COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
AYDOĞAN VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 41967/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 Aralık 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşları Hasan Aydoğan, Türkan Özen, Hüseyin İşeri, Süleyman Evren,  
Ünsal Varol ve Hüseyin Öztürk (“başvuranlar”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 7  
Ekim 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin  
Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
41967/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinali ve Y. Başara tarafından  
temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvurunun yapıldığı zamanda, başvuranlar Aydoğan ve Özen, sırasıyla Tekirdağ ve  
Kütahya cezaevlerinde bulunmaktaydı. Diğer başvuranlar İstanbul’da ikamet etmekteydi.  
DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi) isimli yasadışı silahlı örgütün  
eylemlerine yönelik olarak yürütülen bir operasyon zarfında, başvuranlar 22 ve 23 Ekim 1996  
tarihlerinde yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır.  
5 Kasım 1996 tarihinde, başvuranlar, hakim önüne çıkmışlar ve hakim  
tutuklanmalarına karar vermiştir.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 11 Kasım 1996 tarihli bir  
iddianamede, Aydoğan ve Özen’i devletin anayasal düzenini bozma girişiminde bulunmakla  
suçlamış ve Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir.  
Çeşitli siyasi parti binalarına ve polis merkezlerine yapılan silahlı saldırılarda yer almak,  
Mehmet Ünlü’nün ölümünden sorumlu olmak ve başka iki kişiye bedensel hasar vermekle  
suçlanmışlardır. Diğer başvuranlar, yasadışı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık  
yapmakla suçlanmışlardır. Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca  
mahkumiyetlerini talep etmiştir.  
Belirli olmayan bir tarihte, başvuranlar hakkındaki cezai yargılama, bir askeri ve iki  
sivil hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başlamıştır.  
1996 ve 1997 yıllarının muhtelif tarihlerinde, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk’ün  
tutuksuz yargılanmalarına karar verilmiştir.  
18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’da değişiklik yapılmış ve Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri heyetlerinde görevli askeri hakimler sivil hakimler ile değiştirilmiştir.  
7 Temmuz 1999 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, askeri hakimin yerine geçmesi  
için atanan hakim, birinci derece mahkemesi heyetinde ilk olarak yer almıştır. Bu duruşmada,  
Cumhuriyet Savcısı, esasa ilişkin önceki görüşlerini sürdürmüştür. Aydoğan, esasa ilişkin  
görüşlerini okumuştur. Mahkeme, Özen’in avukatının, sanıklar hakkında devam etmekte olan  
diğer davaların sonuçları hakkında bilgi edinme ve görüşlerini hazırlamak için ek süre  
taleplerini kabul etmiştir.  
1
10 Eylül 1999 ve 19 Ekim 2001 tarihleri arasında, mahkeme on bir duruşma  
düzenlemiştir. Bu duruşmalarda, hakimler, dava dosyasının tamamlanmasına ve bilhassa,  
temsilcilerinin sunmak için birkaç kez ek süre talep ettiği sanıkların nihai savunma  
ifadelerinin sağlanmasına ilişkin usuli konulara bakmışlardır. Mahkeme, başvuranların  
temsilcisini üç kez uyarmış ve 29 Kasım 2000 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, davanın,  
başvuranların davanın esasına ilişkin nihai görüşlerini sunmamaları nedeniyle uzadığını  
belirtmiştir. Ancak, mahkeme, bir sonraki duruşmada, başvuranların temsilcisinin süre uzatma  
talebini kabul etmiştir. Avukat, güvenlik güçlerinin cezaevlerinde geniş çaplı operasyon  
yürütmeleri nedeniyle müvekkillerinin halen hayatta olup olmadıklarını bilmediğini  
belirtmiştir. 4 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuranların temsilcisi,  
cezaevi yetkililerinin, temsilcinin üzerinde vekaletname olmadığı zaman müvekkilleriyle  
görüşmesine izin vermemek gibi davranışlarla savunmasını hazırlamasını güçleştirdiği  
konusunda şikayetçi olmuştur. Mahkeme, başvuranların avukatına, bu konuda Cumhuriyet  
Savcısı’na ve Adalet Bakanlığı’na şikayette bulunması için izin vermiştir. Bu süre zarfında,  
mahkeme, her duruşmanın sonunda, Aydoğan ve Özen’in tutukluluklarının devamına karar  
vermiştir.  
