COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ATTI VE TEDĐK/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 32705/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 32705/02 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Hikmettin Attı ve Nevzat Tedik’in (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 15 Ekim 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler  
Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından Mesut Betave Meral  
Betatarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
Bavuranlar, sırasıyla 1979 ve 1975 doğumludur ve Diyarbakır’da yaamaktadır.  
31 Mart 1999’da bavuranlar, Diyarbakır’da farklı yerlerde yakalanmıtır. Attı  
hakkındaki yakalama tutanağından, öğrenim gördüğü üniversitenin dıında yakalandığı  
anlaılmaktadır. Yakalanma nedeni, polis memurlarının Attı’nın “durumundan üphe  
etmeleridir”. “Gerekli soruturmanın yürütülmesi” için polis tarafından gözaltına alınmıtır.  
Hakkındaki yakalama tutanağına göre, Tedik bir evde ve “soruturma dahilinde”  
yakalanmıtır. Tedik de polis karakoluna götürülmütür. Tedik’i yakalayan polis memurları  
evi aramılar, Kürtçe ve Türkçe dillerinde birçok kitap ve dergi ele geçirmilerdir. Kitaplar  
arasında bir iir kitabı, bir roman ve Kürtçe bir gramer kitabı bulunmaktadır.  
Bavuranların alıkonduğu Diyarbakır Polis Karakolu, 2 ve 4 Haziran 1999 tarihlerinde  
Diyarbakır DGM Savcılığı’na yazı göndermive bavuranları birkaç gün daha tutuklu  
bulundurmak için izin istemitir. 4 Haziran 1999’da Cumhuriyet Savcısı, bavuranların 10  
Haziran 1999’a kadar tutuklu bulundurulması için izin vermitir.  
Ayrıca 4 Haziran 1999’da polis memurları, bavuranları aynı gün hazırlanan iki imzalı  
ifadede PKK1 adına Molotof kokteyli hazırlamanın ve atmanın da dahil olduğu eylemler  
düzenlediklerini iddia ettikleri farklı yerlere götürmütür.  
Bavuranlar 8 Haziran 1999’da polis memurları tarafından sorgulanmıtır. PKK  
sempatizanları olduklarını ve aynı zamanda Yurtsever Gençlik Birliği üyesi olduklarını  
belirtmilerdir.  
9 Haziran 1999’da bavuranlar, polis tarafından serbest bırakılmıve ifadelerini alan  
Diyarbakır DGM Savcısı önüne çıkarılmılardır. Bavuranlar ifadelerinde PKK ile  
bağlantıları olduğunu reddetmive okumalarına izin verilmeksizin polis gözetiminde alınan  
ifadeleri imzalamak zorunda bırakıldıklarını kaydetmilerdir. Bavuranlar aynı gün  
aleyhlerindeki cezai takibat devam etmekte olduğu halde tutuklu yargılanmalarına karar veren  
nöbetçi hakim önüne çıkarılmılardır.  
Polis memurlarını müteakiben Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından  
sorgulandıkları sırada bavuranları herhangi bir avukat temsil etmemitir.  
1 Kürdistan Đꢀçi Partisi, yasadıı bir örgüt.  
14 Haziran 1999’da Diyarbakır DGM Savcısı, bavuranı ve diğer on kiiyi, sözkonusu  
tarihte yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 168. maddesinde tanımlanan bir suç olan yasadıı  
bir örgüte üye olmakla suçlayarak aynı mahkemeye bir iddianame sunmutur.  
Davaya ilikin ilk duruma Diyarbakır DGM 1. Dairesi’nce 22 Haziran 1999’da  
düzenlenmitir. Bavuranlar yargılanma sürecinde avukatlar tarafından temsil edilmive  
sürekli olarak, polis gözetiminde alınan ifadelerinin doğruluğunu inkar etmilerdir.  
13 Mart 2001’de bavuranlar suçlu bulunmuve on iki buçuk yıl hapis cezasına  
mahkum edilmitir. Diyarbakır DGM, bavuranları mahkum ederken polis gözetiminde  
verdikleri ifadeleri dayanak olarak almıtır.  
