CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
AVŞAR – TÜRKİYE KARARI  
No. 25657/94  
I- OLAY  
Bu dava esas itibarıyla, silahlı kiiler tarafından kaçırılan  
Mehmet erif Avar’ın Diyarbakır’ın dıında bir yerde ölü olarak  
bulunmasıyla ilgili olarak 22 Nisan – 7 Mayıs 1994 yılındaki  
olaylarla ilgilidir. 5 Temmuz 1994 tarihinde begeçici köy  
koruyucusuna ve bir PKK eski üyesine karı yürütülen ceza  
soruturması, Diyarbakır 3 numaralı Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin 21 Mart 2000 tarihli kararı ile son bulmutur.  
Olayların taraflar arasında farklı olarak anlatılması  
nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Komisyonu 4 – 6 Ekim 1999  
tarihlerinde Ankara’da aratırma yapmak üzere bir Heyet  
atamıtır. Bu Heyet, aralarında öldürülen Mehmet erif Avar’ın  
babasının ve kardeinin de bulunduğu bazı akrabalarının, bazı  
geçici köy korucularının, bazı jandarma komutanlarının ve  
soruturmayı yürüten savcıların ifadelerine bavurmutur.  
II- SÖZLEMENİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI  
Bavuran, kardei Mehmet erif Avar’ın güvenlik güçleri  
tarafından gözaltında tutulduğu sırada güvenlik güçleri  
tarafından keyfi olarak öldürüldüğünü ve bu kiinin hayatının  
korunması konusunda yetkililerin ihmalinin bulunduğunu ve bu  
ölüm hakkında sonuç doğuran bir soruturma yapılmadığını ve  
bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları Sözlemesinin yaama  
hakkı ile ilgili 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
A- TARAFLARIN GÖRÜLERİ  
1. BAVURAN  
Bavuran, Mehmet erif Avar’ın güvenlik güçleri  
tarafından gözaltında bulundurulduğu sırada Sözlemenin 2/2.  
maddesindeki istisnai haller bulunmamasına karın güvenlik  
güçleri tarafından öldürüldüğünü ileri sürmektedir. Devlet  
1
_____________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve  
yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
tarafından ölümle ilgili olarak ileri sürülen görülerin inandırıcı  
olmadığını belirtmektedir.  
2. maddenin, Devletin hükümranlığı altında bulunan  
kiilerin yaamlarını güvenlik altına almak için Devlete görev  
verdiğine  
iaret  
etmektedir.  
Mehmet  
erif  
Avar’ın  
kaçırılmasından hemen sonra polise haber verilmesine ve  
Avar ailesinin Jandarmaya gitmesine rağmen, buna son  
verilmesi için herhangi bir etkili önlem alınmamıtır. Jandarma  
Gül’ün en geç 25 Nisan 1994 tarihinde olaya karıan köy  
korucularının kimliğini bildiğini iddia etmektedir.  
Bavuran ayrıca ölüm ile ilgili soruturmanın Sözlemenin  
2. maddesi ile verilen yükümlülüklere uygun olmadığını iddia  
etmektedir. Mehmet erif Avar’ı bulmak için hiçbir çaba  
gösterilmemitir, Toros arabasında hiçbir adli aratırma  
yapılmatır ve olaya karıan hiçbir görevli hakkında da  
soruturma yapılmamıtır. Kardeini sağ olarak bulmak için  
hiçbir çaba gösterilmemitir ve yetkililer en bata sanki  
kardeinin ölü olduğunu bilmekteydiler. Susurluk raporunda  
açıklandığı gibi, tüm soruturma güvenlik güçlerinin hukuka  
aykırı eylemlerini saklamaya yöneltilmitir.  
2- HÜKÜMET  
Hükümet, olayın davada devam eden temyiz bavurusu ile  
sınırlı olduğunu düünmektedir. Bununla birlikte, davayı gören  
Mahkemenin Haziran 1999’da sadece Gültekin Sütçü’yü  
dinlediğine ve gerekli usul ilemlerin yapılması için bu kii  
tarafında ilendiği iddia edilen suçun savcıya bildirilmesi için  
gerekli adımların atıldığına iaret etmektedir.  
Davada imdiye kadar elde edilen kanıtlar Mehmet erif  
Avar’ın ölümü ile Hükümet arasında hiçbir bir illiyet bağı  
bulunmağını göstermektedir. Eğer, yetkililerin talimatları ya da  
tevikleri ile cinayeti geçici köy korucularının ya da jandarmanın  
ilediği ispat edilebilseydi, Hükümet sorumlu tutulabilirdi.  
