COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AYHAN IIK – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 33102/04)  
KARAR  
STRAZBURG  
30 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33102/04 no’lu davanın nedeni, Ayhan Iık adlı  
Türk vatandaının (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 15 Temmuz  
2004 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin  
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından H. Çekiç tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1978 doğumludur ve Tekirdağ’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 27 Ocak 1999 tarihinde, PKK terör örgütü üyesi olduğu üphesiyle  
Đstanbul’da yakalanarak gözaltına alınmıtır. Yakalandığı sırada bavuranın üzerinde sahte  
nüfus cüzdanı bulunmutur. Bavuran, avukatı yardımı almaksızın polise verdiği ifadesinde,  
aleyhindeki suçlamaları kabul etmitir.  
Bavuran, 3 ubat 1999 tarihinde, önce Cumhuriyet Savcısı daha sonra Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi sorgu hakimi huzuruna çıkartılmıtır. Sorgu hakimi, bavuranın  
yargılama öncesi tutukluluğuna hükmetmitir. Bavuran, avukat yardımı almaksızın  
Cumhuriyet Savcısı ve hakim önünde verdiği ifadelerinde, yasadıı bir örgütün eylemlerinde  
yer aldığını inkar etmitir.  
11 ubat 1999 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuran ile diğer dokuz kii hakkında iddianame hazırlamıtır. Bavuran, eski Ceza  
Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca yasadıı bir örgüte üye olmakla itham edilmitir.  
18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’da yapılan değiiklikle birlikte, Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri bünyesindeki askeri yargıçlar sivil yargıçlarla değitirilmitir.  
21 Aralık 2000 tarihinde, artla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair  
4616 No.lu Kanun yürürlüğe girmitir. 18 Temmuz 2001 tarihinde, Anayasa Mahkemesi söz  
konusu kanunun 1/4 maddesini iptal etmitir.  
30 Nisan 1999-14 Mayıs 2003 tarihleri arasında yapılan yirmi durumadan altısı  
bavuranın veya diğer sanıkların talebi üzerine ertelenmitir. Đki duruma da Cumhuriyet  
Savcısı’nın talebi üzerine reddedilmitir. Yargılama sırasında yedi tanık dinlenmitir.  
Mahkeme, 15 Mayıs 2002-24 Temmuz 2002 tarihleri arasında, 4616 No.lu Kanun’un  
iptal edilen 1/4 maddesinin yerine geçecek kanun maddesinin yürürlüğe konmasını  
beklemitir.  
14 Mayıs 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı itham  
edildiği suçtan mahkum etmive on iki yıl on ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
2
Cumhuriyet Basavcısı tarafından Yargıtay’a sunulan yazılı görü31 Ekim 2003  
tarihinde bavurana tebliğ edilmitir.  
Yargıtay, 9 Aralık 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
28 Nisan 2004 tarihinde, cezasının infazına ilikin müddetname bavurana tebliğ  
edilmitir.  
30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli ve  
5190 No.lu Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıtır. Bavuran ile diğer sanıklar  
hakkında açılan dava Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmitir.  
Bavuran, 21 Ekim 2004 tarihinde serbest bırakılmıtır.  
1 Haziran 2005 tarihinde 5237 No.lu Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmitir.  
14 Haziran 2005 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın mahkumiyetini  
yeni TCK hükümleri bağlamında yeniden incelemive bavuranın hapis cezasını altı yıl üç  
aya düürmütür.  
14 Ağustos 2005 tarihinde karar kesinlemive herhangi bir temyiz bavurusunda  
bulunulmamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
A. Yargılamanın uzun sürdüğü yönündeki ikayete ilikin olarak  
Bavuran, yargılama süresinin “makul süre” artına uymadığı ve AĐHS bağlamında  
yapmıolduğu ikayetlere ilikin etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda ikayetçi  
olmuve bu ikayetlerini AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddelerine dayandırmıtır.  
Hükümet, bavuranın ikayetlerinin esasını yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi  
nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddeleri uyarınca yapılan ikayetlerin aağıda belirtilen  
nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bavuranın AĐHS’nin 35.  
maddesinde öngörülen artları yerine getirip getirmediğinin incelenmesine gerek olmadığı  
kanaatindedir.  
AĐHM, göz önünde bulundurulması gereken sürenin, bavuranın yakalandığı 27 Ocak  
1999 tarihinde balayıp Yargıtay’ın Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onadığı  
9 Aralık 2003 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, göz önünde  
bulundurulması gereken süre, iki aamalı yargıda yaklaık dört yıl on aydır.  
