CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
AYDIN TATLAV - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:50692/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
2 MAYIS 2006  
NĐHAĐ  
2 Ağustos 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 50692/99 bavuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaı Erdoğan Aydın Tatlav’ın (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 7 Ağustos 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran, Đstanbul  
Barosu avukatlarından F. Đlkiz tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1957 doğumlu bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Gazeteci olan bavuran, becilt olarak yayımlanan “Đslamiyet Gerçeği” adlı kitabın  
yazarıdır. “Kur’an ve Din” bağı taıyan birinci cildin ilk baskısı, 1992 yılı Kasım ayında  
yayınlanmıtır. 1996 yılı Ekim ayında, Kur’an’ın eletirel yorumunu ve tarihsel incelemesini  
yapan sözkonusu cildin yüz doksan altı sayfalık beinci baskısı çıkmıtır.  
Dört yılda kitabın toplam 16.500 nüshası basılmıtır.  
N.K. isimli bir ahsın ili Savcılığı’na yaptığı ihbarın ardından, bavuran Ankara  
Cumhuriyet Basavcısı tarafından sorgulanmıtır. Bavuran, kitabın 1992 yılında çıktığını ve  
ilk dört baskısının hiçbiri hakkında soruturma yapılmadığını ileri sürmütür.  
Ankara Cumhuriyet Basavcısı, 9 Haziran 1997 tarihli iddianameyle Türk Ceza  
Kanunu’nun (TCK) 175§3 maddesi gereğince bavuranı “dinlerden birini tahkir etmek  
amacıyla yayın yapmakla” suçlamıtır.  
Bavuran, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde aleyhinde yapılan suçlamalara itiraz  
etmitir. Bavuran, kitabının dinler ve peygamberler hakkında yapılan bilimsel bir kitap  
olarak okunması gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca bavuran, kitabın önsözünde kiilerin  
inançları ve din adına Devlet’i yönetme olgusu arasında kesin bir ayrım yapıldığını ve inancın  
değil dine dayalı siyasetin eletirisini yaptığını belirtmektedir.  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2. Ceza Dairesi, 19 Ocak 1998 tarihli kararla  
bavuranı on iki ay hapis ve 840.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıtır. Mahkeme  
hapis cezasını para cezasına çevirerek, bavuranı 2.640.000 TL “ağır” para cezasına  
çarptırmıtır.  
Bavuran, kararın temyizine gitmitir. Bavuran temyiz gerekçelerinde ifade  
özgürğü hakkını dile getirmitir.  
Yargıtay, 9 ubat 1999 tarihli nihai kararında ilk derece mahkemesinde verilen kararı  
onamıtır.  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi Đkinci Dairesi, 21 Temmuz 2004 tarihinde Adli  
Sicil Kanunu’nun 8. maddesi gereğince bavuranın mahkumiyetinin adli sicil kaydından  
silinmesi kararı almıtır.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, verilen cezai mahkumiyet kararının AĐHS’nin 10. maddesi tarafından  
öngörüldüğü ekliyle ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.  
Hükümet, bu sava itiraz etmektedir. Hükümet, Otto-Preminger-Đnstitut-Avusturya  
kararına (20 Eylül 1994 tarihli karar) atıfta bulunarak, ahlakın ve bakalarının haklarının  
korunması meru amaçları ile orantılı olan dava konusu müdahalenin, Devlet’in takdir payı  
olarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.  
AĐHM, dava konusu mahkumiyet kararının AĐHS’nin 10§1 maddesi tarafından  
korunan ifade özgürlüğü hakkının bavuran tarafından kullanılmasına müdahale oluturduğu  
konusunda tarafların mutabık olduğunu not etmektedir. Aynı ekilde müdahalenin kanun  
tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca kamu düzeninin, ahlakın ve bakalarının  
haklarının korunması gibi meru amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir. AĐHM bu  
değerlendirmeyi kabul etmitir. Ancak, uyumazlık müdahalenin “demokratik bir toplumda  
gerekli olup olmadığı” sorusu üzerinedir.  
AĐHM, Handyside-Birleik Krallık (7 Aralık 1976 tarihli karar) ve Fressoz ve Roire-  
Fransa (no: 29183/95) kararlarında açıkladığı ekliyle 10. maddeye ilikin içtihadından çıkan  
temel ilkeleri hatırlatmaktadır. Đfade özgürlüğü, kiilerin her birinin geliimi ve ilerlemesi için  
gerekli balıca artlardan biri olan demokratik toplumun en önemli temellerinden birini  
oluturmaktadır. 10. maddenin 2. paragrafı saklı kalmak kaydıyla, sadece lehte olduğu kabul  
edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen “haber” veya “düünceler” için değil,  
aynı zamanda kırıcı, çarpıcı veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir.  
