COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ATAVE SEVEN – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 26893/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
16 Aralık 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, T.C. vatandaları Mukadder Ataile Süheyla Seven’in  
(“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 14 Mart 2002 tarihinde, Đnsan Hakları  
ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca,  
Türkiye aleyhine yaptıkları 26893/02 sayılı bavurudur.  
Bavuranlar, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından F. KarakaDoğan ve Eren Keskin tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
A. Bavuranların yakalanması ve gözaltına alınması  
Bavuranlar, sırasıyla 1977 ve 1978 doğumlu olup Batman’da ikamet etmektedirler.  
Bavuranlar, 15 Eylül 1998’de, Diyarbakır kırsal alanında bulunan bir kontrol  
noktasında, PKK terör örgütüne üye oldukları üphesiyle jandarma tarafından  
yakalanmılardır. Yakalanmalarının ardından her iki bavuran da Çınar Merkez Sağlık  
Ocağı’na götürülmüve tıbbi muayeneden geçmitir. Doktor raporuna göre, bavuranların  
vücudunda herhangi bir kötü muamele izine rastlanmamıtır. Doktor, bavuranların cinsel  
ilikiye girdiklerine dair herhangi bir belirti bulunmadığını kaydetmitir. Bavuranlar, daha  
sonra Diyarbakır’daki Çınar Jandarma Karakolu’na götürülerek gözaltına alınmılardır.  
Bavuranlar, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında gözlerinin bağlandığını, tehdit  
edildiklerini, hakarete uğradıklarını, çırılçıplak soyulduklarını, kendilerine elektrik oku  
verildiğini, dövüldüklerini ve kollarından asıldıklarını iddia etmilerdir. Jandarmalar, anal ve  
vajinal bölgelerine cop sokarak bavuranlara tecavüz etmilerdir.  
18 Eylül 1998’de, bavuranlar jandarma tarafından sorgulanmıtır. Bavuranlar,  
PKK’ya katılmak üzere olduklarını belirtmive örgütle olan bağlantılarına ilikin ayrıntılı  
bilgi vermilerdir.  
19 Eylül 1998’de, bavuranlar, bir adli tıp uzmanı tarafından yeniden muayene edilmiꢀ  
ve vücutlarında herhangi bir kötü muamele izine rastlanmamıtır. Doktor raporunda,  
bavuranların cinsel ilikiye girmedikleri kaydedilmitir.  
21 Eylül 1998’de, bavuranlar yeniden Çınar Merkez Sağlık Ocağı’na götürülmüve  
bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmitir. Doktor, birinci bavuran Mukadder Ata’ın  
vücudunda kötü muameleye maruz kaldığı veya cinsel ilikiye girdiğine dair herhangi bir  
belirtiye rastlamamıtır. Doktor raporunda, ikinci bavuran Süheyla Seven ile ilgili olarak,  
yapılan vajinal ve anal muayene sonrasında, bavuranın vücudunda herhangi bir kötü  
muamele izine rastlanmadığı ve söz konusu kiinin cinsel ilikiye girmediği kaydedilmitir.  
21 Eylül 1998’de, bavuranlar sırasıyla Çınar Cumhuriyet Savcısı ile Çınar Sulh  
Hukuk Mahkemesi hakimi huzuruna çıkartılmılardır. Bavuranlar, Cumhuriyet Savcısı  
önünde, PKK ile olan bağlantılarıyla ilgili olarak daha önce jandarmaya detaylı bilgi  
1
verdiklerini ifade etmilerdir. Bavuranlar, jandarmaya vermioldukları ifadelerin doğru  
olduğunu ve herhangi bir kötü muamele veya baskıya maruz kalmadıklarını kaydetmilerdir.  
Ancak, aynı gün hakim tarafından yapılan sorgulama sırasında, bavuranlar,  
aleyhlerindeki suçlamaları reddetmi, jandarmaların kendilerine ikence yaptıklarını ve  
okumadıkları bazı ifadeleri imzalamaya zorlandıklarını iddia etmilerdir. Bavuranlar,  
Cumhuriyet Savcısı huzurunda vermioldukları ifadeler kendilerine okunduğunda, söz  
konusu ifadelerin doğruluğunu kabul etmilerdir. Bunun üzerine, hakim bavuranların  
tutuklanmasına karar vermitir.  
