Başvuran, mahkumiyet kararının ifade ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir ihlal
oluşturduğunu iddia etmektedir. AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.
Hükümet, başvuranın mahkumiyetinin, başvuranın imzasıyla yayınlanan ifadelerin
önemi bakımından doğrulandığını desteklemektedir. Bu ifadeler Türkiye’nin güneydoğu
bölgesini Kürdistan olarak nitelendirerek, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün bölünmesi
taraftarlığını yapmaktaydı. Böylece başvuranın hasmane bir tutum içinde, ırkçı ve provokatör
ifadeleriyle özellikle PKK’nın terörist eylemlerini destekler bir biçimde halk arasında
huzursuzluk ve korku yaratarak Kürt kökenli vatandaşlara silahlı mücadelede bulunmaları
yönünde çağrıda bulunduğunu ifade etmiştir. Buradan başvuranın basında entelektüel bir
şahsiyet oluşunun dava konusu sözlerinin önemini artıracak nitelikte olduğu sonucunu
çıkarmaktadır.
Hükümet son olarak, 4454 sayılı Kanunun 1. maddesinin uygulanmasına istinaden
başvuranın cezasının kaldırılmasının Sözleşmenin öngördüğü orantılılık hükmünün yerine
getirilmesi olarak kaydedilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Başvuran görüş bildirmemiştir.
AİHM, sözkonusu mahkumiyetin, Sözleşmenin 10 § 1. maddesiyle korunan
başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği konusunda taraflar arasında
tartışmaya yer vermediğini belirtmektedir. Ayrıca müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü
ve Sözleşmenin 10 § 2. maddesi uyarınca toprak bütünlüğünün korunması yönünde siyasi bir
amaç taşıdığı konusu reddedilmemektedir ( Bkz. Yagmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4
Haziran 2002). AİHM bu saptamayı onaylamıştır. Buna karşın anlaşmazlık müdahalenin
“ demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
AİHM, dava konusu makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı sıradaki duruma
ayrı bir özen gösterecektir. Bu açıdan incelemesine sunulan olayların neden olduğu sonuçları
ve özellikle de terörle mücadeleye bağlı olarak oluşan zorlukları gözönüne almaktadır.
Dava konusu makale, gerek içeriği gerekse kullanılan ifadeler bakımından siyasi bir
konuşma metni şekli taşımaktadır. Sözkonusu makalede imzası bulunan başvuran, özetle
“ Kürt halkı özgürleşmediği sürece Türk halkı da özgürleşemeyecektir” fikrini savunmaktadır.
Bunun yanı sıra , askeri operasyonların “sosyal ve sendikal hak ve özgürlükler” e etki
edebileceği fikrine kamuoyunun dikkatini çekmiş ve “geleceğin temsilcisi olarak, Kürtlerin
geleceğini karartacak olan Türk orduları bünyesinde mücadele etmeyi reddedelim” yönünde
çağrıda bulunmuştur.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin sözkonusu makalenin Türk Devletinin toprak
bütünlüğüne zarar vermeyi amaçlayan ifadeler içerdiğini kabul ettiğini kaydetmektedir.
AİHM, iç merciler tarafından sunulan gerekçeleri dikkatlice incelemiştir ve bu
gerekçelerin başvuranın ifade özgürlüğüne ilişkin hakkına müdahalede bulunmak için başlı
başına yeterli olduklarının değerlendirilemeyeceğini düşünmektedir ( Bkz. mutatis mutandis
mutandis, Sürek- Türkiye (no: 4) [GC], no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM şayet
makale “mücadele” ye ya da “ Kürdistan’ın milli kurtuluşu için savaş”a göndermede
bulunuyorsa da buna karşın şiddetin kullanılmasını, silahlı direnişi ve ayaklanmayı teşvik
etmemektedir ve kendileri için değerlendirilmeye alınacak temel unsur niteliğinde olan