CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AYLA ÖZCAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 36526/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
3 ubat 2009  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Ayla Özcan (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 2 Eylül 2004  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 36526/04 numaralı bavuru  
sonucu bu dava görülmektedir.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Bursa barosu avukatlarından  
T.A. Özcan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1943 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir. Bavuran olayların meydana  
geldiği dönemde Tekirdağ barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapmaktaydı.  
20 Kasım 1998 tarihinde Tekirdağ barosuna kayıtlı avukat S.. bavuranı sorumluluğundaki  
Çerkezköy (Tekirdağ) icra dosyalarının birçoğu üzerinde tahrifat yaptığı iddiasıyla baroya  
ikayet etmitir. Baro bakanının imzasını taıyan 3 Aralık 1998 tarihli bu ikayet mektubu  
bavurana iletilmitir.  
Bavuran 14 Aralık 1998 tarihli yazılı savunmasında suçsuz olduğunu vurgulayarak hakkında  
yapılan suçlamaları reddetmive özellikle bu olaylarla ilgili M.Ç.’yi suçlamıtır. Baro  
tarafından bavuran hakkında balatılan ön soruturma kapsamında M.Ç. soruturmayı  
yürüten müfettitarafından tanık olarak dinlenmi, adı geçen kendisi hakkında yapılan  
suçlamaları reddederek bavurana yönelik suçlamaları teyid etmitir.  
Baro özellikle soruturma raporu sonuçlarına dayanarak 30 Aralık 1998 tarihli bir karar ile  
kamu evrakında tahrifat yapmaktan bavuran hakkında Çerkezköy Cumhuriyet Savcılığına  
suç duyurusunda bulunmutur.  
Cumhuriyet savcılığı bunun üzerine 29 Ocak 1999 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza Đꢀleri  
Genel Müdürlüğü’nden (Genel Müdürlük) 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesinin  
uygulanmasına istinaden bavuran hakkında soruturma açılması izni verilmesini talep  
etmitir. Genel Müdürlük 17 ubat 1999 tarihinde soruturma balatılması iznini vermitir.  
Kamu evrakında tahrifat yapmak nedeniyle balatılan soruturma kapsamında bavuran 22  
Nisan 1999 tarihinde ifade vermive hakkında yapılan suçlamaları inkâr etmitir.  
Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı 18 Kasım 1999 tarihinde kamu  
evrakında tahrifat yapmak suçundan bavuran hakkında dava açmıtır.  
Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi 22 Kasım 1999 tarihinde ilk durumasını gerçekletirmitir.  
Mahkeme 7 Aralık 1999 tarihinde Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı  
vermitir.  
Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 15 Aralık 1999 tarihinde ilk durumasını gerçekletirmitir.  
2
Buna paralel olarak, bavuranın 29 Mayıs 2000 tarihli bavurusu üzerine Ağır Ceza  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı kamu evrakında tahrifat yapmak suçundan M.Ç. hakkında  
ceza davası açmıtır .  
Ağır Ceza Mahkemesi 5 Haziran 2000 tarihinde bavuran ve M.Ç. hakkındaki davaların  
birletirilmesine karar vermitir.  
Tekirdağ Barosu Disiplin Kurulu 18 Temmuz 2001 tarihli kararı ile sözü edilen 1136 sayılı  
Kanun’un 140. ve 153. maddelerine dayanarak ceza davası sonuçlanıncaya dek bavuranın  
avukatlık mesleğini sürdürmesinin geçici olarak askıya alınmasını gerekli görmütür.  