10. maddenin 2. paragrafının da kabul ettiği gibi, sözkonusu özgürlüğün uygulanması  
konusu görev ve sorumluluklar içermektedir. Bunlar arasında dini inançlar bağlamında,  
diğerleri için saygısız ve nedensiz olarak kırıcı olan ifadelerden sakınma zorunluluğu yer  
alabilir (Bkz. örneğin Otto-Preminger-Đnstitut ve Murphy-Đrlanda, no: 44179/98).  
AĐHM, AĐHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklere getirilen  
sınırlandırmaların “demokratik toplumda gerekli olup olmadığını inceleyerek, Sözlemeci  
Devletler’in kesin ama sınırsız olmayan takdir payından faydalandıklarını birçok kez beyan  
etmitir (Wingrove-Birleik Kırallık, 25 Kasım 1996 tarihli karar). Dini inançlara yapılan  
saldırılar konusunda bakalarının haklarının korunmasına bağlı yaptırımların Avrupa  
ülkelerinde tek bir anlayıa bağlı olmayıı, ahlak ya da din konularında kiisel inançları  
incitebilecek alanlarda ifade özgürlüğünü düzenlerken, Sözlemeci Devletler’in takdir payını  
geniletmektedir (Bkz. örneğin Otto-Preminger-Đnstitut ve Murphy-Đrlanda).  
Dolayısıyla bir Devlet, bakalarının düünce, inanç ve dinlerine saygı ile  
bağdamadığı düünülen haber ve fikirlerin iletilmesi de dahil olmak üzere bazı tutumları  
cezalandırmayı amaçlayan tedbirleri almanın gerekli olduğu kanaatine varabilir (Bkz. 9.  
3
madde bağlamında, Kokkinakis-Yunanistan, 25 Mayıs 1993 tarihli karar ve Otto-Preminger-  
Đnstitut). Ancak kısıtlamanın AĐHS ile bağdaıp bağdamadığı konusunda nihai olarak karar  
verme görevi AĐHM’nin üzerine dümektedir. AĐHM, bu görevi dava koullarında  
müdahalenin “zorunlu sosyal ihtiyaca” cevap verip vermediğini ve “hedeflenen meru amaçla  
orantılı” olup olmadığını değerlendirerek yerine getirmektedir (Wingrove ve Murphy).  
AĐHM’nin karı karıya kaldığı sorun, iki temel özgürlüğün uygulanmasına yönelik  
çelikili çıkarların karılatırılmasını gerektirmektedir. Bir yandan bavuran için dini doktrin  
hakkındaki fikirlerini halka iletme hakkı ve diğer yandan diğer insanların düünce, inanç ve  
dini özgürlüklerine saygı duyulması hakkı sözkonusudur (Otto-Preminger-Đnstitut).  
Çoğulculuk, hogörü ve yeni fikirlere açık olma “demokratik toplumun”  
özelliklerindendir (Handyside). Đster dini çoğunlukta yada azınlıkta bulunsun, kendi dinini  
ortaya koyma özgürlüğünü kullanmak isteyenler, makul olarak bunu eletirenlerden uzak bir  
ekilde yapmayı beklememelidirler. Sözkonusu kiiler, dini inançlarının bakaları tarafından  
reddedilmesini ve hatta bakaları tarafından inançlarına aykırı doktrinlerin yayılmasını  
hogörüyle karılamalı ve kabul etmelidirler (Otto-Preminger-Đnstitut).  
Bu davada AĐHM kitabın içeriği konusunda, mahkumiyet kararında anılan bölümlerin  
sert eletiri dozunda olduğunu gözlemlemektedir. Bavuran, genel olarak dinin, sosyal  
haksızlıkları “Tanrının isteği”’ymigibi belirterek merulatırma etkisinin bulunduğunu ileri  
sürmektedir. Burada sosyo-politik alanda inançsız bir kimsenin din hakkındaki eletirel bakıꢀ  
açısı sözkonusudur. Ancak AĐHM, kitaptaki dava konusu sözlerde ne inananların doğrudan  
kiiliğini hedef alan aağılayıcı bir ton, ne de kutsal sembollere özelliklere Müslümanlara  
hakarete varan bir saldırı gözlemlemektedir. Kukusuz inananlar, dinleri bakımından az da  
olsa iğneleyici olan bu eletiriden rahatsızlık duyabilirler (Bkz. a contrario Đ.A.-Türkiye, no:  
42571/98).  