AĐHM, davanın, yasadıı bir örgüt adına yaptıkları eylemlerden dolayı itham edilen on  
kiiyi kapsaması nedeniyle karmaık olduğu kanaatindedir. AĐHM, bavuranın tutumunun  
yargılamanın uzamasına neden olmadığını gözlemlemektedir. Adli makamların tutumu ile  
ilgili olarak, AĐHM, davanın iki aamalı yargı sürecinden geçtiğini kaydeder. Yargılama  
3
boyunca yirmi duruma yapılmıve yedi tanık dinlenmitir. AĐHM, 15 Mayıs-24 Temmuz  
2002 tarihleri arasında, mahkemenin 4616 No.lu Kanun’un iptal edilen 1/4 maddesinin yerine  
geçecek olan kanun maddesinin yürürlüğe girmesini beklediğini kaydeder. AĐHM, yargılama  
sırasında bu tür gecikmelerin en aza indirgenmesi gerektiği kanaatindedir. Bununla birlikte,  
AĐHM, yargılamanın tamamının çok uzun sürmemesi durumunda, bu tür gecikmelerin  
müsamaha edilebileceğini hatırlatır (Çaplık / Türkiye, no. 57019/00; Özsoy / Türkiye, no.  
58397/00; Aydoğan ve Diğerleri / Türkiye, no. 41967/02; Karabulut / Türkiye, no. 56015/00;  
Fehmi Koç / Türkiye, no. 71354/01).  
AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıığında, toplamda dört yıl on ay süren yargılamanın  
AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre artına aykırı olmadığı sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bavurunun bu  
kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.  
Yukarıda kaydedilen sonucu göz önüne alan AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 6/1 maddesi  
kapsamındaki hakkının ihlal edilmediği gerekçesiyle, AĐHS'nin 13. maddesi bağlamında etkili  
bir iç hukuk yolunun bulunmadığı iddiasının dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir. Sonuç  
olarak, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun  
olduğu gerekçesiyle bavurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğine karar verir.  
B. Avukat yardımı sağlanmağı yönündeki ikayete ilikin olarak  
Bavuran, gözaltında tutulduğu sırada ve daha sonra kendisini sorgulayan Cumhuriyet  
Savcısı ve hakim önünde avukat yardımından faydalandırılmadığı konusunda ikayetçi  
olmutur.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını kaydeder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
Bavuranın yargılamanın sonraki aamalarında avukat yardımından faydalandığını göz  
önüne alan Hükümet, ceza kovuturmasının ilk aamalarında avukat yardımı  
sağlanmamasının bavuranın savunma hakkını etkilemediğini iddia etmitir.  
AĐHM, aynı ikayeti Salduz / Türkiye davasında incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesi  
ile bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini gözlemlemektedir. AĐHM, adı  
geçen kararda, avukata eriim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve yaı kaç  
olursa olsun söz konusu zamanda Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir  
suçla ilgili olarak gözaltına alınan herkese uygulandığını belirtmitir.  
AĐHM, söz konusu davayı incelemive bu davada adı geçen Salduz kararında yapmıꢀ  
olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı sonucuna  
varmıtır.  
Dolayısıyla, söz konusu davada, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c)  
maddesi ihlal edilmitir.  
C. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görüünün bavurana tebliğ edilmediği  
yönündeki ikayete ilikin olarak  
4
Bavuran, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görüünün kendisine tebliğ  
edilmediğini, bu nedenle de karıt sav ortaya koyma imkanından mahrum bırakıldığı  
konusunda ikayetçi olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 6/1 maddesi ile 6/3(b) maddesine  
dayandırmıtır.  
Hükümet, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görüünün 31 Ekim 2003  
tarihinde bavurana tebliğ edilmiolması nedeniyle, bavuranın bu tür bir ihlalin mağduru  
olduğunun düünülemeyeceğini ileri sürmütür. Hükümet, bu iddiasını desteklemek üzere  
bavurana gönderilen tebliğ belgesini sunmutur.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görüünün 31 Ekim 2003 tarihinde  
bavurana tebliğ edildiğini gösteren belgeyi göz önünde bulunduran AĐHM, bavuranın karıt  
sav ortaya koyma imkanından mahrum bırakıldığı iddiasını desteklemediği sonucuna varır.  
Bu nedenle, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu ikayetin  
açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 10,000 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro  
talep etmitir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı  
bulunmadığını kaydeden AĐHM, söz konusu talebin reddedilmesine karar verir. Bununla  
birlikte, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavurana 1,800 Euro manevi tazminat  
ödenmesine karar verir.  
AĐHM, ayrıca, en uygun telafi yolunun, talep etmesi halinde bavuranın AĐHS’nin 6/1  
maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro, avukatlık  
ücreti için 6,000 Euro talep etmitir.  
Hükümeti bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, söz konusu davada, bavuranın taleplerini  
desteklemek üzere herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, AĐHM, bu  
balık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir (Karatave Yıldız ve Diğerleri /  
Türkiye, no. 4889/05).  
5
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Ceza yargılamasının ilk aamasında avukat yardımı sağlanmadığı yönündeki ikayetin  
kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından, bavurana, manevi tazminat olarak 1,800 Euro (bin sekiz yüz Euro)  
ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 30 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6