19 Ekim 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava dosyasında  
bulunan delilleri inceledikten sonra, Aydoğan ve Özen’i iddia makamının talebine uygun  
biçimde mahkum etmiş ve ölüm cezasına çarptırmıştır. Dava dosyasındaki deliller, olay yeri  
tatbikatının ayrıntılı raporunu, arama ve yakalama tutanaklarını, adli tıp raporlarını, başka bir  
devlet güvenlik mahkemesinde yargılanan diğer kişilerin ifadelerini ve birkaç tanığın  
ifadelerini içermiştir. Mahkeme, diğer başvuranlar hususunda, 4616 sayılı Kanun’a uygun  
olarak kesin cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.  
8 Nisan 2002 tarihinde, Yargıtay, Aydoğan ve Özen’in davalarını usul ve esas  
açılarından inceledikten sonra, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Karar,  
başvuranların avukatının duruşma talebinde bulunmuş olmasına rağmen duruşmaya  
katılmamış olduğunu göstermektedir. Mahkeme, diğer başvuranlar hususunda, ilk derece  
mahkemesinin kararının temyize açık olmaması nedeniyle temyiz başvurusuna izin  
vermemiştir.  
24 Eylül 2002 tarihinde, Aydoğan ve Özen’in cezaları müebbet hapis cezasına  
çevrilmiştir. Sonraki gelişmelere ilişkin olarak taraflarca bilgi sunulmamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, kendilerini yargılayan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde  
askeri hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davalarının  
hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, Yargıtay  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün kendilerine hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini ve  
böylece karşı iddialarda bulunma imkanından yoksun kaldıklarını belirtmişlerdir. Buna ek  
olarak, başvuranlar, cezai yargılamanın başlangıç aşamalarında avukat yardımından mahrum  
bırakıldıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu iddialarını AİHS’nin 6. maddesine dayandırmışlardır.  
Söz konusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:  
2
“1. Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,  
yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun  
ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.  
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.  
3.  
...  
Her  
sanık  
en  
azından  
aşağıdaki  
haklara  
sahiptir:  
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;  
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak  
ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti  
gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından  
yararlanabilmek;”  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Aydoğan ve Özen’e ilişkin olarak, AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde  
şikayetlerinin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, şikayetlerin başka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle  
şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.  
AİHM, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk hususunda, cezai yargılamanın ertelemeden  
dolayı durdurulması halinde, kişinin, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca davanın hakkaniyete  
uygun olarak görülmesi hakkının ihlali sonucu mağdur konumda olduğunu iddia  
edemeyeceğini yinelemiştir (bkz., Koşti ve Diğerleri – Türkiye, no. 74321/01, 3 Mayıs 2007).  
AİHM, başvuranların durumunun benzer olduğu görüşündedir. AİHM, 19 Ekim 2001  
tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, 4616 sayılı Kanun uyarınca, başvuranlar  
hakkındaki kesin cezanın infazının ertelenmesi kararını vermiş olduğunu gözlemlemiştir.  
Dolayısıyla, AİHM, yargılamanın şartlı ertelenmesi nedeniyle, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca  
yapılan şikayetlerin genel olarak gerektirdiği gibi yargılamayı bir bütün olarak  
değerlendirebilecek durumda değildir (bkz., Güneş – Türkiye, no. 38413/02, 1 Eylül 2005).  
AİHM, başvuranların yeni suçlamalarla karşılaşmadıkları ve böylece dava yeniden açılmadığı  
sürece, başvuranların, yargılamanın bu aşamasında, AİHS’nin 34. maddesi anlamı dahilinde  
mağdur konumda olduklarını iddia edemeyecekleri görüşündedir (bkz., Sincar – Türkiye, no.  
46281/99, 19 Eylül 2002; F.A. – Türkiye, no. 36094/97, 1 Şubat 2005). AİHM, başvuranların  
bu başlık altındaki şikayetlerinin, AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca  
açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.  
B. Esas  
1. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
Hükümet, 18 Haziran 1999 tarihli ve 4388 sayılı Kanun ile devlet güvenlik  
mahkemeleri heyetinde askeri hakim bulunmaması için değişiklikler yapıldığını belirtmiştir.  
Bu bağlamda, somut davada, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde yer alan askeri  
hakimin, başvuranların avukatı davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmadan önce zaten sivil  
hakim ile değiştirilmiş olduğunu ve başvuranların üç sivil hakimden oluşan bir devlet  
güvenlik mahkemesi tarafından mahkum edildiklerini işaret etmiştir.  
3
Başvuranlar bu konuya özel bir yorumda bulunmamışlardır.  
