Bununla birlikte, bu zorunluluk, yetkili mercilere dayanılmaz ve aşırı bir yük
yüklemeden yorumlanmalıdır. Bu değerlendirme yapılırken, güvenlik güçlerinin, toplum
içinde görevlerini yerine getirirken karşılaştıkları zorluklar, insan davranışlarının önceden
bilinmesinin mümkün olmaması da gözönüne alınmalıdır. Bu noktada, yaşamı tehlikeye
atabilecek olası her türlü tehdit, AİHS uyarınca yetkili mercilere, tehdidi önlemek amacıyla
somut tedbirler alma zorunluluğunu getirmemektedir (Tanrıbilir ve Kenan-Birleşik Krallık
no:27229/95).
AİHM, kendilerine silah verilen askerlerin gözetlenmesi ve bu kişilerin intihar
etmelerinin önlenmesi konusundaki görevleri çerçevesinde, bir askerin yaşam hakkını koruma
zorunluluğunu ihmal ettikleri iddiası karşısında, sözkonusu yetkililerin, askerin bu türden bir
eylemde bulunabileceğini bildikleri ve yetkileri dahilinde, bu tehlikeyi bertaraf edebilecek
tedbirleri almadıkları hususunda ikna olunması gerektiği kanaatindedir. AİHM için ve 2.
madde ile güvence altına alınan hak gözönüne alındığında, bir başvuranın, bilinen ya da
bilinmesi gereken hayati bir tehlikenin oluşabilmesini önlemek için yetkililerin, kendilerinden
makul olarak beklenen her şeyi yerine getirmediklerini göstermesi yeterli olmaktadır. Burada,
cevabı, davaya ilişkin koşulların bütününden çıkacak olan bir soru sözkonusudur. Bu nedenle
AİHM bu hususları inceleyecektir.
AİHM, yukarıda yer alan hususlar ışığında, yetkili mercilerin, Mikail Ataman’ın
intihar etmesi için ortada gerçek ve ani bir tehlike olduğunu bilip bilmediklerini ya da
bilmeleri mi gerektiğini; şayet ilk sorunun cevabı olumlu ise bu riskin önlenmesi için
sözkonusu mercilerin, kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirip
getirmediklerini araştırmıştır.
AİHM, mevcut davada, olay gecesi başvuranın oğlu olan ve dolu bir tüfeği bulunan
Mikail Ataman’ın nöbet tuttuğunu not etmektedir. Burada ortaya çıkan soru, Mikail
Ataman’ın psikolojik durumunun, özellikle de eline ölüme sebebiyet verebilecek bir silah
verilerek nöbet tutması ve aktif askerlik hizmetini yapması için tehlike arz edebileceğinin,
yetkili merciler tarafından bilinip bilinmemesi yada bilinmesinin gerekip gerekmediği
sorusudur. AİHM, Mikail Ataman’ın intihardan iki ay önce psikolojik rahatsızlıklar
yaşadığını gözlemlemektedir. Mikail Ataman, Malatya’da inzibat tarafından kendisini
kaybetmiş bir haldeyken yakalanmıştır. Malatya Askeri Hastanesi’nde Mikail Ataman’a
sakinleştirici iğne yapılmıştır. Malatya’da askeri doktor, Mikail Ataman’ı Ankara’da bulunan
Mevki Hastanesi’nin psikiyatri servisine sevk etmeyi uygun görmüştür. Özel bir klinikten geri
çevrilmesi üzerine ilgilinin, Ankara’da bulunan Mevki Hastanesi’nde hasta kaydı yapılmıştır.
Psikiyatri servisince düzenlenen raporda, Mikail Ataman’da anksiyete sendromu teşhis
edildiği belirtilmiştir. Uzmanlara göre, bu rahatsızlıkların artmış olması durumunda, Mikail
Ataman’ın, birliğinin bulunduğu bölgenin askeri kurumunda tedavi görmesi ve üstlerine bilgi
verilmesi gerekirdi. O halde Mikail Ataman’ın sağlık durumu, kendisine silah verilmesinin
yaratabileceği riskin bertaraf edilmesi için, dikkatli bir gözetim yapılmasını gerektirmekteydi.
Mikail Ataman’ın sağlık durumu dikkate alındığında, askeri makamların makul olarak
kendilerinden beklenebilecek şekilde davranıp davranmadıkları sorusu ortaya çıkmaktadır.
Hükümet bu konuda AİHM tarafından sorulan, Ankara’da bulunan askeri hastane
tarafından düzenlenen raporun, Mikail Ataman’ın üstlerine ulaştırılıp ulaştırılmadığı sorusunu
cevapsız bırakmıştır. Bununla birlikte, bu soruya verilecek cevap her ne olursa olsun AİHM
iki ihtimalin bulunduğunu gözlemlemektedir. Mikail Ataman’ın üstlerine bu raporu
ulaştırmamışlarsa doktorların ihmalkarlıkları ya da Mikail Ataman’ın sağlık durumundan
9