bulunmaktadır. Đkinci olarak ise, Hükümet, kanuna aykırı olarak yakalanan veya haksız yere
tutulan kiꢀilere tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı yasaya göndermede bulunmaktadır.
Baꢀvuranlar, Hükümet tarafından gösterilen hukuki yolların dava koꢀullarına uygun
olmadığını iddia etmektedirler.
AĐHM, Hükümet’in itirazının, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragrafları uyarınca
düzenlenen ꢀikayetin esasına sıkı sıkıya bağlı olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, iç hukuk
yollarının tüketilip tüketilmediği hususu esasa iliꢀkin olarak yapılan inceleme sırasında
değerlendirilmelidir.
b) Kabuledilebilirliğe iliꢀkin diğer kriterler
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5.
paragrafları kapsamında yapılan ꢀikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM,
ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.
Bu nedenle sözkonusu ꢀikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. , 4. ve 5. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, 20 Nisan 2001 tarihinden 28 Nisan 2001 tarihine kadar özgürlüklerinden yoksun
bırakılmalarının AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragraflarını ihlal ettiğini iddia
etmektedirler.
Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranların gözaltı sürelerinin 20 Nisan 2001 tarihinde baꢀladığını
ve 28 Nisan 2001 tarihinde sona erdiğini, dolayısıyla sözkonusu sürenin 8 gün sürdüğünü
gözlemlemektedir. AĐHM yerleꢀik içtihadının da ortaya koyduğu ꢀekli ile böyle bir sürenin
ivedilik ifadesi ile bağdaꢀmadığına ꢀüphe yoktur (Brogan ve diğerleri – Birleꢀik Krallık, 29
Kasım 1988).
Gözaltının yasaya uygunluğuna itiraz edebilmek ve tazminat talebinde bulunabilmek için
baꢀvuru yolunun bulunmadığı kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak AĐHM, geçmiꢀte,
Hükümet tarafından belirtilen baꢀvuru yollarını incelediğini ve sözkonusu baꢀvuru yollarının,
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. ve 5. paragraflarının gerekliliklerini karꢀılamadığı sonucuna
ulaꢀtığını hatırlatmaktadır. Nitekim özgürlüğünden yoksun bırakma iꢀlemlerine uygulanan
temel güvencelerden yararlanmadığı takdirde, sözkonusu maddenin 4. satırı uyarınca,
baꢀvuran, bizzat veya vekil aracılığıyla dinlenme imkanına sahip olmalıdır (bkz, diğerleri
arasından, Keklik ve diğerleri – Türkiye, baꢀvuru no: 77388/01 ve Nikolova-Bulgaristan,
baꢀvuru no: 31195/96). Oysa, AĐHM, dosyayı incelediğinde, gözaltı sırasında baꢀvuranların
hiçbir zaman hakim karꢀına çıkmadıklarını, hakimin denetimini yalnızca dosya üzerinden
yaptığını belirler. 466 sayılı yasa ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu hükmün maddeleri
uyarınca, savcılık tarafından yürütülen soruꢀturmanın takipsizlik kararı ile sonuçlanmasından
dolayı baꢀvuranların tazminat talep etme imkanlarının bulunduğunu belirler. Mevcut davada,
ulusal mahkemeler tazminat ödenmesi için yalnızca takipsizlik kararını temel almaktadırlar.
Oysa tazminat ödenmesi, takipsizlik kararının otomatik bir sonucudur ve hiçbir ꢀekilde
özgürlükten yoksun bırakmanın yasaya uygun olmadığının tespiti anlamını taꢀımamaktadır.
Sonuç olarak, AĐHM, Türk hukukunun, baꢀvuranlara ileri sürülen ihlaller için tazmin hakkı
tanıdığı hususunda ikna olamamıꢀtır (Sinan Tanrıkulu ve diğerleri – Türkiye, baꢀvuru no:
5008699, 3 Mayıs 2007).
5