savunma haklarının iddia edildiği gibi  
kısıtlanmasıyla adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini tespit etmek üzere, ulusal  
mahkemelerdeki yargılama sürecinin tamamını inceleyecektir. Yargılama sürecinin  
bütününün incelenmesi, altı aylık sürenin son verilen iç nihai karardan balatılmasını  
gerektirmektedir. Bu durumda mevcut davada altı aylık süre, Yargıtay’ın 2 Aralık 1999 tarihli  
kararından itibaren balamaktadır. AĐHM bavurunun 27 Mayıs 2000 tarihinde, yani bu kararı  
takiben altı ay içinde yapılğını gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in  
itirazının bu kısmının reddedilmesinin uygun olduğu kanaatine varmıtır.  
Bavuranın Yargıtay kalemindeki dava dosyasına ulaıp, Yargıtay Cumhuriyet  
Basavcısının tebliğnamesinin kopyasını alabileceği yönündeki argüman konusunda ise  
AĐHM, hakkaniyet gereği, Yargıtay kaleminin bavurana, tebliğnamenin dosyaya konduğu ve  
bavuranın bundan yararlanma olanağının bulunduğunu, arzu ederse de tebliğnameye yazılı  
cevap verebileceğini bildirmesi gerektiğini hatırlatır. Bavuranın avukatından, kendi  
inisiyatifiyle düzenli aralıklarla dosyaya yeni belgeler eklenip eklenmediğini öğrenmesini  
beklemek, ilgili kiiye orantısız bir yük getirmekle edeğer olup, tebliğnameyi yorumlaması  
için zorunlu olarak gerçek bir olanak da temin etmemektedir (Göç-Türkiye [GC], no 36590/97,  
§ 57, CEDH 2002-V). Bu itibarla AĐHM, sözkonusu tebliğnamenin 16 ubat 1999’da kaleme  
alınıp, 18 ubat 1999’da Yargıtay’a sunulduğunu ve Yargıtay’ın da altı aylık sürenin  
balangıç noktası olan 2 Aralık 1999 tarihinde hüküm verdiğini ortaya koymaktadır. Bavuran  
ise bavurusunu 27 Mayıs 2000 tarihinde, yani bu ilem için öngörülen süre içerisinde  
yapmıtır. Dolayısıyla Hükümet’in itirazının ikinci kısmının da reddedilmesi gerekmektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, sözkonusu ikayetlerin, AĐHS’nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını  
saptatır. Dolayısıyla ikayetler kabuledilebilir bulunmutur.  
B. Esas hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AĐHM daha önce buna benzer soruları gündeme getiren birçok dava incelediğini ve  
bunların AĐHS’nin 6§1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659, §§ 35-36, 6 ubat 2003).  
5
AĐHM mevcut davayı incelemive Hükümet’in davayı farklı ekilde sonuçlandıracak  
hiçbir olgu ve kanıt sunmadığı kanaatine varmıtır. AĐHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan bavuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endie duymasının  
anlaılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle bavuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki üphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul  
edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72, in  
fine).  
AĐHM, bavuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AĐHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taımadığı  
sonucuna varmıtır.  
2. Ceza Yargılamasının Adilliği Hakkında  
Hükümet bir ihlalin varlığına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kiilere adil bir  
yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Bavuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ıığında, AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve 3. fıkrasının c)  
bendine dayanan diğer ikayetleri incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıtır (bkz.  
diğerleri arasında, Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45; Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın  
tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi konusunda, bkz. Iık-Türkiye, no: 50102/99, §§ 38-39, 5  
Haziran 2003; delillerin ve gözaltında alınan ifadenin değerlendirilmesi konusunda, bkz.,  
diğerleri arasında, Akka-Türkiye, no: 52665/99, §§ 22-23, 23 Ekim 2003; gözaltı süresince  
avukat bulunmaması konusunda, bkz., özellikle, Serdar Özcan-Türkiye, no: 55427/00, 8  
Nisan 2004, ve Ünal-Türkiye, no: 48616/99, 10 Kasım 2004).  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Maddi ve Manevi Tazminat  
Bavuran maddi zarara maruz kaldığını iddia etmekte ve bunun değerinin, mahkum  
edilmesinden dolayı uğradığı gelir kaybı gözönünde bulundurularak AĐHM tarafından tespit  
edilmesini talep etmektedir. Bavuran ayrıca, 30.000 (otuzbin) Euro değerinde manevi zarara  
uğradığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
Đddia edilen maddi zarara ilikin olarak AĐHM, AĐHS’nin ihlal edilmemiolması  
halinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki davanın sonucun ne olacağına dair spekülasyon  
yapılamayacağını belirterek, bavurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığına  
karar vermitir (Bkz, Findlay-Birleik Krallık kararı, 25 ubat 1997, Derleme 1997-I, s.284,  
§ 85).  
6
Manevi tazminata ilikin olarak ise AĐHM mevcut davada ihlal tespitinin, adil tazmin  
için balı baına yeterli olduğu kanaatine varmıtır (Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).  
AĐHM mahkumiyet kararının Sözleme’nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve bağımsız  
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun  
tazminin, bavuranın gecikmeksizin, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılanması olacağı kanaatine varmıtır (Gençel kararı, § 27).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, AĐHM nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.000 (üçbin) Euro,  
avukatlık ücreti için ise 2.000 (ikibin) Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmıtır.  
AĐHM, bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AĐHM önündeki  
yargılama için, 1.500 (bin beyüz) Euro’dan 660 (altıyüz altmı) Euro tutarındaki adli  
yardımın düürülerek, kalan meblağın bavurana ödenmesinin makul olduğuna karar  
vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OY BĐRLĐYLE;  
1. Bavurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun  
olması nedeniyle AĐHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer ikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;  
5. a) AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beyüz) Euro’dan, 660  
(altıyüz altmı) Euro tutarındaki adli yardım düüldükten sonra kalan meblağın  
ödenmesine;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tazminata ilikin diğer taleplerin reddine;  
7
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. fıkralarına uygun olarak 15 Temmuz 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
8