Yargıtay Basavcısı, Diyarbakır DGM’ye yazılı görülerini sunmutur ancak  
sözkonusu görüler, bavuranlara ya da avukatlarına tebliğ edilmemitir. Bavuranların  
mahkumiyeti, 11 Ekim 2001’de Yargıtay tarafından onanmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 5/2 maddesine dayanarak yakalanma nedenlerinin kendilerine  
bildirilmediğinden ikayetçi olmulardır. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarını  
dayanak olarak gösteren bavuranlar, polis tarafından tutuklu bulundurulma sürelerinin aırı  
uzun olduğundan ve tutuklanmalarının yasaya uygunluğuna itiraz etme fırsatına sahip  
olmadıklarından ikayetçi olmulardır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ikayetlerin dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru taımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, bavuranların ikayetleri kabuledilebilir  
niteliktelerdir.  
B. Esas  
1. AĐHS’nin 5/2 maddesi bağlamındaki ikayetler  
Bavuranlar, 31 Mayıs 1999 tarihinde yakalanmalarına ilikin sebeplerin kendilerine  
bildirilmediğinden ikayetçi olmulardır.  
Hükümet, yakalama tutanaklarının bavuranların her ikisi tarafından imzalanmasının,  
yakalanma sebeplerinden haberdar olduklarını gösterdiği kanaatindedir. Ayrıca, Tedik’in  
evinde belirli sayıda materyal ele geçirilmitir ve bu nedenle, bavuran sözkonusu  
materyallerin niteliklerinin farkında olmadığını iddia edemez.  
AĐHM, AĐHS’nin 5/2 maddesinin yakalanan her kiinin, özgürlüğünden ne sebeple  
mahrum bırakıldığını bilmesi gerektiği güvencesini içerdiğini yineler. Bu hüküm, 5. maddenin  
sağladığı korumanın bütünleyici bir parçasıdır. AĐHS’nin 5/2 maddesine göre, yakalanan  
kiiye, uygun gördüğü takdirde, 5/4 maddesine uygun olarak bir mahkemeye bavurarak  
yakalanmasının yasallığına itiraz edebilmesi için basit ve anlaılır, teknik olmayan bir dille  
yakalanmasına ilikin yasal ve fiili gerekçeler anlatılmalıdır. Bu bilgi, kiiye derhal  
iletilmelidir ancak yakalama eylemini gerçekletiren memurun bilgiyi, yakalamanın  
gerçekletirilme anında bütünüyle nakletmesi zorunlu değildir (bkz. Fox, Campbell ve  
Hartley/Đngiltere, 30 Ağustos 1990, 40. paragraf, A Serisi no. 182, ve H.B./Đsviçre, no.  
26899/95, 47. paragraf, 5 Nisan 2001).  
Mevcut davada bavuranlar, 31 Mayıs 1999’da yakalanmılar ve aynı gün polis  
tarafından gözaltına alınarak 9 Haziran 1999’da Cumhuriyet Savcısı ve hakim karısına  
çıkarılana dek gözaltında tutulmulardır. AĐHM, bavuruyu tebliğ ederken Hükümet’i  
bavuranlara, yakalanma nedenlerinin ivedilikle bildirildiği hususunda yazılı deliller sunmaya  
davet etmitir. Hükümet cevabında, bavuranların imzaladığı ancak AĐHM’nin gözlemlediği  
kadarıyla herhangi bir nedenden söz edilmeyen yakalama tutanaklarına atıfta bulunmutur.  
Tutanaklardan yalnızca Attı’nın, polis memurlarının “durumundan üphe etmeleri” nedeniyle  
yakalanğı kaydedilmitir. Tedik ise “soruturma kapsamında” yakalanmıtır.  
AĐHM, Hükümet’in Tedik’in yakalandığı evde ele geçirilen “materyallere” atıfta  
bulunması hususunda, sözkonusu “materyallerin” Tedik’in suçlu bulunmasına ve mahkum  
edilmesine yol açan suçla ilgisi bulunmayan kitaplardan ve dergilerden meydana geldiğini  
kaydeder. Her halükarda, AĐHM sözkonusu kitapların ve dergilerin Tedik’in yakalandığı evde  
ele geçirilmesinin, kendisine yakalanmasının “balıca yasal ve fiili gerekçelerinin”  
bildirilmesi olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir (bkz., inter alia, Fox, Campbell ve  
Hartley, 40. paragraf).  
Bu nedenle AĐHM, dava dosyasında bavuranların, 4 Haziran 1999’da çeitli yerlere  
götürülüp bu yerlerde polis memurları tarafından sorgulanana kadar yakalanmalarına ilikin  
nedenlerden haberdar edildiklerini gösteren delillerin mevcut olmamasına dikkat çeker.  