Ayrıca AĐHM, dava konusu kitabın ilk kez 1992 yılında yayınlandığını ve beinci  
baskının yapıldığı 1996 yılına kadar hiçbir soruturmanın açılmadığını not etmektedir (Bkz.  
Öztürk-Türkiye, no: 22479/93). Bunun yanısıra AĐHM, bir kiinin yaptığı ihbarın Savcılığın  
cezai soruturma balatmasına neden olduğunu tespit etmektedir.  
AĐHM, bavuran aleyhinde verilen on iki ay hapis cezasının çok cüzi miktardaki para  
cezasına çevrildiğini gözlemlemektedir. Ancak özgürlükten mahrum bırakma cezası riski  
taıyan cezai mahkumiyetin, yazar ve yayıncıları dinle bağdamayan düünceleri  
yayınlamaktan alıkoyma etkisi olabilir ve hatta bu cezai mahkumiyet kararı demokratik  
toplumun sağlıklı bir ekilde gelimesi için gerekli çoğulculuğun korunmasına engel tekil  
edebilir.  
Dolayısıyla AĐHM, bu davada, dava konusu yayının yapıldığı dönemde incelenen  
müdahalenin “izlenen meru amaçla orantılı” olarak değerlendirilmesini sağlayan “kaçınılmaz  
sosyal bir ihtiyaç”’ın var olduğunun ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır (Bkz.  
Giniewski-Fransa, no: 64016/00).  
II. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
4
Bavuran, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın esas hakkındaki tebliğnamesinin tebliğ  
edilmemesinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran AĐHS’nin 6§1 ve 3 –b maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bavuranın Yargıtay önünde yapılan duruma sırasında Cumhuriyet  
Basavcısının tebliğnamesine cevap verme olanağının olduğunu ileri sürmektedir.  
Bavuran, davayı dosya üzerinden inceleyen sözüedilen mahkeme önünde hiçbir  
durumanın yapılmadığını ileri sürmektedir.  
Yargıtay önünde duruma yapılmadığını tespit eden AĐHM, Göç-Türkiye (mutatis  
mutandis no: 36590/97) kararında vardığı sonuca aykırı bir karar almak için hiçbir neden  
görmemektedir.  
Dolayısıyla AĐHM, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin bavurana  
tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6§1 maddesi ihlal edildiği kanaatine varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, ödediği para cezasının geri ödenmesini istemektedir. Ayrıca bavuran,  
kitabın 1998 yılında çıkacak altıncı baskısının hazırlandığını, ancak mahkumiyet kararından  
dolayı çıkarılamadığını ileri sürmektedir. Çıkarabileceğini umduğu, ancak mahkumiyet  
kararından dolayı gerçekletirilemeyen diğer üç baskıya dayanarak hesap yapan bavuran,  
maddi tazminat olarak 59,4 milyar Türk Lirası istemektedir. Son olarak bavuran,  
mahkumiyetinden dolayı uğradığı manevi zararının rakam belirtmeksizin telafi edilmesini  
istemektedir.  
AĐHM, 19 Ocak 1998 tarihli kararla bavurana verilen para cezasının AĐHS’nin 10.  
maddesi alanında tespit edilen ihlalin doğrudan sonucu olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla  
bavurana ödediği miktarın tamamının geri ödenmesi kararını almak uygun olacaktır. AĐHM  
maddi tazminat talebinin geri kalan kısmının kurgudan ibaret olduğunu ve rakamsal olarak  
belirtilen talebin delillerle kanıtlanmadığını tespit etmektedir.  
AĐHM, manevi tazminat konusunda bavuranın dava koullarından dolayı bir takım  
sıkıntılar duyulabileceğine kanaat getirmektedir.  
AĐHM hakkaniyete uygun olarak ve uğranılan maddi ve manevi zararları gözönüne  
alarak, bavurana 3.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, AĐHM önündeki bavurusu çerçevesinde posta ve fotokopi masraflar için  
81.000.000 TL (yaklaık 50 Euro) ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı mahkeme  
masraflarının yani 210.000 TL (2 Euro) istemektedir.  
AĐHM, bu isteğin makul olduğuna kanaat getirmekte ve bavurana masraf ve  
harcamalar için 52 Euro ödenmesine karar vermektedir.  
5
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 6§1 ve 3 –b maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından  
bavurana maddi ve manevi tazminat olarak 3.000 Euro (üç bin) ve masraf ve harcamalar  
için 52 Euro’nun (elli iki) miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak  
ödenmesine,  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 2 Mayıs 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir  
6