Hükümetin görüüne göre, yetkililerin pasif durumda  
kaldıkları ya da cinayeti ileyenleri takip etmede baarısız  
oldukları söylenemez. Avar ailesinin elinde bulunan kanıtların  
doğru olarak alındığını ve olayın nasıl gelitiğini belirleme  
konusuna Avar ailesinin serbestçe katıldığını iddia  
2
etmektedirler. Bundan baka, soruturma aamasında Avar  
ailesi tatmin olmadıysa, davayı gören yerel mahkemede ve  
temyizde görülerini ve kanıtları sunma konusunda fırsatları  
bulunmaktaydı.  
Hükümet, yetkili makamların pasif kalındığının ya da  
suçluları  
izleme  
konusunda  
baarısız  
olunduğunu  
söylenemeyeceğini iddia etmitir. Avar ailesinin ifadeleri  
dikkatli bir biçimde alınmıtır.  
B- MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ  
1- GENEL DEĞERLENDİRMELER  
Sözlemenin ikinci maddesi yaam hakkı ile ilgilidir. Bu  
maddede yaam hakkının istisnaları sayılmıolup, bu konuda  
çekince konulamaz. Bu madde Sözleenin 3. maddesi ile  
birlikte Avrupa Konseyini oluturan demokratik toplumların  
temel değerlerini ifade etmektedir. Bu nedenle yaam hakkının  
istisnaları sıkı bir biçimde belirlenmelidir. Kiisel olarak  
insanların korunması için bir araç olarak sözlemenin hedefi, 2.  
maddeyi uygulanabilir ve etkili kılacak biçimde yorumlanmasını  
ve uygulanmasını gerektirmektedir.  
2. madde ile sağlanan korumanın önemi nedeniyle,  
Mahkeme sadece Devlet organlarının eylemlerini değil, aynı  
zamanda bunu çevreleyen tüm koulları da dikkate almalıdır.  
Gözaltında bulunan kiiler zayıf durumdadırlar ve yetkili  
merciler onları korumakla yükümlüdürler. Bu durumda Devlet,  
sağlıklı olarak polisin gözaltına aldığı ve serbest bırakıldığında  
sağlıkları bozulmuolan kiilerin sağlıklarındaki bu bozulmanın  
ne ekilde gerçekletiğini açıklamakla yükümlüdür. Özellikle  
kiinin gözaltında iken ölmesi durumunda, bu kiiye nasıl  
davranıldığının açıklanması daha da önemlidir.  
Gözaltında iken yetkililerin kontrolünde olan olayların  
tamamen ya da büyük oranda bu yetkililerin bilgisi dahilinde  
olması durumunda, gözaltında iken yaralanmalar ve ölümlerle  
ilgili olarak kuvvetli varsayımlar ortaya çıkacaktır. Gerçekten de,  
tatmin ve ikna edici bir açıklama yapma bakımından ispat yükü  
yetkililerin üzerindedir.  
3
Sözlemenin  
2.  
maddesindeki  
yaamı  
koruma  
yükümlülüğü Sözlemenin 1. maddesindeki Devletin genel  
yükümlülüğü ile birlikte göz önüne alındığında; kiilerin kuvvet  
kullanılması sonucunda öldürülmesi sonuç veren bir soruturma  
yapılmasını gerektirmektedir. Bu tür bir soruturmanın esas  
amacı; Devlet yetkililerinin sorumluluğu altında vuku bulan  
ölümlerde hesap vermelerini sağlamak amacıyla, yaam  
hakkını koruyan iç hukuk kurallarının etkili bir biçimde  
uygulanmasını sağlamaktır. Bu amaçlara ulamak için ne tür bir  
soruturmanın gerekeceği koullara bağlı olarak değiebilir.  
