madde bağlamında, Kokkinakis-Yunanistan, 25 Mayıs 1993 tarihli karar ve Otto-Preminger-
Đnstitut). Ancak kısıtlamanın AĐHS ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığı konusunda nihai olarak karar
verme görevi AĐHM’nin üzerine düꢀmektedir. AĐHM, bu görevi dava koꢀullarında
müdahalenin “zorunlu sosyal ihtiyaca” cevap verip vermediğini ve “hedeflenen meꢀru amaçla
orantılı” olup olmadığını değerlendirerek yerine getirmektedir (Wingrove ve Murphy).
AĐHM’nin karꢀı karꢀıya kaldığı sorun, iki temel özgürlüğün uygulanmasına yönelik
çeliꢀkili çıkarların karꢀılaꢀtırılmasını gerektirmektedir. Bir yandan baꢀvuran için dini doktrin
hakkındaki fikirlerini halka iletme hakkı ve diğer yandan diğer insanların düꢀünce, inanç ve
dini özgürlüklerine saygı duyulması hakkı sözkonusudur (Otto-Preminger-Đnstitut).
Çoğulculuk, hoꢀgörü ve yeni fikirlere açık olma “demokratik toplumun”
özelliklerindendir (Handyside). Đster dini çoğunlukta yada azınlıkta bulunsun, kendi dinini
ortaya koyma özgürlüğünü kullanmak isteyenler, makul olarak bunu eleꢀtirenlerden uzak bir
ꢀekilde yapmayı beklememelidirler. Sözkonusu kiꢀiler, dini inançlarının baꢀkaları tarafından
reddedilmesini ve hatta baꢀkaları tarafından inançlarına aykırı doktrinlerin yayılmasını
hoꢀgörüyle karꢀılamalı ve kabul etmelidirler (Otto-Preminger-Đnstitut).
Bu davada AĐHM kitabın içeriği konusunda, mahkumiyet kararında anılan bölümlerin
sert eleꢀtiri dozunda olduğunu gözlemlemektedir. Baꢀvuran, genel olarak dinin, sosyal
haksızlıkları “Tanrının isteği”’ymiꢀ gibi belirterek meꢀrulaꢀtırma etkisinin bulunduğunu ileri
sürmektedir. Burada sosyo-politik alanda inançsız bir kimsenin din hakkındaki eleꢀtirel bakıꢀ
açısı sözkonusudur. Ancak AĐHM, kitaptaki dava konusu sözlerde ne inananların doğrudan
kiꢀiliğini hedef alan aꢀağılayıcı bir ton, ne de kutsal sembollere özelliklere Müslümanlara
hakarete varan bir saldırı gözlemlemektedir. Kuꢀkusuz inananlar, dinleri bakımından az da
olsa iğneleyici olan bu eleꢀtiriden rahatsızlık duyabilirler (Bkz. a contrario Đ.A.-Türkiye, no:
42571/98).
Ayrıca AĐHM, dava konusu kitabın ilk kez 1992 yılında yayınlandığını ve beꢀinci
baskının yapıldığı 1996 yılına kadar hiçbir soruꢀturmanın açılmadığını not etmektedir (Bkz.
Öztürk-Türkiye, no: 22479/93). Bunun yanısıra AĐHM, bir kiꢀinin yaptığı ihbarın Savcılığın
cezai soruꢀturma baꢀlatmasına neden olduğunu tespit etmektedir.
AĐHM, baꢀvuran aleyhinde verilen on iki ay hapis cezasının çok cüzi miktardaki para
cezasına çevrildiğini gözlemlemektedir. Ancak özgürlükten mahrum bırakma cezası riski
taꢀıyan cezai mahkumiyetin, yazar ve yayıncıları dinle bağdaꢀmayan düꢀünceleri
yayınlamaktan alıkoyma etkisi olabilir ve hatta bu cezai mahkumiyet kararı demokratik
toplumun sağlıklı bir ꢀekilde geliꢀmesi için gerekli çoğulculuğun korunmasına engel teꢀkil
edebilir.
Dolayısıyla AĐHM, bu davada, dava konusu yayının yapıldığı dönemde incelenen
müdahalenin “izlenen meꢀru amaçla orantılı” olarak değerlendirilmesini sağlayan “kaçınılmaz
sosyal bir ihtiyaç”’ın var olduğunun ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (Bkz.
Giniewski-Fransa, no: 64016/00).
II. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
4