AĐHM, bavuranların sözkonusu yerlere götürülmelerinin ardından alınan ifadelerinin  
içeriklerinin, neden yakalandıklarını anlamalarını sağlayabileceğini kabul etmektedir; ancak,  
sözkonusu bilginin bavuranlara, yakalanmalarından dört gün sonra bildirilmesi, ivedilik  
olarak kabul edilemez.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, AĐHS’nin 5/2 maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varır.  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamındaki ikayetler  
Bavuranlar, bir hakim ya da kanunla yargı gücünü kullanmaya yetkili kılınan bir  
görevli önüne çıkarılmaksızın on gün boyunca polis tarafından gözaltında tutulduklarını iddia  
etmilerdir.  
Hükümet, bavuranların polis gözetiminde tutulma sürelerinin, sözkonusu tarihte  
yürürlükte olan yasalara uygun olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, bavuranların polis tarafından dokuz gün gözaltında tutulduklarını kaydeder.  
Brogan ve Diğerleri/Đngiltere (29 Kasım 1988, 62. paragraf, A Serisi no. 145-B) davasında  
yargı denetimi olmaksızın dört gün altı saat süren polis gözetiminin, toplumu bütün olarak  
terörizme karı koruma amacını gütmesine rağmen, AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamındaki  
değimez süre kısıtlamalarına uygun olmadığı sonucuna vardığını hatırlatır.  
Bavuranların suçlandıkları eylemlerin ciddi nitelikli oldukları kabul edilse dahi  
AĐHM, onları bir hakim ya da kanunla yargı gücünü kullanmaya yetkili kılınan bir görevli  
önüne çıkarılmaksızın on gün boyunca gözaltında tutmanın gerekli olduğunu kabul edemez.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
3. AĐHS’nin 5/4 maddesi bağlamındaki ikayetler  
Bavuranlar, AĐHS’nin 5/4 maddesine dayanarak polis tarafından gözaltında  
tutulmalarının yasalara uygunluğuna itiraz edemediklerini iddia etmilerdir.  
Hükümet, sözkonusu tarihte yürürlükte olan CMK’nın 128. maddesinin, polis  
tarafından gözaltında tutulmanın yasallığına itiraz ederken kullanılabilecek bir iç hukuk yolu  
sağladığını ileri sürmütür.  
AĐHM, mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya konduğu çeitli davalarda,  
Hükümet’in yukarıda kaydedilen beyanını reddetmive AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal  
edildiğini tespit etmiolduğunu kaydeder (bkz., son olarak, Đpek ve Diğerleri/Türkiye, no.  
17019/02 ve 30070/02, paragraflar 39-42, 3 ubat 2009, ve orada anılan olaylar). AĐHM,  
mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel  
koullar tespit etmemitir.  
Sonuç olarak, AĐHM AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği kanısına varır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesine dayanarak Cumhuriyet Savcısı’nın Yargıtay’a  
sunduğu yazılı görülerinin kendilerine tebliğ edilmediğinden ikayetçi olmulardır.  
Bavuranlar ayrıca polis gözetiminde tutuldukları sırada avukat yardımı almadıklarından  
ikayetçi olmulardır.  
Hükümet, bavuranların iddialarına itiraz etmive tarafların Yargıtay’ın bakmakta  
olduğu tüm dosyalara eriebilmeleri nedeniyle Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görülerini de  
bulabileceklerini ileri sürmütür. Hükümet aynı zamanda polis gözetiminde tutulan  
bavuranlara, yasal yardım alma haklarına ilikin bilgi verildiğini ileri sürmütür. Her  
halükarda, bavuranlar cezai takibat sürecinde bir avukat tarafından temsil edilmilerdir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ikayetlerin dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru taımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, bavuranların ikayetleri kabuledilebilir  
niteliktelerdir.  
B. Esas  
1. Cezai takibatın ilk aamalarında yasal yardım alınamamasına ilikin ikayet  
AĐHM, Salduz/Türkiye [BD] (no. 36391/02, paragraflar 50-55, 27 Kasım 2008)  
davasında ortaya konan temel ilkeleri hatırlatır. Mevcut davayı, bu ilkeler ıığında  
inceleyecektir.  
AĐHM, mevcut davada, bavuranların avukata eriimlerine getirilen kısıtlamanın,  
sistematik olduğunu ve devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla  
bağlantılı olarak polis tarafından gözaltına alınan herkese uygulandığını gözlemler. Ayrıca,  
bavuranlar avukat gıyabında alınan ifadelerinin içeriğini sürekli olarak reddetmelerine  
rağmen, Diyarbakır DGM onları suçlu bulurken sözkonusu ifadeleri dayanak olarak almıtır.  
