McCann ve diğerleri-Birleşik Krallıklar, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A serisi no 324, s. 49, §
161-163, Kaya-Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 329, § 105 ve Çakıcı, § 86).
AİHM, asgari etkililik kriterine cevap verecek soruşturmanın niteliği ve derecesinin
dava koşullarına bağlı olduğuna kanidir. Dava koşulları, mevcut olayların tümüne dayanılarak
ve soruşturma işleminin uygulanabilirliğine ilişkin gerçekler gözönüne alınarak
değerlendirilmektedir. Meydana gelebilecek durumları soruşturmada yerine getirilen işlerin
faaliyet listesine ya da basitleştirilmiş kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz. mutatis
mutandis Velikova-Bulgaristan, no 41488/98, § 80, AİHM 2000-VI).
Yürütülen soruşturma, sorumluların tespit edilmesi ve dolayısıyla cezalandırılmasını
sağlaması yönünden etkili de olmak zorundadır (Bkz. Oğur- Turkiye, no 21594/93, § 88,
AİHM 1999-III). Burada sonuç değil araç zorunluluğu sözkonusudur. Makamlar, olayla ilgili
kanıtların toplanabilmesi için makul olarak ulaşabildikleri tedbirleri almalıdırlar (Tanrıkulu-
Türkiye, no: 23763/94, § 109, AİHM 1999-IV ve Salman- Türkiye, no 21986/93, § 106, AİHM
2000-VII). Sorumlu kişi ya da kişilerin bulunmasına yönelik kapasitesine zarar verici
soruşturmaya ilişkin her türlü eksiklik, bu soruşturmanın etkisiz kalmasına neden olacaktır
(Aktaş-Türkiye, no: 24351/94, § 300, AİHM 2003-V ve yakın zamanda çıkan Tanış ve
diğerleri-Türkiye, no: 65899/01, § 203, 2 Ağustos 2005). Makul ivedilik ve özen gerekliliği
bu bağlamda açıkça ortadadır (Özgen ve Altındağ-Türkiye, no: 38607/97, § 44, 20 Eylül
2005).
Bu durumda, Eren çiftinin kaybolmasının ardından soruşturmayı yürüten makamların
attığı adımlar bu yöndedir. Gerçekten de soruşturma, olay meydana gelir gelmez re’sen
başlatılmıştır. Soruşturma, kaybolma olayına ilişkin gerçek koşulların ortaya çıkarılmasını
amaçlayan birçok faaliyetten oluşmaktadır. Bu konuda soruşturmayı yürüten makamların
hiçbir faaliyette bulunmadıkları ileri sürülemese de, AİHM, aşağıdaki nedenlerden dolayı,
soruşturmanın yürütülme şeklinin tam ve yeterli olduğunun söylenemeyeceğine kanaat
getirmektedir.
İlk önce, Lice Cumhuriyet Başsavcısı’nın yürüttüğü soruşturma şimdiye kadar sekiz
yıldan fazla sürmüş ve hala kaybolma olayına ilişkin gerçek koşullar aydınlatılmamıştır.
Daha sonra, dosyadan ne kontrol noktasında görevli bulunan jandarmaların ne de Eren
çiftinden sonra barajı geçen araç sahiplerinin ifadelerinin alındığına dair bir bilgi
çıkmamaktadır. Cumhuriyet Başsavcısı’nın Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden haklarında
bilgi istediği üç araç, kaybolanların arkasından geçen altıncı, yedinci ve sekizinci araçlardır.
Oysa daha önce geçen beş araç hakkında hiçbir bilgi istenmemiştir.
Son olarak, Müserdin Turan dışında başvuranların dile getirdiği kişiler ve Cengiz
Eren’in ifadeleri alınamamıştır. Bu konuda AİHM, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın bu kişilerin dinlenmesi için girişimde bulunduğunu ancak bu girişimlerin
sonuca varmadığını not etmektedir.
Yukarıda varılan sonuçları gözönüne alarak, AİHM, ulusal makamların başvuranların
yakınlarının ölümü hakkında yeterli ve etkili soruşturma yürütmedikleri sonucuna
varmaktadır. AİHM, başvuranların cezai hukuk başvuru yolunu tüketme zorunluluğunu yerine
getirdiğine kanaat getirmekte ve Hükümet’in itirazını reddetmektedir.
Dolayısıyla bu bakımdan AİHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.
7