B. Sanık jandarmalar aleyhinde yapılan kovuturma  
12 ubat 1999’da, bavuranların avukatı Eren Keskin, bavuranların Çınar Jandarma  
Karakolu’ndaki gözaltı sırasında çeitli ikencelere maruz bırakıldıklarını iddia ederek,  
Diyarbakır Cumhuriyet Basavcılığı’na sunulmak üzere, Đstanbul Cumhuriyet Basavcılığı’na  
suç duyurusunda bulunmutur. Eren Keskin, bavuranların dövüldüğünü, elektrik okuna  
maruz bırakıldıklarını, çırılçıplak soyulduklarını, vajinal ve anal bölgelerine cop sokularak  
tecavüze uğradıklarını iddia etmitir. Avukat, adli makamlardan bavuranlar ile bavuranları  
sorgulayan memur ve amirlerin ifadelerinin alınmasını talep etmitir. Avukat, ayrıca,  
bavuranların ilk olarak fiziksel muayene için Batman Devlet Hastanesi’ne, daha sonra ise  
tecavüz iddiasının kanıtlanmasına yardımcı olması için ikencenin psikolojik etkilerinin  
belirlenmesi amacıyla Đstanbul Çapa Tıp Fakültesi’ndeki psikolojik travma merkezine  
götürülmelerini talep etmitir. Avukat, son olarak, bavuranlara ikence yapan kiiler  
aleyhinde savcılık tarafından cezai kovuturma balatılmasını talep etmitir.  
25 Mart 1999’da, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, kamu görevlilerinin ve/veya  
memurların Memurların Yargılanması Hakkındaki Kanun uyarınca kovuturulduklarını  
hatırlatarak yetkisinin bulunmadığını belirtmive bavuranlara ikence yaptığı iddia edilen  
jandarmaları kovuturmak için izin talep etmek üzere dava dosyasını Diyarbakır Valiliği Đl  
Đdare Kurulu’na göndermitir.  
19 Ağustos 1999’da, vali yardımcısı ile diğer altı memurdan oluan Diyarbakır  
Valiliği Đl Đdare Kurulu, jandarmalar aleyhinde cezai kovuturma balatmak için yeterli delil  
bulunmadığına karar vermive sonuç olarak sanıkların “men-i muhakemelerine” karar  
vermitir. Karar, incelenmek üzere Danıtay’a gönderilmitir.  
21 Aralık 2000’de, artlı salıverilmeye ilikin 4616 sayılı Kanun yürürlüğe girmitir.  
Bu kanun, 23 Nisan 1999 tarihine kadar ilenen ve verilen cezanın azami on yılı amadığı  
suçlardan dolayı artla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine hükmetmektedir. 4616  
sayılı Kanun’un 5 (a) maddesinde, diğer hususlar meyanında, eski Ceza Kanunu’nun 243.  
maddesinde yer alan suçlara verilen cezaların ertelenemeyeceği belirtilmitir.  
18 Ekim 2001’de, Danıtay, jandarmalar tarafından ilendiği iddia edilen suçların  
Ceza Kanunu’nun 245. maddesi kapsamına girdiği sonucuna varmıtır. Bu nedenle, Danıtay,  
4616 sayılı kanunun 1/4 maddesi uyarınca, jandarmalar aleyhindeki cezai kovuturmanın  
ertelenmesine ve beyıllık süre içerisinde sanıklar tarafından aynı veya daha ciddi nitelikte  
bir suçun ilenmemesi halinde kovuturmanın sonlandırılmasına karar vermitir.  
C. Bavuranlar aleyhindeki cezai kovuturma  
2
6 Ekim 1998’de, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Ceza  
Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca PKK’ya üye oldukları gerekçesiyle bavuranlar  
aleyhinde dava açmıtır.  
20 Mayıs 1999 tarihli durumada, her iki bavuran da aleyhlerindeki suçlamaları  
reddetmive jandarma gözetiminde bulundukları sırada ikenceye maruz bırakıldıklarını iddia  
etmilerdir. Đkinci bavuran, ayrıca, jandarmalar tarafından tecavüze uğradığını iddia etmitir.  
