CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
Medeni Ayhan - TÜRKİYE DAVASI (No: 2)  
(Başvuru no:49059/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
10 Kasım 2004  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 49059/99 başvuru no’lu davanın nedeni  
Türk vatandaşı Medeni Ayhan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 10 Mayıs  
1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 24.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından S.  
Kaya tarafından temsil edilmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
DAVA KOŞULLARI  
Başvuran 1968 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.  
Başvuran, 1996 tarihinde, «Kürt Felsefeci Ehmede Xani» adlı Türkçe bir kitap  
yayımlamıştır. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, 17  
Haziran 1996 tarihli iddianame ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1 maddesine  
dayanarak bölücülük propagandası yaptığı gerekçesiyle başvuran hakkında ceza davası  
açmıştır.  
DGM, 6 Şubat 1997 tarihinde, 4126 sayılı Kanun tarafından değiştirilen 3713 sayılı  
Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1 maddesi uyarınca mahkumiyet kararı alarak, başvuranı  
bir yıl hapis ve 100.000.000 TL para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, aynı zamanda Türk  
Ceza Kanunu’nun 36. maddesi gereğince sözkonusu kitabın toplatılmasını kararlaştırmıştır.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 2 Nisan 1998 tarihli tebliğnamesinde, başvuranın  
mahkemeye yaptığı temyiz başvurusunun reddedilmesini talep etmiştir.  
Başvuran, 10 Şubat 1999 tarihli savunmasında, suç unsuru teşkil eden kitabının  
yayımlanması nedeniyle hakkında mahkumiyet kararının verilmesinin AİHS’nin 10.  
maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.  
Yargıtay, 22 Şubat 1999 tarihinde, başvuran tarafından yapılan itirazı reddederek  
kararı onamıştır.  
DGM, 4454 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca vermiş olduğu ara kararla, eğer  
başvuran hala tutuklu ise, cezasının infazının ertelenerek serbest bırakılmasına karar vermiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden  
şikayetçi olmuştur. Başvuran bu bağlamda, AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.  
Mahkemenin bu yöndeki içtihatlarına göndermede bulunan Hükümet, (Sürek-Türkiye  
(no:1) no: 26682/95, AİHM 1999-IV, ve Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997, 1997-VII,  
s.2539, § 10), sözkonusu kitabın Devletin bölünmez bütünlüğüne ve toprak bütünlüğüne karşı  
bölücülük propagandası içermesi nedeniyle, AİHS’nin 10 § 2 maddesine uygun olarak  
müdahalede bulunulduğunu savunmaktadır.  
Hükümet, ihtilaflı müdahalenin, bölücülük propagandasının şiddet içerdiği ve  
toplumdaki farklı gruplar arasında kin uyandırdığı sürece, ki bunun da insan haklarını ve  
demokrasiyi ihlal etmesinden dolayı, «demokratik bir toplumda gerekli» olduğunu  
savunmaktadır. Başvuran, kitabı aracılığıyla bölücülük propagandası yaparak, toprak  
bütünlüğü, ulusal birlik ve güvenlik, suçun önlenmesi unsurları gibi toplumsal menfaatleri  
ihlal etmiştir. Bu nedenle Hükümet, AİHS’nin 10 § 2 maddesine uygun olarak Devletin takdir  
hakkını ortaya koyacak tedbirlerin sözkonusu olduğu kanısındadır.  
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu  
olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2  
maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz  
edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40).  
AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemektedir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin  
“demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer  
sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.  
özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74,  
sözüedilen İbrahim Aksoy-Türkiye, §80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23 Eylül 2003 ve  
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).  
AİHM, içtihadı ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, söz konusu durumu  
farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir.  
AİHM, özellikle suç unsuru kitapta kullanılan ifadelere önem vermiştir. Bu bağlamda,  
inceleyeceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları  
gözönünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998 tarihli  
Incal-Türkiye kararı, 1998-IV, s.1568, §58).  
Dava konusu eser, on yedinci yüzyılda yaşamış kürt kökenli bir düşünürün hayatı ve  
eseriyle ilgilidir.  
AİHM, DGM’nin bu eserin Türk Devletinin toprak bütünlüğünü bozmayı amaçlayan  
ifadelere yer verdiği kanaatinde olduğunu belirtmektedir.  
AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi  
içinde yeterli olmayan iç hukuk mahkemelerinin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri  
incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 8 Temmuz  
1999). AİHM, özellikle kitabın bazı bölümlerinin Türk Devleti hakkında negatif bir tablo  
çizdiğini ve bunun da metne düşmanca bir anlam katmış olmasına rağmen, ne şiddet  
kullanmaya, ne silahlı mücadeleye ne de ayaklanmaya teşvik ettiğini ve kin güden bir  
konuşmanın sözkonusu olmadığını gözlemlemektedir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1),  
no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, verilen cezaların niteliğinin ve ağırlığının müdahalenin oranını belirlemek  
sözkonusu olduğunda gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmektedir.  
Davada, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı, istenilen amaçlara göre orantılı  
değildir, dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu nedenle AİHS’nin 10.  
maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, Yargıtay önündeki  
muhakeme usulünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin kendisine tebliğ  
edilmediğinden ve Yargıtay’ın duruşma yapmamasından dolayı Yargıtay önündeki  
yargılamanın adil olmadığını ifade ederek, AİHS’nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini  
öne sürmektedir.  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında  
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer  
sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini saptamıştır (Bkz. Özel, sözü  
edilen, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin, sözkonusu durumu farklı bir sonuca  
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğu kanısındadır. “Ulusal güvenliğe” ilişkin  
suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu  
mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını belirtmektedir. Bu  
nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız  
yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu  
mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüpheler  
objektif olarak kanıtlanmaktadır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, 1998- IV,  
S.1573, §72 in fine).  
Sonuç olarak, başvuranı yargılayan DGM’nin, AİHS’nin 6§1 maddesi uyarınca  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanısındadır.  
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi ve Yargıtay’da  
duruşma yapılmaması  
Hükümet bir ihlalin bulunmadığını iddia etmektedir.  
AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya  
konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı  
sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.  
AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının  
ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulduğunda, işbu şikayeti incelemeye gerek  
olmadığı kanaatindedir (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar,  
1998-VII s.3074, §§ 44-45).  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,  
A. Tazminat  
Başvuran, ihtilaflı kitabın toplatılmasından (yayım masrafları ve yoksun kalınan kar),  
tutuklu kalmasına bağlı mesleki gelir kaybından ve 420.000.000 Türk Lirası (TL) para  
cezasından dolayı 170.889 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Başvuran ayrıca, 50.000 Euro tutarındaki manevi zararın tazmin edilmesini  
istemektedir.  
AİHM, iddia edilen gelirlerdeki kayıp konusunda sunulan delillerin, başvuranın  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlalinden doğan zararını net bir şekilde belirlenmesini sağlamadığı  
kanaatindedir (Bkz. Karakoç ve diğerleri- Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, §  
69, 15 Ekim 2002 ). Buradan yola çıkarak başvuranın talebini reddetmektedir.  
Verilen para cezası hakkında AİHM, başvuranın bu miktarın ödendiğine dair hiçbir  
belge sunmadığını belirtmiştir. Buradan yola çıkarak başvuranın talebini reddetmektedir.  
AİHM, manevi tazminat hakkında, dava koşullarından dolayı ilgilinin bir takım  
karışıklıklar yaşamış olacağına kanaat getirerek, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete  
uygun olarak başvurana 4.000 Euro’nun ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM, 6§1 maddesi bağlamında başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının tarafsız  
ve bağımsız bir mahkeme tarafından verilmediği sonucuna vardığında prensip olarak en  
uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılamak olacağı kanaatindedir (sözüedilen Gençel, §27).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, iç hukuk mahkemeleri önünde ve AİHM’deki işlemler sırasında yaptığı  
masraf ve harcamalar için 19.056 Euro talep etmektedir.  
AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurları ve içtihatları gözönünde bulundurarak,  
yapılan masraflar için 2.000 Euro tutarının başvurana ödenmesinin uygun olacağı kanısındadır.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit  
faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Ankara DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS’nin  
6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetleri incelemeye gerek olmadığına;  
4. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet’in başvurana:  
i. manevi tazminat için 4.000 Euro (dört bin euro);  
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin euro);  
iv. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
karar vermiştir.  
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Kasım 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.