dönemde suç işlediğini dolayısıyla suç unsuru eylemden sorumlu tutulamayacağını iddia
etmiştir. İlgili Bakanlık ayrıca başvuranların idari merciler aleyhine benzeri bir başvuruda
bulunmak için öngörülen bir yıllık yasal süreye riayet etmediklerini savunmuştur.
İstanbul İdari Mahkemesi 31 Ekim 1997 tarihli kararla Anayasanın 125. maddesi
uyarınca idarenin, başvuranların eşi ve babası olan M.A.’nın ölümünden dolayı uğradıkları
zararı tazmin etmek zorunda olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, İlgili Bakanlığın hatasının
olmamasına rağmen akli dengesi bozuk memurunun silahını en azından izinli olduğu
dönemde elinden alma pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirtmiştir. Mahkeme,
başvuranlara ve müteveffanın diğer iki çocuğuna maddi tazminat adı altında toplam
213.420.621 TL ve manevi tazminat adı altında 500.000.000 TL verilmesi kararı almıştır.
Mahkeme maddi tazminatın tespiti amacıyla 29 Mart 1996 tarihli kararla bilirkişi incelemesi
istediğini ve bunun da mahkemeye 25 Haziran 1997 tarihinde ulaştığını belirtmiştir.
İçişleri Bakanlığı 30 Mart 1998 tarihinde Danıştay’a söz konusu kararın temyizine
gitmiştir. Bakanlık idari mercilerin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlüğün söz konusu
olmadığını ancak polis memurunun sübjektif yükümlülüğünün söz konusu olduğunu
savunmuştur.
Danıştay, 26 Mart 2001 tarihinde idari muhakeme usulünün başlatılması hakkındaki
idari muhakeme usulüne ilişkin 2577 sayılı kanunun 13. maddesinin öngördüğü bir yıllık
süreye başvuranların riayet etmediği gerekçesiyle 31 Ekim 1997 tarihli kararı bozmuştur.
Danıştay’a göre söz konusu süre Mehmet Aslan’ın öldüğü gün başlamıştır.
İstanbul İdari Mahkemesi 30 Kasım 2001 tarihli nihai kararıyla Danıştay kararına
uygun olarak hareket etmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
27 Temmuz 2005 tarihinde, AİHM Hükümet’ten izleyen beyanı almıştır:
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin AİHM önünde bulunan başvuruyu dostane çözüme
kavuşturmak üzere, karşılıksız olarak Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan’a, tazminat olarak 10.000
Euro, masraf ve harcamalar için de 3.000 Euro olmak üzere, toplam 13.000 Euro tutarında ödeme
yapmayı önerdiğini bildiririm.
Bu miktar, uygun dönemdeki her türlü vergiden muaf tutulacaktır ve başvuranlar tarafından
belirtilen bir banka hesabına Euro olarak yatırılacaktır. Ödeme, AİHS’nin 39. maddesine uygun olarak
AİHM’nin verdiği kararın tebliğ edilmesine müteakip üç ay içerisinde yapılacaktır. Bahsedilen süre
zarfında ödeme yapılmadığı taktirde, Hükümet, sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve
ödemenin yapılmasına kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan
fazlasına eşit oranda basit faiz ödemeyi taahhüt eder. Bu tutarın ödenmesi, davanın nihai çözüme
kavuşturulmasını teşkil edecektir.
Son olarak Hükümet, Mahkemenin verdiği karardan sonra Sözleşme'nin 43§1 maddesi
uyarınca, davanın Büyük Daireye götürülmesini talep etmeyeceğini taahhüt eder”.
Başvuranların avukatı da bu çözüm yoluna gidilmesi taraftarı olduğunu belirterek, 2
Eylül 2005 tarihinde de izleyen beyanı iletmiştir:
“ Başvuranların temsilcisi olarak, AİHM’de görülmekte olan davanın dostane çözümü
amacıyla Türkiye Cumhuriyet Hükümeti’nin Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan’a, tazminat olarak
3