Jandarma karakolunda ve Cumhuriyet Savcısı huzurunda vermioldukları ifadeler kendilerine  
sorulduğunda, bavuranlar, jandarmaların ikencesinden kaçmak için aleyhlerindeki bütün  
suçlamaları kabul ettiklerini, jandarma karakolunda vermioldukları ifadeleri reddederlerse  
ikence göreceklerine dair jandarmaların kendilerini tehdit ettiklerini, bu yüzden de  
Cumhuriyet Savcısı’nın huzurunda özgürce konuamadıklarını ifade etmilerdir. Mahkeme,  
bavuranların serbest bırakılmasına karar vermitir.  
9 Eylül 1999’da, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranların PKK’ya  
katılmadan önce yakalandıklarını ve örgütün eylemlerine karıtıklarına dair herhangi bir kanıt  
bulunmadığını tespit etmive beraatlarına karar vermitir. Herhangi bir itirazda  
bulunulmadığı için, bu karar 22 Aralık 1999’da kesinlemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, jandarma gözetiminde bulundukları sırada tecavüz dahil çeitli  
ikencelere maruz bırakıldıkları ve suçluların cezalarını çekmeleri için yerel makamlar  
tarafından etkili bir soruturma yapılmadığı konusunda ikayetçi olmular ve bu ikayetlerini  
AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine dayandırmılardır.  
AĐHM, bu ikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi bakımından incelenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca, bavuranların mevcut iç hukuk yollarını  
tüketmediklerini iddia etmitir. Hükümet, bu bağlamda, bavuranların iddia ettikleri zararı  
telafi edebilecek medeni ve idari hukuk yollarından yararlanmadıklarını ileri sürmütür.  
AĐHM, daha önceki benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını inceleyip reddettiğini  
hatırlatır (Karayiğit / Türkiye, no. 63181/00). AĐHM, söz konusu davada, yukarıda bahsedilen  
davadaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı  
kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
A. Esas  
1. Tarafların ifadeleri  
3
Bavuranlar, PKK ile olan bağlantılarını itiraf etmeleri için Çınar Jandarma Karakolu’nda  
görevli jandarmalar tarafından tecavüz dahil çeitli ikencelere maruz bırakıldıklarını iddia  
etmilerdir. Bavuranlar, jandarmalar tarafından okumalarına izin verilmeyen itiraf  
cümlelerini imzalamaya zorlanmılardır. Ayrıca, üç kere tıbbi muayeneden geçmelerine  
rağmen, bütün raporlarda, cinsel ilikiye girmedikleri ve vücutlarında herhangi bir kötü  
muamele izine rastlanmadığı belirtilmitir. Bu raporlar, jandarma açısından cezai mesuliyeti  
engellemek amacıyla uygun bir biçimde yazılmıve tuhaf olarak raporların hiçbiri muayeneyi  
yapan doktorun adını belirtmemitir. Son olarak, ulusal makamlar, etkili bir soruturma  
yürütmeyerek ikence iddialarını görmezden gelmiler ve jandarmanın adaletten kaçmasına  
göz yummulardır.  
Hükümet, bavuranların iddialarının asılsız olduğunu belirtmitir. Bavuranların üç  
sağlık muayenesinden geçtiğini ve raporlarda kötü muamele veya cinsel birleme belirtisi  
olmadığının kaydedildiğini ifade etmitir. Buna göre, bavuranların iddialarını destekler  
nitelikte delillerin olmaması nedeniyle soruturma makamlarının jandarma hakkındaki  
takibata son vermesi anlaılabilirdir. Hükümet, ayrıca, bavuranların, güvenlik güçleri  
tarafından ikenceye maruz kaldıklarını kanıtlar nitelikte somut deliller gösteremediklerini  
ileri sürmütür.  
2. Genel Đlkeler  
AĐHM, 3. maddenin, AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden biri  
olduğunu yinelemitir. Ayrıca, bu madde, Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik  
toplumların temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir. Bireylerin korunması için bir  
araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, 2. maddenin, sağladığı güvenceleri, uygulanabilir ve  
etkili kılmak amacıyla yorumlanmasını ve uygulanmasını da gerektirir (bkz., Avar – Türkiye,  
no. 25657/94).  