Bununla birlikte, hangi yol izlenirse izlensin, yetkililer olayın  
kendilerinin bilgisi dahiline girdiğinde resen hareket etmelidirler.  
ikayette bulunmayı veya soruturmaya balamayı gözaltında  
iken ölen kiinin yakınlarına bırakamazlar. Devlet ajanları  
tarafından haksız olarak öldürüldüğü ileri sürülen bir olayda  
soruturmanın etkili olabilmesi için, soruturmayı yapan ve bu  
soruturmadan sorumlu olan kiilerin o olaya karıan kiilerden  
bağımsız olmaları gerekmektedir. Soruturma ayrıca, bu tür  
olaylarda zor kullanmanın, koullara bağlı olarak haklı olup  
olmadığının  
tespiti  
ve sorumluların  
belirlenmesi  
ve  
cezalandırılması sonucunu verebilmesi anlamında da etkili  
olmalıdır. Yetkililer; tanık ifadeleri, adli tıp incelemesi,  
gerektiğinde yaralanmanın tam ve kesin sebebini belirleyen  
otopsi ve ölüm nedenini de içeren klinik bulguların objektif  
analizini de içine alacak biçimde, olayla ilgili kanıtları güvence  
altına almak amacıyla gerekli adımları atmıolmalıdırlar. Ölüm  
nedeninin veya sorumlu kiilerin belirlenememesi sonucunu  
doğuran soruturmadaki herhangi bir eksiklik, bu standardın  
yakalanmasını risk altına sokacaktır.  
Bu bağlamda acele hareket etme ve makul olarak gerekli  
usullerin izlenmesi bir zorunluluktur. Belli bir olaydaki  
soruturmanın geliimini zorlatıran engellerin ya da zorlukların  
bulunabileceğini kabul etmek gerekir. Bununla birlikte, öldürücü  
güç kullanılmıbir olayın soruturmasında yetkililerin hemen  
harekete geçmesi, hukuk düzeninin korunmasında ve hukuka  
aykırı eylemlerin önlenmesinde kamu güveninin devamı için  
zorunluluk olarak kabul edilebilir.  
4
2-  
ÖLÜM  
İLE  
İLGİLİ  
OLARAK  
YETERLİ  
SORUTURMANIN YAPILMADIĞI İDDİASI  
Kendilerinin güvenlik kuvvetleri olduğunu iddia eden geçici  
köy korucuları ve diğer kiiler tarafından Mehmet erif Avar’ın  
kaçırıldığının bildirilmesi ve daha sonra da ölü olarak bulunması  
gerçeği, tek baına yetkililerin bu olay ile ilgili olarak sonuç  
veren bir soruturma yapmalarını gerektirmektedir.  
Mahkeme; Mehmet erif Avar’ın dükkanından Jandarma  
karakoluna alındığından ve olayla ilgili kiilerin kimliğinden  
jandarmanın hemen haberdar olmasına karın, olaya karıan  
geçici köy korucularının ve Mehmet Mehmetoğlu’nun 12 gün  
sonrasında göz altına alındığını hatırlatmaktadır.  
Olayların içinde olduğu ima edilen jandarma Gül’e ve İl  
Jandarma İl Alay Komutanlığına olayı aratırması için  
güvenilmesinde inandırıcı bir neden bulunmamaktadır.  
Soruturmanın bu aamasında, o anda Jandarmada  
bulunan yedinci bir kiinin kimliğini ve yerini belirleme  
konusunda herhangi bir adım atılmamıtır.  
16  
Mayıs  
1994  
tarihinde  
düzenlenen  
savlılık  
iddianamesinde sanıkların ifadelerinin alınmasının dıında  
baka bir soruturma yapılmamıtır. Yedinci kii ile ilgili aile  
üyelerinin anlattıklarını dikkate almayan iddianame, daha çok  
sanıkların ifadelerine dayanmaktadır. Meclis Aratırma  
Komisyonundan gelen bir raporu takiben savcı 22 Kasım 1994  
tarihinde yedinci kiinin kimliğinin tespiti ile ilgili olarak İl  
Jandarma Alay Komutanlığına bir yazı yazmıtır. Jandarma  
bunu 24 Kasım 1994’de yanıtlamı, böyle bir kiinin  
bulunmağını ve soruturmanın sürdüğünü bildirmitir. Bu  
yedinci kii ile ilgili olarak gerek savcının, gerekse jandarmanın  
soruturmaya devam ettiği ile ilgili olarak herhangi bir belge  
sunulmatır.  
Diyarbakır Ceza Mahkemesindeki dava 16 Mayıs  
1994’den 21 Mart 2000 tarihine kadar yaklaık altı yıl  
sürmütür. Bunun temyizi hala devam etmektedir. Dört geçici  
köy korucusu ile Mehmet Mehmetoğlu adam kaçırma suçundan  
mahkum olmular ve Ömer Güngör adlı kii de cinayet  
suçundan sorumlu tutulmutur.  