AİHM, devlet güvenlik mahkemeleri üyesi askeri hakimlerin statülerinin bazı  
yönlerinin yönetimden bağımsızlıklarını şüpheli kıldığı sonucuna sıklıkla varmaktadır (bkz.,  
Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar; Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar).  
AİHM, aynı zamanda, yukarıda anılan Öcalan – Türkiye kararında, askeri hakimin, ilgili cezai  
yargılamada geçerli olmaya devam eden ara kararlardan bir veya birden fazlasına katılması  
halinde, söz konusu yargılama zarfında karar verilmeden önce askeri hakimin sivil hakim ile  
değiştirilmesinin başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin endişesini  
gidermediği, bunun istisnasının DGM’de bilahare devam eden dava sürecinin bu endişeleri  
yeterince ortadan kaldıracak şekilde gerçekleşmesi olduğu kararını vermiştir.  
Somut davada, AİHM, anayasal değişikliği müteakip, askeri hakimin sivil hakim ile  
değiştirildiğini ve Aydoğan ile Özen’in yeni oluşturulmuş DGM tarafından mahkum  
edildiğini kaydetmiştir. Ancak, başvuranların yargılamasının iki yılı aşkın bir süreyle üç sivil  
hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde devam etmesine rağmen,  
askeri hakimin değiştirilmesinin mahkemenin oluşumundaki kusuru gidermediğini  
gözlemlemiştir. Bilhassa, Hükümet’in sunduğu duruşma tutanağından, başvuranlar  
hakkındaki adli takibatın bütününün, askeri hakimin değiştirilmesi öncesinde zaten temin  
edilmiş olan ve mahkemenin daha sonradan mahkumiyet kararını dayandırdığı tanık  
ifadelerini içeren bilgilere dayandığı anlaşılmaktadır. Esasında, AİHM, askeri hakim sivil  
hakim ile değiştirildikten sonra başvuranların nihai savunma görüşleri haricinde, önem taşıyan  
başka hiçbir ifadenin veya delilin dava dosyasına alınmadığını ve üç sivil hakimden oluştuğu  
dönemde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın esasına ilişkin bir karar  
vermediğini değerlendirmiştir. Özetle, özellikle başvuranların savunma haklarına ilişkin  
olarak önemli ara kararların alındığı yargılamanın büyük kısmı, askeri hakimin devlet  
güvenlik mahkemesinden alınmasından önce gerçekleşmiş ve askeri hakim sivil hakim ile  
değiştirildikten sonra bu işlemlerin hiçbiri yenilenmemiştir.  
Bu koşullarda, AHM, askeri hakimin değiştirilmesi öncesinde gerçekleşen adli  
muamelelerin önemini göz önünde bulundurarak, askeri hakimin değişmesinin, Aydoğan ve  
Özen’in mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki haklı endişelerini  
gidermediğini değerlendirmiştir (bkz., Hıdır Kaya – Türkiye, no. 2624/02, 9 Ocak 2007; karşıt  
olarak, Kabasakal ve Atar – Türkiye, no. 70084/01 ve no. 70085/01, 19 Eylül 2006).  
Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
2. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu  
Dava olaylarını, tarafların görüşlerini ve 6. maddenin ihlali tespitini göz önünde  
bulunduran AİHM, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca ortaya konana temel hukuki sorunu ele  
aldığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Aydoğan ve Özen’in bu hüküm uyarınca olan diğer  
şikayetlerine ilişkin ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığı kararına varmıştır (bkz., örneğin,  
Benli – Türkiye, no. 65715/01, 20 Şubat 2007; Getiren – Türkiye, no. 10301/03, 22 Temmuz  
2008; Junkhe – Türkiye, no. 52515/99, 13 Mayıs 2008).  
II. İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS İHLALLERİ  
4
Başvuru evrakında, başvuranlar, ayrıca, tutukluluk sürelerinin 5/3 maddede öngörülen  
“makul süre” şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, AİHS’nin 6.  
maddesi uyarınca, yargılama süresinin aşırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, son  
olarak, İstanbul’dan uzak bir yerde tutuklu bulundurulmaları, avukatlarının cezaevinde  
aranması ve DGM’ler önünde yargılanan suçlara ilişkin cezai kovuşturma ve cezaların  
infazındaki farklar nedeniyle ayrım gördükleri konularında şikayetçi olmuşlardır. Ek olarak,  
İşeri, Evren, Varol ve Öztürk, haklarındaki cezai kovuşturmanın ertelendiği ve bunun onları  
yargılanma ve beraat etme haklarından mahrum bıraktığı konusunda şikayetçi olmuşlardır.  