Ağır Ceza Mahkemesi 15 Aralık 1999’dan 26 Ocak 2004’e kadar yirmi iki duruma  
gerçekletirmi, durumalar boyunca delilleri bir araya getirmive bazı usuli ilemleri  
gerçekletirmitir. Mahkeme kayıp olduğu için M.Ç.’nin durumada ifade vermemesi  
nedeniyle durumaları ertelemitir. Bavuranın avukatı yapılan bu yirmi durumanın üçünde  
yani 22 Ekim, 24 Aralık 2001 ve 1 Nisan 2002 tarihlerindekilerde hazır bulunmuve  
yargılamanın çabuklatırılması bakımından bavuran ve M.Ç. hakkında açılan davaların ayrı  
görülmesini talep etmitir. Mahkeme buna karın dosyanın durumunu dikkate alarak avukatın  
bu taleplerini reddetmive diğer sanığın aranmasına devam edilmesine karar vermitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 26 Ocak 2004 tarihli kararı ile tarafların yokluğunda bavuranın  
hakkında yapılan suçlardan beraatına ve M.Ç.’nin tüm çabalara rağmen halen kayıp olması  
nedeniyle iki davanın birbirinden ayrılmasına karar vermitir.  
Bavuranın talebi üzerine Disiplin Kurulu 7 Nisan 2004 tarihli bir kararı ile 18 Temmuz 2001  
tarihli sözkonusu kararın iptaline ve getirilen geçici kısıtlamanın kaldırılmasına karar  
vermitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 15 Mart 2006 tarihli kararı ile dosyada yer alan bilgilerden M.Ç.’nin  
21 Eylül 2001 tarihinde vefat ettiği bilgisinin edinilmesi üzerine M.Ç. hakkında yürütülen  
davanın dümesine karar vermitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran cezai yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»  
koulu ile bağdamadığını ileri sürmektedir. Bavuran bu bağlamda özellikle sözkonusu yargı  
süreciyle bağlantılı olarak avukatlık mesleğinin askıya alınması nedeniyle maddi ve manevi  
anlamda önemli ölçüde zarara uğradığının altını çizmektedir.  
Bavuran ayrıca yargılama süresinin uzunluğuna karı iç hukukta etkili bir bavuru yolu  
bulunmadığından ikayetçi olmakta, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet bavuranın iinin  
askıya alınma ileminin sözü edilen yargılama süresinin uzunluğu ile ilintili olmadığını,  
bavuranın Disiplin Kurulu’nun kararının iptaline karı idari mahkemeler önünde dava  
açabileceğini, oysa bavuranın bu yönde bir giriimde bulunmadığını ifade etmektedir.  
3
Bavuran Hükümetin bu iddiasına karı çıkmakta, özellikle sözü edilen tedbir mahiyetindeki  
kararın hakkında açılan ceza davasının akabinde verildiğini ve sonuçları itibarıyla doğrudan  
bununla bağlantılı olduğunu öne sürmektedir. Bavuran bu ilemin hakkında yapılan  
suçlamalardan beraat ettiği ağır ceza mahkemesinin kararının ardından 2004’te kaldırıldığını  
belirtmektedir. Bavuran bütün bu dönem boyunca avukatlık görevini icra edememesine  
neden olan ceza yargı sürecinin uzunluğuna karı bavurabileceği bir iç hukuk yolu  
olmadığını iddia etmektedir.  
AĐHM bavuranın ceza yargılamasının süresinin uzunluğundan ikayet ettiğini ve avukatlık  
görevini geçici olarak ifa edememesinin bunun bir sonucu olduğunu tespit etmektedir. AĐHM  
bu bağlamda, Türk hukuk düzeninin AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca yargı sürecinin  
uzunluğuna karı etkili bir bavuru yolu sunmadığını daha önce de dile getirdiğini hatırlatır  
(Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak bavuranın  
ikayet konusunu telafi edebilecek bir iç hukuk yolu bulunmamaktadır.  
AĐHM bu nedenle Hükümetin ön itirazını reddetmekte ve bavurunun AĐHS’nin 35/3  
maddesine dayalı olarak dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. AĐHM ayrıca baka  
hiçbir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.  