5
Mahkeme, normal olarak bağımsız ve tarafsız bir  
mahkemedeki davada, karı tarafla birlikte gerçekletirilen bir  
ceza yargılamasının; gerçeklerin bulunması ve ceza  
sorumluluğunun tayini için sonuç doğuran bir yargılamada en  
kuvvetli garanti olduğunu hatırlatmaktadır.  
Mahkeme, 2. maddenin usule ilikin yönü ile ilgili  
yükümlülüğün sonuç değil, bir araç olduğunu tekrarlamaktadır.  
Bavuran, adam kaçırma ve öldürme ile ilgili olayın, yedinci bir  
adamın talimatlarına göre köy korucuları ve Mehmet  
Mehmetoğlu tarafından ilendiğini ve bunun Devlet yetkililerinin  
bilgisi dahilinde güvenlik güçlerinin koruması altında hukuka  
aykırı olarak vuku bulan ölümlerin bir parçası olduğunu ileri  
sürmektedir. Bu durum devletin hukuka uygun davranması ve  
özellikle de hayat hakkı ile ilgili olarak ciddi düünceleri ortaya  
çıkarmaktadır. Bu koullar altında 2. maddedeki usulü  
ilemlerin daha geniolarak incelenmesi gerekmektedir. Ailenin  
ve beköy korucusunun mahkemenin dikkatini, güvenlik  
kuvvetlerinin bir üyesi olan yedinci bir kiinin de olaya  
karığını bildirmelerine rağmen, mahkemedeki ilemler bu  
kiinin kimliğini ve olaydaki rolünü belirlemede baarılı  
olamatır. Mahkeme aağıdaki noktalara dikkati çekmektedir:  
a- Köy korucuları 5 Temmuz 1994 tarihinde Mahkemede  
jandarmaya verdikleri ifadelerden vazgeçmiler ve yedinci  
kiiyi ima etmilerdir. Bundan kısa bir süre sonra 27  
Temmuz 1994 tarihinde Feyzi Gökçen bu kiinin jandarma  
baçavuu olduğunu belirtmive Ömer Güngör de suçu  
bu kiinin ilediğini iddia etmitir. Yaklaık olarak bir yıl  
sonra, mahkeme bu yedinci kii hakkında jandarmada  
soruturma yapılmasına karar vermitir.  
b- Jandarma komutanının 31 Ekim ve 17 Kasım 1995  
tarihlerinde “müdür”ün varlığını yalanlamasından sonra,  
mahkeme o zaman Diyarbakır’da görev yapan diğer  
güvenlik güçleri nezdinde daha fazla soruturma  
yapmadan iin bu yönüne son vermitir.  
c- 16 Eylül 1996 tarihinde Ömer Güngör, yedinci kiinin  
Devegeçidi’nden Gültekin Seçkin adlı çavuolduğunu  
bildirmitir. Bu durum, Mahkemenin Ordu nezdinde  
soruturma yapmasına yol açmıtır. Ordunun olay  
6
hakkında herhangi bir bilgileri olduğunu yalanlamasının  
ardından, mahkeme bu yedinci kiinin Genel Kurmay  
Bakanlığından sorulmasına karar vermi, ancak daha  
sonra soruturmanın bu yönünün terk edilmesine karar  
vermitir.  
d- Ömer  
Güngör’ün,  
Adalet  
Bakanlığının  
Susurluk  
Raporunda adı geçen baçavuGültekin Sütçü’den  
bahsederek, mahkemeye 16 ubat 1998 tarihinde bilgi  
vermesine kadar baka bir adım atılmamıtır. Mahkeme,  
Susurluk Raporunun bir kopyasını istemitir. Ancak 13  
Ocak 1999 tarihine kadar bu rapor verilmemive gecikme  
için de herhangi bir açıklama yapılmamıtır. Hatta bundan  
sonra bile 18 Haziran 1999 tarihine kadar bir ey  
yapılma, bu tarihte ailenin avukatının mahkemeye  
bavurusu üzerine, mahkeme savcıdan Gültekin Sütçü  
hakkında soruturma yapılmasını istemitir. Bu kiinin  
ifadesinin alınması için adresi tespit edilmi, ancak açıkça  
anlaıldığına göre Bulgaristan’a kaçmıtır.  