Bu nedenle, mevcut davada, bavuranların avukata eriimlerine getirilen kısıtlamadan  
etkilenmioldukları kesindir. Sonuç olarak, ne bu durum akabinde aldıkları avukat yardımı ne  
de birbirini takip eden yargılamaların çekimeli niteliği daha önce meydana gelen hataları  
telafi edebilmitir.  
Özetle, bavuranların yargılanmaları sırasında aleyhlerinde sunulan delillere itiraz  
etme fırsatları bulunduğu halde, polis tarafından gözaltında tutuldukları süreçte avukat  
yardımı alamamaları savunma haklarını telafi edilemez ekilde etkilemitir.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendi, 6/1 maddesi ile birlikte  
ihlal edilmitir.  
2. Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görülerinin bavuranlara tebliğ edilmemesi  
hususundaki ikayet  
AĐHM, Göç/Türkiye [BD] (no. 36590/97, paragraflar 53-58, AĐHM 2002-V)  
davasında verdiği kararda aynı ikayeti incelemive AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini  
tespit etmiolduğunu kaydeder.  
Mevcut davada bavuranların ikayetlerini inceleyen AĐHM, yukarıda kaydedilen  
davada vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.  
Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görülerinin bavuranlara tebliğ  
edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
AĐHS’nin 8. maddesine dayanan bavuranlar, yakalanmalarının yakınlarına  
bildirilmediğinden ikayetçi olmutur.  
Hükümet, AĐHM’ye mevcut davada 31 Mayıs 1999’da hazırlanan yakalama  
tutanaklarını sunmutur. Sözkonusu raporlardan, her iki bavuranın yakınlarının  
yakalanmalarından haberdar edildikleri anlaılmaktadır.  
Bavuranların, raporların doğruluğuna ve güvenilirliğine itiraz etmediklerini kaydeden  
AĐHM, sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan olduğu  
kanaatindedir ve AĐHS’nin 35/4 maddesi uyarınca ikayeti reddeder.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri maddi tazminat olarak 20,000 Türk Lirası (TRY; yaklaık  
10,700 Euro) ve manevi tazminat olarak 30,000 TRY (yaklaık 16,000 Euro) talep etmitir.  
Hükümet, sözkonusu meblağın aırı olduğu ve delillerle desteklenmediği kanısındadır.  
Tespit edilen ihlaller ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydeden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, her bir bavurana  
5,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca bir ihlalin tazmini için en uygun yolun,  
sözkonusu maddeye riayet edilmiolsaydı, bavuranların u an içinde bulunacakları durumu,  
mümkün olduğunca, yeniden sağlamak olacağını hatırlatır. Sonuç olarak, en uygun tazmin  
yolunun, talep etmeleri halinde, bavuranların AĐHS’nin 6/1 maddesi gereğince yeniden  
yargılanmaları olacağı kanaatindedir (bkz. Salduz, 72. paragraf ve orada anılan olaylar).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için  
16,250 TRY (yaklaık 8,700 Euro) talep etmitir. Taleplerine gerekçe olarak yasal  
temsilcilerinin dava üzerinde harcadıkları saatlere ilikin ayrıntıları AĐHM’ye maddeler  
halinde sunmulardır.  
Hükümet bu talebe itiraz etmive talebin, dayanaktan yoksun olduğunu belirtmitir.  
AĐHM içtihadına göre, bavuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını  
ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak  
kazanır. Mevcut davada sunulan belgeleri ve yukarıda anılan kriterleri göz önüne alan AĐHM  
tüm balıklar altındaki harcamalar için bavuranlara toplam 2,000 Euro tazminat  
ödenmemesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. AĐHS’nin 8. maddesi bağlamındaki ikayetin kabuledilemez olduğuna ve bavurunun kalan  
kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 2., 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin ihlal  
edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ayrıca ihlal edildiğine;  
5. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Davalı Hükümet’in para birimine  
çevrilmek üzere Davalı Devlet tarafından her bir bavurana 5,000 Euro manevi tazminat ve  
ödenebilecek her tür vergi ile yargılama masraf ve giderleri için bavuranlara toplam olarak  
2,000 Euro ve ödenebilecek her tür verginin ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.