Mahkeme, sağlık durumu iyi bir ekilde gözaltına alınan bir bireyin serbest  
bırakılğında çeitli darp ve cebir izleri taıması durumunda, Devletin bu izlerin nedenine  
ilikin makul bir açıklama getirmek ve mağdurların iddialarını -hele bir de bu iddialar tıbbi  
raporlarla desteklenmise- çürüten kanıtlar ileri sürmek yükümlülüğü taıdığını tekrarlar  
(bkz., Çolak ve Filizer – Türkiye, no. 32578/96 ve no. 32579/96, 8 Ocak 2004; Selmouni-  
Fransa [BD], no.25803/94; 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı; 4 Aralık 1995 tarihli  
Ribitsch-Avusturya kararı).  
Mahkeme, görevinin ikincil niteliklerine karı duyarlıdır ve belli bir davanın  
koullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede  
dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz., diğer kararların yanı sıra, McKerr – Đngiltere, no.  
28883/95, 4 Nisan 2000). AĐHS’nin 3. Maddesi kapsamında öne sürülen iddialar için,  
AĐHM’nin özellikle etraflı bir inceleme yapması gereklidir (bkz. Ülkü Ekinci – Türkiye, no.  
27602/95) ve AĐHM bunu tarafların sunduğu tüm bilgi ve belgeleri temel alarak  
gerçekletirecektir.  
AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul üpheden uzak’ delil  
ölçütüne bavurmaktadır (bkz., Orhan – Türkiye, no. 25656/94, 18 Haziran 2002; yukarıda  
anılan Avar). Bununla birlikte, böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir  
göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz.,  
yukarıda anılan Ülkü Ekinci).  
4
Ayrıca, gözaltında bulunan kiilerin durumunda olduğu gibi, söz konusu olayların,  
tamamen veya büyük ölçüde yetkililerin bilgisi dahilinde olması halinde, tutukluluk sırasında  
oluan yaralanmalara ilikin olarak kuvvetli fiili karineler ortaya çıkacaktır. Tatmin ve ikna  
edici bir açıklama getirme yönündeki ispat yükümlülüğü Hükümete aittir (bkz., Salman –  
Türkiye [BD], no. 21986/93).  
Bu bağlamda, AĐHM, bir kiinin 3. maddeye aykırı olarak polis veya benzer devlet  
görevlileri tarafından ciddi bir kötü muameleye tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia  
ortaya attığı durumlarda, söz konusu hükmün, AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin  
“kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de yer alan hak ve özgürlükleri tanıması”  
genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, etkili bir resmi soruturma yapılması  
gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Soruturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını  
sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi durumda, temel önemine rağmen, ikence ve insanlık dıı ve  
onur kırıcı muamele ve cezaya ilikin genel kanuni yasak, uygulamada etkisiz olur ve bazı  
durumlarda Devlet görevlilerinin fiili masuniyet yoluyla kontrolü altındaki kiilerin haklarını  
istismar etmeleri mümkün olurdu (bkz., Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998  
tarihli karar).  
3. Yukarıda belirtilen ilkelerin somut dava olaylarına uygulanması  
a) Bavuranların maruz kaldığı iddia edilen kötü muamele  
Somut davada, AĐHM, bavuranların, ikisi gözaltından sonra olmak üzere, 15 Eylül  
1998, 19 Eylül 1998 ve 21 Eylül 1998 tarihlerinde üç sağlık muayenesinden geçtiklerini  
kaydetmitir. Sağlık raporlarında, bavuranların bedenlerinde kötü muamele belirtisi olmadığı  
ve cinsel iliki yaadıklarına dair bir gösterge olmadığı ifade edilmitir.  