Bu nedenle Mahkeme, altı kiinin mahkumiyetine karın,  
esas olarak kritik bir biçimde olayda rol oynayan güvenlik  
güçlerinin bir üyesi olan kii hakkında yeterli aratırma  
yapılmağı sonucuna ulamaktadır. Olayın önceden  
tasarlanmıꢀ  
ve  
iddia  
edildiği  
gibi  
Türkiye’nin  
Güneydoğusunda yetkililer tarafından hukuka aykırı  
eylemlerin gerçekletirilip gerçekletirilmediğini belirleme  
açısından uygun ve sonuç doğuran bir soruturma  
gerekmektedir.  
Hükümet, davanın Yargıtay’da temyiz incelemesinde  
olduğunu bildirmektedir. Bununla birlikte Mahkeme,  
olaydan altı yıl geçtikten sonra Yargıtay’daki incelemenin,  
yargılamadaki eksiklikleri giderebileceği konusunda ikna  
olmamıtır. Bu nedenle Mahkeme Hükümetin ön itirazını  
reddetmektedir.  
3- MEHMET ERİF AVAR’IN ÖLDÜRÜLMESİ  
Bu kiinin Sözlemenin 2. Maddesinde sayılan  
istisnai durumların dıında hukuka aykırı olarak  
7
öldürülmüolduğu tartımasızdır. Buradaki sorun bu  
olaydan Hükümetin sorumlu tutulup tutulamayacağı ile  
ilgilidir.  
Mahkeme; Mehmet erif Avar’ın iyerinden beꢀ  
korucu, itirafçı Mehmet Mehmetoğlu ve bir de güvenlik  
güçleri üyesi olan yedinci kii tarafından alındığını,  
jandarmaya götürüldüğünü, oradan Mehmet Mehmetoğlu,  
Feyzi Gökçen, Ömer Güngör ve yedinci kii tarafından  
alınarak bir süre sonra öldürüldüğünü tespit etmitir.  
Mahkeme, Avar ailesinin olaydan kısa bir süre sonra  
olayı polise ve jandarmaya bildirdiğini, jandarmanın bu  
kiinin jandarma karakolunda olduğunu ve kaçıran kiileri  
bildiğini hatırlatmaktadır. Mehmet erif Avar’ın gözaltına  
alındığına ilikin herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.  
Herhangi bir jandarmanın onun öldürülmesinden haberdar  
olduğu tespit edilememekle birlikte, dükkanından alınıꢀ  
biçimi ve kayıtlara girilmeyii, bu kiinin keyfi ve hukuka  
aykırı olarak risk altında olduğunu göstermektedir.  
Jandarmaların bu yedi kiinin hukuka aykırı eylemlerine ve  
ailenin ikayetlerine karı hareketsiz kalması, bu eylemleri  
en azından benimsediğini göstermektedir.  
Mahkeme, Mehmet erif Avar’ın Devlet ajanları  
tarafından gözaltına alındıktan sonra öldüğünün kabul  
edilebileceği konusunda tatmin olmutur. Hükümetin  
söylediği gibi, bu olayın yetkililerin bilgisi haricinde kiisel  
olarak hareket edenler tarafından ilendiğini kabul  
etmemektedir.  
Korucular resmi olarak görev yapmaktadırlar ve  
Diyarbakır’a sanıkları ele geçirmeye gitmilerdir. Bu yedi  
kii Mehmet erif Avar’ı ele geçirirken kamu gücünü  
kullanmılardır.  
Bu bağlamda, korucuların kendi köyleri dıında  
kullanılmadıkları konusundaki resmi inkarlara karın, bu  
olayda korucuların sanıkların ele geçirilmesi de dahil  
olmak üzere düzenli olarak, bir kısım resmi  
operasyonlarda kullanıldığı tespit edilmitir. Hükümetin  
belirttiği kurallara göre korucular hiyerarik olarak İlçe  
Jandarma Komutanlığına bağlıdırlar.  
8
Korucuların  
ve  
Mehmet  
Mehmetoğlu’nun  
mahkumiyetine rağmen, yedinci kii olaydan hemen sonra  
soruturulmave böylece bu konudaki resmi bilginin  
derinliğini belirleme bakımından sonuç veren bir  
soruturma yapılmamıtır.  
Mehmet erif Avar’ın ölümünü haklı çıkaracak  
herhangi bir bilginin sağlanmaması nedeniyle, ölümünden  
Hükümetin sorumlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu  
nedenlerle davada 2. maddenin ihlali bulunmaktadır.  
