CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AYTAN VE ÖMER POLAT -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:43526/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Haziran 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43526/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaları) Aytan Polat ve ei Ömer Polat’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 24 Ağustos 2001 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, Aytan Polat ve Ömer Polat sırasıyla 1965 ve 1963 doğumlu olup Diyarbakır’da  
ikamet etmektedirler.  
20 Nisan 2001 tarihinde, saat 03.50’ye doğru bavuranlar, polis tarafından PKK’ya karı  
yürütülen operasyonlar çerçevesinde evlerinde yakalanmılardır.  
20 Nisan 2001 tarihinde polis tarafından düzenlenen ve bavuranlar tarafından imzalanan  
yakalama tutanağına göre, aynı operasyon çerçevesinde 19 Nisan 2001 tarihinde  
Diyarbakır’da yakalanan N.I. isimli üpheli, , sözkonusu örgütün üyesi olduğunu itiraf etmiꢀ  
ve bu örgüt bünyesinde bavuranların faaliyetleri hususunda bilgi vermitir. N.I. ile birlikte  
bavuranların evine gelen polis memurları, evlerinde yapılan aramanın ardından bavuranları  
kendi rızalarıyla Emniyet Müdürlüğü’ne götürmülerdir.  
Bavuranlar, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekiplerince gözaltına  
alınmıtır. Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Savcısı, bavuranların gözaltı süresini 24 Nisan 2001 tarihine kadar uzatmıbilahare  
sözkonusu sürenin 4 gün daha uzatılmasına karar vermitir.  
Gözaltının ilk günlerinde bavuranların avukat yardımı almalarına izin verilmemitir. Aytan  
Polat’ın avukatla yaptığı ilk görüme 24 Nisan, Ömer Polat’ın avukatla yaptığı ilk görüme 27  
Nisan tarihlerinde güvenlik güçlerinin nezaretinde gerçeklemitir.  
27 Nisan 2001 tarihinde, polis, bavuranların ifadelerini almıtır. Bavuranlar tarafından  
imzalanan tutanaklara göre, bavuranlar, PKK’ya karı düzenlenen operasyonlar çerçevesinde  
sorgulanmılardır. Bavuranlar, sözkonusu örgüt tarafından ileri sürülen fikirleri  
paylatıklarını ifade etmilerdir.  
28 Nisan 2001 tarihinde, bavuranlar, adli tabip tarafından muayene edilmilerdir. Adli tabip  
raporunda hiçbir kötü muamele izine rastlanmadığını belirtmitir.  
28 Nisan 2001 tarihinde, Savcı tarafından bavuranların ifadeleri alınmıtır. Savcı karısında  
bavuranlar, gözleri bantlı olarak verdiklerini dile getirdikleri ifadeleri değitirmive  
kendileri hakkında yapılan suçlamaları reddetmitir. Buna karın, 20 Nisan 2001 tarihli  
yakalanma tutanağının doğruluğunu teyit etmilerdir. Bavuranlar, aynı gün serbest  
bırakıltır.  
2
22 Mayıs 2001 tarihinde, aleyhteki kanıtların yetersizliğinden, Savcı, bavuranlar hakkında  
takipsizlik kararı vermitir.  
Ancak, bavuranlar, 27 Nisan 2001 tarihinde, gözaltından sorumlu polisler hakkında ikayette  
bulunmulardır. Buna karın 4 Temmuz 2001 tarihinde Savcı, takipsizlik kararı vermive  
sözkonusu karar 27 Temmuz 2001 tarihinde, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi Bakanlığınca  
onantır.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
A. AĐHS’nin 3. maddesi  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, bavuranlar, gözaltı sırasında kendilerine uygulanan  
kötü muameleden ve kötü artlardan ikayetçi olmaktadırlar. Bavuranlar, 27 Nisan 2001  
tarihinde suç duyurusunda bulunduklarını iddia etmektedirler. Buna karın, 4 Temmuz 2001  
tarihinde Savcı, takipsizlik kararı vermive sözkonusu karar Siverek Ağır Ceza Mahkemesi  
Bakanlığı’nca 27 Temmuz 2001 tarihinde onanmıtır.  
Hükümet, bavuranların AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yaptıkları ikayetleri ulusal  
mahkemeler önünde dile getirmediklerini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediğini  
savunmaktadır.  
AĐHM, izleyen nedenlerden ötürü bavurunun bu kısmımın her halükarda kabuledilemez  
nitelikte olması nedeniyle bavuranların iç hukuk yollarını tüketip tüketmedikleri hususunda  
karar vermeye gerek olmadığı kanaatindedir.  
