muamele olaylarına karꢀı sorumluların yargılanması ve cezalandırılması için gerekeni
yapmayıp muamelelerini sadece tazminat ödenmesiyle sınırlı tutması halinde, temel önemine
rağmen, iꢀkence ve insanlık dıꢀı ve onur kırıcı muamele ve cezaya iliꢀkin genel kanuni yasak,
uygulamada etkisiz olur ve bazı durumlarda Devlet görevlilerinin fiili masuniyet yoluyla
kontrolü altındaki kiꢀilerin haklarını kötüye kullanmaları mümkün olurdu (bkz., Assenov ve
Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu nedenle, AĐHM tarafından incelenmesi gereken önemli konu, ulusal makamların
baꢀvuranın kötü muamele görmesinden sorumlu polis memurlarının yargılanması ve
cezalandırılması için yetkileri dahilinde olan her ꢀeyi yapıp yapmadıkları veya ne ölçüde
yaptıkları ve söz konusu polis memurları üzerinde yeterli ve caydırıcı yaptırımlar uygulayıp
uygulamadıklarıdır. Bu noktada, ulusal mahkemelerin, yerel ceza hukukunu doğru ꢀekilde
uygulayıp uygulamadığını kontrol etmenin AĐHM’nin görevi olmadığı belirtilmelidir. Somut
yargılamada söz konusu olan polis memurlarının ꢀahsi ceza hukuku sorumluluğu değil;
Devlet’in AĐHS yükümlülüğüdür. Bu nedenle, her ne kadar AĐHM’nin Devlet görevlileri
tarafından uygulanan kötü muameleye karꢀılık uygun yaptırımların seçiminde ulusal
mahkemelere önemli ölçüde saygı göstermesi gerekse de belli bir inceleme yetkisine sahip
olmalı ve eylemin ciddiyeti ile verilen ceza arasında açıkça oransızlık olması durumunda
müdahale etmelidir (bkz., yukarıda anılan Nikolova ve Velichkova).
Somut davada, kötü muamele suçundan üç polis memuru mahkum edilmiꢀtir. Ancak,
temyiz üzerine memurlardan iki tanesinin mahkumiyeti bozulmuꢀ ve müteakiben haklarındaki
cezai yargılama 4616 sayılı Kanun uyarınca ertelenmiꢀtir. Kalan polis memurunun
mahkumiyeti temyiz baꢀvurusunda bulunmadığı için kesinleꢀmiꢀtir.
Đlk derece mahkemesi, baꢀvurana kötü muamele uygulamaktan suçlu bulunan polis
memuruna azami beꢀ yıl hapis cezası verebilecekken, üç aylık ceza vermeyi uygun bulmuꢀtur.
Ayrıca, söz konusu ceza çeyrek oranında düꢀürülmüꢀ; zira, ilk derece mahkemesi, baꢀvuranın
polis memurlarını tahrik ettiğini değerlendirmiꢀtir.
AĐHM, iꢀkence, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı muameleye iliꢀkin yasağın kesin
niteliğini mağdur konumda olan kiꢀinin tutumundan bağımsız olarak yinelemiꢀtir (bkz., diğer
kararların yanı sıra, Saadi – Đtalya [BD], no. 37201/06) Buna göre, tahrik, hiçbir zaman,
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak kiꢀiye ağır kötü muamele uygulanmasını haklı çıkarmaz.
Ayrıca, somut dava koꢀullarında, AĐHM, sokakta gerçekleꢀen olayların son bulmasından
sonra tahrik unsurunun savunulmasının anlamını görmemektedir; zira, baꢀvurana yapılan
saldırı polis karakolunda devam etmiꢀtir. AĐHM’ye göre, polis memuruna verilen hapis
cezasının tahrik nedeniyle düꢀürülmesi, kötü muameleden koruma ꢀeklindeki AĐHS
standardını karꢀılamamaktadır. Son olarak, söz konusu polis memurunun, cezasının infazının
ertelenmesi nedeniyle hapis cezası çekmek zorunda kalmadığı kaydedilmelidir.
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, polis memuruna uygulanan hafif hapis
cezasının ve cezanın ertelenmesinin, söz konusu suçun ciddiyeti ile açıkça orantısız olarak
değerlendirilmesi gerektiği görüꢀündedir (bkz., Ali ve Ayꢀe Duran – Türkiye, no. 42942/02, 8
Nisan 2008).
Diğer iki polis memuru hakkındaki cezai yargılamanın ertelenmesinin, ceza hukuku
sistemini katı olmaktan uzak kıldığını ve baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu fiiller gibi yasa dıꢀı
fillerin etkili bir ꢀekilde önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etkisinin olmadığını
değerlendirmiꢀtir (bkz., yukarıda anılan, Nevruz Koç).
5