IV- SÖZLEMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI  
Mahkeme, bavuran etnik ayırım temelinde  
kardeinin ciddi bir insan hakkı ihlaline maruz kaldığını  
iddiasını temelsiz bularak Sözlemenin 3. maddesini ihlal  
edilmediğine karar vermitir.  
V- SÖZLEMENİN 6. VE 13. MADDELERİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI  
Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun  
davayı kabul edilebilir bulması ile ilgili kararının  
Sözlemenin 6. ve 13. maddesine herhangi bir gönderme  
yapmadığını not etmektedir. Bununla birlikte Mahkeme,  
bavuranın bu konudaki ikayetlerinin de bulunduğunu  
belirtmektedir.  
Bavuranın 6. madde yönünden ikayeti, esas olarak  
yargılama süresinin uzunluğu ile ilgilidir. Mahkeme  
bavuranın davada taraf olmadığını görmektedir. Bu  
nedenle Mahkeme, soruturma ve yargılama ile ilgili olarak  
bavuran tarafından dile getirilen bu ikayetleri daha geniꢀ  
bir biçimde içeren 13. madde altında incelemeyi  
ünmektedir.  
Mahkeme; ulusal düzende ne ekilde olursa olsun,  
Sözlemenin 13. maddesinin, Sözleme ile garanti altına  
alınan hak ve özgürlüklerin esasının ulusal düzeyde  
sağlanmasını garanti ettiğini hatırlatmaktadır. 13. madde  
altındaki yükümlülük, Sözlemeye göre bavuranın  
ikayetinin niteliğine bağlı olarak değimektedir. Bununla  
9
birlikte, 13. maddenin gerektirdiği müracaat yolları yasal  
bakımdan olduğu gibi, uygulamada da “etkili” olmalıdır. 13.  
madde; tazminat ödenmesine ek olarak, soruturma  
prosedürüne ikayetçinin etkili biçimde ulaabilmesini de  
kapsayacak biçimde, yaam hakkından mahrum  
bırakılmadan sorumlu olanların belirlenmesini ve  
cezalandırılmasını sağlayacak tam ve etkili bir  
soruturmayı  
gerektirmektedir.  
Mahkeme,bavuranın  
kardeinin ölümünden Sözlemenin 2. maddesine göre  
Hükümetin sorumlu olduğunu tespit etmiti. Bu nedenle  
bavuranın iddiaları 13. maddenin amaçları bakımından  
tartıılabilir.  
Yetkililer bavuranın kardeinin ölümü konusunda  
etkili ve sonuç eren soruturma yapmakla yükümlüdürler.  
Yukarıda yer alan nedenlerle 13. madde gereklerine uygun  
olarak, sonuç veren bir soruturma yapılmamıꢀ  
olduğundan Sözlemenin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
VI- SÖZLEMENİN 14. MADDESİNİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI  
Bavuran, kardeinin ve ailesinin Sözlemenin 14.  
maddesine aykırı olarak ayrımcılık yasağından mağdur  
olduğunu iddia etmektedir.  
Bavuran, bölgede ilerini kaybetmelerine yol açacak  
biçimde ailesinin yıldırılması ile Diyarbakır ve Bismil’den  
çıkartıldıklarına iaret etmektedir. Bu durumun Kürt olarak  
etnik  
kökenlerinden  
ve  
siyasi  
görülerinden  
kaynaklanğını ve Mehmet erif Avar’ın ölümü ile  
sonuçlanğını iddia etmektedir. Hükümet bavuranın bu  
iddialarını yalanlamıtır.  
Mahkeme, bavuranın ve ailesinin etnik kökeninden  
ve siyasi düüncelerinden dolayı bir ayırıma tabi  
tutulduklarını gösterecek yeterli kanıt bulunduğunu  
ünmemektedir. Bu nedenle olayda Sözlemenin 14.  
maddesinin ihlali bulunmamaktadır.  
VII-  
SÖZLEMENİN  
41.  
MADDESİNİN  
UYGULANMASI  
10  
A- MADDİ ZARAR  
Bavuran, Mehmet erif Avar’a ei ve çocukları  
olarak bağımlı bulunan kardeinin ei ve iki çocuğu adına  
maddi zararın ödenmesini talep etmektedir. Bavuran  
kardeinin “Baran Gübrecilik”in yüzde 33 payla ortağı  
olduğunu  
bildirmektedir.  