Mevcut davada, bavuranlar, gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarına ilikin  
ikayetlerini destekleyebilmek hiçbir belge sunmamılardır. Üstelik gözaltı bitiminde  
düzenlenen sağlık raporlarında bavuranların hiçbir darp ve cebir izine maruz kalmadıkları  
belirtilmektedir. Bavuranların avukatlarının, 28 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen sağlık  
raporlarının kesinlik ve doğruluğuna itiraz etmesine rağmen bavuranların baka bir doktor  
tarafından görülmesine izin verilmediğini ileri sürmemitir. Ayrıca, dosya unsurlarından  
gözaltının herhangi bir safhasında veya bavuranların tahliyesinden sonra baka bir doktor  
tarafından muayene edilme giriiminde bulundukları sonucuna ulaılamamaktadır.  
Ayrıca AĐHM, gözaltının sonunda ifadelerini alan Savcı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi  
nöbetçi hakimi karısında bavuranların, polise verdikleri ifadeleri, kötü muameleden söz  
etmeden sadece “gözleri bantlı” olarak imzaladıklarını belirterek inkar etmekle yetindiklerini  
tespit etmektedir (Karadeniz-Türkiye, bavuru no: 53048/99, 21 Mart 2006).  
Sonuç olarak, AĐHM, bavuranların ikayetine konu olan polis tarafından kötü muamele  
uygulandığı hususunda makul üphe uyandırabilecek ve/veya mevcut davada adli mercilerin  
tutumlarını tartıma konusu yapma imkanı tanıyan hiçbir unsura sahip değildir. Sonuç olarak,  
bavuranlar iç hukuk yollarını tüketmemiolsalar dahi, AĐHM, bavurunun bu kısmının  
açıkça mesnetten yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri uyarınca  
reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.  
3
B. AĐHS’nin 6/3 c) maddesi  
Bavuranlar, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamamaktan ikayetçidirler.  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6/3 c) maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
AĐHM, bavuranların takipsizlik kararından faydalandıklarını, dolayısıyla  
ne  
yargılandıklarını ne mahkum edildiklerini gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, muhtemel  
bir dava balatabilecek hataların takipsizlik kararı ile telafi edilmiolarak düünülebileceği  
kanaatindedir (mutatis, mutandis, Dieter Franz Kayser – Đtalya, bavuru no: 58879/00, 22  
Mayıs 2003). Bavuranların, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlalinden mağdur olduklarını ileri  
süremeyecekleri sonucuna ulaılmaktadır. Bavurunun bu kısmı açıkça mesnetten yoksundur  
ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
C. AĐHS’nin 5. maddesi  
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendi ve 2. paragrafı  
Bavuranlar, bir suç iledikleri üphesini uyandıran makul nedenlerin bulunmamasından ve  
haklarındaki suçlamalar hususunda bilgilendirilmemelerinden ikayetçi olmaktadırlar.  
Bavuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendine ve 2. paragrafına atıfta  
bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır.  
Mevcut davada, AĐHM, 20 Nisan 2001 tarihinde, bavuranların, PKK’ya karı düzenlenen  
operasyon çerçevesinde polis tarafından yakalandıklarını belirlemektedir. Bavuranlar  
tarafından imzalanan yakalama tutanağı, bavuranların, sözkonusu örgütün üyesi olduğu ileri  
sürülen bir kii tarafından verilen bilgilerin ardından yakalandıklarını ortaya koymaktadır. 27  
Nisan 2001 tarihinde, polis bavuranların ifadesini almıtır. Sonuç olarak bavuranların  
imzaladıkları tutanağa göre, bavuranlar, sözkonusu örgüt adına olan faaliyetleri hususunda  
sorgulanmılardır.  
Yukarıda söylenenler ve dosya unsurları göz önüne alındığında, üphelerin gereken seviyede  
olduğu sonucuna ulaılmaktadır. Özgürlükten yoksun bırakma, ilgililere yüklenen üphelerin  
doğrulanması veya giderilmesi amacını taımıtır. Ayrıca, bavuranlar tarafından imzalanan  
yakalama tutanağı, yakalama gerekçelerini belirtmitir. Dolayısıyla, sözkonusu belge,  
bavuranların yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirildiklerini yeterince kanıtlamaktadır  
(Veske-Türkiye, bavuru no: 11838/02, 20 ubat 2007).  
Bavurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragrafları  
a) Đç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet, iki balık altında iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Đlk olarak,  
Hükümet, gözaltının yasaya uygunluğunun denetimini yaptırmak veya savcılığın gözaltı  
süresinin uzatılması talimatına itiraz etmek için mahkeme hakimliğine bavuruda bulunma  
imkanını öngören Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128/4 maddesine atıfta  
4
bulunmaktadır. Đkinci olarak ise, Hükümet, kanuna aykırı olarak yakalanan veya haksız yere  
tutulan kiilere tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı yasaya göndermede bulunmaktadır.  