B. Yargı sürecinin uzunluğu hakkında  
1. Dikkate alınması gereken dönem  
Hükümet göz önüne alınması gereken dönemin 22 Kasım 1999’dan 26 Ocak 2004’e kadar  
olan süre olduğunu savunmaktadır. Bavuran ise sözkonusu dönemin 29 Ocak 1999’da  
balayıp 26 Ocak 2004’te sona erdiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM incelenmesi gereken cezai yargılama döneminin bir kiinin «sanık» -kelimenin otonom  
ve özerk anlamıyla- olduğu gün baladığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında  
Corigliano-Đtalya kararı, 10 Aralık 1982 ve Imbrioscia-Đsviçre kararı 24 Kasım 1993).  
Bilhassa yakalama, tutuklama, itham etme ve ön soruturma açma gibi dava açma öncesindeki  
süreç yargıya intikal etme olarak addedilir. 6/1 madde uyarınca «itham etme» bir kiinin  
“yetkili bir merci tarafından bir suçun ilemekle suçlandığından resmen haberdar edilmesi”  
olarak tanımlanmaktadır (Bkz. Reinhardt ve Slimane-Kaid-Fransa kararı, 31 Mart 1998).  
Yargılama, sanığın mahkumiyeti veya davanın dümesi ile sona ermektedir  
Bu bavuruda incelenmesi gereken dönem ön soruturmanın açılması talebinin yapıldığı 29  
Ocak 1999 tarihinde balayıp, bavuranın serbest bırakıldığı 26 Ocak 2004 tarihinde sona  
ermektedir. Tek dereceli mahkemede görülen bu süre yaklaık beyıldır.  
2. Yargı sürecinin uzunluğunun makul olup olmadığı  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın bavuran için arz ettiği  
önem gibi, içtihadında yerlemiölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır  
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).  
AĐHM bu bavurudakine benzer ikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (ibidem).  
4
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemive Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir. AĐHM bu  
yöndeki yerleik içtihadını dikkate alarak sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aırı olduğu  
ve «makul süre» gereğini karılamadığı sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
C. Etkili bir bavurunun olmayıı  
Bavuran yargılama süresinin uzunluğuna karı etkili bir bavuru yolu bulunmadığından  
ikayetçi olmakta, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM bu bavurudakine benzer ikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 13.  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Tendik vd. kararı;  
Bahçeyaka-Türkiye kararı no: 74463/01, 13 Temmuz 2006).  
AĐHM Hükümetin Mahkemenin bu bavuruda farklı bir sonuca varmasını sağlayacak  
herhangi bir tespiti veya delili sunmadığına itibar etmektedir. Ayrıca Türk Hukuk Sistemi  
bavuranın yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki ikayetine karı hiçbir etkili bavuru  
yolu sunmamaktadır.  
AĐHM bu nedenle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “AĐHM ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar  
verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran Tekirdağ barosunun uyguladığı disiplin cezası sonucu uğradığı profesyonel gelir  
kaybına karılık 238.208 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Bu iddialarını desteklemek  
amacıyla özellikle o dönemdeki müteri sayısını ve onlarla yapılan sözlemelerin iptal  
edilmesinin yarattığı sıkıntıları dile getirmektedir. Bavuran manevi tazminat olarak 83.300  
Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM öne sürülen profesyonel gelir kaybı ile ilgili olarak sunulan belgelerin AĐHS’nin  
ihlaliyle bavuranın uğradığı gelir kaybının tespit edilmesine imkan sağlayacak nitelikte  
olmadığını ifade etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Bakaya ve Okçuoğlu-Türkiye no: 23536/94  
ve 24408/94; Karakoç vd.-Türkiye kararı, no:27692/95, 28138/95 ve 28498/95, 15 Ekim  
2002).  
Dava konusu ıığında AĐHM bavurana uğradığı bütün zararı karılaması bakımından  
hakkaniyete uygun 5.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
5
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran herhangi bir kanıtlayıcı belge olmaksızın AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama  
giderleri için 1.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ıığında bavuranın yargılama gider ve masraflarına ilikin bu talebini reddetmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana uğradığı tüm  
zararlar için 5.000 (bebin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 3 ubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6