CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
AYTAN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:54275/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 EYLÜL 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 54275/00 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Hasan Aytan’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 14  
Aralık 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)  
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından  
M.A. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1963 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.  
21 Ocak 1988 tarihinde orduya ait silah ve araçlarını çalan silahlı bir çete (TKPML-  
TİKKO) üyesi olmasından şüphelenilen başvuran yakalanmıştır. Başvuran 12 Şubat’ta  
tutuklanmıştır.  
Başvuran 16 Mart 1988 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
önünde Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 168§2 maddesi gereğince silahlı çeteye yardım  
yapmakla suçlanmıştır. Başvuranın dosyası, TKPML-TİKKO faaliyetleri çerçevesinde  
sözkonusu hırsızlık suçunu ve başka suçları işleyen diğer sekiz sanık aleyhinde başlatılan usul  
işlemleriyle birleştirilmiştir. Başvuranın geri kalan usul işlemlerinden dosyasının ayrılmasına  
ilişkin talebi reddedilmiştir.  
Başvuran 6 Kasım 1989 tarihinde serbest bırakılmıştır.  
Başvuran ve avukatı, 9 Mayıs 1988 ve 2 Kasım 1992 tarihlerinde yapılan duruşmalar  
sırasında iki kez savunmalarını yapmışlardır.  
DGM, 20 Ocak 1994 tarihli kararla başvuranı on yıl hapis ve 3 yıl kamu hizmetinden  
men edilme cezasına çarptırmıştır.  
Başvuran ve diğer hükümlüler kararın temyizine gitmişlerdir.  
Yargıtay 1 Aralık 1994 tarihinde, bazı sanıkların nüfus kayıtlarının eksik olduğu  
gerekçesiyle DGM’nin kararını bozmuş ve davayı geri göndermiştir.  
26 Mart 1996 tarihinde DGM, sözkonusu eksiklikleri tamamlayarak, kamu  
hizmetinden men etme cezasıyla beraber başvuran hakkında verilen cezayı onamıştır.  
Başvuran yeniden temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
2 Mart 1998 tarihinde Yargıtay, kamu hizmetinden men etme cezasının kanuna aykırı  
olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesinde verilen kararı bozmuştur.  
DGM, 10 Aralık 1998 tarihinde, başvuranı on yıl hapis ve üç yıl kamu hizmetinden  
men cezasına çarptırmıştır.  
Başvuranın temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, 21 Haziran 1999 tarihli kararla bu son  
kararı onamıştır.  
2
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir.  
Başvuran ayrıca yargılama süresinin “makul süre” ilkesini tanımadığını iddia ederek  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
AİHM, şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadıklarını saptamakta ve ayrıca, şikayetlerin hiçbirinin kabul edilemezlik gerekçesiyle ters  
düşmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayetleri kabul edilebilir ilan etmek uygun  
olacaktır.  
B. Esas hakkında  
1. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında  
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-  
Türkiye kararı, no: 42739/98, §§33-34 ve 10 Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı,  
no: 59659/00, §§35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca  
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, TCK’nın  
öngördüğü ve cezalandırdığı suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında askeri  
hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla  
karşılanacağını saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara  
ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak  
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran  
tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (9 Haziran 1998  
tarihli Incal- Türkiye kararı, 1998-IV, s. 1573, §72 in fine).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada, DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Cezai usul işlemlerinin süresi hakkında  
Değerlendirilmeye alınması gereken dönem, 21 Ocak 1988 tarihinde başlamış ve 21  
Haziran 1999 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla cezai yargılama beş mahkeme için on bir yıl  
beş ay sürmüştür.  
AİHM, yargılama süresinin makul yönünün, içtihadının yer verdiği kriterler, özellikle  
davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu gözönünde bulundurularak  
değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa, no:  
25444/94, § 67, 1999-II).  
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. sözüedilen Pélissier ve Sassi).  
3
AİHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra Hükümet’in, sözkonusu  
durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat  
getirmektedir. AİHM konuya ilişkin içtihadı gözönüne alarak, bu durumda ihtilaf konusu  
teşkil eden yargılama süresinin ölçüsüz olduğuna ve “makul süre” zorunluluğuna cevap  
vermediğine kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran 15 Mart 2002 tarihinde, kendisine iletilen yazıda adil tazmin talebinde  
bulunmaya davet edildiği halde bunu yapmamıştır. Buradan yola çıkarak, başvuran esas  
hakkındaki görüşlerini sunması için kendisine tanınan süre içinde iddialarını ortaya  
koymadığından dolayı, AİHM bu maksatla kendisine herhangi bir ödemenin yapılmasına  
gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Willekens-Belçika, no: 50859/99, § 27, 24 Nisan 2003  
ve Roobaert-Belçika, no: 52231/99, § 24, 29 Temmuz 2004).  
AİHM için bu durumda olduğu gibi bir kimse, AİHS’nin gerekli kıldığı tarafsız ve  
bağımsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum  
edildiğinde, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava veya yargılamanın yeniden başlatılması, ilke  
olarak tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için uygun bir yol özelliğini taşımaktadır (Bkz. 12  
Mayıs 2005 tarihli Öcalan-Türkiye kararı, no: 46221/99, § 210 in fine 2005).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran masraf ve harcama adı altında hiçbir ödeme talep etmemiştir. Dolayısıyla  
AİHM, bu bakımdan başvurana ödeme yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuranın kabul edilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine  
uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
4