Bavuranlar, Hükümet tarafından gösterilen hukuki yolların dava koullarına uygun  
olmadığını iddia etmektedirler.  
AĐHM, Hükümet’in itirazının, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragrafları uyarınca  
düzenlenen ikayetin esasına sıkı sıkıya bağlı olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, iç hukuk  
yollarının tüketilip tüketilmediği hususu esasa ilikin olarak yapılan inceleme sırasında  
değerlendirilmelidir.  
b) Kabuledilebilirliğe ilikin diğer kriterler  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5.  
paragrafları kapsamında yapılan ikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM,  
ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.  
Bu nedenle sözkonusu ikayetler kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. , 4. ve 5. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, 20 Nisan 2001 tarihinden 28 Nisan 2001 tarihine kadar özgürlüklerinden yoksun  
bırakılmalarının AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragraflarını ihlal ettiğini iddia  
etmektedirler.  
Mevcut davada, AĐHM, bavuranların gözaltı sürelerinin 20 Nisan 2001 tarihinde baladığını  
ve 28 Nisan 2001 tarihinde sona erdiğini, dolayısıyla sözkonusu sürenin 8 gün sürdüğünü  
gözlemlemektedir. AĐHM yerleik içtihadının da ortaya koyduğu ekli ile böyle bir sürenin  
ivedilik ifadesi ile bağdamadığına üphe yoktur (Brogan ve diğerleri – Birleik Krallık, 29  
Kasım 1988).  
Gözaltının yasaya uygunluğuna itiraz edebilmek ve tazminat talebinde bulunabilmek için  
bavuru yolunun bulunmadığı kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak AĐHM, geçmite,  
Hükümet tarafından belirtilen bavuru yollarını incelediğini ve sözkonusu bavuru yollarının,  
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. ve 5. paragraflarının gerekliliklerini karılamağı sonucuna  
ulağını hatırlatmaktadır. Nitekim özgürlüğünden yoksun bırakma ilemlerine uygulanan  
temel güvencelerden yararlanmadığı takdirde, sözkonusu maddenin 4. satırı uyarınca,  
bavuran, bizzat veya vekil aracılığıyla dinlenme imkanına sahip olmalıdır (bkz, diğerleri  
arasından, Keklik ve diğerleri – Türkiye, bavuru no: 77388/01 ve Nikolova-Bulgaristan,  
bavuru no: 31195/96). Oysa, AĐHM, dosyayı incelediğinde, gözaltı sırasında bavuranların  
hiçbir zaman hakim karına çıkmadıklarını, hakimin denetimini yalnızca dosya üzerinden  
yaptığını belirler. 466 sayılı yasa ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu hükmün maddeleri  
uyarınca, savcılık tarafından yürütülen soruturmanın takipsizlik kararı ile sonuçlanmasından  
dolayı bavuranların tazminat talep etme imkanlarının bulunduğunu belirler. Mevcut davada,  
ulusal mahkemeler tazminat ödenmesi için yalnızca takipsizlik kararını temel almaktadırlar.  
Oysa tazminat ödenmesi, takipsizlik kararının otomatik bir sonucudur ve hiçbir ekilde  
özgürlükten yoksun bırakmanın yasaya uygun olmadığının tespiti anlamını taımamaktadır.  
Sonuç olarak, AĐHM, Türk hukukunun, bavuranlara ileri sürülen ihlaller için tazmin hakkı  
tanıdığı hususunda ikna olamamıtır (Sinan Tanrıkulu ve diğerleri – Türkiye, bavuru no:  
5008699, 3 Mayıs 2007).  
5
Mevcut davada sözkonusu sonuçtan farklı bir sonuca ulamak için hiçbir neden göremeyen  
AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir. Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin  
3. , 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiği sonucuna ulamaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar için 15.000 Euro talep etmektedirler.  
Ayrıca bavuranlar, avukatlık ücreti ve giderlere ilikin bir makbuz ile Diyarbakır Barosu  
avukatlık ücret tarifesini belge olarak sunarak AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama  
masraf ve giderleri için 3.762 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavuranların her birine 2.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Yargılama masraf ve giderler ile ilgili olarak  
AĐHM, sahip olduğu unsurları göz önüne alarak, bavuranlara ortaklaa olarak, 1.000 Euro  
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragrafları kapsamında yapılan  
ikayete ilikin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine,  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı  
Devlet tarafından aağıdaki miktarların ödenmesine:  
(i)  
bavuranların her birine, her türlü vergiden muaf tutularak 2.000 Euro (iki  
bin Euro) manevi tazminat;  
(ii)  
bavuranlara ortaklaa olarak, her türlü vergiden muaf tutularak yargılama  
masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin Euro);  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6