olanağının bulunmadığını, fakat bunun, hakim tarafından baꢀvuran hakkında tutuklu
yargılama kararı verilene kadar sözkonusu olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla baꢀvuran,
hakim karꢀısına çıkarılmasını takiben altı ay içinde ꢀikayetini dile getirmiꢀ olmalıydı.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin iletilmemesi konusunda ise
Hükümet, altı aylık sürenin, tebliğnamenin Yargıtay’da görülen davanın dosyasına konmak
suretiyle baꢀvuranın kullanımı için elveriꢀli hale geldiği 18 ꢁubat 1999 tarihinden itibaren
baꢀlaması gerektiği kanaatindedir.
Baꢀvuran Hükümet’in argümanlarına karꢀı çıkmaktadır.
Gözaltı süresince avukat bulunmamasına iliꢀkin ꢀikayet konusunda AĐHM, AĐHS’nin
6. maddesinin 3 fıkrasının c) bendinde belirtilen hakkın, diğerleri arasında, adil yargılanma
kavramının bir öğesi olduğunu hatırlatır (bkz., özellikle, John Murray- Birleꢀik Krallık, 8
ꢁubat 1996, Derleme 1996-I, p. 54, § 63, ve Imbrioscia- Đsviçre, 24 Kasım1993, A Serisi no
275, ss. 13-14, § 38). Dolayısıyla AĐHM, baꢀvuranın savunma haklarının iddia edildiği gibi
kısıtlanmasıyla adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini tespit etmek üzere, ulusal
mahkemelerdeki yargılama sürecinin tamamını inceleyecektir. Yargılama sürecinin
bütününün incelenmesi, altı aylık sürenin son verilen iç nihai karardan baꢀlatılmasını
gerektirmektedir. Bu durumda mevcut davada altı aylık süre, Yargıtay’ın 2 Aralık 1999 tarihli
kararından itibaren baꢀlamaktadır. AĐHM baꢀvurunun 27 Mayıs 2000 tarihinde, yani bu kararı
takiben altı ay içinde yapıldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in
itirazının bu kısmının reddedilmesinin uygun olduğu kanaatine varmıꢀtır.
Baꢀvuranın Yargıtay kalemindeki dava dosyasına ulaꢀıp, Yargıtay Cumhuriyet
Baꢀsavcısının tebliğnamesinin kopyasını alabileceği yönündeki argüman konusunda ise
AĐHM, hakkaniyet gereği, Yargıtay kaleminin baꢀvurana, tebliğnamenin dosyaya konduğu ve
baꢀvuranın bundan yararlanma olanağının bulunduğunu, arzu ederse de tebliğnameye yazılı
cevap verebileceğini bildirmesi gerektiğini hatırlatır. Baꢀvuranın avukatından, kendi
inisiyatifiyle düzenli aralıklarla dosyaya yeni belgeler eklenip eklenmediğini öğrenmesini
beklemek, ilgili kiꢀiye orantısız bir yük getirmekle eꢀdeğer olup, tebliğnameyi yorumlaması
için zorunlu olarak gerçek bir olanak da temin etmemektedir (Göç-Türkiye [GC], no 36590/97,
§ 57, CEDH 2002-V). Bu itibarla AĐHM, sözkonusu tebliğnamenin 16 ꢁubat 1999’da kaleme
alınıp, 18 ꢁubat 1999’da Yargıtay’a sunulduğunu ve Yargıtay’ın da altı aylık sürenin
baꢀlangıç noktası olan 2 Aralık 1999 tarihinde hüküm verdiğini ortaya koymaktadır. Baꢀvuran
ise baꢀvurusunu 27 Mayıs 2000 tarihinde, yani bu iꢀlem için öngörülen süre içerisinde
yapmıꢀtır. Dolayısıyla Hükümet’in itirazının ikinci kısmının da reddedilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak AĐHM, sözkonusu ꢀikayetlerin, AĐHS’nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını
saptamıꢀtır. Dolayısıyla ꢀikayetler kabuledilebilir bulunmuꢀtur.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
AĐHM daha önce buna benzer soruları gündeme getiren birçok dava incelediğini ve
bunların AĐHS’nin 6§1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.
Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659, §§ 35-36, 6 ꢁubat 2003).
5