Aydoğan ve Özen hakkındaki cezai kovuşturma süresine ilişkin olarak, AİHM, beş yıl  
altı ay süren yargılamanın toplam süresini inceledikten ve davanın karmaşıklığını, sanık  
sayısını, davanın iki yargı aşamasında görüldüğünü ve temyiz aşamasında önemli bir  
gecikmenin yaşanmadığını göz önünde bulundurduktan sonra, somut davadaki yargılama  
süresinin aşırı olmadığını değerlendirmiştir. AİHM, bu bağlamda, askeri hakim  
değiştirildikten sonra yargılama süresinin uzamasından, nihai savunma görüşlerini gerekli  
sürede teslim etmeyerek başvuranların kendilerinin de kısmen sorumlu olduğunu dikkate  
almıştır. Ek olarak, yargı makamlarının önemli atalet süreleri gösterdiklerini  
ispatlamamışlardır. AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi  
gerektiği kararını vermiştir.  
AİHM, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk’e ilişkin cezai kovuşturma süresine ilişkin  
olarak, söz konusu başvuranlar hakkındaki cezai kovuşturmanın, kovuşturmanın  
ertelenmesiyle birlikte 19 Ekim 2001 tarihinde sona erdiğini (bkz., bilhassa, Koç ve Tambaş –  
Türkiye, no. 46947/99, 24 Şubat 2005); ancak, bu şikayetin AİHM’ye 7 Ekim 2002 tarihinde,  
yani altı aydan uzun bir süreden sonra, sunulduğunu kaydetmiştir. AİHM, başvurunun bu  
kısmının altı ay kuralına uyulmaması gerekçesiyle AİHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.  
AİHM, ayrıca, elindeki tüm deliller ışığında, başvuranların yukarıda belirtilen diğer  
iddialarının AİHS veya Protokollerinde ortaya konan hak ve özgürlüklerin ihlalini  
oluşturmadığını değerlendirmiştir. Başvurunun bu kısımlarının da AİHS’nin 35. maddesinin  
3. ve 4. paragrafları gereğince açıkça dayanaktan yoksun olarak reddedilmeleri gerektiği  
kararını vermiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Aydoğan ve Özen, cezaevinde bulundukları altı yıl süreyle yaşadıkları gelir kaybına  
karşılık olarak, toplam 38.000 Euro talep etmişlerdir. Ayrıca, toplam 40.000 Euro manevi  
tazminat talebinde bulunmuşlardır.  
Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
5
AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı  
görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir.  
AİHM, Aydoğan ve Özen’in maruz kaldığı her türlü manevi zarar için 6/1 maddenin  
ihlali tespitinin başlı başına yeterli tazminat teşkil ettiğini değerlendirmiştir (bkz., yukarıda  
anılan, Hıdır Kaya – Türkiye, no. 2624/02). AİHM, söz konusu davada olduğu gibi, bireyin,  
AİHS’nin bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum  
edildiği durumda, istendiği takdirde, yeniden yargılamanın veya davanın yeniden açılmasının  
prensip itibariyle ihlali telafi etmenin uygun bir yolunu temsil ettiğini değerlendirir (bkz.,  
yukarıda anılan Öcalan).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
İki başvuran Aydoğan ve Özen, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AİHM’de yapılan  
yargılama masraf ve giderlerine karşılık toplam 7.000 Euro talep etmişlerdir.  
Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
Başvuranlar Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesinin gerektirdiği gibi yargılama  
masraf ve giderlerine ilişkin hiçbir gerekçe sunmadıkları için AİHM, bu başlık altında  
tazminat ödenmemesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE  
1. Aydoğan ve Özen’in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın hakkaniyete  
uygun olarak görülmesi haklarına ilişkin şikayetin kabuledilebilir; başvurunun kalanının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. Aydoğan ve Özen’in İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve  
tarafsızlığına ilişkin şikayetlerine ilişkin olarak AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Adı geçen başvuranların AİHS’nin 6. maddesi uyarınca olan diğer şikayetlerini ayrı olarak  
incelemenin gerekli olmadığına;  
4. Aydoğan ve Özen’in maruz kaldıkları her türlü manevi zarar için ihlal tespitinin başlı  
başına yeterli tazminat teşkil ettiğine;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
6
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
Françoise Elens-Passos  
Katip Yardımcısı  
Françoise Tulkens  
Başkan  
7