Söz  
konusu  
olayların  
balangıcına kadar bu iin ekonomik olarak baarılı  
olduğunu, ancak bölgede ailenin maruz kaldığı baskı  
sonucunda, 1994 yılı sonunda bu iyerinin kapatılmak  
zorunda kalındığını ileri sürmektedir. 1994 yılında iyerinin  
yıllık gelirinin 30 milyar lira olduğunu, Mehmet erif  
Avar’ın bundan yalnız baına 10 milyon lira kazanmıꢀ  
olacağını  
belirtmektedir.  
Ayrıca,  
Bismil’de  
Pirelli  
lastiklerinin ve Mutlu Akülerinin satıtemsilcisi olduğunu  
ve bunun yanında diğer ekonomik yatırımlarının da  
bulunduğunu, ancak, bu ilere ilikin olan belgelere el  
konulmuolması nedeniyle belgelendiremediğini ifade  
etmektedir. “Baran Gübrecilik” iinden dolayı kaybedilen  
gelirin Sterline çevrilmesi sonucunda, 4.399.999,9  
Sterlinlik kayıplarının olduğunu ileri sürerek bu miktarın  
ödenmesini talep etmektedir.  
Hükümet çok fazla iirilmiolan bu rakamların  
temelinin bulunmadığını iddia etmitir. Bu miktardaki bir  
ödeme haksız zenginlemeye yol açacaktır. Hükümet,  
belgelere el konulduğunu yalanlamakta, öyle olmuolsa  
bile, vergi dairelerinden kopyalarının alınabileceğini ileri  
sürmektedir.  
Bir bavuran tarafından maruz kalınan maddi zararla  
ilgili olarak gerçek bir tazmin yapabilmek için gerekli  
meblağın tam olarak hesaplanması, ihlalden kaynaklanan  
hasarın  
belirsizliği  
nedeniyle  
tam  
olarak  
gerçekletirilemeyebilir. Bu tür davalarda karar verilmesi  
gereken sorun, geçmiveya gelecekte maruz kalınan  
kazanç kaybı nedeniyle adil tatmin düzeyidir. Bu düzey,  
neyin adil olduğu konusunda Mahkemenin takdir yetkisi ile  
bavurana verilmesi gereken miktardır.  
Bu davada Mahkeme, bavuranın “Baran Gübrecilik”  
irketinin diğer ortağı olan Mehmet Ali Avar ve bu kiinin  
11  
muhasebecisinin 1993 ve 1994 yıllarında irketin karı ile  
ilgili beyanlarını sunduğunu belirtmektedir. Ancak bunun  
detayları bir ceza soruturması sırasında belgelere el  
konulmuolduğu iddiasıyla sunulmamıtır. Mahkeme,  
Mehmet erif Avar’ın irketteki hissesi olarak iddia edilen  
10 milyar Türk Lirasının çok yüksek oluğunu görmektedir.  
Bu miktarı destekleyecek belgelerin bulunmaması  
nedeniyle Mahkeme bu rakamı tazminat hesabı için kabul  
edemez. Her halükarda Mehmet erif Avar’ın ei  
kendisine düen hisseyi miras olarak almıve varsayımsal  
olarak bundan faydalanmıtır. irket 1994 yılından sonra  
faaliyetine son vermitir ve bu durum oldukça spekülatif  
biçimde gelecekteki gelir nedeniyle herhangi bir iddiayı  
geçersiz kılmaktadır. Bavurunun, söz konusu irketin  
Mehmet erif Avar’ın ölümünden sonra ailenin baskıya  
maruz kaldığı ile ilgili olmaması ve bu konuda bulgu  
bulunmaması nedeniyle iin kapanmasından yetkililer  
sorumlu tutulamaz.  
Bununla birlikte Mahkeme, Mehmet erif Avar’ın  
ölümü zamanında ekonomik biçimde ileyen ve ei ile  
çocuklarını destekleyen bir ii yürüttüğünü görmektedir. 29  
yaında sağlıklı bir insan olarak gelecekteki yıllarda da, bu  
desteği sağlamaya devam edeceği beklenebilir. Bundan  
dolayı bu mali desteğin kaybı nedeniyle ona bağımlı  
olanlara bir tazminat sağlamak uygun olacaktır. Diğer  
davalarda verilenlere bakarak ve adil düüncelere  
dayanarak Mahkeme, Mehmet erif Avar’ın dul kalan ei  
ve çocukları için bavurana 40,000 İngiliz Sterlini  
verilemesine karar vermitir.  