Bavuranlar, bu raporların güvenlik güçleri tarafından düzenlendiğini ve dolayısıyla  
gerçeği yansıtmadığını iddia etmelerine rağmen raporda yer alan bulgulara itiraz etmek için  
herhangi bir giriimde bulunmamılardır. Bavuranların yasal temsilcisi Eren Keskin’in, iddia  
konusu ikencenin ve bilhassa cinsel tecavüzün fiziksel ve psikolojik etkilerinin belirlenmesi  
amacıyla yetkililerden bavuranları ek sağlık muayenesi için hastaneye göndermeleri  
talebinde bulunmuolduğu doğrudur. Ancak, yetkililer tarafından sergilenen atalet karısında,  
bavuranların avukatı, bavuranların serbest kalmasını müteakip onların bir sağlık kliniği veya  
bir hastaneden baka bir sağlık raporu temin etmelerine yardımcı olabilirdi (bkz., örnek  
olarak, yukarıda anılan Aksoy). Cinsel tecavüzün mağdur üzerinde diğer fiziksel ve ruhsal  
iddet türlerinde olduğu kadar çabuk sürede iyilemeyen derin psikolojik yaralar bırakması  
göz önüne alındığında, bahse konu rapor AĐHM önünde görülen yargılama zarfında dahi  
temin edilip mahkemeye sunulabilirdi (bkz., Aydın – Türkiye, 25 Eylül 1997). Ek olarak,  
bavuranlar veya temsilcileri, iddialarını desteklemek amacıyla bağımsız tanık ifadesi  
sunmalardır.  
Tarafların söz konusu olaylara ilikin çelikili ifadeleri ıığında ve bilhassa  
bavuranların gördüğü iddia edilen kötü muameleye ilikin olarak herhangi bir belirti  
olmaması dikkate alınarak, AĐHM, bavuranların, kötü muamele iddialarını kanıtlamak için  
yeterli delil göstermediklerini değerlendirmitir. AĐHM, dolayısıyla, bavuranların gördükleri  
iddia edilen muamele sonucu AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği kararını  
gerekli ispat ölçütü uyarınca vermesi için dava dosyasındaki delillerin yeterli olmadığı  
kararını vermitir.  
b) Etkili bir soruturma yürütülmediği iddiası  
5
AĐHM, bavuranların güvenlik güçleri tarafından ikence ve cinsel tecavüze maruz  
kaldıkları yönündeki ikayetlerini müteakip, Diyarbakır Cumhuriyet Basavcılığı’nın  
yetkisizlik kararı verdiğini ve bavuranlara ikence yaptığı iddia edilen jandarmaları  
yargılama izni almak için dava dosyasını Diyarbakır Đl Đdare Kurulu’na gönderdiğini  
kaydetmitir. Diyarbakır Đl Đdare Kurulu, jandarmalar hakkında cezai kovuturma balatmak  
için yeterli delilin olmadığını tespit etmive sonuç olarak “takipsizlik” kararı vermitir.  
Bu bağlamda, AĐHM, güvenlik güçlerine yöneltilen benzer iddialara ilikin  
soruturmalardan sorumlu Đl Đdare Kurulu gibi kuruluların, hiyerarik olarak, soruturma  
altında olan güvenlik güçleriyle ilikili idareci konumundaki valiye bağlı devlet  
memurlarından oluması nedeniyle bağımsız olarak kabul edilemeyeceği eklindeki Türkiye  
aleyhindeki geçmidavardaki görüünü yinelemitir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Đpek –  
Türkiye, no. 25764/94, 17 ubat 2004). AĐHM, somut dava koullarında, söz konusu  
kurumun, Çınar Jandarma Karakolu’nda bavuranları sorguya çekmiolan jandarmaları  
sorgulamayarak güvenlik güçlerine ilikin kabul edilemez derecede bir ihmal sergilemesinin  
ve jandarmalar tarafından ilenen korkunç bir suç iddiasına rağmen anlamlı bir soruturma  
yürütmeden bir sonuca varmasının, geçmikararlarını doğruladığını değerlendirmitir.  
Ayrıca, görüiçin davanın doğrudan Danıtay’a iletilmesini müteakip, söz konusu  
kurum 4616 sayılı Kanun’a dayanarak jandarmalar hakkındaki cezai kovuturmayı  
durdurmutur. Söz konusu kanuna uygun olarak, kovuturmaya, beyıllık süre içerisinde  
sanıklar tarafından aynı veya daha ciddi nitelikte bir suçun ilenmemesi halinde son  
verilecektir.  
AĐHM, AĐHS’de ortaya konan hakların teorik ve aldatıcı değil; uygulanabilir ve etkili  
olduğunu yineler. Dolayısıyla, bu davadakine benzer soruturmalar, bir cinayetin ilendiği  
durumlarda, olayların tespitini ve sorumluların tehisi ve cezalandırılmalarını sağlamalıdır.  