B- MANEVİ ZARAR  
Bavuran, Mehmet erif Avar’ın dul ei ve çocukları  
için 40,000 Sterlin, kardeolarak kendisi için de 10,000  
Sterlin manevi zarar talep etmektedir. Hükümet bu  
taleplerin çok fazla olduğunu ve kabul edilemez  
bulunduğunu iddia etmektedir. Bavuranın iddialarını  
destekleyecek kanıtın bulunmaması nedeniyle, manevi  
zarar ile ilgili olarak sadece sembolik bir miktarın  
12  
verilmesinin makul olduğunu belirmilerdir. Bundan baka  
bavurana ayrı bir tazminata da hükmedilmemelidir.  
Mahkeme, Mehmet erif Avar’ın ölümünden  
yetkililerin sorumlu olduğu sonucuna ulatı. Bu  
davadaki koullara ve buna benzer davalarda verilen  
tazminat miktarlarına bakarak, Mahkeme adil bir biçimde  
Mehmet erif Avar’ın dul kalan ei ve çocukları için  
manevi zarar olarak 20,000 İngiliz Sterlininin bavurana  
verilmesine karar vermitir. Almanya’da yaayan  
bavurana, olaylarla doğrudan ilgili olmaması nedeniyle  
2,500 İngiliz Sterlini verilmesi kararlatırılmıtır.  
C- MAHKEME MASRAFLARI  
Bavuran mahkeme masrafları olarak 20.270,40  
Sterlin olarak talep etmektedir. Bu miktar, Ankara’daki  
durumada ve yargılamanın ilk safhasında bavuranı  
temsil eden Sayın Kevin Boyle’nin ücretini de içermektedir.  
Hükümet sadece gerçek anlamda harcanmıolan  
masrafların talep edilmesi gerektiğini ileri sürmütür.  
Mahkeme bu davanın karmaık olduğunu ve detaylı  
inceleme gerektirdiğini, bu koullara göre bavuranın  
temsilcileri için istenen miktarın makul olduğunu ve bunun  
ındaki masraflardan sadece bir kısmının ödenmesi  
gerektiğini düünmütür. Sonuçta 17,320 İngiliz Sterlininin  
mahkeme masrafları olarak ödenmesi gerektiğine karar  
vermitir.  
D- GECİKME FAİZİ  
Mahkemenin  
elinde  
bulunan  
bilgilere  
göre  
İngiltere’deki yasal faiz oranı bu kararın verildiği tarihte  
yıllık yüzde 7,5’dir.  
BU NEDENLERLE MAHKEME;  
1- Oybirliği ile Hükümetin ilk itirazını reddetmi,  
2- Altı oya karılık bir oyla Mehmet erif Avar’ın  
ölümü sonucunda yeterli ve sonuç veren bir soruturma  
yapılmaması nedeniyle Sözleenin 2. maddesinin ihlal  
edildiğine karar vermi,  
13  
3- Altı oya karılık bir oyla Mehmet erif Avar’ın  
ölümü nedeniyle Sözleenin 2. maddesinin ihlal  
edildiğine karar vermi,  
4- Oybirliği ile Sözlemenin 3. maddesinin ihlal  
edilmediğine karar vermi,  
5- Altıya karılık bir ola Sözlemenin 13. maddesinin  
ihlal edildiğine karar vermi,  
6- Altı oya karılık bir oyla;  
a- Sözlemenin  
44/2.  
maddesine  
göre  
Hükümetin bavurana üç ay içerisinde;  
i- Maddi zarar için 40,000 Sterlin,  
ii- Manevi zarar için 20,000 Sterlin ödemesine,  
b- Bu miktarlara yukarıdaki üç aylık süreden  
sonra yıllık yüzde 7,5 oranında basit faiz  
uygulanması gerektiğine,  
7- Altıya karılık bir oyla;  
a- Mahkeme masrafları olarak 17,320 Sterlin  
ödenmesine,  
b- Bu miktara yukarıdaki üç aylık süreden sonra  
yıllık yüzde 7,5 oranında basit faiz uygulanması  
gerektiğine karar vermi,  
8- Bavuranın bunlar dıındaki tazminatla ilgili  
taleplerini 10 Temmuz 2001 tarihinde reddetmitir.  
Hakim Feyyaz Gölcüklü ise azlık oyu kullanmıtır.  
14