Ancak, somut davada, söz konusu yargılama, jandarmalar tarafından ilendiği iddia edilen  
suçun Ceza Kanunu’nun 245. maddesi kapsamı dahilinde kötü muamele olarak  
sınıflandırılması ve 4616 sayılı Kanun uyarınca haklarındaki cezai kovuturmanın ertelenmesi  
nedeniyle somut bir sonuç vermemitir. Dolayısıyla, söz konusu kanunun somut davaya  
uygulanması, iddet eylemlerinin sözde failleri açısından, aleyhlerindeki delillere  
bakılmaksızın, fiili masuniyet yaratmıtır (üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra,  
Batı ve Diğerleri – Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00; yukarıda anılan Abdülsamet Yaman).  
Sonuç olarak, AĐHM, bavuranların davasında uygulandığı gibi, ceza hukuk  
sisteminin, katı olmaktan çok uzak olduğunun ve bavuranların ikayet konusuna benzer  
yasaı eylemlerin etkili biçimde önlenmesini güvence altına alabilecek caydırıcı etkisi  
olmadığının ortaya konduğunu değerlendirmitir (bkz., üzerinde gerekli değiiklikler  
yapıldıktan sonra, Okkalı – Türkiye, no. 52067/99).  
Yukarıda belirtilen hususların ıığında ve yetkililerin jandarmalar hakkında onların  
sorumluluğunun tespitini ve mahkumiyet halinde muhtemelen cezalandırılmalarını sağlayacak  
cezai kovuturmayı takip etmemeleri karısında, AĐHM, yukarıda sözü geçen yargılamanın,  
AĐHS’nin 3. maddesinin usule ilikin gereklerini karılayacak ölçüde kapsamlı ve etkili olarak  
tanımlanamayacağı görüündedir.  
II. ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS ĐHLALLERĐ  
6
Son olarak, bavuranlar, AĐHS’nin 6. ve 14. maddelerinin ihlal edildiği konusunda  
ikayetçi olmulardır. Bu bağlamda, ikayetlerine yönelik soruturma yürüten yetkililerin  
bağımsız ve tarafsız olmadıklarını ve etnik kökenlerine dayalı olarak ayrımcılık yaptıklarını  
iddia etmilerdir.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmıtır.  
AĐHM tarafından kendisine sunulan delillere ilikin yürütülen inceleme söz konusu  
hükümlerin ihlalini ortaya koymamaktadır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve  
kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği kararını vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar 5.000 Euro maddi tazminat ve 20.000 Euro manevi tazminat talebinde  
bulunmulardır.  
Hükümet, talep edilen miktarların aırı olduğunu ve bu balık altında hükmedilecek  
tazminatın haksız iktisaba yol açacağını ileri sürmütür.  
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı  
görmemive bu nedenle bu talebi reddetmitir. Ancak, ihlal tespitini göz önünde  
bulundurarak ve hakkaniyet temelinde karar vererek bavuranların her birine 5.000 Euro  
manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, ayrıca, AĐHM’de yapılan yargılama masraf ve giderlerine karılık  
(avukatlık ücreti karılığı 3.800 Euro ve çeviri, posta ve kırtasiye masrafları karılığı 2.000  
Euro olmak üzere) 5.800 Euro talep etmilerdir. Bu bağlamda, yasal temsilcileriyle  
imzalanve bavurularının AĐHM önünde sunulması karılığı 6.100 Yeni Türk Lirası  
(yaklaık 3.800 Euro) öngören bir sözleme ve posta makbuzlarının fotokopilerini  
sunmulardır.  
AĐHM, talep edilen miktarın gerekçeli olmadığını veya zorunlu olarak ve gerçekten  
yapılmadığını ileri sürmütür.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu  
bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan Mahkeme, AĐHM’de yapılan  
yargılama masraf ve giderlerine karılık 3.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
7
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca olan ikayetin kabuledilebilir; bavurunun kalanının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara aağıdaki tazminat miktarlarının  
ödenmesine;  
(i) manevi tazminat olarak bavuranların her birine 5.000 Euro (bebin Euro) ile  
birlikte bu miktara tabi olabilecek her türlü vergi;  
(ii) yargılama masraf ve giderlerine karılık bavuranlara 3.000 Euro (üç bin Euro)  
ile birlikte bu miktara tabi olabilecek her türlü vergi;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 16 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
8